10. bölüm / 21
Nice Yıllara Sevgilim~ ♡ Bölüm 10
Bölümler 21Şu an: ~ ♡ Bölüm 10
- 1 ~ ♡ Bölüm 1397 kelime
- 2 ~ ♡ Bölüm 2410 kelime
- 3 ~ ♡ Bölüm 3567 kelime
- 4 ~ ♡ Bölüm 4541 kelime
- 5 ~ ♡ Bölüm 5448 kelime
- 6 ~ ♡ Bölüm 6487 kelime
- 7 ~ ♡ Bölüm 7386 kelime
- 8 ~ ♡ Bölüm 8469 kelime
- 9 ~ ♡ Bölüm 9570 kelime
- 10 ~ ♡ Bölüm 10559 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 ~ ♡ Bölüm 11545 kelime
- 12 ~ ♡ Bölüm 12591 kelime
- 13 ~ ♡ Bölüm 13514 kelime
- 14 ~ ♡ Bölüm 14424 kelime
- 15 ~ ♡ Bölüm 15523 kelime
- 16 ~ ♡ Bölüm 16425 kelime
- 17 ~ ♡ Bölüm 17573 kelime
- 18 ~ ♡ Bölüm 18588 kelime
- 19 ~ ♡ Bölüm 19576 kelime
- 20 ~ ♡ Bölüm 20569 kelime
- 21 ~ ♡ Bölüm 21 ( FİNAL )692 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Annemin bitmek bilmeyen "ihtiyaç listesi" ve Rüya’nın dükkan vitrinlerine bakarken çekiştirdiği elimle birlikte, memleketimin o kalabalık caddesinde sürükleniyordum. Güneş, bölge adliye binasının camlarından yansıyıp gözlerimi alırken, annem yine üzerimdeki hırkanın renginin beni ne kadar "soluk" gösterdiğine dair bir nutuk çekiyordu. Tam o sırada, kalbimin ritmi adliye binasının önündeki o taş bankta asılı kaldı.
O oradaydı.
Tuğberk... Binlerce kelimeyle ruhuna dokunduğum, geceleri sığındığım o kale, şimdi on metre ötemde bir bankta oturuyordu. Elinde bir dosya vardı, kaşları hafifçe çatıktı ve güneş tam omuzlarına vuruyordu. Bursa’daki o otobüs yolculuğundan daha gerçek, daha keskin ve çok daha yakındı. Neredeyse bir aydır mesajlaşıyorduk. Ama bu onu ikinci görüşümdü. Dizlerimin bağı çözüldü. Dünyanın bu kadar küçük, tesadüflerin bu kadar zalim olabileceğine hiç ihtimal vermemiştim.
Anneme "Siz gidin, ben bir şeye bakıp geleceğim," diye bir yalan uydurdum. Rüya arkamdan "Abla nereye?" diye seslendi ama duymuyordum. Oraya, o banka doğru yürürken aynalardan kaçan o sönük kız değildim sanki; Tuğberk’in "parlayan izini" sevdiği kadındım. Ya da ben öyle sanıyordum.
Yanıbaşına kadar geldim. Gölgem, dosyasının üzerine düştüğünde başını yavaşça kaldırdı. O koyu yeşil gözler, ekrandaki mavi tiklerden çok daha soğuk bir şekilde bana çarptı.
"Pardon," dedim, sesim bir üniversite öğrencisine yakışmayacak kadar cılız ve titrek çıkarak. "Adliye girişindeki o heykelin olduğu yer... Orası kapalı mı acaba? Birini bekliyorum da."
Bahane o kadar zayıf, duruşum o kadar sıradandı ki... Tuğberk, elindeki dosyayı kapatmadan bana sadece yarım saniye baktı. O yarım saniyede beni değil, sadece vaktini çalan "herhangi birini" gördü. Bakışlarında ne bir aşinalık ne de bir merak vardı. Sadece derin bir rahatsızlık.
"Bilgi işlem veya danışma içeride hanımefendi. Ben şu an bir dosyaya odaklanmaya çalışıyorum, lütfen meşgul etmeyin."
"Hanımefendi" demişti. İsmini bir dua gibi kabullendiği Eslem’e değil; hırkası soluk, saçları dağınık, bakışları ürkek olan o "sıradan" yabancıya söylemişti bunu.
"Ben sadece..." diye kekeledim.
"Lütfen," dedi sesini bir ton daha sertleştirerek. Karşısında durmamdan rahatsız olduğunu belirtecek şekilde kımıldandı. "Duruşmam birazdan başlayacak ve yeterince gerginim. Yardımcı olabileceğim bir durum yok."
Başını tekrar dosyasına gömdü. Ben artık onun için orada bile değildim. O an, bölge adliyesinin o devasa beton duvarları üzerime yıkıldı. Daha önce sümüklü böceğin bıraktığı izi dahi sevebileceğini söyleyen adam; kanlı canlı karşısında duran beni, bir toz tanesi kadar bile fark etmemişti. Oysa ben onu bankta otururken ilk gördüğüm anda koşup kollarına atılmamak için kendimi zor tutmuştum. Eğer, biraz sıcak cevaplar verseydi cesaret bulup ona Eslem'in ben olduğumu söyleyecektim.
Annemin yanına dönerken ayaklarım yere basmıyor, sanki boşlukta süzülüyordum. Rüya, elimi tutup "Abla yüzün bembeyaz olmuş, iyi misin?" dediğinde cevap veremedim. Tuğberk haklıydı; "hanımefendi"ydim ben. Sadece bir bildirim, sadece bir hayal... Gerçek dünyaya çıktığımda ise, onun o "kusursuz" dünyasında yer kaplamayacak kadar silik bir gölgeydim. Demek ki tüm sözleri sadece gösterişli bir yalandan ibaretti.
Eve gidene kadar tek bir kelime etmedim. Odama girip kapıyı kilitlediğimde telefonum titredi. Bir mesaj. Tuğberk’ten.
Avukat Bey: Şehirdışındayım, bir davanın temyiz duruşması için geldim. Şehir çok kalabalık ve gürültülü... Senin o sakin kelimelerine ihtiyacım var Eslem. Sen neredesin?
Telefonun ekranına baktım. "Neredesin?" diye soruyordu. Yanındaydım, Tuğberk. Gölgem dosyana düştü, sesim kulaklarına çarptı, nefesim kadar yakındın bana. Ama sen beni görmedin. Görmen için ruhumun değil, yüzümün parlaması gerekiyordu ve ben o ışığa sahip değildim.
Gözyaşlarım ekranın üzerine damlarken, ona cevap vermedim. O "bilinmeyen numara"nın arkasına saklanırken ne kadar haklı olduğumu bir kez daha, bu sefer canım yanarak anlamıştım. Gerçek dünya, masalları sevmiyordu. Ve Tuğberk... O sadece kendi zihninde kurguladığı Eslem’i seviyordu; karşısına çıkan o yorgun kızı değil.
Bölüm etkileşimi
