2. bölüm · O Boş Koltuk Artık Dolu

1. BÖLÜM: Turuncu Lambanın Altında

Nurbanu Yazwr

Sabahın altı buçuğunda sokak lambaları hala sönmemişti; caddelere o hüzünlü ama huzurlu turuncu ışığını yayıyordu. Nur, odasının aynasında son bir kez kendine baktı. Orta uzunluktaki dalgalı kahverengi saçlarını omuzlarına serbest bıraktı. Üzerine giydiği pastel tonlardaki sade bluzu ve diz üstü kot eteği, aynadaki yansımasında tam da istediği gibi duruyordu; sade ama dikkat çekici bir zarafet. Çantasını omuzuna takarken kalbinin ritmi hızlandı. Bu sadece sıradan bir okul günü değildi; bu, her sabah tekrarlanan o gizli, tatlı heyecanın başlangıcıydı. Buğday tenine çok hafif bir renk gelsin diye sürdüğü pembe alt tonlu pudrasıyla büyük ela gözleri her zamankinden daha parlak duruyordu. "Hazırım," diye fısıldadı kendi kendine, içindeki utangaçlığı bastırmaya çalışarak.
Apartman kapısından çıktığında soğuk sabah havası Nur'un yanaklarını okşadı. Köşede, o tanıdık sarı servis aracının ışıkları göründü. Servis kapısı tıslayarak açıldığında, Nur merdivenleri çıkarken derin bir nefes aldı. "Günaydın," dedi her zamanki nazik ve kısık sesiyle. Servis şoförü bir şeyler mırıldanırken, Nur’un gözleri istemsizce arka tarafa kaydı. İşte oradaydı... Buğra. En arkada, cam kenarında, her zamanki karizmatik ve sakin duruşuyla oturuyordu. Üzerine giydiği açık renkli gömleği ve kolundaki sade saatiyle, kendi yaşından daha olgun bir hava yayıyordu. Bakışları bir anlığına Nur’un ela gözleriyle çakıştı. Nur, kalbinin göğüs kafesini zorladığını hissederek hemen başını öne eğdi ve adımlarını hızlandırdı.
"Nur! Buraya, yanıma!" Zeynep’in neşeli sesi servisin uykulu havasını bir anda dağıttı. Zeynep, her zamanki gibi enerji doluydu; pembe yanakları ve parlak koyu saçlarıyla adeta bir neşe kaynağıydı. Nur, arkadaşının yanına otururken Zeynep kulağına fısıldadı: "Yine çok güzel olmuşsun ama bir şey eksik... Bak, o koltuk yine boş." Zeynep, çenesiyle Buğra’nın hemen önündeki sırayı işaret ediyordu. O meşhur boş koltuk... Nur’un oturmaya cesaret edemediği, Buğra’ya en yakın olan yer. Nur sadece belli belirsiz gülümsedi ve çantasından kitabını çıkardı. Utangaçlığı, o koltuğa giden yoldaki en büyük engeliydi ama kalbi çoktan oraya yerleşmişti.
Servisin diğer tarafında, Cemil her zamanki sessizliğiyle olanı biteni izliyordu. Siyah tişörtü ve kendinden emin duruşuyla, grubun sessiz gözlemcisi gibiydi. Az konuşurdu ama her detay onun dikkatli gözlerinden kaçmazdı. Buğra’nın, Nur servise bindiği andan itibaren pencereye bakmayı bırakıp hafifçe dikleştiğini, hatta Nur’un oturduğu tarafa doğru kaçamak bir bakış attığını sadece Cemil gördü. Cemil, Buğra’nın omzuna hafifçe dokundu. "Bugün hava güzel, değil mi?" dedi sadece. Buğra, arkadaşının ne demek istediğini anlamış gibi hafifçe gülümsedi. "Evet," dedi, sesi güven verici ve kalındı. "Güzel bir gün olacak gibi."
Servis, şehrin uyanmaya başlayan sokaklarında ilerlerken Nur elindeki kitaba odaklanmaya çalışıyordu. Ama aklı tamamen arkasındaki koltuktaydı. Buğra’nın yanındaki arkadaşıyla yaptığı alçak sesli sohbeti, o sakin konuşma tonunu duyabiliyordu. Bir ara servis sert bir fren yaptı. Nur’un elindeki kitap kayıp yere, tam da o boş koltuğun altına düştü. Nur eğilip almaya çalışırken, arkadan bir elin kitaba uzandığını gördü. Bu, Buğra’nın eliydi. Parmakları kitabın kapağına dokunurken, Nur nefesini tuttu ve dünyasının durduğunu hissetti.
Buğra kitabı yerden alıp Nur’a uzattı. "Güzel kitaptır," dedi sakin bir sesle, gözlerinin içine bakarak. Nur, kitabı alırken parmakları çok hafifçe Buğra’nın eline değdi. O an sanki servisteki tüm motor gürültüsü kesildi, zaman yavaşladı. "Teşekkür ederim," dedi Nur, sesi hafifçe titreyerek. "Rica ederim," diye karşılık verdi Buğra. Bakışlarında daha önce olmayan bir dikkat, bir merak vardı. Nur yerine oturduğunda Zeynep ona "Gördün mü?" dercesine kaşlarını kaldırıyordu. Nur, o an anladı; o boş koltuk belki hala fiziksel olarak boştu ama aralarındaki o görünmez duvar ilk çatlağını almıştı.