37. bölüm · O sadece ETYA için var

MUHAFIZ

can aksay

Bölümler
1 ETYA ; 1. BÖLÜM :Bed bişey 2 Bölüm 2: gölge ve örs 3 Bölüm 3: Kızıl Mühür ve Kırılan Sınırlar 4 📜 ARA BÖLÜM: ETYA KAYITLARI 5 Bölüm 4: Ahıska'nın Gölgeleri ve Savaşın Ayak Sesleri 6 Bölüm 5: Fırtına Öncesi Sessizlik ve Gölgelerin Fısıltısı 7 Bölüm 6: Kandan Bir Nehir ve Kızıl Ufuk 8 Bölüm 7: Yasak Krallık ve Doğanın Rehberi 9 Bölüm 8: Gümüş Kral ve Kıskançlığın Zehri 10 Bölüm 9: Gümüşün Gölgesi ve Yasak Kelimeler 11 Bölüm 10: Yüce'nin Sınavı ve Dağların Gizemi 12 Bölüm 11: Alaz’ın Ocağı ve Siyah Zırhın Sırrı 13 Bölüm 12: Efsanenin İpleri ve Kısıl’ın Uyarısı 14 🗺️ ARA BÖLÜM: GENİŞLETİLMİŞ ETYA ATLASI VE KOZMİK ÇATIŞMA 15 Bölüm 13: Unutulmuş Tapınak ve İnsanlığın Mirası 16 Bölüm 14: Gümüş Kral’ın Sırrı ve Berta’nın Mirası 17 Bölüm 15: Efrain’in Doğuşu ve İman Duvarının Yıkılışı 18 Bölüm 16: Toplantı Odası ve Tanrı Katilinin Yükselişi 19 IZIH-TANRI KATİLİ 20 BÖLÜM 18 - TANRILAR MAHKEMESİ ve GERİ DÖNÜŞ 21 9 YAŞINDA BİR AVARE 22 BEKLENTİLER 23 Bölüm: Gümüş Yaprakların Altında Bir Destan – İthil Şenliği 24 Bölüm: Gümüş Yaprakların Altında İtiraf ve Kahkaha 25 KRALIN DEĞİL BABANIN ÖFKESİ 26 ELF GURURU 27 EVRİM 28 Gösteri ve ters köşe 29 İlk zindan 30 2. Zindan 31 KISIL'IN TRAVMASI ve son kalp 32 ONLAR 33 AVCI :1 34 AVCI : 2 35 Avcı'nın eğitimi 36 Avcı'nın eğitimi ve gerçekler 37 MUHAFIZ

Avcı, ellerini birleşik tuttukları o sıkı dostluk bağından yavaşça çekti. Parmaklarının arasından sızan o kozmik şimşekler havada asılı kalırken, bakışları Izıh’ın sırtındaki iki büyük kılıca kaydı.
"Göksel Seviye'ye ulaşmak yetmez Izıh," dedi Avcı, gözlerini kılıçların kabzasına dikerek. "O enerjiyi damarlarında tutarsan sadece kendini yakarsın. Şimdi o gücü akıtacak, onu kusursuz birer uzvun haline getirecek kapları bileme vakti."
Izıh, sırtındaki iki kılıcı tek bir hamlede kavrayıp çekti. Sol elinde saf, parlak kırmızı kılıç; sağ elinde ise ışığı içine çeken, dumanlar tüten o kara Kaos kılıcı vardı. İki silah da onun hissettiği Göksel uyanışla hafifçe titriyordu.
"Onlar... Evrenlerin potansiyelini sinsi teknolojilerle hadım eden o yozlaşmış muhafızlar, senin kaba Kaos darbelerinden etkilenmeyecek kadar kadimler," diye devam etti Avcı. "Kılıçlarını sadece savurmayacaksın. Göksel enerjiyi kılıcın keskin yüzeyine öyle bir sızdıracaksın ki, vurduğun an sadece eti değil, onların o boyutlar arası dokusunu da keseceksin."
Avcı, parmağının ucuyla kara Kaos kılıcının keskin namlusuna dokundu. "İçindeki o tek ip gibi bağlanan gücü hisset. Şimdi o ipi serbest bırakma, onu kılıcın çeliğiyle birleştir."
Izıh gözlerini kapattı. Damarlarında akan o kozmik nehirleri, Tanrıların Enerjisi Alemi’nden sızan o saf gücü avuçlarına, oradan da kılıçların kabzasına doğru yönlendirdi. İlk başta enerji kılıçlardan dışarı taşmaya, etraftaki rüzgarı patlatmaya başladı. Kılıçlar elinde kontrolsüzce titriyordu.
"Baskıla!" diye gürledi Avcı. "Kız gibi davranmayı bırak! Güç senin kölen, sen onun esiri değilsin!"
Izıh dişlerini sıktı. Alnından akan terler buz gibi dağ rüzgarında donarken, iradesini son sınırına kadar zorladı. Kılıçlardan taşan o vahşi enerji, saniyeler içinde çeliğin içine doğru çekilmeye başladı.
Ve o an kırılma gerçekleşti.
Sol elindeki kırmızı kılıç, Göksel enerjiyle birleştiğinde artık sadece parlamıyordu; etrafında gerçekliği bükebilecek cinsten, kor gibi yanan Göksel bir rün zinciri oluştu. Sağ elindeki kara Kaos kılıcı ise duman fırlatmayı bırakmış, mutlak bir sessizliğe bürünmüştü. O kadar karaydı ki, kılıcın bittiği yer ile dağın karanlığı arasındaki sınır tamamen kaybolmuştu. Kılıç, etrafındaki ışığı ve rüzgarı kelimenin tam anlamıyla yutuyordu.
Avcı, bu muazzam manzaraya bakarken donuk suratındaki o tekinsiz memnuniyet ifadesini gizlemedi. Izıh, kılıçları havada hafifçe çevirdiğinde, silahların yarattığı hava akımı bile dağın zirvesindeki o asırlık fırtınayı ortadan ikiye yardı. Rüzgar, Izıh'ın bu yeni tekniğine saygıyla boyun eğmişti.
"Güzel," dedi Avcı, pelerinini arkaya doğru savurarak. "Kılıçların artık sıradan metaller değil, birer Muhafız katili. Eğitim bitti Izıh. Onların seni yok etmek için yaydığı o sinsi enerji tortusu şu an güneye, Etya’nın haritalandırılmamış o eski sınır boylarına doğru çekiliyor."
Izıh kılıçlarını büyük bir asaletle sırtındaki kınlarına yerleştirdi. Saçlarındaki o bembeyaz parıltı ve gözlerindeki Göksel ışıkla Avcı’nın yanına döndü.
"Gidelim," dedi Izıh, sesi hiç olmadığı kadar kararlı ve sarsılmazdı. "Av mevsimi başladı."
İkisi de arkalarına bile bakmadan, binlerce metre yükseklikteki o fırtınalı zirveden, Etya’nın ve tüm çoklu evrenin kaderini belirleyecek olan o ilk yozlaşmış muhafızın izini sürmek üzere gecenin karanlığına doğru süzüldüler.

Tam dağın yamacından aşağıya, güney sınır boylarına doğru süzülmek üzereyken Avcı aniden durdu. Rüzgarda savrulan peleriniyle arkasını döndü. Gözlerinde ne bir öfke ne de bir kibir vardı; sadece bin yıldır kimsenin uyandıramadığı o saf, dövüşçü merakı parıldıyordu."Dur bakalım Izıh," dedi sesi buz gibi bir tonla. "Gitmeden önce, o kılıçların üzerindeki Göksel cila gerçekten tutmuş mu görmem gerekiyor. Çek silahlarını. Sana karşı ilk ve son kez, gücümü bu boyutta izin verilen en üst sınıra kadar serbest bırakacağım. Tam bir düello."Izıh şaşırdı ama tereddüt etmedi. Sırtındaki kırmızı ve kara kılıcı aynı anda çekerek dövüş vaziyeti aldı. O saniyede Avcı’nın etrafındaki hava çöktü. Avcı, o ana kadar milyonda birine baskıladığı o dehşet verici aurasını, Gök Tanrılarını bile korkudan diz çöktürecek o muazzam kadim gücünü serbest bıraktı. Dağın tepesindeki kayalar bu muazzam baskı yüzünden çatırdayarak toz olmaya başladı.Düello bir patlamayla başladı.Hızları o kadar yüksekti ki, iki varlık da havada sadece kırmızı, siyah ve kozmik mavi ışık çizgileri olarak görünüyordu. Kılıçların her çarpışmasında dağın zirvesinden aşağıya doğru devasa şok dalgaları yayılıyor, bulutlar ortadan ikiye bölünüyordu. Avcı, o amansız ve kusursuz hamleleriyle Izıh’ın üzerine yüklendi. Izıh ise Göksel Seviye'nin verdiği o akılalmaz algıyla her darbeyi milimetrik olarak karşılıyor, solundaki kırmızı kılıçla gerçekliği büküp sağındaki kara kılıçla Avcı'nın savurduğu saf gücü yutuyordu.Dövüş dakikalarca sürdü. İkisi de sınırlarını zorluyordu. Izıh, hayatında hiç hissetmediği bir ritme girmişti; damarlarındaki enerji kılıçlarıyla o kadar bütünleşmişti ki, artık hamleleri kendi iradesinin bile ötesine geçmişti.Ve o kritik an geldi.Avcı, Izıh’ın savunmasını düşürmek için yukarıdan mutlak bir darbe indirdi. Ama Izıh, Göksel Gözleri sayesinde bu hamleyi saliseler öncesinden gördü. Vücudunu imkansız bir açıyla bükerek darbeden sıyrıldı ve boşluğa düşen Avcı’nın tam korumasız kalan böğrüne doğru kara Kaos kılıcını mutlak bir hızla sapladı. Hamle o kadar kusursuz, o kadar ölümcüldü ki, kılıcın ucu Avcı'nın zırhını delip tenine değmek üzereydi.Avcı’nın o bin yıldır değişmeyen donuk, duygusuz suratında ilk kez büyük bir şaşkınlık ve dehşet belirdi. Izıh’ın onu gerçekten vurmak, hatta düelloyu kazanmak üzere olduğunu fark ettiği an, Avcı içgüdüsel olarak kuralları yıktı. Kendini koruma dürtüsüyle, bu boyutta asla kullanmaması gereken, "Onlar"ı bile küle çeviren o mutlak Baş Muhafız gücünün tamamını bir saniyeliğine serbest bıraktı.BOOM!Yayılan o kozmik patlama dalgası Izıh’ı havada yakaladı. Ne Göksel gücü ne de Kaos kılıcı bu saf evrensel kadim güce karşı koyabildi. Izıh büyük bir gürültüyle savruldu ve sırtüstü toprağa yıkıldı. Kılıçları elinden fırlayıp yere saplanırken, burnundan sızan kanı silerek derin derin nefes aldı.Izıh, Avcı'nın son anda can havliyle kuralları çiğnediğinden, az kalsın onu yeneceğinden tamamen habersizdi. Başını hayal kırıklığıyla iki yana salladı, kılıçlarına doğru uzanırken iç çekti:"Dönüp dolaşıp yine kaybettim... Karşında hala hiçbir şansım yok."Avcı ise olduğu yerde kalakalmıştı. El parmakları hafifçe titriyordu. Göğsündeki zırhın üzerindeki o küçük çiziğe baktı, sonra yerdeki bembeyaz saçlı gence döndü. Yüzündeki o şaşkınlığı hızla gizleyip yine o donuk, duygusuz maskesini takındı ama içinden bambaşka fırtınalar kopuyordu.Avcı, derin bir sessizliğe bürünerek içinden mırıldandı:(Bu çocuk... Bu çocuk gerçekten çok korkutucu. Son hamlesindeki o hız ve adanmışlık... Eğer o mutlak gücümü serbest bırakmasaydım beni burada devirecekti. Evren asırlardır böyle bir irade görmedi. Herhalde o tahtları sarsacak, o yozlaşmışları temizleyecek yeni muhafızlardan biri gerçekten doğuyor...)Avcı hiçbir şey belli etmeden Izıh’a elini uzattı ve onu ayağa kaldırdı. "Kaybetmedin Izıh. Sadece karşında kimin olduğunu unuttun. Ama bu kadarı bile yeterli."Kılıçları yerden alıp kınlarına soktular. Avcı önden yürürken, arkasından gelen Izıh’ın o bükülmez iradesine duyduğu hayranlık içindeki o soğuk karanlığı ilk kez tamamen aydınlatmıştı. İki Muhafız, güneye doğru ilk adımlarını attılar.
Güney sınır boylarına doğru uzanan o uzun yolculuk, Avcı ve Izıh’ın arasındaki mesafeleri tamamen eritmişti. Avcı artık tepeden bakan o kibirli usta rolünü bir kenara bırakmış; Izıh’ın adımlarına ayak uyduran, onunla omzuna omuz savaşmaya hazır sarsılmaz bir yoldaş olmuştu. Ama yoldaşının içindeki o duygusuz, donuk zırhın altında yatan tek sıcaklığın, geride bıraktığı dostları ve canından çok sevdiği karısı Efrain olduğunu biliyordu.Günler süren amansız takibin sonunda, "Onlar"ın bıraktığı o sinsi enerji tortusu, Izıh’ın kalbinin attığı yere; efsanevi Elf Krallığı’nın sınırlarına kadar getirdi onları.Izıh, krallığın sınır kapısına yaklaştıkça içindeki o Göksel algı feryat etmeye başladı. Havada opu enerjisinin o canlandırıcı kokusu yoktu. Sadece saf ölüm, kan ve çürümüşlük kokuyordu. Izıh’ın adımları hızlandı, en sonunda koşmaya başladı. Avcı, pelerini rüzgarda savrularak hemen onun arkasından sessizce takip ediyordu.Krallığın merkezine ulaştıklarında Izıh’ın dizlerinin bağı çözüldü.Asırlık devasa ağaçların üzerine kurulu o görkemli Elf Krallığı tamamen yıkılmış, ateşe verilmişti. Her yerde katledilmiş elflerin cesetleri duruyordu. Kral Aeron’un mühürlendiği o kutsal topraklar bile yerle bir edilmişti. Koskoca krallıktan geriye sadece tüten kapkara küller kalmıştı.Izıh, delirmek üzereyken yıkıntıların arasından amansız bir hırıltı yükseldi.Devasa kurtların lideri, o sarsılmaz dost Arçura, vücudundaki düzinelerce derin yaradan akan kanla kaplı bir halde, can çekişerek küllerin arasından çıktı. Sol gözünü kaybetmişti, nefes almakta zorlanıyordu. Ama en acısı, Arçura’nın arkasında, o kapkara yıkıntının ortasında diz çökmüş, şoktan gözleri büyümüş bir halde etrafa bakan birini koruyordu: Efrain.Efrain hayattaydı ama ruhu ölmüş gibiydi. Elbiseleri kana bulanmış, o saf ve temiz büyü enerjisi tamamen kırılmıştı. Katliamdan sadece bu ikisi sağ çıkabilmişti.Izıh hızla Efrain’e doğru koştu, dizlerinin üzerine çöküp karısını kollarının arasına aldı. Yüzündeki o donuk maske ilk kez tamamen parçalanmıştı. "Efrain... Ne oldu burada? Kim yaptı bunu?" diye haykırdı.Efrain, kocasının bembeyaz saçlarına ve gözlerindeki o Göksel parıltıya bakamayacak kadar derin bir travmanın içindeydi, sadece titriyordu. Arçura, o devasa gövdesini yere bırakırken zorlukla konuştu:"Izıh... Onları koruyamadık. Sen gittikten hemen sonra... Çirkin, lanet bir saldırı oldu. Ne bir ordu vardı, ne de bir baskın birliği... Sadece tek bir kişiydi."Izıh’ın gözleri dehşetle büyüdü. "Tek bir kişi mi? Koskoca krallığı, Aeron'un muhafızlarını tek bir kişi mi bu hale getirdi? Kimdi o, Arçura?!"Arçura acı içinde başını iki yana salladı: "Bilmiyorum... Hayatımda böyle bir güç görmedim. Ne Kaos enerjisine benziyordu ne de bu dünyaya ait bir büyüye. Sadece yürüdü ve önüme çıkan her şeyi, herkesi tek bir el hareketiyle toza çevirdi. Beni ve Efrain’i neden sağ bıraktı bilmiyorum... Sanki bir mesajdı. Sanki senin gelmeni bekliyordu."Izıh’ın arkasında duran Avcı, krallığın üzerindeki o tortuyu inceledi. Gözlerindeki donuk ifade, yerini mutlak bir öfkeye bıraktı. Yerdeki o kapkara, sinsi enerji izlerine baktı. Avcı yavaşça öne doğru yürüdü, elini Izıh’ın omzuna koydu. Sesi bir yoldaşın verebileceği en sinsi ve ölümcül kararlılıkla doluydu:"Bu 'Onlar'dan biri, Izıh. Bizim peşine düştüğümüz o yozlaşmış muhafızlardan biri bizzat buraya gelmiş. Bu katliamı sanayi çağı başlatmak için değil, senin içindeki o Göksel gücü henüz olgunlaşmadan kırıp seni ümitsizliğe sürüklemek için yapmışlar. Arçura ve Efrain'i canlı bırakmasının tek sebebi, seni tamamen savunmasız yakalamak."Izıh, Efrain’i daha sıkı sarmalarken sırtındaki kırmızı ve kara kılıçlar, sahibinin içindeki o devasa nefret ve intikam ateşiyle delicesine titremeye başladı. Gözlerindeki kozmik ışık, yerini saf, karanlık bir intikam parıltısına bırakıyordu.Döndü ve Avcı’nın gözlerinin içine baktı. "Ona ne yapacağımızı biliyorsun, değil mi yoldaş?"Avcı, kılıcının kabzasını sıktı. "Onu tüm evrenlerden sileceğiz, Izıh."

Izıh, Efrain’i daha sıkı sarmalarken sırtındaki kırmızı ve kara kılıçlar, sahibinin içindeki o devasa nefret ve intikam ateşiyle delicesine titremeye başladı. Gözlerindeki kozmik ışık, yerini saf, karanlık bir intikam parıltısına bırakıyordu.
Tam o esnada, Etya’nın ve tüm varoluşun en iğrenç, en sinsi ters köşesi gerçekleşti. Izıh’ın kollarının arasında titreyen Efrain ve az önce acı içinde inleyen dev kurt Arçura, birdenbire kapkara bir duman halinde çözülmeye başladı. Izıh ne olduğunu anlayamadan, parmaklarının arasından akan et ve kemik değil, çürümüş bir büyü tortusu ve küldü. Saniyeler içinde ikisi de toz olup rüzgarda uçtu.
Boş kalan kollarına bakan Izıh’ın zihni çatırdarken, arkadaki yıkıntıların arasından iğrenç, tiz bir kahkaha yükseldi:
"Kıskıskıskıs..."
Küllerin arasından, etrafına ölümcül ve sinsi bir aura yayan, "Onlar" grubunun en tekinsiz üyelerinden biri belirdi. Adı Kelap’tı. Aslında Izıh’ın az önce kucakladığı Efrain ve konuştuğu Arçura, Kelap’ın o çirkin ölü diriltme ve illüzyon büyüsünden kaynaklı bir oyundan ibaretti; gerçek dostlarının akıbeti hala meçhuldü.
Izıh, dizlerinin üstünde, kollarından uçup giden sahte küllere bakarken bütün umudunu yitirmenin eşiğine geldi. Ruhundaki ışık sönmek üzereyken, Avcı öne doğru bir adım attı. Avcı ve Kelap, iki kadim güç, yıkık krallığın ortasında konuşmaya başladı.
Avcı: "Bunu neden yaptın Kelap?"
Kelap: "Kıskıskıs... Avcı... Avcı... AVCIIIIII! SENİN BÜYÜK BİR HAYRANINIM! O kadar seviyorum ki seni, sırf seni bu Izıh'tan kıskandığım için burayı yok edicem HAHAHAHHA!"
Avcı: "Dalga geçmeyi bırak göt."
Kelap: "Kıskıskısssss... Biliyor musun eski dostum, eğer zamanında bize destek olsaydın sen de bir baş tanrı olabilirdin. Ama sen onlara köpek olmayı seçtin."
Avcı: "Senin kafan yanmış aptal. Baş tanrılar evrenleri yaratan güçler; bizim gibi gücü ölüm ve yaşam arasında bir yerlerde görmüyorlar. Onlar hep vardı, biz sadece varolup muhafıza evrildik. Bunun ötesi yok Kelap. Ve bu kadar büyük bir büyüden sonra gücün tükenmiş olmalı."
Kelap: "Aslında o sınırı çoktan geçtim... Sen bizi köşe bucak arıyorken, çoktan Baş Tanrılardan dördüncüsü bize destek oldu. Tanrı Kral hâlâ derin bir uykudayken, bütün zamanı ve mekanı değiştirmek için çalışmalara başladık bile!"
Avcı: "Anlıyorum... Olay artık çığrından çıkmış."
Kelap: "Senden başkası anlayamazdı zaten kıskıskıskıs.... BAŞ TANRI'NIN MUHAFIZI, ÖLÜMÜNE HOŞGELDİN!"
Kelap, elindeki o çirkin, sinsi enerjiyle dövülmüş kılıcını çekti ve Avcı ile mutlak bir hızla çarpıştı. Kılıçların ilk darbede çıkardığı o yoğun enerji patlaması dalga dalga yayılırken, iki kadim varlık da aniden durmak zorunda kaldı.
Kelap’ın yüzündeki o iğrenç, alaycı gülümseme saniyeler içinde yerini mutlak bir ciddiyete ve dehşete bıraktı. Çünkü tam o anda, bir ölümlünün Muhafız seviyesine yükselmesi için gereken tüm evreler Izıh’ın ruhunda tamamlanmıştı: Kayboluş - Adaptasyon - Güç - Umutsuzluk - Kaybediş.
Izıh, içine düştüğü o büyük yıkılmışlığın ve şokun getirdiği uykudan, evrensel bir öfkeyle uyandı. Artık bir muhafızın gücüne tamamen erişmişti. Yerde duran kara Kaos kılıcını kavradığı gibi gökyüzüne doğru zıpladı.
O an Izıh’ın gözleri, artık bir insanın ya da ölümlünün gözleri değildi. Gözlerinin içi dipsiz bir evrendi; dönen galaksiler, patlayan yıldızlar ve uçsuz bucaksız nebulalar parıldıyordu. Kelap, Izıh’ın gözlerindeki o sonsuz kozmosun içinde bir anlığına tamamen kayboldu, bilinci bulandı ve etrafı kapkara bir karanlık kapladı. Ne olduğunu anlayamadı bile.
ŞLAAAK!
Izıh, Göksel ve Kaos gücünün birleştiği o korkunç süratle Kelap’ın tepesine indi. Tek bir hamleyle havayı, zamanı ve Kelap'ın boyutlar arası dokusunu ortadan ikiye yardı.
Yere indiğinde, kılıcının üzerindeki o iğrenç, sinsi kanı tek bir el hareketiyle toprağa fırlattı. Sol elinde, Kelap’ın şok içinde kalakalmış, gözleri açık gitmiş kesik kafasını saçlarından tutuyordu.
Izıh, gözlerindeki galaksilerin parıltısıyla yavaşça arkasını döndü. Elindeki kafayı Avcı’ya doğru göstererek, sesi tüm boyutları titreten bir Muhafız tonuyla konuştu:
"Avcı... Başlıyoruz."