7. bölüm · NEFRETIN GÖLGESINDE
Bölüm 7 : KARGAŞA
Aren'in o kelimeleriyle adeta beynimden aşağı kaynar sular dökülmüştü. Kalbim göğüs kafesimi delip çıkacakmış gibi öyle bir hızla atıyordu ki, sesini onun da duyacağından korktum. Yanaklarımın alev alev yandığını, kıpkırmızı kesildiğimi hissetmek için aynaya bakmama bile gerek yoktu.
Konuşamadım. Kelimeler boğazımda düğüm düğüm oldu, ben de sadece ona bakıp aptal gibi gülümsemekle yetindim. Durumu kurtarmak ve üzerimdeki bu tatlı baskıyı dağıtmak için hemen İlkim'e döndüm.
"Bu gelinlik nasıl, yoksa başkalarını da deneyeyim mi?" dedim, sesimdeki o heyecan ve mutluluk dalgasını olabildiğince bastırmaya çalışarak.
İlkim gözlerini kısarak beni süzdü. "Bu gerçekten çok güzel ama aklımızda kalmasın, birkaç tane daha dene hadi!" diyerek beni hemen heyecanla kabine doğru sürükledi.
Ardından kendisi de mağazadaki diğer askıları talan etmeye gitti. Çok geçmeden, elinde taşıdığı başka bir gelinlikle kabine geri döndü ve heyecanla giymeme yardım etti. Bu ikinci gelinlik de şüphesiz çok güzeldi ama ne yalan söyleyeyim, o ilk denediğim sade hafif kabarik gelinliğin bende bıraktığı o büyüleyici hissi vermemişti.
Yine de aynaya son bir kez bakıp kabinden dışarı çıktım.
Dışarı adım atar atmaz İlkim, kendi seçtiği bu şahesere gururla ve hayranlıkla bakmaya başladı. Bora ise hemen köşede, kendi getirdiği o devasa, tüllü gelinliği denemedim diye bana kelimenin tam anlamıyla ölümcül bakışlar fırlatıyordu. Bakış atmıyordu resmen fırlatıyordu, o derece trip doluydu gözleri.
Bakışlarımı Bora'dan çekip salonun ortasında dikilen Aren'e çevirdim. Gözleri üzerime değer değmez yine o ilk andaki gibi büyülenmişçesine bakakaldı. Onun bu derin, hayranlık dolu bakışları kalbimin ritmini sabote etmeye yetiyordu.
Heyecanımı gizlemek için Aren'e bakmayı kestim ve neşeyle etrafımda bir tur dönüp eteğimi savurdum.
"Nasıl olmuş?" diye sordum, gözlerimi üçünün üzerinde gezdirerek.
"Harikulade!" dedi İlkim, ellerini birbirine vurarak.
"Çok güzel..." diye mırıldandı Aren, gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmadan. Sesi o kadar içten ve derinden geliyordu ki, tüm salonu o ses eritirdi.
"Kötü!" diye araya girdi Bora, o yargılayıcı ve sitemkâr tonunu hiç saklamaya çalışmayarak. "Benim seçtiğim gelinlik çok daha güzeldi bir kere. Zevksizler..."
Bora'nın bu nankör çıkışıyla birlikte Aren'in yüzündeki o büyülenmiş ifade anında silindi. Başını yavaşça Bora'ya doğru çevirdi ve ona kelimenin tam anlamıyla öldürücü, buz gibi bakışlar fırlatmaya başladı.
"Sen benim dayağımı özledin galiba, Bora?" dedi Aren, sesindeki o hafif tehditkâr ama sakin tonla.
"Yok, bence benim dayağımı istiyor," diyerek araya girdi İlkim, kollarını göğsünde kavuşturup Bora'ya dik dik bakarken.
Aren, İlkim'in bu anında gelen desteği karşısında duraksadı. Ardından yüzünde kocaman, muzip bir gülümseme belirdi. Elini havaya kaldırıp İlkim'e doğru uzattı.
"Çak baldız, gel beraber dövelim şunu!" dedi neşeyle.
İlkim hiç ikilemeden Aren'in eline şak diye vurdu. İkisi bir olup Bora'ya karşı cephe alırken, Bora korkuyla bir adım geriledi. Bu manzara karşısında gelinliğin içinde kahkahalarla gülmeye başladım.
Ardından birkaç gelinlik daha denedim ama ne yaparsam yapayım, hiçbirinin görüntüsü içime sinmedi. Hiçbiri o aynada gördüğüm ilk gelinlik kadar zarif ve güzel değildi. En sonunda üzerimdeki son elbiseyi de çıkarttım ve giyinme odasında kendi kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Kabinden çıktığımdan beri İlkim'le hararetli bir şekilde hangi gelinliği almam gerektiği konusunda tartışıp duruyorduk.
Tam o sırada Aren'in o erkeksi, net sesini duydum. Sesin geldiği yöne doğru başımı çevirdim.
"Hangi gelinliği alacağına karar verdin mi?" diye sordu sakince.
İçimden, 'Aynen Aren, karar verdim. Zaten bu yüzden on saattir burada İlkim'le çene patlatıyorum!' diye söylenmek geçse de, etraftaki çalışanlara ve en önemlisi bu evliliğin altındaki siber sırrı bilmeyen İlkim'e hiçbir şey çaktırmamam gerektiği aklıma geldi. Derin bir nefes alıp sakinleştim.
Önce İlkim'e döndüm. "İlk denediğim gelinliği alacağım galiba," dedim, sesimi olabildiğince net tutarak.
İlkim'in yüzünde 'Sen bilirsin, patron sensin' der gibi bir ifade belirdi. Kararımı kesin olarak vermiştim, o ilk elbise bizim olacaktı. Bunun üzerine bakışlarımı yeniden Aren'e çevirdim.
"İlk denediğimi alacağım," dedim gözlerinin içine bakarak.
Aren hiç ikilemedi, gözlerinde onaylayan bir parıltı belirdi.
"Peki," dedi kısa ve net bir sesle. Ardından büyük adımlarla çalışanların olduğu kasaya doğru ilerledi. Sanırım satın alma ve özel ölçüm işlemlerini tek bir hamlede halledecekti. Fiyata bakma gereği bile duymamıştı.
Bora arkamızdan Aren'e doğru seslendi: "Gitti paracıklar desene! Neyse, Asil İmparatorluğu'na bir gelinlik koymaz."
İlkim ise Bora'nın koluna vurup, "Kes sesini Bora, kız rüya gibi oldu işte," diye homurdandı.
İlkim anında Bora'nın koluna sertçe vurdu. "Kes sesini Bora! Kız rüya gibi oldu işte. Senin o getirdiğin disko topundan bin kat daha güzel ve asil durdu."
"Ah! Kızım senin elin niye bu kadar ağır ya? Şiddet eğilimli misin sen?" diyerek kolunu ovuşturdu Bora.
"Sadece hak edene karşı!" diye yapıştırdı cevabı İlkim.
Aren, elinde faturayla çalışanların yanından ayrılıp bize doğru geldi. Yüzünde her zamanki o kendinden emin, mesafeli ama bana bakarken yumuşayan ifadesi vardı. Yanıma ulaştığı an eli, artık alışmaya başladığım o sahiplenici tavırla belimi buldu.
"İşlemler tamam," dedi pürüzsüz bir sesle.
"Gelinlik üzerinde yapılacak son dokunuşlarla birlikte haftaya cuma sabahı elimizde olacak."
Gülümseyerek başımı salladım. "Teşekkür ederim."
"Gidelim mi artık?" diye sordu Aren.
Ancak daha biz mağazanın devasa cam kapısına doğru ilk adımımızı atmıştık ki, dışarıdan gelen ani ve yüksek uğultu mağazanın içine kadar ulaştı. Mağazanın önü kelimenin tam anlamıyla ana baba gününe dönmüştü. Onlarca muhabir, kameralar, patlayan flaşlar ve mikrofonlar kapının önünü tamamen kapatmıştı. Aren Asil'in yıldırım nikahı öncesi gelinlik alışverişine geldiğini bir şekilde haber alan magazin basını kapıya dayanmıştı!
"Aren, basın gelmiş..." dedim endişeyle, kolunu biraz daha sıkı tutarak.
Aren'in gözleri anında tehlikeli bir şekilde kısıldı, yüzündeki o buz gibi korumacı maske geri geldi. "Bora," dedi otoriter bir sesle. "Önümüzü aç."
"Hemen abi," diyen Bora ciddileşerek öne atıldı.
Aren bana doğru eğildi, sıcak nefesi kulağıma çarptı. "Bana yakın dur ve sakın başını kaldırma. Sadece yürü."
Kapı görevlileri kapıyı açtığı an dışarıdaki o büyük kargaşa üzerimize patladı! Flaşlar gözlerimi kör edecek gibi ardı ardına patlarken, muhabirler mikser gibi üzerimize üşüştü.
"Aren Bey! Yıldırım nikahı kararınızın arkasında ne var?"
"Gökçe Hanım'la ne zamandır birliktesiniz?"
"Aniden evlenmenizin sebebi Gökçe Hanım'ın hamile olması mı?"
Duyduğum o son ve çirkin soruyla nutkum tutulurken, Aren'in tüm bedeninin öfkeden kaskatı kesildiğini hissettim. Aren bir saniye bile duraksamadan beni göğsüne doğru çekti, ceketinin önünü hafifçe aralayıp beni o kalabalıktan ve flaşlardan tamamen gizledi. Kollarının arasındaki o güvenli limana sığınırken kalbimin ritmi tamamen şaşırmıştı.
"Çekilin yoldan! Kamerayı indirsene kardeşim!" diye bağıran Bora, cüssesini kullanarak önümüzdeki muhabirleri yararken, hemen arkamızdan gelen İlkim'in sesi yükseldi:
"Çekilin be! Ezeceksiniz kızı, ne hamilesi ne saçmalıyorsunuz siz! Aren, koru kankamı!"
Aren, İlkim'in arkadan gelen bağırışlarına rağmen adımlarını hızlandırdı ve beni doğrudan arabaya doğru yönlendirdi. Bora arabanın kapısını açtığı gibi Aren beni saniyeler içinde arka koltuğa bindirdi ve hemen ardından kendisi de yanıma oturdu. Bora ve İlkim de ön koltuklara kendilerini zor bela attıklarında, arabanın kapıları kilitlendi ve dışarıdaki o kaos dolu gürültü bir anda bıçak gibi kesildi.
Arabanın içindeki o sessizlikte, Aren ile göz göze geldik. Nefes nefeseydim ve yanaklarım yine alev alev yanıyordu. Aren'in gözlerinde ise basına karşı duyduğu o vahşi öfkenin yanında, bana karşı hissettiği o tuhaf, korumacı sıcaklık apaçık parıldıyordu.
Evlilik operasyonumuzun ilk büyük kargaşasını atlatmıştık ama bu sadece başlangıçtı.
Arabanın kapıları kilitlenip dışarıdaki o magazin gürültüsü geride kaldığında, derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Kalbimin ritmi hâlâ normale dönmemişti.
"İyi misin?" diye sordu Aren, sesi her zamanki o sertliğini yitirmiş, tamamen bana odaklanmıştı.
"İyiyim," dedim, saçlarımı düzelterek. "Sadece... o hamilelik sorusu çok saçmaydı."
Ön koltuktan İlkim arkaya doğru döndü. "Saçma ne kelime, tam bir rezillik! Ama kankacım, Aren'in seni o ceketinin altına alışı neydi öyle? Resmen koruma kalkanı gibiydi. Shipim gerçek oluyor diyorum size, inanmıyorsunuz!"
Arabayı
Bora aynadan İlkim'e ters bir bakış attı. "Sen de her şeye bir kılıf uyduruyorsun süslü. Abim tabii ki yengemi koruyacak, Asil soyadı bunu gerektirir."
"Sen sus be disko topu meraklısı!" diye tersledi İlkim onu.
Aren bu atışmalara hiç girmeden doğrudan Bora'ya talimatı verdi: "Bora, şimdi de bizim terziye sür. Damatlık işini aradan çıkaralım."
"Emredersin patron," dedi Bora ve arabayı İstanbul'un en ünlü, sadece kişiye özel dikim yapan o asırlık erkek modaevine doğru sürdü.
Kısa bir süre sonra mağazanın önüne geldik. Neyse ki burası daha kuytu bir yerde olduğu için kapıda magazin falan yoktu. Mağazaya girdiğimiz an bizi simsiyah şık takım elbiseli, oldukça profesyonel çalışanlar karşıladı. İçerisi buram buram kaliteli kumaş, deri ve pahalı erkek parfümü kokuyordu.
"Aren Bey, hoş geldiniz," diyerek yaşlıca ama son derece karizmatik bir terzi yanımıza geldi. "Ölçüleriniz zaten bizde mevcut ama gelin hanımın zevkine göre kumaş ve yaka detaylarını seçebiliriz."
"Gerek yok, Aren ne isterse o olsun," diyecekken Aren elimi hafifçe sıktı.
"Müstakbel eşimin onaylamadığı hiçbir şeyi giymem," dedi Aren, gözlerini doğrudan gözlerime dikerek. Sesi o kadar ciddiydi ki bir an rol yaptığını bile unuttum.
İlkim arkadan "Ooo..." diye mırıldanırken, Bora hemen kumaş toplarının olduğu tarafa koştu. "Yenge, bak bence damatlık kesinlikle lacivert olmalı. Siyah çok klasik!"
İlkim gözlerini devirerek Bora'nın peşinden gitti. "Saçmalama Bora! Gelinlik bembeyaz, saten ve asil. Yanındaki adamın simsiyah, jilet gibi bir smokin giymesi lazım. Lacivert ne be? Sünnet çocuğu gibi!"
"Sünnet çocuğu mu? Kızım sen benim zevkime nasıl hakaret edersin?"
Onlar arkada yine birbirine girerken, çalışanlar Aren için seçilen birkaç özel smokini deneme kabinine götürdü. Aren de üzerini değiştirmek için kabine geçti.
Birkaç dakika sonra kabinin kapısı açıldı.
Aren dışarı adımını attığında, bu kez nutku tutulma sırası tamamen bendeydi. Üzerindeki simsiyah, vücuduna özel dikilmiş gibi oturan smokin, geniş omuzlarını ve uzun boyunu o kadar kusursuz göstermişti ki... Beyaz gömleğinin üst düğmeleri henüz açık bırakılmıştı, boynunda asılı duran papyonu henüz bağlamamıştı. O dağınık karizmasıyla o kadar nefes kesici duruyordu ki, yutkunamadım.
Aren yavaşça bana doğru yürüdü, gözleri doğrudan gözlerimdeydi. Tam önümde durduğunda, o meşhur, alaycı ama bir o kadar da sıcak gülümsemesi yüzüne yayıldı.
"Nasıl olmuşum, Gökçe?" diye sordu, sesindeki o derin tınıyla. "Müstakbel eşimin yanında sönük kalmam umarım?"
Konuşamadım. Sadece ona bakakaldım.
Arkadan yine o tanıdık ses yükseldi: "Harika seçim şimdi tam kankama yakistin "
Bora hemen İlkim'in önüne geçip görüş açısını kapattı. "Yavaş gel süslü hanımefendi! Abim her zaman yengeme yakışıyor di hem harika seçim görmek istiyorsan bir taikim deneyeyim, o zaman asıl karizmayı görürsün."
"Sen mi? Sen ancak palyaço kostümü denersin Bora!"
Aren, parmakları arasında tuttuğu siyah ipek kravati bana doğru uzattı. "Bunu bağlamayı bir türlü beceremiyorum," dedi, sesi normalden daha alçak ve pürüzlü çıkıyordu. "Yardım eder misin?"
Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken, çekinerek ellerimi yakasına uzattım. Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, parfüminin o keskin, odunsu kokusu genzimi yakıyordu. Ellerim titreyerek kravati düzeltmeye çalıştım ama gözlerim bir an olsun onun koyu, yoğun bakışlarından ayrılamıyordu. Parmak uçlarım boynuna temas ettiğinde, onun bir anlığına nefesini tuttuğunu hissettim.
"Çok titriyorsun," diye fısıldadı Aren, başını biraz daha bana eğerek. Aramızdaki o elektrik o kadar yoğundu ki, odadaki her şey silinmişti. Sadece o, ben ve kravati tutan parmaklarımın sıcaklığı vardı.
Tam o sırada, yan kabinden gelen gürültülü bir perde çekilme sesi büyüyü bir anlığına bozdu.
"Beyler, bayanlar! Asıl şov şimdi başlıyor, perdeyi aralıyorum!" diye bağıran Bora, kabinden dışarı fırladı.
Aren ile birbirimizden hızla geri çekildik; ben yanaklarımdaki sıcağı gizlemek için saçlarımı düzelttim. Bora ise, üzerinde vücuduna jilet gibi oturan, koyu füme renginde, modern kesim bir takım elbiseyle gururla dikiliyordu. Gerçekten de, o "disko topu" meraklısı çocuktan eser kalmamıştı; oldukça karizmatik ve ciddi görünüyordu.
İlkim, elindeki kumaş kartelasını düşürecekmiş gibi baktı ona. Bir anlığına ağzı açık kaldı, gözlerini Bora'nın üzerinde gezdirdi ama hemen toparlanıp dudak büktü.
"Hımm..." dedi İlkim, omuzlarını dikleştirerek. "Fena değil... Yani, bir odun parçası olmaktan çıkıp, insan içine çıkabilecek bir kıvama gelmişsin. Ama hâlâ benden geçer not almadın!"
Bora, İlkim'in bu saklamaya çalıştığı hayranlığı sezmiş gibi sırıtarak ona doğru yürüdü. "Hadi oradan süslü! Gözlerinin içine bakınca öyle demiyorsun ama. Bence sen de şu an benim bu halimden biraz etkilendin, kabul et."
"Etkilenmek mi? Ben mi? Asla!" dedi İlkim, ama yanaklarının hafifçe kızardığını fark etmiştim.
Aren, benim tekrar ona dönmemi sağlayacak şekilde hafifçe öksürdü. "Bora, İlkim'le uğraşmayı bırak da şu kravati benim yerime sen bağla, madem bu kadar şıksın," dedi, gözlerinde bana bakan o muzip ve gizli bir parıltıyla.
Bora sırıttı, "Emrin olur abi, ama benim tarzım biraz farklıdır," diyerek üzerindeki ceketin düğmelerini ilikledi.
İlkim, "Bırakın şu süs püs işlerini de gidelim artık! Daha düğün mekanındaki çiçekleri, yemekleri, o kaosu konuşacağız," diyerek bizi mağazadan dışarı sürüklemeye başladı. Aren yanıma yaklaşıp elini belime yerleştirdiğinde, fısıltıyla konuştu:
"Kravat kalsın... Sen bağlamış kadar oldun zaten."
Burada da işlerimizi halletmiştik. Sonunda mağazadan dışarı adım attık.
"Bora, arabayı sana attığım konuma sür," dedi Aren. Magazincilerden kaçacağız derken Bora kendi arabasını gelinlikçide unutmuştu, şimdi hepimiz aynı arabadaydık.
"Tamam abi," dedi Bora, dikiz aynasından bize sırıtarak bakarken.
Ben ise içimdeki merak dalgasına daha fazla engel olamayarak Aren'e döndüm. "Nereye gidiyoruz Aren?" diye sordum.
"Mekan bakmaya," dedi Aren, sesindeki o sakin ve korumacı tınıyla. "Ama istersen sen yorulma. Ben gidip bakayım, siz kızlarla bir yerlerde oturun. Beğendiklerimin fotoğrafını sana atarım."
Başka paşam? İstersen ben düğüne de gelmeyeyim, sen bana oradan da birkaç fotoğraf fırlatırsın, olur biter! İçimden geçen bu isyan çığlığı dışarıya bambaşka bir şekilde yansıdı.
"Niye yorulayım canım? Ben de geleceğim," dedim hemen. Ardından Aren'e doğru biraz daha eğildim ve sadece onun duyabileceği bir sesle kulağına doğru fısıldadım: "Sonuçta benim de düğünüm."
Aren, fısıltımla birlikte bir an duraksadı. Ama kurduğum o uzun cümledeki tek bir kelimeye takılmış gibi yavaşça bana doğru döndü. Aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırlayarak kulağıma yaklaştı. Sıcak nefesi tenimi ürpertirken, o pürüzsüz ve fısıltılı sesiyle sordu:
"Canım mı?"
Yanaklarımın anında alev alev yandığını hissettim. Arabanın içi bir anda kırk dereceye çıkmış gibiydi. Ne diyeceğimi bilemeden öylece donakaldım.
Ön koltuktan dikiz aynasını ayarlayan Bora'nın pis pis sırıttığını görünce durumun vehametini daha da iyi anladım. İlkim ise arkaya dönmemek için kendini zor tutuyor, dirseğiyle Bora'yı dürtüp sessizce kıkırdıyordu.
"Ben... ağız alışkanlığı işte," diye geveledim, gözlerimi ondan kaçırmaya çalışarak. "Lafın gelişi yani."
Aren yüzündeki o tehlikeli, alaycı ama bir o kadar da büyüleyici gülümsemeyi silmeden arkasına yaslandı. "Lafın gelişi demek..." diye mırıldandı, gözlerini bir an bile üzerimden çekmeyerek. "Güzel bir alışkanlıkmış."
