23. bölüm · O sadece ETYA için var
Bölüm: Gümüş Yaprakların Altında Bir Destan – İthil Şenliği
Etya evreninin kadim ağaçları, İthil krallığının gümüşi yapraklarıyla dertleşirken, bu gece rüzgar sadece polen değil, bir efsanenin adını taşıyordu. Mergen’in akıl oyunları bozulmuş, gölge ordular dağılmış ve Kaos’un meşru varisi, kendi dünyasının sessizliğinden sıyrılıp tahtların ve dostların arasına geri dönmüştü. Elf Krallığı İthil, tarihinin en büyük şenliğine ev sahipliği yapıyordu. Bu sadece bir zafer kutlaması değil; bir varoluşun, bir geri dönüşün ayiniydi.
Şenlik alanı, devasa kütüphane ağaçlarının arasına gerilmiş, ay ışığıyla dokunmuş ipek kandillerle aydınlatılmıştı. İnsanlar, elfler, orklar, cüceler ve hatta dağların kuytularından gelen deri kanatlı yaratıklar... Her türden insansı, bugün silahlarını kapıda bırakmıştı. Herkesin gözü, meydanın en yüksek yerinde, Akasya ağacından oyulmuş onur kürsüsünde oturan dört figürdeydi: Izıh, Efrain, Kısıl ve Arçura.
Kahramanın Şarkısı: Ozanların Dilinde Izıh
Şenliğin tam ortasında, elinde gümüş telli bir lir tutan baş ozan öne çıktı. Meydan bir anda sessizliğe gömüldü. Ozanın sesi, ormanın kalbinden gelen bir fısıltı gibi başladı ve sonra tüm vadiyi inleten bir kükremeye dönüştü. Binlerce kişi aynı anda bu yeni bestelenen destana eşlik etmeye başladı:
"Dağların arasından süzülen bir gölgeydi önce,
Gözlerinde Kaos, kalbinde insan bir ince.
Tanrı Mergen kurdu tuzaklarını tek tek,
Sandı ki Izıh’ın iradesi boyun eğecek!
Hey Izıh! Göğün on yedinci katından inen dev!
Kılıcı adaletti, Kaos'u ise sönmeyen bir alev!
Ordular diz çöktü, sahte tanrılar sustu,
Lonhizar’ın sokakları senin adını kustu!
Gitti dediler, bitti dediler, döndü bak aslan!
Sırtını Kaçkarların sisli dağına yaslan!
Artvin’den Etya’ya uzanan o gizli köprü,
Bugün şerefimiz, yarınımız, en büyük övgü!"
Şarkı bittiğinde, binlerce kadeh aynı anda havaya kalktı. "IZIH! IZIH! IZIH!" nidaları, İthil’in en yüksek kulelerini titretti. Izıh, yanındaki Efrain’e baktı. Elf komutanın gözlerindeki o yedi aylık keder, yerini gururlu bir parıltıya bırakmıştı. Kısıl ise önündeki devasa et parçasını ısırırken, "Şarkı fena değil ama benim baltamın çıkardığı ses daha melodik!" diyerek kahkaha atıyordu. Arçura ise bir ağaç dalına tünemiş, pençeleriyle tempo tutarak Izıh’a göz kırpıyordu.
Küçüklerin Büyük Savaşı: Gölgelerin Tiyatrosu
Gecenin en duygusal anı ise sahneye çıkan elf çocuklarının gösterisiydi. Küçük elleriyle hazırladıkları kostümler içinde, Mergen’i, Lonhizar’ın düşüşünü ve Izıh’ın orduları yok edişini canlandırıyorlardı.
Sahnenin ortasında, başındaki kağıttan tacıyla Mergen’i oynayan bir çocuk, kibirli bir sesle "Ben aklın sahibiyim, hepiniz benim piyonumsunuz!" diye bağırdı. O sırada sahneye siyah pelerini ve tahta hançerleriyle küçük bir elf çocuğu daldı. Bu minik Izıh’tı.
"Akıl oyunların bitti Mergen! Ben halkımın iradesiyim!" diyerek Mergen rolündeki çocuğu portalın içine (sahnenin arkasındaki bir perdeye) ittiğinde, tüm meydan ayakta alkışlıyordu.
İthil Kralı, tahtından kalkıp Izıh’ın yanına geldi ve eğilerek selam verdi. "Izıh, bu çocuklar senin sayende bir masalın içinde değil, gerçeğin huzurunda büyüyorlar. Mergen bize zincir vurmuştu, sen ise zinciri eritip bize anahtar verdin."
Onur Kürsüsünde Dört Dost
Şenlik ilerledikçe, dört onur konuğu kendi aralarında sohbete daldı. Izıh, Artvin’deki o yedi ayı düşündü. Orada bir çocuktu, burada ise bir dünyanın kaderi.
Efrain: "İnanması güç," dedi elindeki şarap kadehini inceleyerek. "Yedi ay boyunca senin öldüğünü söyleyen elçileri sarayımdan kovdum. Ama bu gece görüyorum ki, senin varlığın sadece bir beden değil, bir sembolmüş Izıh. Bak şu insanlara... Birbirinden nefret eden ırklar, senin adın geçince aynı sofraya oturuyor."
Kısıl: "Sembol membol anlamam ben," dedi Kısıl, ağzındaki kemiği kenara atarak. "Benim bildiğim şudur: Dostum geri döndü mü? Döndü. Mergen’in o ipekli kaftanlarını yırttı mı? Yırttı. Gerisi benim için lafügüzaf. Ama Izıh, o heykelini gördüğünde verdiğin tepki... Gerçekten komikti. Sanki bir ejderha görmüş gibi korktun!"
Arçura: "Orman seni özlemişti küçüğüm," diye hırıldadı Arçura. "Artık ağaçlar fısıldamıyor, senin şarkını bağırıyorlar. Ama dikkat et, şan ve şöhret, bazen Mergen’in zincirlerinden daha ağır olur."
Izıh, dostlarına baktı. Kaos enerjisinin o ağır, gri dumanları artık ruhunda bir yük değil, bir parça gibi duruyordu. Artvin’deki o isyanı, Tengri’ye haykırışı ve buraya, ait olduğu yere dönüşü... Her şey bu an içindi.
"Ben kahraman değilim," dedi Izıh, sesini herkesin duyabileceği bir seviyeye yükselterek. "Ben sadece evini arayan bir yolcuydum. Ve bugün görüyorum ki, evim sadece Artvin'deki o ahşap kulübe değilmiş. Benim evim sizlersiniz. Benim evim Etya'nın özgür toprağıdır!"
Gecenin sonuna doğru, gökyüzünde havai fişekler yerine bizzat elf büyücülerinin yaptığı ışık gösterileri başladı. Gökyüzünde devasa bir çift hançer ve bir kurt silüeti belirdi. İthil şehri, sabaha kadar dans eden, şarkı söyleyen ve "Tanrı Katili"nin dönüşünü kutlayan binlerce ruhla ışıldadı.
Izıh, kürsüden aşağı inerken son bir kez gökyüzüne, yıldızlara baktı. Belki Tengri de bir yerlerden bu şenliği izliyor ve gülümsüyordu. Çünkü Izıh sadece Mergen’i yenmemişti; o, kaderin kendisine biçtiği "sıradanlık" kefenini yırtıp atmıştı.
