20. bölüm · Nice Yıllara Sevgilim
~ ♡ Bölüm 20
Yurt odasının o daracık yatağında, perdelerimin arkasına sığınmış öylece tavanı izliyordum. Bir hafta geçmişti. Bir koca hafta... Babamın maaşındaki bloke kalkmış, ailem o büyük krizden Tuğberk’in hazırladığı dilekçeler sayesinde sıyrılmıştı. Ama benim zihnim ne hukukla ne de parayla meşguldü. Okula gitmiyordum, devamsızlık sınırlarımı zorluyordum ama umurumda bile değildi. Merve ve Büşra bakışları ile benim bu tuhaf halimi fark edip, sormak için yer arasa da ben onları görmüyordum bile. Kalbim, o odada yaşananların ağırlığıyla her saniye yeniden canlanıyor, her saniye yeniden o ana hapsoluyordu.
Gözlerimi kapattığımda, baro odasının kokusu burnuma geliyordu. Bir hafta önceki o sessizlik, hayatımın en gürültülü anıydı.
Bir hafta öncesi...
Tuğberk’in "Senin en sevdiğin masal hangisi? Yoksa Küçük Deniz Kızı mı?" sorusu, odanın içinde patlayan bir bomba gibiydi. Başımı öne eğdim. O an kendimi dünyanın en aptal, en çirkin ve en çaresiz kızı gibi hissediyordum. Karşımda bir dev duruyordu; hayatı kanunlarla, gerçeklerle ve annesinin hatıralarıyla örülmüş bir adam. Bense sadece bir hayaletten ibaret olmalıydım onun gözünde. "Şimdi," dedim içimden, "Şimdi beni o banktaki yabancı olduğum için kovacak. Sonunda kim olduğumu öğrendi. "
Bakışları üzerimde bir mengene gibi daralıyordu. Kaçacak yerim yoktu. Ama beklediğim o sert ses gelmedi. Aksine, odanın içine bir şefkat sızıntısı yayıldı.
Tuğberk, oturduğu yerden yavaşça kalktı. Masanın etrafından dolanıp yanıma geldiğinde nefesimi tuttum. Uzandı ve parmak uçlarıyla çenemi tutup başımı yukarı kaldırdı. Göz göze gelmekten başka çarem kalmamıştı.
"Bana bak Eslem," diye fısıldadı.
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım, bakışlarımı masadaki o şakayık broşuna dikmek istedim ama o izin vermedi. Parmaklarını çenemde sabitledi. Sonunda pes edip gözlerine baktım. O sert bakışlar gitmiş, yerini koyu yeşil, derin bir orman sessizliğine bırakmıştı. O gözlerin içinde kaybolurken, Tuğberk’in de söyleyecek binlerce kelimesi olduğunu ama hiçbirinin diline varmadığını gördüm. Sanki konuşmakta zorlanıyor gibiydi.
Aylardır kovaladığı, ekran arkasından gönlünü çalan o küçük kuş, şimdi elindeydi. Avuçlarındaki o titremeyi, o ürkekliği hissediyordu.
Tuğberk hiçbir şey söylemedi. Söylenen her söz, o büyülü sessizliği bozacak gibiydi. Hafifçe eğildi, nefesi nefesime karıştı. Göğüs kafesimin içinde bir kuşun kanat çırpışları kadar hızlı ve düzensiz atan kalbime rağmen, beni kendine çekti.
Dudakları dudaklarıma değdiği an, dünya üzerindeki tüm kanunlar, tüm yasaklar ve tüm korkular hükmünü yitirdi. O ilk öpücük, hem bir veda hem de bir başlangıçtı. Benim geriye kalan hayatımın fitilini ateşleyen bir yangındı kalbimde. Sanki yeniden doğmuşum gibi hiç olmadığım kadar özgür ve diri hissediyordum ruhumu. Adeta aklımı başımdan almıştı. Dudaklarımız birbirinden ayrıldığında geriye kalan tek şey, onun dudaklarından dökülen o tanıdık, can alıcı fısıltıydı:
" Nice yıllara sevgilim..."
Gözlerimi açtığımda yine yurt odasındaydım. Doğrusu bu sahneyi zihnimde tekrar tekrar en başa sarıp duruyordum. Ama o fısıltı hala kulaklarımdaydı. Tuğberk beni tanımıştı. Beni o sıradan halimle, o ürkekliğimle, o "yetersiz" dediğim yüzümle kabullenmişti. O öpücük, benim tüm aynalarımı kırmıştı. Artık bir deniz kızı gibi köpüğe dönüşmeyecektim; çünkü prens, masalı baştan yazmaya karar vermişti.
Masamın üzerinde duran telefona baktım. Bir mesaj gelmişti. Bir haftadır ben ona mesaj atmaya utansam da o beni bir an olsun yalnız bırakmamıştı.
Avukat Bey: Sevgilim, bugün yol üzerindeki parkta buluşalım mı? Birlikte dondurma yeriz. Hem belki sonra Matlı stadyumuna da gideriz. Biliyorsun bugün maç var. Ve ben en sevdiğim şeyi, yanımda en sevdiğimle izlemek istiyorum.
Ben futboldan pek anlamazdım. Ama onun için, artık ilgi alanlarım arasında futbol da olacaktı.
Çünkü artık onun için sadece bir "bilinmeyen numara" değildim. Gizli bir hayran değildim. Ben Eslem’dim ve hayatımda ilk kez, sadece kelimelerimle değil, varlığımla da birine "ait" hissediyordum. Tuğberk o gece bana şakayıkları değil, hayatını sunmuştu. Ve ben o hayatın en parlak yıldızı olmaya hazırdım.
