8. bölüm · Ölümcül Taht
7. Bölüm
Gözlerimi odamın tavanına açtığımda bir an buraya nasıl geldiğimi hatırlamaya çalıştım.
Dün gece Flix'in yanında ağlarken büyük ihtimalle uyuyakalmıştım ve beni odama Flix getirmişti.
Kendi kendime gülüp doğruldum. Odam her zaman olduğu gibi yine güneş ışıkları ile dolmuştu.
Penceremden yansıyan güneş ışıklarına buruk bir şekilde bakarken kapım tıklatıldı.
"Gelebilir miyim Myna?"
Flix gelmişti.
"Girebilirsin..."
Yavaşça kapımı açıp kafasını uzattı "Müsaitsin değil mi?"
Gözlerimi kıstım. "Girebilirsin dediğime göre müsaitimdir herhalde."
Başını salladı ve içeri girdi. Elinde bir tepsi vardı. "Sana kahvaltı getirdim."
Tepsiyi önüme, yatağın üzerine bıraktı ve bir tepsiye, bir bana baktı
"Yiyecek misin?"
"Önce sen ye."
"Niye?"
"Sana bir şey olmazsa bende yerim"
"Seni zehirleyeceğimdem mi şüpheleniyorsun?"
"Her an herşey olabilir."
Alıngan bir şekilde bana baktı.
"Tamam be şaka yaptım!" ve getirdiklerinden yemeye başladım.
"Artık yasal vâris sen oldun ya. Herşeyden bir şüphe duy zaten. Benden bile!"
Tam bune gülerken ağzımdaki lokma boğazıma kaçtı ve öksürmeye başladım. Flix ayağa kalktı. "Myna iyi misin?"
Tepsiden bir bardak su uzattı.Suyu alıp içerken yeniden güldüm.
"Flix ölmedim! Alt tarafı boğazıma yemek kaçtı. Büyük bir şey değil?"
"Aynen büyük bir şey değil! Sana bir şey olsaydı eğer sorumlusu bendim!" Gülümserken Flix aklına yeni bir şey gelmiş gibi bir anda ciddileşti
"Bu arada Myna. Baban seni çağırıyordu."
Başımı salladım "Tamam giderim sonra."
"Ben artık gideyim o zaman."
Kapıya doğru yürürken arkasını döndü.
"Birde Myean'ı kafana takma. Cenazede saçmaladı biraz..."
Ah... Evet. Dün ablamın cenazesinde beni suçlamıştı.
Atanamamış şeytan.
"Hep saçmalıyor zaten."
Omzumu silktim "Takmıyorum merak etme." Yalan. Dün kafama öyle bir takmıştım ki delirecektim. Söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. Şuana kadar bana söylediği en ağır şeylerdi...
Flix başını salladı ve odadan çıktı. Bense tekrar bir başıma kaldım...
Babamın yanına gitmek veya gitmemek... Onun yüzünü görmek hiç istemiyordum ama beni hep çağırması garipti. Çünkü hiç çağırmazdı beni. Çağırma sebebi önemli olmalıydı...
Belki de o da Myean gibi beni suçlayacaktı? Ama yapsaydı o da Myean'nın yaptığı gibi dün suçlardı. Üstelik olay yaşandığında benim sarayda olduğumu biliyordu. Beni suçlayamazdı ki...
En sonunda kalkıp çıktım odadan. Ne söyleyecek deli gibi merak ediyordum. Gidene kadar olabilecek senaryoları düşünüp durdum.
Bu senaryolar kapısını tıklatmamla son buldu. Babam içeri girmemi söylediğinde kapıyı açtım ve girdim. Onun dikkatini çekmek için küçük bir reverans yaptım ama gözleri bende bile değildi. Ayakta, tahtın önünde durmuş tahtına bakıyordu.
Gözlerimi devirdim. "Beni çağırmışsın?"
prensesliğim buraya kadardı.
Onun anlayacağı şekilde konuşacaktım.
Bana döndü ve ayıplar şekilde bana baktı öylece.
"Evet." dedi tekdüze bir sesle. "Biliyorsun tahtın vârisini kaybettik"
"Kızımı kaybettim değilde vârisimi kaybettim diyorsun..."
dedim hayal kırıklığıyla. Bu kadar duygusuz olmasını beklemiyordum.
Bana karşı neysede en azından ablamı sevdiğini sanmıştım...
"Her neyse..." dedi ve devam etti.
"Yani ondan sonraki vâris sensin. Senin tahta geçmen gerekiyor. İstersen tahta geçeceksin. Eğer istemezsen... Sen bilirsin..."
🌓
