3. bölüm · NOKTA 13
BÖLÜM 3 – DENEYİN İKİNCİ AŞAMASI
Hoparlörden gelen cızırtılı ses kesildi.
Yerini ölüm sessizliği aldı.
Üçümüz de olduğumuz yerde donup kalmıştık.
Defne ilk konuşan oldu.
"Bu... gerçekten bir deney miydi?"
Kimsenin cevabı yoktu.
Koridorun kırmızı ışıkları yavaşça yanıp sönüyor, duvarlarda asılı dosyaların gölgeleri uzayıp kısalıyordu.
Elimde tuttuğum 13 numaralı anahtara baktım.
Sanki biraz önce olduğundan daha sıcaktı.
Elif bunu fark etti.
"Aras..."
"Ne oldu?"
"Anahtar parlıyor."
Gerçekten de paslı anahtarın üzerindeki 13 rakamı hafif kırmızı bir ışık yayıyordu.
Tam o sırada çelik dolabın içinden metal bir ses geldi.
Tak...
Sonra bir tane daha.
Tak...
Sanki içeriden biri yavaşça kapıya vuruyordu.
Defne birkaç adım geri çekildi.
"Orada biri var."
Ege'nin biraz önceki hâli gözümün önüne geldi.
Ya dolabın içinde de böyle biri varsa?
Ya da...
Kerem?
İçimde garip bir his vardı.
Anahtarı kilide yaklaştırdım.
Tam çevirecekken hoparlör yeniden çalıştı.
"Uyarı. Denek 13 uyanıyor."
Koridorun bütün ışıkları bir anda söndü.
Kapkaranlık...
Sadece elimdeki anahtar kırmızı renkte parlıyordu.
Ardından...
Çok uzaktan gelen bir çocuk sesi duyuldu.
"Beni burada bırakmayın..."
Ses o kadar çaresizdi ki kalbim sıkıştı.
Elif gözlerini kapattı.
"Bu Kerem..."
Defne hemen başını salladı.
"Hayır."
"Nereden biliyorsun?"
"Çünkü biraz önce de sesleri taklit ettiler."
Tam o anda...
Koridorun en sonundaki karanlıkta iki küçük kırmızı nokta belirdi.
Sonra iki tane daha.
Ve iki tane daha...
Sanki onlarca göz...
Karanlığın içinden bizi izliyordu.
Birden hepsi aynı anda kayboldu.
Koridor tekrar sessizliğe gömüldü.
Ama bu sessizlik uzun sürmedi.
Hoparlörden bu kez yaşlı bir adamın sesi geldi.
"Bu kaydı dinliyorsanız..."
"...deney başarısız olmuştur."
Ses cızırtılıydı.
Sanki onlarca yıl önce kaydedilmişti.
"Ben Doktor Selim Arca..."
"Nokta 13 Projesi'nin baş araştırmacısıyım."
Üçümüz nefesimizi tuttuk.
"Bu proje..."
"...insan hafızasını güçlendirmek için başlatıldı."
Defne şaşkınlıkla bana baktı.
"Hafıza mı?"
"Kayıt devam ediyor."
"İlk günlerde her şey yolundaydı."
"Fakat on üçüncü denekten sonra..."
"...bir şey değişti."
Ses birkaç saniyeliğine kesildi.
Ardından adamın titreyen sesi yeniden duyuldu.
"Onu biz oluşturmadık."
"O..."
"...bizi buldu."
Koridorun duvarları hafifçe sarsıldı.
Kayıt devam ediyordu.
"Yüzünü asla görmedik."
"Çünkü onun yüzü yok."
"Fakat o..."
"...hep sizin yüzünüzü istiyor."
Elif korkuyla geri çekildi.
"Bu yüzden mi..."
"...fotoğraflardaki insanların yüzleri kesilmişti?"
Tam o sırada kayıt aniden bozuldu.
Hoparlörden kulakları delen bir cızırtı yükseldi.
Ardından mekanik bir kadın sesi duyuldu.
"Kayıt sonlandırıldı."
"Denekler bulundu."
"Yakalama protokolü başlatılıyor."
Bir anda koridorun iki ucundaki ağır demir kapılar gürültüyle açıldı.
İçeriden yoğun sis yayılmaya başladı.
Sis yavaş yavaş ayak bileklerimize ulaştı.
Sonra dizlerimize...
Derken sisin içinden siluetler belirmeye başladı.
Bir...
İki...
Üç...
Tam on üç kişi...
Hepsi aynı siyah kıyafetleri giyiyordu.
Hepsinin yüzü yoktu.
Ama içlerinden biri diğerlerinden farklıydı.
Yavaşça öne çıktı.
Başını eğdi.
Ve boğuk bir sesle tek bir cümle söyledi:
"Aras... Seni en başından beri bekliyorduk."
On üç siluet...
Hiçbiri konuşmuyordu.
Koridorun iki yanına dizilmişlerdi.
Yüzleri yoktu.
Ama hepsinin başı aynı anda bana döndü.
İçlerinden önde duran varlık yavaşça elini kaldırdı.
İnce, uzun parmağıyla beni işaret etti.
"Aras..."
"...geri döndün."
Kalbim duracak gibiydi.
"Ben... daha önce buraya hiç gelmedim."
Varlık başını hafifçe yana eğdi.
Sonra boğuk bir kahkaha attı.
"Geldin."
"Hatırlamıyorsun."
Defne bana döndü.
"Ne demek istiyor?"
"Bilmiyorum!"
Gerçekten bilmiyordum.
Ama içimde garip bir his oluşmuştu.
Sanki bu koridoru...
Bu kokuyu...
Bu kırmızı ışıkları...
Daha önce yaşamıştım.
Bir anlığına gözlerimin önünde görüntüler belirdi.
Karanlık bir laboratuvar...
Bembeyaz önlükler...
Koşuşturan insanlar...
Ve ağlayan küçük bir çocuk...
O çocuk...
Bendim.
Başımın içi zonklamaya başladı.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Kulaklarımda aynı cümle yankılanıyordu.
"Denek On Üç hazır."
"Aras!"
Defne omuzlarımdan tuttu.
"İyi misin?"
Nefes almakta zorlanıyordum.
"Ben..."
"...bir şey gördüm."
"Neyi?"
"Bir laboratuvar."
Elif'in yüzü bembeyaz olmuştu.
"Belki de..."
"...buraya daha önce gerçekten geldin."
Tam o sırada koridorun tavanındaki lambalar tek tek patlamaya başladı.
PAT!
Birincisi...
PAT!
İkincisi...
Karanlık giderek büyüyordu.
On üç siluet ise yerlerinden kıpırdamıyordu.
Sonunda bütün lambalar söndü.
Koridoru yalnızca kırmızı acil durum ışıkları aydınlatıyordu.
Varlık tekrar konuştu.
"On üç yıl önce..."
"...kaçmayı başarmıştın."
Defne ile Elif aynı anda bana baktılar.
"N-ne?"
Ben de en az onlar kadar şaşkındım.
"Hayır..."
"Ben on altı yaşındayım."
"On üç yıl önce üç yaşındaydım."
Varlık yavaşça başını salladı.
"Evet."
"Ve seni..."
"...onlar götürdü."
O anda cebimdeki telefon yeniden titredi.
Bu kez ekran tamamen kırmızıydı.
Tek bir fotoğraf açıldı.
Fotoğrafta küçük bir çocuk vardı.
Yaklaşık üç yaşlarında...
Beyaz bir hastane önlüğü giymişti.
Kolunda siyah kalemle yazılmış tek bir sayı vardı.
13
Çocuğun yüzüne dikkatlice baktım.
Nefesim kesildi.
O çocuk...
Bendim.
Telefon elimden yere düştü.
Defne fotoğrafı görünce dondu.
"Bu..."
"Bu sensin."
Ben konuşamıyordum.
Yıllardır aile albümlerinde bile böyle bir fotoğraf görmemiştim.
Fotoğrafın altında tek satırlık bir not vardı.
"Denek 13 – Bellek Silme İşlemi Başarılı."
Koridor sessizliğe gömüldü.
Tam o anda...
Hoparlör son kez çalıştı.
Bu kez ses yaşlı bir adama değil...
Bir kadına aitti.
"Aras..."
Ses çok tanıdıktı.
Annemin sesiydi.
"Oğlum..."
"Eğer bu kaydı duyuyorsan..."
"...gerçeği öğrenmişsin demektir."
Gözlerim doldu.
"Anne?"
Ses devam etti.
"Biz sana yalan söyledik."
"Çünkü seni korumaya çalışıyorduk."
"Gerçek annen ve baban..."
"...Nokta 13'te öldü."
Koridor buz kesildi.
Defne ağzını kapattı.
Elif olduğu yerde dondu.
Ben ise...
Sadece nefes almaya çalışıyordum.
Annemin sesi son kez duyuldu.
"Sana anlattıkları hiçbir şeye inanma."
"Çünkü..."
"...Nokta 13 hâlâ seni istiyor."
Kayıt bitti.
Tam o anda...
Koridorun sonundaki dev çelik dolap kendi kendine açıldı.
İçeriden yoğun beyaz duman yükseldi.
Duman yavaşça dağıldığında içeride tek bir şey görünüyordu.
Küçük, paslı bir hastane yatağı...
Ve yatağın başucunda asılı duran eski bir dosya.
Dosyanın kapağında büyük siyah harflerle sadece şu yazıyordu:
DENEK 13 – ARAS
Arşiv odasını kaplayan sessizlik, boğazıma düğümlenen korkudan bile ağırdı.
Gözlerim dosyadan ayrılmıyordu.
DENEK 13 – ARAS
Elim titreyerek kapağı açtı.
İlk sayfada eski bir hasta bilgisi vardı.
Denek Numarası: 13
Yaş: 3
Durum: Başarılı
Bellek Silme: Tamamlandı
Tehlike Seviyesi: Bilinmiyor
Sayfanın en altında ise kırmızı mürekkeple yazılmış tek bir not vardı.
"Onu asla uyandırmayın."
Boğazım düğümlendi.
"Bu ne demek?" diye fısıldadım.
Defne dosyayı elimden aldı.
İkinci sayfayı açtı.
Sayfa tamamen boştu.
Sonra...
Siyah harfler gözlerimizin önünde yavaş yavaş oluşmaya başladı.
Sanki görünmez biri yazıyordu.
"Eğer bunu okuyorsan... çok geç kaldın."
Elif korkuyla geri çekildi.
"Bu... kendi kendine yazılıyor!"
Bir sonraki satır belirdi.
"Denek 13 uyanıyor."
Tam o anda dosya kendi kendine kapanıp yere düştü.
Koridorun bütün ışıkları söndü.
Kapkaranlık...
Sonra tavandan tek bir kırmızı lamba yandı.
Karanlığın içinden ince bir çocuk kahkahası duyuldu.
"Hi hi hi..."
Ses giderek yaklaşıyordu.
Ama kimse görünmüyordu.
Birden arkamdan minicik bir el omzuma dokundu.
Donup kaldım.
Yavaşça arkamı döndüm.
Yaklaşık üç yaşlarında bir çocuk duruyordu.
Üzerinde beyaz bir hasta önlüğü vardı.
Kolunda siyah kalemle yazılmış tek sayı...
13
Çocuk başını kaldırdı.
Yüzü...
Benim çocukluk hâlimdi.
Defne'nin ağzından tek bir kelime çıktı.
"Aras..."
Çocuk bana gülümsedi.
"Seni çok bekledim."
"Nesin sen?"
"Beni unuttun."
Çocuk yavaşça elini uzattı.
"Gel."
Tam elini tutacakken Defne kolumu sertçe çekti.
"Dokunma!"
Çocuk bir anda gülmeyi bıraktı.
Başını eğdi.
Sonra bütün kemikleri aynı anda çatırdamaya başladı.
ÇAT!
Boyu uzuyordu.
Kolları yere değecek kadar büyüdü.
Parmakları ince uzun pençelere dönüştü.
Beyaz önlüğü yırtıldı.
Birkaç saniye içinde o küçük çocuk...
Koridorda gördüğümüz yüzü olmayan yaratığa dönüşmüştü.
Varlık başını yavaşça kaldırdı.
Bu kez konuştuğunda sesi hem çocuğa hem yaşlı bir adama hem de onlarca farklı insana benziyordu.
"Hatırladın mı?"
"Hayır!"
"Hatırlayacaksın."
Bir anda duvarlar sarsılmaya başladı.
Dosya dolapları devrildi.
Yüzlerce evrak havaya savruldu.
Kâğıtların arasında eski bir fotoğraf önüme düştü.
Fotoğrafı elime aldım.
Bu kez yalnız değildim.
Yanımda küçük bir kız çocuğu vardı.
Kolunda...
12 yazıyordu.
Arkamızda ise laboratuvar önlüğü giymiş bir kadın bize sarılıyordu.
Fotoğrafın arkasında tek cümle vardı.
"Denek 12 ve Denek 13 birbirinden ayrılmayacak."
Tam o anda Elif şaşkınlıkla bağırdı.
"Aras!"
"N'oldu?"
"Şuna bak!"
Koridorun en sonundaki duvarda daha önce olmayan bir kapı belirmişti.
Kapının üzerinde büyük metal rakamlarla şunlar yazıyordu:
DENEY ODASI 13
Kapının altından koyu kırmızı bir ışık sızıyordu.
Ve içeriden...
Çok yavaş atan bir kalbin sesi geliyordu.
GÜM...
Sessizlik.
GÜM...
Bir kez daha.
Sonra hoparlör son kez çalıştı.
"Denek 13..."
"...evine hoş geldin."
