2. bölüm / 5
Peren KolejiGeçmiş-Gelecek
Bölümler 5Şu an: Geçmiş-Gelecek
- 1 Giriş617 kelime
- 2 Geçmiş-Gelecek1.307 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 İlk Gün4.649 kelime
- 4 Rastgele Seçilenler3.799 kelime
- 5 İhtiyaç3.245 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
08/11/2012
Yaman Karanın, sevdiği kadını, karısını kaybetmesinin üzerinden tam iki yıl geçmişti. Hilal Suna Kara, yani karısı eski dostunun ellerinde ölmüştü. Bu Yaman Karanın Güney Türkmene daha da kinlenmesine neden olmuştu. Yaman Kara aslında suçlu kişinin Güney Türkmen değilde kendisi olduğunu içten içe biliyordu, ama kabul edemiyor başkasını suçluyordu. Yaman Kara o gece Hilal Kara ile kavga etmiş, hamile karısını üzmemek için dışarıya arkadaşları ile kafa dağıtmaya çıkmıştı. Aslında çok durmayacaktı ama zamanın farkında değildi. Zaman. Yaman Kara o gece geç geldiğinde karısının acı çektiğini gördü. Onu hemen hastaneye yetiştirdi ve en iyi kadın doğum doktorlarından biri olan Güney Türkmen’den yardım istedi. Güney Türkmen tabii ki kabul etti ve hemen geldi ama Hilal Kara için her şey çok geçti. Hilal Kara aslında biliyordu, bu hamileliğin riskli olduğunu ve büyük ihtimalde kendisinin kurtulamayacağını.
Duygularını hat safada yaşayan Hilal Kara, eşine hiçbir şey dememiş, kızı için kendini feda etmişti fakat Yaman Kara, karısının ölümüne neden olan bebeği istememişti. Ona göre o bebek, ondan hayatının aşkını çalmıştı. Yaman Kara unutuyordu, o daha bir bebekti. Annesinin kucağına gidemeden annesini kayıp etmişti, üstelik babası onu sorumlu tutup onu terk etmişti. O bebeğin tek suçu doğmaktı. Doğduğu için ailesini kayıp etmişti. Üvey ailesi onu çok sevmişti, hemde çok ama o kız annesinin kokusunu bile bilmiyordu. O, anne sevgisi baba sevgisi ne demek bilmediği için üvey ailesine alışamamıştı. İçinde o duygu boştu ve dolmuyordu.
Yaman Kara karısı öldükten sonra bebeği bir yurda bırakmıştı. Şimdi ise Yaman Kara, o anıları olan liseyi tekrar yaptırmış fakat o gizli yere dokunmamıştı. Elinde bir kamera vardı. Saat gece iki ya da üçtü, etraf kapkaranlıktı. Birkaç sokak lambası aydınlatmaya çalışıyordu etrafı. Okuldan içeriye girdiği an gözleri dolmuştu. Her yer bulanıktı. Bugün kendine her şeyi itiraf edecekti.
İlerledi ve karşısındaki merdivenleri indi. İner inmez tam sağa döndü ve işte oradaydı.
Geçmişi.
İlerledi ve yeni yaptırdığı dijital kapıya parmağını okuttu. Duvar yeşil yandı ve açıldı. Yamanın ilk göz yaşı burada düştü. Etrafı hala bulanık görüyordu. İçerisi en son onun bıraktığı gibi duruyordu. İçeriye sarsak bir adım attı. Bu yük fazla ağırdı ve yine yalnızdı. Yaman Kara hep yalnızdı. Boynu bu yükü taşıyamadığı için öne eğdi eğildi. Bir kaç adım daha attı ve kapı kapandı. Eliyle ışığı açtı. Karısının oturup ağladığı masa ve sandalyeyi gördü. Gözleri, gözyaşlarını tutmaktan sızlıyordu. İlerledi ve karısının son oturduğu sandalyeyi ortaya çekti, tam karşısına kamerayı koydu. Videoyu başlattı ve sandalyeye oturdu. Karısını hissediyordu. Kafasını yukarıya kaldırdı ve iki saniye derin nefes aldı. Sonra kamerayı döndü, gülümsemeye çalıştı.
’Merhaba Peren, kızım. Ben Yaman Kara. Sana biraz gerçeklerden bahsetmek istiyorum. Sana Peren diyeceğim ama ileride bu kayıdı bulursan ismin değişmiş olabilir. Bu kapıyı zaten benim DNA’ma ve Güney Türkmen’in DNA’sını taşıyan kişi ve ya kişiler girebilir. Yani bu kaset her türlü emin ellerde.’
Yaman Kara dayanamıyordu. Derin bir nefes aldı.
‘Ben Yaman Kara, ortaokulda bir arkadaşım vardı. Güney Türkmen. İyi anlaşıyorduk. Bir gün Güney bana heyecanla, ‘Seni biriyle tanıştıracağım.’dedi.’ Yaman Kara o günü hatırladı. Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. ‘Dümdüz ve upuzun simsiyah saçları vardı. Gözleri maviydi. Çilleri vardı, hemde çok. Kısa değildi ama uzun da değildi. Güleç biriydi. Teni bembeyazdı. Küçük bir burnu ve küçük dudakları vardı. Tanıştırdığı kişi annendi, kızım. Ona orada aşık oldum. Ortaokulda aşık olmak ayrı bir şey çünkü ilk gerçek duygun. O günden sonra hep beraber takıldık. Liseyi de beraber okuduk ve onuncu sınıfta annenle sevgili olduk. Mezuniyet günü en zor şey buradan vazgeçmekti, burayı kilitleme yükünü bana yüklediler. Onlara kızmıyorum, ben bile bu kadar zor kalktıysam işin içinden onlar hiç kalkamazlardı. Ben zaten reşit olmuştum, annende reşit olduğu günün ertesi günü evlendik ama okumaya devam ettik. Hatta nikah şahidimiz Güney Türkmendi. Annen Astronomi ve Uzay Bilimi okudu. Mezun oldu ve yaz tatilinde hamile olduğunu öğrendi. Sana hamile idi. Evde kendince araştırmalar yaptı. Çok çalıştı. Çok.’
Yaman Karanın göz yaşları artık firar ediyordu.
‘Sekiz ay sonra bir gün Hilalin telefonuna mesaj geldi, Güneydi. Baktığımda, ‘Bana hiç şans vermedin ki.’ Yazıyordu. Önceki mesajlara baktığımda Güneyin, Hilale aşık olduğunu ve hislerini daha da sağlayamadığı yazıyordu. Hilale sordum, bunlar ne diye. Telefonumu mu karıştırıyorsun dedi, büyük kavga ettik. Hamile olduğu için tam bağıramıyor, sinirlenemiyordum. Şuan anlıyorum kızım, anneni Güneyden çalan bendim. O beni hoşlandığı kızla tanıştırmıştı, ben anlamamıştım. Üçüncü kişi Güney değil, bendim.’
Yaman Kara kendini daha fazla tutamadı ve ağlamaya başladı.
‘Anneni üzmemek için dışarıya çıktım. Bir kaç arkadaş ile kafa dağıtmaya gittim. Annen aradı kaç kere ama açmadım.’
Ağlaması daha da şiddetlenmişti. Kendi hatasıydı, bunu biliyordu.
‘Annemin doğumu başlamış, çok erkendi. Zaten bu yüzden riskliydi. O riski evde yaşamıştı. Bana ulaşamayınca ambulansı aramış, ama trafik çok olduğu için ambulans geç kalmıştı. Başka kimsemiz de yoktu. ‘
Yaman Kara nefes almaya ihtiyaç duydu ve bir kaç dakika durdu. Tekrar derin nefes aldı ve konuşmaya başladı.
‘Eve geç döndüğümde annen kanlar içinde koltukta baygındı. Hemen hastaneye götürdüm, yolda gideceğimiz hastaneyi aradığımda, ‘En iyi kadın doğum uzmanları lazım.’dediler. Güney Türkmen, Dünyanın En İyi Kadın Doğum Uzmanları arasında ilk yirmide yer alıyordu. Hemen onu aradım ve hemen geldi. Aslında onun için de zordu, bunu yeni anlıyordum. Eminim ki Güney elinden geleni yaptı, ama …’
Boğazında bir yumru vardı, konuşmasını engelleyim onu boğuyordu. Yaman Kara karısının öldüğünü hiçbir zaman ne içinden ne de dışından söylememişti. Ama farkında idi, kabul etmesi gerekiyordu.
‘Ama annen kurtulamadı.’ Ve bağırmaya başladı, ‘BENİM YÜZÜMDEN! BENİM SUÇUM! BEN ONU YALNIZ BIRAKTIM!’ Sandalyeden kalktı ve sandalyeye bir tekme savurdu küfürle beraber. Zaten çok gücü yoktu, bu yüzden dizlerinin üzerine çöktü. Kafası önde ağlamaya başladı. İçini döküyordu. Ta ki kafasını kaldırana kadar…
Kafasını kaldırdığında karşısında karısını gördü. İnanamadı. Kaşlarını çattı, ‘Hilal?’
Karısı gülümsüyordu, onun aksine. ‘Benim Yaman. Ben yine sana geldim, ama sana kızgınım ve kırgınım.’
Yaman Kara gülerek başını eğdi, ‘Ben ne yaptım yine, benim hatalarım bitmiyor Hilal.’ Kafasını kaldırdı, ‘Seni çok özledim. Özür dilerim Hilal. Benim suçum?’
Hilalin gülümsemesi soldu. ‘Neden Yaman?’
Yaman Kara onu yetiştiremediği için sebep sorduğunu düşündü, ‘Bilemedim Hilal, neden,m yok aptalım ben. Salağın tekiyim.’
Hilal kara düz bir ifade ile bakıyordu. Tam karşısındaydı. ‘Neden Yaman?’
Yaman pişmanlıkla yüzünü buruşturdu, ‘Hilal… yapma.’
Hilal Suna Kara durmadı, ‘Yaman neden?’
‘Hilal, zaten pişmanım, yapma. Bunu daha fazla bana yükleme. Hatamı biliyorum.’
Hilal kafasını iki yana salladı. ‘Kızımız nerde Yaman?’
Yaman Kara o an anladı, Hilali ona kendi canı için değil, kızının hayatı için ona hesap soruyor, ona kızgınlık ve öfke besliyordu. Yaman Kara cevap vermedi, veremedi.
Hilal bağırmaya başladı, ‘Ben onun için canımı verdim! Canımı verdiğim kızım nerede Yaman! Şuan ne yapıyor? Neden seninle değil Yaman? Canımdı o benim! Sen onun babasısın, nasıl yaptın bunu? Benim canımı verdiğim cana sen nasıl kıydın? O sana emanetti! O benim sana emanetimdi Yaman! Nereden kızım, nerede Perenim? Benim canım çok mu önemli, en başından belliydi.’
Yaman, Hilalin suratına bakamıyordu. Kafasını yere eğmiş, ağlıyordu. Hilal Kara iştirak ve hemen Yamanın önüne bir dizini yere koydu. Yamana işaret parmağını salladı, ‘Ben gözüm açık gitmedim. Çünkü kızımın yanında babası vardı! Kimsemiz yoktu ama babası vardı! Onu prensesler gibi büyütecek babası! Nerede o baba Yaman? Nerede benim kızım? İşte bu yüzden seni hiç affetmeyeceğim!’
Hilal ayağı kalktı. Arkasını dönmüş gidecekken, Yaman konuştu.
‘Yıkıktım Hilal. Bir harabe ile büyüsün istemedim. Ona öfke besledim. Benim suçumu ona yükledim. Yeni doğmuş bir bebeğe. Haklısın. Bunun için beni affet demeyeceğim, ama emin ol benimle olduğundan daha mutludur.’ Hilal, yüzünü Yamana döndü. Kafasını iki yana sallarken, pişmanlıkla yüzünü buruşturdu. ‘Ben sana güvenmiştim Yaman. Sen benim için bir hayal kırıklığısın.’dedi.
Yaman Kara gözlerini sıkıca yumdu, iki saniye sonra açtığında karısı yoktu. Bağırdı, ‘Hilal! Hilal geri dön, n’olursun Hilal!’
Hayaldi. Yaman Kara halüsinasyon görmüştü ama etkisinden çıkamadı. On beş dakika.
On beş dakika boyunca bağırarak Hilalin geri gelmesini söylemiş, ona yalvarmıştı. Boşluğa. En sonunda vücudu dayanamadı ve bayıldı.
Yaman Kara kızını aramadı, bir kaç yıl her gün aynı saatte o gizli yere gitti ve Hilalin gelmesini bekledi, ama o bekleyiş hiç mutlu sonla bitmedi. Her seferinde kriz geçiriyor, kimsenin haberi olmadığı için sabaha kadar baygın kalıyordu. Yaman Karayı ne kendi afetti, ne de karısı Hilal ve belki kızı Peren.
Bölüm etkileşimi
