3. bölüm / 3
Perdenin Arkasında3-Yol
Bölümler 3Şu an: 3-Yol
- 1 1-Kırmızı Frekans579 kelime
- 2 2-Karıncalar ve Çocukluğum1.404 kelime
- 3 3-Yol2.027 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Neyra altı yaşına yaklaşırken evdeki kavgaların kelimelerini daha iyi anlamaya başladı.
Bu, işleri kolaylaştırmadı.
Eskiden yalnızca sesleri biliyordu.
Yaban'ın sesinin ne zaman yükseleceğini, Hüma'nın ne zaman susacağını, bir kapının ne zaman sert kapanacağını.
Şimdi cümleleri de anlayabiliyordu.
“Bıktım.”
“Yeter.”
“Gideceğim.”
“Çocuklar var.”
“Umurumda değil.”
“Böyle yaşanmaz.”
Neyra'nın en sevmediği cümle sonuncusuydu.
Böyle yaşanmaz.
Çünkü yaşıyorlardı.
Demek ki yaşanıyordu.
Bir şey yaşanıyorsa nasıl yaşanamazdı?
Büyüklerin dili yine mantıksızdı.
Bir gece Hüma ile Yaban mutfakta tartışıyordu.
Neyra salonda yerde oturmuş kitabına bakıyordu.
Okumayı seviyordu.
Kitaplarda insanların söyledikleri şeyler en azından sayfada kalıyordu.
Bir karakter birinci sayfada söylediği cümleyi yüzüncü sayfada inkâr ederse Neyra geri dönüp kontrol edebilirdi.
İnsanlarda böyle değildi.
“Ben öyle demedim.”
diyorlardı.
Neyra bazen emindi.
Demişlerdi.
Ama gösterecek sayfası yoktu.
Kitapların insanlardan daha güvenilir taraflarından biri buydu.
Geçmişleri silinmiyordu.
Mutfaktan Hüma'nın sesi geldi.
“Ben böyle devam etmeyeceğim.”
Neyra kitabından başını kaldırdı.
Yaban bir şey söyledi.
Duymadı.
Hüma:
“Çocukların önünde yeter artık.”
dedi.
Neyra tekrar kitabına baktı.
Çocukların önünde.
Bu cümleyi daha önce de duymuştu.
Sanki çocukların görmediği yerde olan şey daha az olmuş sayılıyordu.
Bir süre sonra mutfaktan sandalye sesi geldi.
Neyra kitabı kapattı.
Nare yanına oturdu.
“Ne okuyorsun?”
Neyra kitabın kapağını gösterdi.
Nare baktı.
“Güzel mi?”
“Evet.”
“Ne anlatıyor?”
Neyra anlatmaya başladı.
Mutfaktaki sesler devam ederken kitaptaki insanlardan söz etti.
Belki de çocukluğunda hikâyelere bu kadar bağlanmasının nedenlerinden biri buydu.
Başka bir hayat anlatırken birkaç dakika kendi hayatının sesini kısmak mümkündü.
Bir süre sonra Hüma'nın ağzından başka bir kelime çıkmaya başladı.
Ayrılmak.
İlk duyduğunda Neyra kelimenin tam olarak neyi değiştireceğini anlamadı.
Yaban başka evde mi yaşayacaktı?
Hüma burada mı kalacaktı?
Onlar nereye gidecekti?
Nare de gelecek miydi?
Sahir?
Saye?
Okulu ne olacaktı?
Oyuncakları?
Kitapları?
İnsan ayrılınca eşyalar da ayrılıyor muydu?
Bir gece Hüma yatağın üzerinde kıyafet katlarken Neyra kapının önünde durdu.
“Anne.”
“Hı?”
“Siz ayrılacak mısınız?”
Hüma'nın elleri durdu.
Neyra yüzüne baktı.
“Kim söyledi?”
“Duydum.”
“Ne duydun?”
“Sen söyledin.”
Hüma birkaç saniye sustu.
Sonra yanındaki boş yeri gösterdi.
“Gel.”
Neyra yatağa çıktı.
Hüma onu yanına oturttu.
“Bazen anneyle baba anlaşamaz.”
“Niye?”
“Anlaşamaz işte.”
“Sen babamı sevmiyor musun?”
Hüma hemen cevap vermedi.
Neyra bekledi.
“Bazı şeyler sadece sevmekle olmuyor kızım.”
Bu cümle Neyra'nın hoşuna gitmedi.
“Niye?”
Hüma hafifçe güldü.
“Senin niyen hiç bitmiyor mu?”
“Bitmiyor.”
“Fark ettim.”
Neyra annesinin koluna yaslandı.
“Sen gidicen mi?”
“Ben sizi bırakmam.”
“Kesin mi?”
“Kesin.”
“Nare de gelecek mi?”
“Hepiniz benim çocuklarımsınız.”
“Saye de?”
“Evet.”
“Sahir de?”
“Evet.”
Neyra biraz düşündü.
“Ben de?”
Hüma bu kez gerçekten güldü.
“Seni bırakacağım.”
Neyra hemen doğruldu.
“Anne!”
Hüma onu yakalayıp kendine çekti.
“Şaka yaptım, deli.”
“Öyle şaka mı olur?”
“Tamam, yapmam.”
“Yapma.”
“Tamam.”
Neyra tekrar annesine yaslandı.
Hüma saçlarını okşadı.
Bir süre konuşmadılar.
Sonra Neyra:
“Babam?”
diye sordu.
Hüma'nın eli saçlarında yavaşladı.
“Baban da babanız.”
Bu cevap Neyra'ya hiçbir şey anlatmadı.
Fakat başka bir soru sormadı.
Çünkü Yaban'ın başka bir evde olması fikrini düşündüğünde içinde beklediği üzüntüyü bulamamıştı.
Buna biraz şaşırdı.
Belki üzülmesi gerekiyordu.
Filmlerde babalar gidince çocuklar ağlıyordu.
Neyra neden ağlamıyordu?
Yaban'ın evden gitmesini düşününce aklına onunla geçirdiği güzel bir gün gelmesini bekledi.
Gelmedi.
Bir oyun.
Bir gezi.
Bir sır.
Bir masal.
Birlikte yenmiş bir yemek.
Hiçbiri.
Sadece kapı.
Anahtar.
Ses.
Hüma'nın yüzü.
Neyra bunu kimseye söylemedi.
Çocukların bazen hissetmedikleri şeylerden de suçluluk duyabildiğini henüz bilmiyordu.
Ayrılık kararı verilmiş olsa bile insanlar bir anda birbirlerinin hayatından çıkmıyordu.
Bir süre daha aynı meselelerin çevresinde dönüldü.
Konuşmalar oldu.
Kavgalar oldu.
Kararlar verildi.
Sonra kararların tam tersi yapıldı.
Neyra bir ara yetişkinlerin “karar vermek” dediği şeyin aslında aynı şeyi birkaç kere söylemek olduğunu düşünmeye başladı.
Evde hava değişmişti.
Hüma daha yorgundu.
Yaban daha öfkeliydi.
Nare çocukların arasında dolaşıyordu.
Neyra ise izliyordu.
Her şeyi.
Altı yaşındaki bir çocuğun görmemesi gerektiğine büyüklerin karar verdiği şeyleri bile.
Çünkü yetişkinler çocuklardan bir şey saklamak istediğinde çoğu zaman sadece daha alçak sesle konuşuyordu.
Çocuklar yine duyuyordu.
O gün arabaya binmeden önce Neyra'nın içinde tuhaf bir huzursuzluk vardı.
Sonradan bunu kaç kere düşündüğünü sayamayacaktı.
İnsan kötü bir şey yaşadıktan sonra geçmişteki işaretleri toplamaya başlıyordu.
Şu yüzden olmuştu.
Bunu hissetmiştim.
Şurada bir şey farklıydı.
Belki hiçbir şey farklı değildi.
Belki de gerçekten içine doğmuştu.
Neyra hiçbir zaman emin olamayacaktı.
Bildigi tek şey şuydu:
Arabaya binmek istemiyordu.
Hüma:
“Hadi Neyra.”
dedi.
Neyra yerinden kıpırdamadı.
“Hadi kızım.”
“Gitmesek?”
Hüma ona baktı.
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
“E hadi.”
Neyra arabaya baktı.
İçinde kötü bir his vardı.
Çocukların kötü hisleri çoğu zaman yetişkinler için yeterli sebep değildi.
“Anne.”
“Efendim?”
“Gitmesek.”
“Bir şey yok kızım. Hadi.”
Neyra bindi.
Kapı kapandı.
O küçücük ses yıllar sonra bile bazı anılarının kenarında kalacaktı.
Tak.
Bir kapının kapanması.
Bazen insan hayatının iki tarafını birbirinden ayıran şey çok küçük bir sestir.
Araba hareket etti.
Ankara camın dışında akmaya başladı.
Binalar.
Tabelalar.
Yollar.
İnsanlar.
Neyra bir süre dışarı baktı.
İçindeki huzursuzluk geçmedi.
Yaban ile Hüma'nın arasında yine gerginlik vardı.
Önce küçük cümleler.
Sonra daha sert olanlar.
Neyra ön tarafa baktı.
“Yapmayın.”
Kimse duymadı.
Ya da duyup cevap vermedi.
Bir süre sonra yine söyledi.
“Anne.”
Hüma döndü.
“Ne oldu?”
Neyra ne diyeceğini bilmiyordu.
Korkuyorum demek istemedi.
Neden korktuğunu bilmiyordu çünkü.
“Hiç.”
Tekrar cama döndü.
Yol devam etti.
Neyra ellerini birbirine kenetledi.
Dua etmeyi biliyordu.
Büyüklerinden öğrendiği cümleleri her zaman eksiksiz hatırlamıyordu ama bunun önemli olduğunu düşünmüyordu.
Allah'ın ne demek istediğini anlayacağını varsayıyordu.
İçinden dua etmeye başladı.
Allah'ım, bir şey olmasın.
Bir süre sonra yine.
Ne olur bir şey olmasın.
Sonra pazarlık etti.
Çocuklar Tanrı'yla pazarlık etmeyi çabuk öğreniyordu.
Bir daha yaramazlık yapmam.
Annemi üzmem.
Söz dinlerim.
Yeter ki bir şey olmasın.
Neyra'nın aklına neden bunların geldiğini bilmiyordu.
Kötü bir şey olacak hissi bazen mantıktan önce geliyordu.
Fakat yol uzundu.
Arabanın düzenli hareketi bir süre sonra gözlerini ağırlaştırdı.
Korkuyla uyku aynı bedende kavga etmeye başladı.
Uyumamak için dışarı baktı.
Bir direk geçti.
Bir bina.
Bir tabela.
Bir ağaç.
Sonra başka bir direk.
Gözlerini kapattı.
Tekrar açtı.
Hüma ile Yaban'ın seslerini duyuyordu.
Tam olarak ne söylediklerini artık seçemiyordu.
Sesler uzaklaşmaya başladı.
Neyra başını yasladı.
Allah'ım, ne olur bir şey olmasın.
Son düşündüğü cümlelerden biri buydu.
Sonra uyudu.
Kazanın kendisini hatırlamayacaktı.
Ne arabanın yoldan çıktığı anı.
Ne metalin aldığı şekli.
Ne camın kırılmasını.
Ne insanların bağırışını.
Ne kendi bedeninin neye çarptığını.
Bunları daha sonra başkalarından dinleyecekti.
İnsan bazen kendi hayatının en büyük olayında bulunur ama ona tanıklık edemez.
Neyra'nın hafızasında yol vardı.
Dua vardı.
Uyku vardı.
Sonra—
hiçlik.
Dünyada o sırada çok şey olmuştu.
Cam parçalanmıştı.
Hüma'nın alnına cam parçaları saplanmıştı.
Kaburgaları zarar görmüştü.
Nare'nin bacağı kırılmıştı.
Neyra'nın kaburgaları ve dişleri ağır biçimde zarar görmüştü.
Saye de yaralanmıştı.
Yetişkinler bağırmıştı.
Birileri yardım çağırmıştı.
Sirene benzeyen sesler yolları doldurmuştu.
Neyra ile Saye'nin durumunun ağırlığı nedeniyle hava yoluyla sevk edilmeleri gerekmişti.
Gökyüzünde bir helikopter dönüyordu.
Fakat bunların hiçbiri Neyra'nın hatırası değildi.
Bunlar daha sonra kendisine anlatılanlardı.
Onun hatırladığı şey başka bir yerdeydi.
Karanlıkta zaman yoktu.
Neyra bunun rüya olup olmadığını yıllar sonra da açıklayamayacaktı.
Belki bilinçsiz zihnin ürettiği bir görüntüydü.
Belki hastane seslerinin, duyduğu konuşmaların ve ağrının birbirine karışmasıydı.
Belki sadece bir rüyaydı.
Ama görüntü çok netti.
Saye'nin yüzü.
Neyra kardeşine bakıyordu.
Alnından gözüne doğru uzanan küçük bir yara vardı.
Biçimi tuhaftı.
Küçük bir n harfine benziyordu.
Neyra ona bakıyordu.
Saye bir şey söylüyor muydu, hatırlamıyordu.
Etrafta başka biri var mıydı, bilmiyordu.
Sadece yara.
Küçük n.
Sonra görüntü kayboldu.
Hastanede Neyra'nın bedeni yaşamaya devam ederken kendisi aylar boyunca dünyanın dışında kaldı.
Hüma uyandığında çocuklarını sordu.
Nare'nin kırılmış bacağı vardı.
Saye yaralıydı.
Kendi alnında camların bıraktığı izler, göğsünde her nefeste kendisini hatırlatan ağrı vardı.
Ama bir anne kendi ağrısının sırasını değiştirebiliyordu.
“Neyra nerede?”
Cevabı duymak istedi.
Sonra tekrar sordu.
“Neyra nerede?”
Neyra'nın odasında makineler çalışıyordu.
İnsanlar girip çıkıyordu.
Beyaz önlükler.
Eldivenler.
Kablolar.
Serumlar.
Monitörlerin düzenli sesleri.
Bunların hiçbiri onun için henüz dünya değildi.
Dünya durmuştu.
Fakat takvim durmamıştı.
Günler geçti.
Sonra başka günler.
Hüma iyileşebildiği ölçüde kızının yanına gelmeye çalıştı.
Kendi bedeni de kazadan çıkmıştı.
Alnındaki yaralar kapanmaya başlamıştı.
Kaburgaları hâlâ ağrıyordu.
Neyra ise yatıyordu.
Hüma bazen onun elini tutuyordu.
“Kızım.”
Cevap yoktu.
“Neyra.”
Cevap yoktu.
“Annen burada.”
Cevap yoktu.
Hüma kızının elini avucunun içine aldı.
“Bak ben geldim.”
Neyra duymadı.
Ya da duydu ve yıllar sonra hatırlamadı.
İnsan bilincinin hangi kapılarının tamamen kapandığını kimse dışarıdan göremiyordu.
Bir gün Hüma kızının saçını düzeltti.
“Sen bana erken gel diyordun.”
dedi.
Sesi titredi.
“Bak geldim.”
Neyra kıpırdamadı.
Hüma bir süre sustu.
Sonra kızının alnını öptü.
“Sen de gel artık.”
Aylar sonra Neyra'nın dünyası bir anda geri dönmedi.
Önce ışık vardı.
Fazla beyaz.
Gözlerini açmakla kapatmak arasında bir yerdeydi.
Sonra ses.
Bir insan konuşuyordu.
Kelimeleri seçemedi.
Tekrar karanlık.
Sonra yine ışık.
Bir yüz.
Kayboldu.
Bir ses.
“Neyra?”
Gözlerini açmaya çalıştı.
Başaramadı.
Bir süre sonra yeniden.
“Neyra.”
Bu sesi biliyordu.
Nereden bildiğini hatırlaması gerekmedi.
Bazı sesler hafızanın düşünceden daha eski yerlerinde saklanıyordu.
Hüma.
Neyra'nın gözkapakları aralandı.
Dünya bulanıktı.
Hüma'nın yüzü yaklaştı.
“Kızım?”
Neyra konuşmaya çalıştı.
Sesi çıkmadı.
Hüma ağlamaya başladı.
Neyra annesinin neden ağladığını anlamadı.
Son hatırladığı şey arabaydı.
Yol.
Dua.
Sonra uyumuştu.
İnsan uyandığında annesinin ağlaması normal değildi.
Neyra dudaklarını hareket ettirdi.
Hüma eğildi.
“Ne?”
Neyra'nın boğazı kuruydu.
Kelimeyi çıkarabilmek için uğraştı.
“Saye…”
Hüma bir an durdu.
“İyi. O iyi.”
Neyra kaşlarını çattı.
Elini kaldırmaya çalıştı.
Kaldıramadı.
“Ne oldu?”
Hüma:
“Ne?”
Neyra gözünü kapattı.
Küçük bir şekil yeniden zihninde belirdi.
n
“Gözü…”
Hüma'nın yüzü değişti.
“Ne gözü?”
Neyra devam edemedi.
Yorulmuştu.
Gözlerini kapattı.
Hüma kızının elini tuttu.
Neyra tekrar uyudu.
Daha sonra Saye'yi gördüğünde gözleri önce yüzüne gitti.
Sonra alnına.
Sonra gözünün yakınına.
Oradaydı.
Yara.
Tam rüyasında gördüğü yerde.
Küçük.
Tuhaf biçimli.
Neyra baktı.
Uzun süre.
Bir şey söylemedi.
Bunun nasıl mümkün olduğunu açıklayamadı.
Yıllar sonra bile açıklamayacaktı.
Bazen kendisine:
“Belki bir yerde duydum.”
diyecekti.
Belki bilinci kapalıyken konuşmaları işitmişti.
Belki daha önce görmüştü ve hatırlamıyordu.
Belki zihni sonradan anıyı yeniden kurmuştu.
Bilmiyordu.
Neyra bilmediği şeyleri biliyormuş gibi anlatmayı sevmezdi.
Ama bir konuda emindi.
O küçük nyi daha önce görmüştü.
Nerede?
Karanlıkta.
Hastaneden çıkmak, kazadan çıkmak anlamına gelmedi.
Eve dönen insanlar aynı insanlar değildi.
Nare'nin bacağı iyileşecekti.
Hüma'nın alnındaki camların açtığı yaralar kapanacaktı.
Neyra'nın kaburgaları kaynayacak, dişleriyle ilgili işlemler yapılacaktı.
Ama bir ailede kırılan her şey röntgende görünmüyordu.
Hüma ile Yaban arasındaki ilişki kazadan önce zaten sona yaklaşmıştı.
Kaza onu onarmadı.
Bazı felaketler filmlerde insanları birbirine yaklaştırıyordu.
Gerçek hayatta bazen sadece daha önce çatlamış olan şeyi tamamen kırıyordu.
Neyra bunu daha sonra anlayacaktı.
O sırada tek bildiği, dünyanın birkaç ay onsuz devam etmiş olduğuydu.
Bu düşünce hoşuna gitmedi.
İnsan altı yaşında bile dünyanın kendisi yokken devam edebilmesine biraz alınabiliyordu.
İyileşme döneminde Hüma ona daha çok sarılıyordu.
“Yavaş.”
diyordu.
“Koşma.”
“Anne iyiyim.”
“Yavaş dedim.”
“İyiyim ya.”
“Bir daha düşersen seni ben döverim.”
Neyra gülerdi.
“Düşmedim ki.”
“Düşmeden söylüyorum.”
Hüma bazen gece yanına gelip nefes alıp almadığına bakıyordu.
Neyra bir keresinde gözlerini açıp onu yakaladı.
“Napıyon?”
Hüma irkildi.
“Hiç.”
“Bana bakıyodun.”
“Bakmadım.”
“Baktın.”
“Uyu.”
“Niye baktın?”
“Uyuyor musun diye.”
“Uyuyordum zaten.”
“Şimdi uyumuyorsun.”
“Sen uyandırdın.”
Hüma:
“Allah Allah.”
deyip battaniyesini düzeltti.
Neyra annesinin bileğini yakaladı.
“Gitme.”
Hüma durdu.
“Gitmiyorum.”
“Burda dur.”
Hüma yatağın kenarına oturdu.
Neyra gözlerini kapattı.
Bir süre sonra gerçekten uyudu.
Hüma biraz daha bekledi.
Sonra kalktı.
Neyra'nın çocukluğunun o bölümünde annesi hâlâ sığınılacak kişiydi.
Bu önemliydi.
Çünkü yıllar sonra insanlar Neyra'nın annesiyle ilişkisini yalnızca son hâliyle gördüklerinde, sanki aralarında en başından beri bozuk bir şey varmış gibi düşüneceklerdi.
Yoktu.
Bir zamanlar Neyra annesinin bileğini tutup:
“Gitme.”
diyebiliyordu.
Bir zamanlar Hüma:
“Gitmiyorum.”
diyordu.
Ve doğru söylüyordu.
O an için.
Hayatın en acımasız taraflarından biri belki de buydu:
Bir insanın bugün doğru söylediği bir cümle, yıllar sonra yalana dönüşebiliyordu.
Kaza geride kalmaya başladıkça Neyra yeniden dışarı çıkmaya başladı.
Önce Hüma izin vermek istemedi.
“Tek başına uzaklaşmak yok.”
“Uzaklaşmıyorum.”
“Araba olan yere gitme.”
“Gitmem.”
“Koşma.”
“Koşmam.”
“Düşme.”
Neyra annesine baktı.
“Onu nasıl yapcam?”
Hüma güldü.
“Sen anladın beni.”
“Düşmemeye çalışırım.”
“Ha, öyle.”
Hava yeniden sıcak günlere dönmüştü.
Neyra apartmanın önünde oynuyordu.
Bazen çocuklarla.
Bazen tek başına.
Tek başına olmaktan rahatsız değildi.
Bir taş bulup ayağıyla itiyor, kaldırımdaki çizgileri oyun yapıyor, kendi kendine bir şeyler uyduruyordu.
Karıncalar çıktığında yine çömelip onları seyrediyordu.
Dünya yavaş yavaş yeniden sıradan görünmeye başlamıştı.
Neyra da bunun gerçekten sıradan olduğu anlamına geldiğini sandı.
Henüz bilmiyordu:
Bazı felaketler gürültüyle gelir.
Metal parçalanır.
Cam kırılır.
Helikopter havalanır.
Herkes ne olduğunu bilir.
Bazılarıysa sessiz gelir.
Bir çocuk dışarıda tek başına oynuyordur.
Güneş vardır.
Sokak her zamanki sokaktır.
Kimse bağırmaz.
Hiçbir siren çalmaz.
Ve birisi ona yaklaşır.
Bir kelime söyler.
O kelime ilk söylendiğinde sıradan gelir.
Sonra yıllarca insanın içinde yaşar.
Neyra'nın hayatındaki bir sonraki kırılmanın sesi, araba kazası kadar yüksek olmayacaktı.
Tek bir kelime kadar sessiz olacaktı.
Sır.
Bölüm etkileşimi
