Kukla

Vaveyla Yazarı: Ebral

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Kukla

"Kukla oynatıcısının ipi çektiği anı görmeyiz; sadece kuklanın sıçradığını görürüz. Hayat da çoğunlukla böyledir."

— José Saramago

Aldığım nefesi gergince verip ellerimi saçıma attım. Ne tür bir oyunun içindeydim ve ne yaşıyordum? Fazlasıyla kötü hissediyordum; sanki aldığım nefes bile bana ait değildi ve dışarıdaki üyeler beni kukla gibi oynatıyordu. Benden aldıkları zaaflarla beni kontrol ediyor, bundan haz alıyorlardı. Evet, böyleydi, başka açıklaması olamazdı.

Sıkıntıyla saçlarımı elimden çekip burun kemerimi sıktım ve kendimi sakin olmaya, çözüm odaklı düşünmeye yönlendirmeye çalıştım. Gözlerimi tekrar mahkuma çevirdiğimde, bana daha durgun fakat bir o kadar da meraklı bakarken buldum.

Gözlerini ovuşturup kafasını yaklaştırabildiği kadar yaklaştırdı.

Boğazını temizleyip elleriyle saçını düzeltti: “Deli doktoru, hazırım sorularına.” Sırıtı pis pis.

Anladığım kadarıyla buraya gelen her psikolog ona sorular sormuş ve yanıt beklemişti. Karşındaki bu adam da onlarla dalga geçmiş ya da farklı cevaplar verip psikolojik hastalığını bulmalarını zorlaştırmış ve imkansızlaştırmıştı.

Gergince elimdeki kağıtları karıştırdım. Ne yapmam gerektiğinde henüz kararlı değildim ve zaman kazanmam lazımdı. Kafamı sola yatırıp: “Sana fırlattığım kalemi duvardan çıkarıp bana uzatmalısın,” dediğimde afallamıştı. Gözlerini yeniden bir sürü kırptıktan sonra kaşlarını kaldırıp geri geri duvara doğru yöneldi. Demir sesleri kelepçelerden yankılanırken avucuyla kalemi tutup hızla çekti ve duraklasa da arkasını dönüp parmaklıklara yaklaştı ve uzattı.

Gidip elinden almayacak kadar ona güvenmiyordum. Arkamdaki iri yarı koruma ona doğru yaklaştı.

Bakışlarını incelemeye başladım. Bana baktığı gibi bakmıyordu; korumaya düşmanca bakışlar atmaya başladığında, iri yarı adamı bile germişti. Kalemi adamın eline uzatmak yerine bana fırlattığında kafamı geriye çektim; gözüme gelmesini asla istemiyordum.

Şaşırtıcı şekilde yüzüme gelmek yerine kucağımdaki kağıtların üzerine gelip durmuştu.

Ona baktığımda onun gözü hala korumadaydı. Koruma mahkumun bu hareketinden fazlasıyla rahatsız olmuştu.

Bir olay çıkmaması için öksürüp dikkatleri dağıttığımda, koruma tekrardan arkama doğru yürümeye başlamıştı.

“Evet, teşekkürler,” deyip öne eğildim.

“Şimdi bana biraz kendinden bahsetmelisin.” Gülümsedim. Umduğum tek şey bana açık vermesiydi, çünkü ilaç kullanmıyordu ve her geçen gün sorunu daha büyüyecekti.

Düşmanca bakışları kaybolmuştu; geri adımlar atıp yatağa oturdu ve gülümsedi. Ancak çok ürkütücüydü. O da beni taklit edip öne eğildi: “Bence tam tersi, ben seni tanımalıyım. Ne de olsa önemli olan benim seni beğenmem.”

Göz devirdim. Sanırım eğer onun canını sıkarsam, diğer psikologlar gibi beni de harcayacağını ima etmişti.

Parmaklarımı şıklattım: “Üzgünüm, burada soruları soran tek bir kişi var, o da benim.”

Kaşlarını kaldırdı ve tekrardan gürültülü kahkahası rutubetli duvarlara çarparak yankılandı: “Peki deli doktoru, şöyle başlayayım.” Düşünceliymiş gibi elini çenesine attı. “Gencim, yakışıklıyım, hobilerim hapishanede şınav çekmek ve diğer mahkumlarla uğraşmak...” Çenesini sıvazladı. “Ve belki de seni sormalı... Senin hobilerin arasında delilerle konuşmak mı var?” Muzipçe sırırttığında ondan ürkmüştüm. Gerçekten tehlikeliydi ve bu beni çok geriyordu.

Bana bilgi verecek gibi değildi; sanırım ilk seansta başarısızdım ama sorun değildi. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı düşünmek için zamana ihtiyacım vardı. Kafamı iki yana sallayıp: “Bugünlük bu kadar yeterli bence,” dedim.

Benimle birlikte korumalar da hareketlenmişti.

Sözlerimi kesen ağlama taklidi olmuştu: “Ah doktor!” Dramatik şekilde elini kalbine koyup kafasını aşağı eğdi. “Beni bu rutubetli yerde yalnız bırakman hoşuma gitmedi ama seni tüm kalbimle bekliyorum.”

Gerçeklikten uzak hıçkırıkları kahkahası gibi yankılanırken, diğer hücrelerden rahatsız olmuş homurtular yükselmişti.

Daha fazla konuşmak istemiyordum. Adımlarımı hızlandırıp arkamı döndüğümde elimdeki kaleme göz attım ama gördüğüm şeyle bir an duraksadım.

Kalem, ona fırlattığım kalemden farklıydı. Hayır... farklı değildi; kaleme sarılı bir kağıt vardı.

Bunu hangi ara koymuştu? Nasıl koyardı? Onda kalem kağıdın ne işi vardı? Bana ne söylemeye çalışıyordu ve o yüzden mi korumaya kalemi vermemişti?

Korumalar durduğumu görünce, iri yarı mavi gözlü olan bana eğildi: “İyi misiniz? Neden durdunuz?” mırıldandığında gülümsedim, elimle ayakkabımı gösterdim: “Sanırım ayağımı burktum, yeni ayakkabıya alışık değilim.”

Tekrardan yürümeye başladığımızda koruma gözünü öne dikip konuşmaya başladı: “Seninle dalga geçtiğini anlamışsındır... yani anlamışsınızdır,” diye düzeltti kendini.

Adımlarımı atarken: “Elbette...” diye boğazımı temizledim.

Kaşlarını çatıp: “Hayatımda ilk defa mizahı iyi olan bir mahkum gördüm. Bak ne diyeceğim, senin gibi çoğu psikolog seansında ben de bulundum. Böyle davrandığına bakma, önceki doktorlar da sakin veya alaycı konuşurdu. Sence de bu taklitleri bir şeyi andırmıyor mu?” dediğinde adımlarımı durdurdum.

“Neyi taklit ediyor ki?” dedim şaşkınca.

“Joker ve Harley Quinn hesabı,” dedi ve kısık bir gülüş işittim ondan.

Aman tanrım! Şimdi anlamıştım. Genç bir doktor ve tedavi etmeye çalıştığı deli denilen hasta... Bunu daha önce düşünmeliydim, hayatım bir çizgi romana dönüşmeden önce.

Kapıya ulaştığımda hızla çıktım, beni bekleyen profesöre döndüm. Aklımdakileri hızla söylemeye odaklandım: “Bana demek istediği sanırım şu...”

Diğer üyeler ve psikolog heyecanla bana dönmüştü: “Beni manipüle edecek... Ona gelen her psikoloğu kurbanı olarak görüyor ve öncesinde çeşitli numaralarla uyarıyor, beni de... uyardı,” diye mırıldandım. Kimsenin cevabını beklemeden koridorda ilerledim. Buradan çıkıp, eve gidip kardeşimin durumunu öğrenmeli, biraz da dinlenmeliydim. Felaket dolu bir gündü.

Eve geldiğimde ilk işim ılık bir duş almak oldu. Az da olsa kaslarımın gerginliğini almış gibiydi. Elimin altındaki havluyu kafama gelişigüzel sarıp makyaj masamda oturmuş yüzüme krem sürüyordum. Annemleri aramış ve iyi olduklarını öğrenmiştim.

Tek yapmam gereken bu işi halledip kardeşimi kurtarmak olmalıydı.

Elime telefonu aldığımda birkaç cevapsız arama olduğunu gördüm. En yakın arkadaşım Marrly, ben duştayken aramış olmalıydı. İngiliz kökenli, aşırı enerjik biriydi. Gülümsedim, onu geri aradım ve telefonu hoparlöre alıp kalkıp masanın üzerinde duran kahve makinesinden kendime kahve yapmaya başladım. Bir yandan kulağım hattaydı.

“Hey... Nimet... Nasılsın?” dedi. İngilizce kelimelerle, bizim dilimize pek alışkın değildi. Sesi fazlasıyla buruk ve kötü geliyordu. Elimin altındaki bardağı bırakıp makyaj masasına yaklaştım: “İyiyim tatlım, sesin neden öyle geliyor?” Beni endişelendirmişti.

“Nimet, sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ancak... senin erkek arkadaşını gördüm, neydi adı...”

Korkuyla elimi kalbime götürdüm. Alaz'a bir şey mi olmuştu? “Alaz?”

Onaylayan mırıltısını duydum hattan: “Onun biriyle görüştüğünü söylüyor herkes,” dediğinde olduğum yerde kaskatı kalmıştım.

Yerimde mıhlanmış gibiydim, ne diyordu? “Neyden bahsettiğini anlamıyorum Marrly, açık ol,” dedim titreyen sesle.

“Kardeşim... bunu söylemem lazımdı... Herkes senin okulda olduğunu, onun fırsattan istifade iğrenç çapkınlıklar yaptığından bahsediyor...”

Ben okulun olduğu eyalete gelmeden önce Marrly ve Alaz'la aynı eyaletteydim. Üniversitem uzakta olunca onlardan ayrılmıştım.

Marrly'nin dediklerine şok olmuştum, çünkü Alaz'la daha dün gece mesajlaşmıştık.

Telefona tekrar bildirim gelince bildirime tıkladığımda; Alaz'ın esmer bir kızla bir kafede fazla samimi hallerini görünce boğazımda yumru oluşmuştu.

“Tamam Marrly, teşekkürler.”

“Aman tanrım kapatma, söylediğime pişman etme! En kısa sürede yanına geleceğim duyuyor musun Nimet? Amacım senden saklamamaktı... Lütfen üzülüp saçma sapan—”

Kırmızıya basıp kapatmıştım. Gözümden akan yaşları hissizce silip telefonu tamamen kapatmıştım.

Sendeleyerek hıçkırıklarımı bastırmaya çalışırken yatağıma ulaştım, yüzümü yastığa gömüp ağlamaya başladım.

Neden böyle olduğu hakkında bir fikrim yoktu; herkesin sırtımdan bıçaklaması beni yormuştu, en ağır olanı ihanete alışmaktı.

Kaç saat uyuduğumu bilmiyordum. Gözlerimi ovuştururken elimi komodinin üzerinde duran telefonuma attım, saate bakmak için ekrana dokundum. Ancak telefonu kapattığımı ve aldatıldığım haberini aldığım aklıma gelince tekrardan ağlayacak gibi oldum. Sinirle homurdanıp Alaz'a küfürler etmeye başladım ve telefonu güç tuşuna basılı tutup açmaya başladım; mahvedecektim onu.

Telefon açıldığında rehberden Alaz'ın annesi ve babasına, Marrly'nin bana attığı fotoğrafları atıp nasıl bir evlat yetiştirdikleri hakkında güzel bir metin yazmaya başladım.

Alaz'a muhatap olmadan onu rezil edecektim. Alaz'ın ailesi fazlasıyla değerlerine bağlı bir aileydi; aldatmak, ihanet onlarda kabul edilemez bir şeyken muhtemelen sevgilisinden ayrılması bile mirastan reddedilmesine neden olacaktı.

Ne derler bilirsiniz; alimden zalim doğar.

Mesajları attıktan sonra Alaz'ı engelleyip ayaklandım. İlk aldatılmam değildi, Alaz'la da mükemmel bir ilişkimiz olduğu söylenemezdi. Sürekli bitmeyen kavgalar hem onu hem beni yorsa da doğru olan, beni aptal yerine koyması değildi asla.

Banyoya girdiğimde ışığı yakıp yüzüme soğuk su çarptım ve aynayla karşılaştığımda yutkundum: Kimdim ben?

Eyaletteki hapishane, gece 3.

Rutubetli duvarların ardındaki hücrelerde mahkum olan sessizlik, alarm zilinin çalmasıyla kesilmişti. Görevliler panikle bir oraya bir buraya koşturup sorunu öğrenmeye çalışırken, hücrelerden çığlıklar ve korkular yükselmişti. Yangın alarmına biri basmıştı ancak yangın falan yoktu. En yetkili olan Floria koşarak hapishaneden çıkıp üniversiteye ulaşmaya çalışıyordu; nöbette olan profesörlerden birini çağırmalıydı. Diğer görevlilerse mahkumları sakinleştirmeye çalışıyorlardı.

Ama görüntüler hiç nazik değildi. Terbiye edilmesi gereken vahşi birer hayvanlarmış gibi davranmaları, hapishanenin görünmeyen karanlık yüzünü işaret ediyordu.

Mutlak sessizlik oluşmuştu bir anda. Ardından bir bağırış sesi duyuldu: “Kaçmış, kaçmış!”

Kim olduğunu sormaya gerek yoktu; ilk kaçışı değildi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18