3. bölüm · O sadece ETYA için var

Bölüm 3: Kızıl Mühür ve Kırılan Sınırlar

can aksay

Bölümler
1 ETYA ; 1. BÖLÜM :Bed bişey 2 Bölüm 2: gölge ve örs 3 Bölüm 3: Kızıl Mühür ve Kırılan Sınırlar 4 📜 ARA BÖLÜM: ETYA KAYITLARI 5 Bölüm 4: Ahıska'nın Gölgeleri ve Savaşın Ayak Sesleri 6 Bölüm 5: Fırtına Öncesi Sessizlik ve Gölgelerin Fısıltısı 7 Bölüm 6: Kandan Bir Nehir ve Kızıl Ufuk 8 Bölüm 7: Yasak Krallık ve Doğanın Rehberi 9 Bölüm 8: Gümüş Kral ve Kıskançlığın Zehri 10 Bölüm 9: Gümüşün Gölgesi ve Yasak Kelimeler 11 Bölüm 10: Yüce'nin Sınavı ve Dağların Gizemi 12 Bölüm 11: Alaz’ın Ocağı ve Siyah Zırhın Sırrı 13 Bölüm 12: Efsanenin İpleri ve Kısıl’ın Uyarısı 14 🗺️ ARA BÖLÜM: GENİŞLETİLMİŞ ETYA ATLASI VE KOZMİK ÇATIŞMA 15 Bölüm 13: Unutulmuş Tapınak ve İnsanlığın Mirası 16 Bölüm 14: Gümüş Kral’ın Sırrı ve Berta’nın Mirası 17 Bölüm 15: Efrain’in Doğuşu ve İman Duvarının Yıkılışı 18 Bölüm 16: Toplantı Odası ve Tanrı Katilinin Yükselişi 19 IZIH-TANRI KATİLİ 20 BÖLÜM 18 - TANRILAR MAHKEMESİ ve GERİ DÖNÜŞ 21 9 YAŞINDA BİR AVARE 22 BEKLENTİLER 23 Bölüm: Gümüş Yaprakların Altında Bir Destan – İthil Şenliği 24 Bölüm: Gümüş Yaprakların Altında İtiraf ve Kahkaha 25 KRALIN DEĞİL BABANIN ÖFKESİ 26 ELF GURURU 27 EVRİM 28 Gösteri ve ters köşe 29 İlk zindan 30 2. Zindan 31 KISIL'IN TRAVMASI ve son kalp 32 ONLAR 33 AVCI :1 34 AVCI : 2 35 Avcı'nın eğitimi 36 Avcı'nın eğitimi ve gerçekler 37 MUHAFIZ

Usta Gürz’ün atölyesinden çıkan is ve duman, Lonhizar’ın akşamüzeri gökyüzüne karışırken, Izıh beline yeni taktığı hançerlerin ağırlığını hissediyordu. "Gece Fısıltısı" sağ yanında, "Gündüz Kıvılcımı" sol yanındaydı. Sadece metalin ağırlığı değildi hissettiği; sanki ruhunun uzantıları gibi nabız gibi atıyorlardı. Efrain, kollarını kavuşturmuş, tecrübeli bir mentor edasıyla onu süzüyordu. Ancak bu sessiz gurur anı, demir ökçelerin taş zeminde çıkardığı ritmik seslerle bölündü.Lonhizar’ın şehir muhafızları, üzerlerinde Lord Akata’nın sembolü olan kızıl anka kuşu işlemeli zırhlarıyla sokağın başını tutmuştu. En öndeki asker, miğferini çıkarıp koltuğunun altına aldı. Yüzünde, sıradan halka takındığı o üstten bakışın aksine, garip bir saygı ve korku karışımı vardı."Bay Izıh," dedi asker, sesi hafifçe titreyerek. Elindeki rulo yapılmış parşömeni iki eliyle uzattı. Parşömenin üzerinde erimiş kırmızı mumla mühürlenmiş bir anka kuşu sembolü vardı. "Lordumuz Akata, namınızı duydu. Sizi ve yoldaşınız Bayan Efrain'i bu akşam malikanesinde akşam yemeğine davet ediyor. Bu bir rica değil, Lord'un en içten arzusudur."Izıh, parşömeni alırken Efrain’e baktı. Elf kadının gözleri kısılmıştı. "Namımız mı?" diye fısıldadı Efrain, sadece Izıh'ın duyabileceği bir tonda. "Bir tüy seviye ve bir kaçak... Haberler düşündüğümüzden hızlı yayılıyor."
Mermer Salonlar ve Küçümseyen Bakışlar
Lord Akata’nın malikanesi, kasabanın geri kalanından yalıtılmış, yüksek duvarlarla çevrili bir tepedeydi. İçeri girdiklerinde, Izıh hayatında (önceki hayatı da dahil) görmediği bir lüksle karşılaştı. Yerler cilalı obsidyen taşlarla kaplıydı, sütunlar ise ejderha kemiklerinden oyulmuş gibi parlıyordu.Uzun yemek masasının başında, ellili yaşlarında, kır saçlı ama dinç görünen Lord Akata oturuyordu. Gözleri zehir yeşiliydi ve her şeyi bir tüccar gibi tartıyordu. Yanında ise, zırhı diğerlerinden daha parlak, belinde devasa bir çift el kılıcı taşıyan, yapılı bir adam duruyordu: Baş Muhafız Torgar."Hoş geldiniz, Lonhizar'ın yeni gizemi," dedi Lord Akata, kadehini kaldırarak. Sesi kadife gibi yumuşak ama alt metni keskindi. "Ormandan sağ çıkan, demirci Gürz'ü şaşırtan genç adam."Yemek boyunca havadan sudan konuşulsa da, Baş Muhafız Torgar’ın gözleri sürekli Izıh’ın üzerindeydi. Izıh yemeğini yerken, Torgar dayanamayıp alaycı bir gülüşle sessizliği bozdu."Lordum," dedi Torgar, ağzındaki şarabı yutarken. "Bu sıska çocuk mu bahsettiğiniz potansiyel? Yanında taşıdığı o hançerler... Onları tutmayı bildiğinden bile şüpheliyim. Kasabalılar abartmayı sever. Muhtemelen şans eseri bir panter leşi bulup sahiplendi."Izıh çatalını yavaşça bıraktı. Can olduğu zamanlarda olsa, başını eğer ve susardı. Ama damarlarında akan Opu, bu hakareti kabul etmiyordu. Efrain araya girmek üzereyken, Izıh elini kaldırıp onu durdurdu."Belki de," dedi Izıh, Torgar'ın gözlerinin içine bakarak. Sesi sakindi ama odadaki mumlar titredi. "Şansın nerede bitip yeteneğin nerede başladığını görmek istersiniz."Lord Akata gülümsedi. Beklediği buydu. "Harika bir fikir. Avluda küçük bir gösteri. Sadece dostça bir antrenman."
Düello: Uyanış
Malikanenin geniş avlusu meşalelerle aydınlatılmıştı. Torgar, devasa kılıcını çektiğinde hava yarılır gibi bir ses çıktı. "Komutan Seviye" bir savaşçıydı ve sarı aurası bedenini bir zırh gibi kaplıyordu."Seni incitmek istemem çocuk," dedi Torgar sırıtarak. "Pes et ve Lord'dan özür dile."Izıh, hançerlerini çekti. Gece Fısıltısı ve Gündüz Kıvılcımı. Durur durmaz, içgüdüsel bir savaş pozisyonu aldı.Torgar, bir ayı gibi kükreyerek üzerine atıldı. Kılıcını yukarıdan aşağıya, Izıh'ı ikiye bölmek istercesine indirdi. Izıh, sola doğru kaydı ama Torgar’ın kılıcından yayılan şok dalgası onu geriye savurdu. Güç farkı muazzamdı. Torgar sadece fiziksel güç kullanmıyordu, Opu'sunu kılıcına aktarıp darbelerin alanını genişletiyordu."Kaçarak kazanamazsın!" diye bağırdı Torgar. Yatay bir savuruş yaptı.Izıh eğildi, hançerleriyle kılıcı bloklamaya çalıştı ama darbenin ağırlığıyla dizlerinin üzerine çöktü. Kollarındaki kemiklerin sızladığını hissetti.İÇSES: "Güçlü... Çok güçlü. Sadece kas gücü değil bu. Enerjiyi yönlendiriyor. Ben ne yapıyorum? Sadece içgüdülerimle hareket ediyorum. Hayır... Mergen bana özgürlük verdi. Güç benim içimde hapsolmuş değil, ben gücün kendisiyim."O an zaman yavaşladı. Izıh, Torgar’ın aurasındaki akışı gördü. Sarı enerji, adamın omuzlarından bileklerine, oradan kılıca akıyordu. Ama akışta bir boşluk, bir ritim bozukluğu vardı.Izıh gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Opu nefestir.Gözlerini açtığında, irisi tamamen siyaha dönmüştü. Tüy gibi hafiflemişti ama bir dağ kadar ağırdı. Torgar son darbeyi indirmek için hamle yaptığında, Izıh hançerlerini çaprazladı. Ama bu sefer bloklamadı. Gece Fısıltısı ile gelen enerjiyi emdi, Gündüz Kıvılcımı ile bu enerjiyi yansıttı.Bir metal çınlaması değil, bir patlama sesi duyuldu.Torgar’ın devasa kılıcı, Izıh’ın hançerine çarptığı anda geri tepti. Izıh, bir gölge gibi Torgar’ın savunmasının içine süzüldü. Sağ hançeri adamın zırhının boyun kısmına, sol hançeri ise koltuk altı boşluğuna dayadı. Hiçbir yere kesik atmamıştı ama Torgar donup kalmıştı. Siyah dumanlar Izıh’ın kollarından taşıp Torgar’ın boğazını sıkıyor gibiydi."Öldüm mü?" diye sordu Torgar, dehşet içinde."Hayır," dedi Izıh, dumanlar çekilirken. "Sadece kaybettin."Avluda sessizlik hakimdi. Lord Akata yavaşça alkışlamaya başladı. "Muazzam... Ham ama muazzam."Akata yanlarına geldi, elini Izıh'ın omzuna koydu. "Torgar'ı yenen biri, Lonhizar'ın onur konuğu olmayı hak eder. Sana bir teklifim var Izıh. Burada kal, benim himayem altında ol. Sana toprak, unvan ve kaynak veririm. Lonhizar'ın koruyucusu ol."Izıh, hançerlerini kınına soktu. "Teklifiniz için teşekkür ederim Lordum. Ama ben bir gezginim. Öğrenmem gereken çok şey, görmem gereken çok yer var. Ama Lonhizar benim ilk evim. Burayı her zaman koruyacağım."
Ormanın Kalbi ve Eski Dost
Ertesi sabah, şafak sökmeden Efrain ve Izıh yola koyuldu. Hedefleri kasabanın kuzeyindeki "Uğursuz Bataklık" ve onun içindeki kadim zindandı. Lord Akata'nın verdiği özel izin belgesi sayesinde yasak bölgelere girebiliyorlardı.Orman derinleştikçe, renkler solmaya, ağaçlar daha tehditkar şekiller almaya başladı. Burası Arçura'nın bahsettiği "renkli" orman değil, onun gölgesinde kalan vahşi taraftı.Bir açıklığa geldiklerinde, rüzgar aniden durdu. Kuş sesleri kesildi. Devasa bir ağacın gövdesinden, sanki ağacın bir parçasıymış gibi bir silüet ayrıldı. Beyaz saçlar, kırmızı gözler ve doğanın ta kendisi olan o baskın enerji."Arçura!" diye seslendi Izıh, istemsizce gülümseyerek.Arçura, yavaş adımlarla onlara yaklaştı. Efrain, karşısındaki varlığın gücü karşısında titreyerek diz çöktü. Bir orman ruhuyla, hem de bu kadar kadim olanıyla karşılaşmak bir Elf için bile nadir bir olaydı."Kalk Elf kızı," dedi Arçura, sesi rüzgarın uğultusu gibiydi. Sonra Izıh'a döndü. Yüzünde nadir görülen, sıcak bir tebessüm belirdi. "Seni tekrar görmek güzel, küçük ruh. Kokun değişmiş. Artık üzerine sinmiş ölüm kokusu yok. Onun yerine... başlangıç kokusu var."Izıh heyecanla, "Söylediklerini yaptım. Gücümü keşfediyorum. Şimdi bir zindana gidiyoruz," dedi.Arçura başını salladı. Elini Izıh'ın alnına koydu. Yeşil bir ışık parladı. "Gideceğiniz yer, 'Unutulmuş Kralın Mahzeni'. Orada sadece canavarlar yok, geçmişin yankıları da var. Bu sana küçük bir hediye olsun. Orman seni tanıyacak. Yolun açık olsun Izıh. Mergen seni izliyor."Arçura, geldiği gibi bir sis bulutu içinde kayboldu. Efrain ayağa kalktığında rengi atmıştı. "Sen... Sen az önce bir Doğa Tanrısı ile mi konuştun? Ve o sana gülümsedi mi?"Izıh omuz silkti. "O benim ilk arkadaşım."
Zindanda Bir Hafta: Karanlıkla Dans
"Unutulmuş Kralın Mahzeni" bir mağara değil, yerin altına inşa edilmiş ters bir kuleydi. İçerisi, dışarıdaki dünyadan tamamen kopuktu. Zaman kavramı burada işlemiyordu.İlk gün, Izıh ve Efrain, iskelet savaşçılardan oluşan bir orduyla savaştı. Izıh, hançerlerini kullanmayı, düşmanın zayıf noktalarını saniyeler içinde analiz etmeyi öğrendi. Gece Fısıltısı ile kemikleri toz haline getiriyor, Gündüz Kıvılcımı ile karanlığı yarıyordu.Üçüncü gün, Efrain yaralandı. Bir "Gölge Yarasası" zehirli pençesini omzuna geçirdi. Izıh, o an içindeki şifa yeteneğinin kırıntılarını keşfetti. Opu enerjisini, zarar vermek için değil, onarmak için odakladı. Siyah enerjinin içinde beyaz damarlar oluştu ve yarayı mühürledi.Beşinci gün, zindanın "Boss"u olan "Zırhlı Minotaur" ile karşılaştılar. Yaratık, Komutan Seviyesi'nin çok üzerindeydi. Efrain uzaktan oklarıyla dikkat dağıtırken, Izıh yaratığın üzerine tırmandı. Hızı o kadar artmıştı ki, Minotaur kendi gölgesiyle savaşıyor gibiydi. Izıh, yaratığın miğferinin açıklığından içeri süzüldü ve tek bir darbeyle işi bitirdi.Bir hafta sonunda zindandan çıktıklarında, ikisi de değişmişti. Üzerleri kan, çamur ve canavar özüyle kaplıydı ama gözleri parlıyordu. Çantaları nadir malzemelerle, ruhları ise tecrübeyle doluydu.
Kırılan Sınırlar ve Yeni Bir Gerçek
Kasabaya döndüklerinde, görünüşleri büyük ilgi çekti. Bir hafta önce "tüy" denilen çocuk, şimdi yanında Elf Lonca Ustası ile birlikte, ölümün kıyısından dönmüş bir savaşçı gibi yürüyordu.Doğruca Loncaya gittiler. Efrain, "Artık saklamanın bir anlamı yok Izıh. Gerçek seviyeni herkes görmeli," dedi.Lonca binası hınca hınç doluydu. Efrain, tezgahın altından yeni gelmiş standart bir Hak Küresi çıkardı. "Elini koy," dedi.Izıh elini küreye koydu. Derin bir nefes aldı. Zindandaki savaşları, Torgar ile düellosunu, Arçura'nın dokunuşunu düşündü.Küre siyah parladı. Ama bu sefer parlama durmadı. Kürenin içindeki siyahlık, odadaki tüm ışığı emmeye başladı. Camda çatlaklar oluştu. ÇIT... ÇAT... Ve aniden, BAM! Küre, binlerce parçaya ayrılarak patladı. Odaya yayılan şok dalgası, pencereleri titretti.Maceracılar dehşet içinde geri çekildi. "Yine mi?" diye bağırdı biri. "Bu çocuk lanetli mi?"Efrain ise gülümsüyordu. Sanki bunu bekliyordu. Arkasını döndü ve loncanın en gizli kasasını, boynundaki anahtarla açtı. İçinden, kadife bir kutu çıkardı. Kutuyu açtığında, içeriden etrafa gökkuşağı renklerinde, sürekli değişen bir ışık yayıldı. Bu, tamamen pürüzsüz, elmas benzeri bir malzemeden yapılmış, antik bir Elf yadigarıydı: "Ruh Aynası.""Bu," dedi Efrain, salonun sessizliğinde sesi yankılanarak. "Sadece kralların ve yüce büyücülerin seviyesini ölçmek için kullanılan İthil'in kutsal küresidir. Kırılmaz olduğu söylenir."Küreyi masaya koydu. "Yap şunu Izıh. Bize kim olduğunu göster."Izıh, titreyen elini bu muazzam nesneye uzattı. Parmak uçları soğuk yüzeye değdiği anda, dünya durdu. Kürenin içindeki renkler çılgınca dönmeye başladı. Siyah, beyaz, kırmızı, altın sarısı... Hepsi birbirine karıştı.Ve sonra, kürenin üzerinde sayılar değil, kadim bir dilde yazılmış, ateşten bir yazı belirdi. Yazı havaya yükseldi ve herkesin görebileceği şekilde asılı kaldı.Salondaki herkes nefesini tuttu. Efrain, yazıyı okuduğunda gözlerinden yaşlar süzüldü ve dizlerinin üzerine düştü."Bu imkansız..." diye fısıldadı Efrain. "Bu seviye... Bu unvan..."Yazı, Izıh'ın gerçek doğasını tüm çıplaklığıyla haykırıyordu:[Seviye: BELİRSİZ - TÜR: KAOS VARİSİ]Izıh, havada asılı duran yazılara bakarken, elindeki hançerlerin ve kalbindeki Opu'nun daha önce hiç olmadığı kadar vahşileştiğini hissetti. Hikaye, asıl şimdi başlıyordu.