10. bölüm · Ölümcül Taht

9. Bölüm

Şühedaaa_ T

1 hafta...
Ablamsız tam 1 hafta geçti...
Babam ise o konuşmamızdan sonra bir daha bana birşey söylemedi ve bir daha yanına çağırmadı. Bu yine benim umrumda değildi. Bende onu görmek için ölmüyordum yani.
Penceremin önünde güneşin batışını izlerken daldığımı farkedip kafamı kaldırdım.
Ablam olmadan çok sıkıcı geçiyordu günlerim. Mutfaktan tatlı kaçıracağım kimse kalmamıştı. Odamdan bile hiç çıkmamaya başlamıştım. Arada Flix geliyordu ama
onunla bile fazla konuşamıyordum. Konuşabileceğim, rahat rahat içimi dökebileceğim biri yoktu sanki.
Annemin hâli daha kötüydü. Odasına hiç kimseyi almıyordu. Sesi ise asla çıkmıyordu. Geceleri ağlayarak uyuyor, sabah ise ağlamaya kaldığı yerden devam ediyordu.
Özenle büyüttüğü kızı suikaste kurban gitmişti. Başka ne yapabilirdi ki.
1 hafta sonra ilk defa kalkıp odadan çıktım. Kapıyı arkamdan tekrar kapattım ve sessizce hemen karşıdaki ablamın odasına girdim.
Onun odası benimkinin aksine hiç güneş almaz, kapkaranlık olurdu. O bu durumdan hiç şikayetçi olmazdı. Odası mumlarla doluydu. Loş aydınlığı seviyordu.Odasında benimkinden daha fazla kitap vardı. Hatta kitaplığa sığdıramamış, kitaplığın yanında ki duvara yaslamış, üst üste dizmişti. Yatağının yanındaki duvarda asılı fotoğrafları vardı. Birini elime aldım. İkimizin birlikte olduğu bir fotoğraftı.
Öldürülmeden birkaç hafta önceydi...
Kendime yine engel olamadım ve yine gözyaşlarım gözlerimden ayrılıp akmaya başladı. Ablamın gülümsemesini gördükçe ağlamam arttı ve hıçkırıklarla birleşti. Ayaklarımla yükümü daha fazla taşıyamayıp yere çöktüm. Gözyaşlarım fotoğrafa damlıyordu. Yerde nefes nefese kaldığımda kafamı kaldırdım.
Atlatamıyordum. Ablamın ölümü beni beklediğimden daha çok sarsmıştı.
Üstelik babamın da benim yanımda olamayıp beni desteklemiyor oluşu beni daha da mahvediyordu. Benim yanımda olmasını şuana kadar istememiştim zaten ama en azından şu günlerde yanımda olabilirdi...
Flix yanımdaydı evet ama o da babama karşı birşey yapamıyordu. Annem zaten sadece kendi yası içindeydi.
Ayağa kalktım. Ablamın çalışma masasına gittim. Ablam güzel resim yapardı. Babam bana olduğu gibi ona da izin vermedi hiçbir zaman resim yapmasına. Benim boyalarımı ve kağıtlarımı kullanırdı hep. Masasının arkasına saklandı resimlerini. Oraya uzanıp çıkardım tüm resimlerini. Uzun süre orda durmaktan üzeri tozlanmış resimler çıktığında tozlar havalandı. Bir sürü kağıdın önüme dökülmesi ile gülümsedim burukça. Teker teker, oyalanmadan baktım resimlerine. Benden daha yetenekliydi. Hatta resim çizmeyi bana o öğretmişti. Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken elimde fotoğrafla yavaşça odadan çıktım...
Odama doğru giderken adımlarım yavaşladı. Hiç düşünmediğim bir şey aklıma gelmişti
Ablam suikast girişiminde ölmüştü. Ve babam bu konu hakkında hiç sesini çıkarmamıştı. Hiçbir şey yapmamıştı o suikastçıyı yakalamak için. Üstelik olay yaşandığında babam ablamın yanında degil miydi? Nasıl görmemişti? Bir anda öfkelenmeye başladım.
Yanaklarım yanıyordu. Tahtının vârisi ölmüştü. Kızı ölmüştü ya, kendi öz kızı ölmüştü ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, üzüntü bile duymuyordu.
Öfkeyle hızlı hızlı adımlarla ilerledim. Yere o kadar sert basıyordum ki adım sesleri geniş koridorda yankılanıyordu. Sonunda taht odasına vardım. Kapıyı tıklamadan sertçe açıp içeri girdim.
Babam bu girişimden irkilerek bana döndü.
"Myna! Bu nasıl giriş? Böyle mi öğrendin sen?"
Sinirle üzerine yürüdüm
"Bir şey mi öğrettin sanki!"
Güldü "Yine mi şu konu. Sana bir şey öğretmediğim için mi bu öfke?"
Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Hayır. Bu öfke benimle ilgili bir şey değil."
"Neyle ilgili?"
"Ablamı öldüren o pislik katillerle ilgili hiçbir şey yapmamanla ilgili."
Durdu. Düşünüyor gibiydi."İnan bana. Şuan bu konudan daha önemli işletim var."
Afalladım.
"Ne işleri?"
"Krallık işleri" dedi küçümser gibi "Krallığın içindeki sorunlar ya da komşularımızla ilişkilerimiz gibi."
"Ne yani? Komşularımız senin kızından daha mı önemli?"
"Hayır ama işlerimi düzende tutmalıyım. O katillerle şuan değil daha sonra ilgileneceğim."
"Diğer işletim diyor ya." dedim ellerimi saçlarıma götürdüm ve odanın içinde dolanmaya başladım.
"Senin kızın, vârisin öldürüldü sen anlamıyor musun?"
"Düzgün konuş benimle."
"Duygusuz!"
Elimle gözlerimi kapattım ve sakinleşmeye çalıştım.
"Daha ne kadar gizleyeceksin? Halk hiçbir şey bilmiyor. Eninde sonunda Menoly'nin yokluğu farkedilecek?"
Bunları diyeceğimi beklemiyor olmalıydı ki durdu.
"Düşüneceğim."
"Bu zamana kadar ne düşündün sen!"
Babam öfkesini kontrol etmeye çalışıyor gibiydi.
"Menoly'nin ölümü sadece seni değil beni de etkiliyor. Evet, üzgünüm ama başka önemli işlerim de var ve onların başında olmalıyım. Şuan bunlarla kafamı dolduramam."
Tekrardan hayal kırıklığı ile gözlerine baktım.
O ise bana duygusuzca bakıyor gitmemi istiyordu.
Hiçbir şey söylemeden geldiğim öfkeyle geri döndüm. Kapıları sertçe çarpa çarpa odama girdim. Flix odamdaydı. Pencerenin önünde oturmuş beni bekliyordu. Seni görünce ayağa kalktı. Ağladığımı gördü ve yüzü düştü. İçimden gözyaşlarıma söve söve yanına gittim.
"Myna... Ne oldu?"
"Yok bir şey..."
''Babanla kavganızı duydum."
"Ne? Nasıl duydun?"
"Kapının önünde bekledim."
"Neden?"
"Bir ara o kadar gergindi ki sana bir şey yapmasından korktum."
Dondum kaldım. "Beni korumak için yaptın yani?" dedim şakayla karışık.
"Evet." dedi gülerek. Şakamı gerçek mi söylediğini anlayamadım. "Sana bir şey yapmaya kalksaydı içeri girip seni kurtaracaktım." güldü "Nasıl plan?"
"Beni korumak için kralını karşına mı alıyorsun yani?" dedim sorgular gibi
"Sen bana Menoly'nin emanetisin. Senin için herkesi karşıma alırım."
Ablamın gidişinden bu yana ilk kez güldüm. "Saol ya."
"Neyse ben artık gideyim. İyi akşamlar..."
"Görüşürüz..."
Flix odamdan çıkarken ayağa kalktım. Yanaklarım kızarırken gülümsediğimi hissettim.
Kitaplığımın önündeyken gözüme bir şey çarptı. Kitapların arasında bir şey sıkıştırılmıştı.
Oraya doğru ilerledim. Elimi uzattım. Bu bir kağıttı. Kağıdı açtım ve yazanları okudum. Menoly gitti...
Sıra kimde?
Yutkundum.
Bunu kim yazmıştı?
Buraya nasıl gelmişti?
Bilmiyorum ama sanki beni zor günler beklemedeydi...
🌓