4. bölüm · NEFRETIN GÖLGESINDE
BÖLÜM 4 : MASKE
Düşüncelere dalmayı bırakıp hızlıca eşyalarımı topladım. Evi terk etmeden önce Aren, bir korumasına aldırmış olduğu bir yüzüğü bana verdi ve parmağıma takmamı söyledi. Yüzük gerçekten çok güzeldi. Dediğini yaptım ve parmağıma taktım.
Aren ve 4 koruması ile birlikte dışarı çıktık. Tam arabaya binmek üzereyken mahallenin MOBESE kamerası olan bir teyze yanımıza geldi.
"Gökçe kızım bu delikanlı kim?"
İçimden sana ne teyze demek istesem de diyemedim.
"Müstakbel kocam teyze," dedim ve parmağımdaki yüzüğü gösterdim. Sesimin ne kadar kendinden emin çıktığına ben bile şaşırmıştım.
Teyzenin gözleri önce parmağımdaki devasa tektaşa, ardından arkamızda bekleyen siyah, lüks araçlara ve takım elbiseli korumalara kaydı.
En son durak olarak bakışları Aren'in üzerinde kilitlendiğinde, yüzündeki o meraklı ifade yerini hafif bir çekinceye bıraktı. Aren, mahalleliye korku salacak kadar heybetli, soğuk ve karanlık duruyordu.
Ama Aren Asil, bu oyunu nasıl oynaması gerektiğini çok iyi biliyordu.
Hiç beklemediğim bir anda adımlarını bana doğru attı, elini yavaşça belime yerleştirip beni kendine doğru çekti.
Dokunuşu o kadar sahipleniciydi ki, bedenimden bir elektrik akımı geçtiğini hissettim. Teyzeye doğru hafifçe başını eğdi, yüzüne o kusursuz, mesafeli ama centilmen tebessümü yerleştirdi.
"Memnun oldum efendim," dedi Aren, sesi adeta kadife gibi pürüzsüz ama bir o kadar da ağırdı. "Gökçe'yi artık bana emanet edebilirsiniz. Yakında düğünümüz var, sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız."
Teyze aldığı bu kibar cevap karşısında adeta eridi, ellerini göğsünde birleştirdi. "Ayy... Çok yakışmışsınız maşallah, Allah tamamına erdirsin kızım!" diye şakıdı.
Aren beni arabaya doğru yönlendirirken kulağıma doğru eğildi. Sıcak nefesi saçlarımın arasından tenime ulaştığında ürperdim.
"İlk sınavı geçtin, karıcığım," diye fısıldadı alaycı bir tonla. "Ama asıl büyük sahne holdingde başlayacak, hazır ol."
Ardından bana kapıyı açtı ve kendiside sürücü koltuğuna geçti çünkü arabada konusucaklarimiz olacaktı ve bunu korumaların yanında yapamazdik. Arabayı çalıştırdı ve malikaneye doğru yol aldı .
"Sözleşmeyi hazırladın mi?" diye sordum
" Hazır eve gidince imzalariz " dedi Sesi, vites değiştiren elinin rahatlığı kadar sakindi. Bakışlarını bir an bile yoldan ayırmıyordu ama arabadaki o heybetli varlığı tüm alanı kaplamıştı.
"Güzel," dedim, pencerenden dışarı, hızla akıp giden sokak lambalarına bakarak. "Kurallarım netti. Sözleşmede her şeyin eksiksiz yer aldığından emin olmak istiyorum."
Aren hafifçe alaycı bir tavırla güldü. Direksiyonu kavrayan parmaklarındaki o asil duruş, yine o karanlık aurayı etrafına yayıyordu.
"Kurallarına sadığım, Gökçe. Sözleşmede aynı odada kalıp senin yatakta, benim ise o daracık koltukta yatacağıma dair o saçma kuralından tut, birbirimizin özel hayatına karışmayacağımıza kadar her madde var.
"Ama..." dedi ve derin bir nefes alıp arabayı ani bir manevrayla ana yola çıkardı. "Madem resmiyet istiyorsun, şimdi beni iyi dinle."
Kaşlarımı çatarak ona döndüm. Profilindeki o sert, mermerden yontulmuş gibi duran hatlar yolun ışıkları altında parlıyordu.
"Sadece kağıt üzerinde evlenip bir kenara çekileceğimizi düşünmüyordun herhalde," dedi, sesi pürüzsüz ama emrediciydi.
Şaşkınlıkla kollarımı göğsümde bağladım. "Ne demek istiyorsun? İmzaları atıp bu işi sessizce halledeceğiz sanıyordum."
Aren dikiz aynasından arkamızdan gelen koruma araçlarını kontrol etti. "Ben Aren Asil'im. Benim evleneceğim dedikodusu yeraltı dünyasına düştüğü an, bütün gözler bizim üzerimize çevrilecek.
Düşmanlarım bir açık arayacak, o peşindeki sapık ise her adımı izleyecek. Eğer sadece kağıt üzerinde gizli bir evlilik yaparsak, bunun bir oyun olduğunu anında anlarlar."
Kırmızı ışıkta durduğumuzda başını tamamen bana doğru çevirdi.
O keskin ve kömür karası gözleri doğrudan ruhuma bakıyor gibiydi.
"Bu yüzden," diye devam etti, gözlerini gözlerime dikerek. "Büyük, gösterişli ve herkesin konuşacağı bir düğün yapacağız. Herkes bizim sırılsıklam aşık olduğumuza inanmak zorunda. O gelinliği giyeceksin, o sahneye çıkacağız ve tüm dünyaya benim olduğunu göstereceğiz. Maskemizi ne kadar kusursuz takarsak, o kadar güvende olursun. Karar senin, müstakbel karıcığım."
Her seferinde bu kadar mantıklı konuşması ve haklı olması sinirimi bozuyordu.
"Emredersin paşam," dedim ve ardından yapmacık bir panikle, "Pardon, müstakbel kocam diyecektim," diye ekledim alaycı bir ses tonuyla.
Aren, bu lafıma karşılık gözlerini yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi. O karanlık çehresine bu samimi gülüş o kadar çok yakışmıştı ki, bir an kalbimin ritminin değiştiğini hissettim.
"Bakıyorum da kocam demeye iyice alışmışsın," dedi ve güldü.
Söylediği şeyle yanaklarımın alev aldığını hissedince hemen savunmaya geçtim. Kafamı camdan Aren'e doğru çevirdim, kollarımı göğsümde sıkıca bağladım ve ona dil çıkarttım.
Benim bu çocuksu tepkime karşı Aren'in boğuk ve keyifli gülüşü arabanın içini doldururken, lüks araç çoktan o devasa malikanenin demir kapılarından içeri süzülmüştü.
Malikaneye gelmiştik. Hayatımda gördüğüm tüm evleri toplasan bu kadar büyük değildi dedim içimden. Ardından abart Gökçe diye düşündüm.
Arabadan indiğimizde Aren yanıma ulaştı. Hiç beklemediğim bir anda sıcak parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip elimi sıkıca tuttu. Taş zeminin tam ortasında, o devasa malikaneye giden yolda el ele durduk.
Malikanenin etrafındaki onlarca koruma adeta taş kesilmiş, şok olmuş şekilde bize bakıyordu. Haklılardı, karşılarında her zaman ölüm saçan, mesafeli liderleri Aren Asil vardı ve şu an bir kadının elini tutuyordu.
Aren, boşta kalan elini kaldırıp sertçe iki kez çırptı.
"Hepiniz buraya gelin!" dedi.
Köpek çağırıyordu sanki egoist. Ama gariptir ki, o heybetli ve ceketleri silah dolu adamlar saniyeler içinde önümüzde tek sıra halinde dizilmişlerdi bile.
Aren, elindeki sıcaklığı milim azaltmadan gözlerini adamlarının üzerinde gezdirdi. Sesi buz gibi, otoriter ama bir o kadar da netti.
"Beni iyi dinleyin," dedi Aren, adamlara bakarak. "Yanımdaki kadın, Gökçe Asil. Bu evin yeni hanımı, müstakbel karım. Bundan sonra onun her kelimesi benim emrimdir. Gökçe'ye gelecek en ufak zarar, doğrudan bana yapılmış sayılacaktır. Ona göre hareket edin."
Korumaların hepsi aynı anda başlarını saygıyla eğdi. "Emredersiniz, Aren Bey!"
İçimden Gökçe Asil mi? diye geçirdim. Soyadını hemen üstüme yapıştırmıştı bile. Aren bana dönüp göz kırptı ve elindeki hafif baskıyla beni malikanenin devasa kapısından içeriye yönlendirdi.
" Evimize hoş geldin, Gökçe Asil ," diye fısıldadı içeri girdiğimizde.
Salondaki o koca masada sözleşmeyi hızlıca imzalamıştık. Kalemlerin çıkardığı o kağıt hışırtısı, aramızdaki o resmi anlaşmanın mühürü olmuştu. İmzayı attığım an omuzlarımdan büyük bir yük kalktığını hissettim ama aynı zamanda hayatımı bu karanlık adama teslim ettiğimin de farkındaydım.
"Yoruldun," dedi Aren, masanın üzerindeki sözleşme kopyasını alıp kendi çekmecesine koyarken. Ceketinin düğmesini açtı ve bana döndü. "Gel, sana kalacağımız odayı göstereyim."
Peşinden merdivenleri çıkarken malikanenin sessizliği adeta üstüme çöküyordu. Sonunda koridorun sonundaki devasa, çift kanatlı ahşap bir kapının önünde durduk. Aren kapıyı açıp içeri geçmem için kenara çekildiğinde, odayı görür görmez adımlarım durdu.
Oda, neredeyse benim eski evim kadardı. Siyah, gri ve antrasit tonlarının hakim olduğu, son derece maskülen, şık ve buram buram Aren kokan bir yerdi. Odanın tam ortasında devasa, çift kişilik bir yatak duruyordu. Ve hemen pencerenin önünde, o sözleşmede bahsi geçen gri, deri koltuk...
Gözlerim yataktan o koltuğa kaydı. Koltuk şık ve kaliteli duruyordu ama boyu posu yerinde, omuzları kapılardan taşan Aren Asil için kesinlikle çok dardı.
Kollarımı göğsümde bağlayıp Aren'e döndüm. O sırada ceketini çıkarıp yatağın kenarındaki tekli koltuğa bırakıyordu.
"Ee..." dedim, koltuğu işaret ederek. "Bu koltuk cidden çok darmış. Emin misin burada yatacağına? Sonra 'belim ağrıdı, boynum tutuldu' diye mızmızlanıp beni yataktan atmaya kalkma."
Aren ceketini bıraktıktan sonra gömleğinin ilk iki düğmesini yavaşça çözdü. Bu hareketiyle köprücük kemikleri ortaya çıkarken, gözlerini ağır ağır bana doğru çevirdi. Yüzünde o hafif, tehlikeli ama keyifli gülümseme belirdi.
Bana doğru bir adım attı. "Benim için endişelenmen çok tatlı, Gökçe Asil," dedi, sesindeki o kadife tını yine içimi titretmişti. "Ama merak etme. Ben çok daha zor şartlarda uyumaya alışkınım. Benim için nerede yattığım önemli değil... Yeter ki sen güvende ol."
Söylediği son kelimelerle birlikte odadaki o alaycı hava bir anda dağıldı. Gözlerindeki o korumacı ve ciddi ifade, kalbimin ritmini yine altüst etmişti. Lafın altında kalmamak için bakışlarımı hemen yataktaki yastıklara çevirdim.
Yatağın içine girip yorganı üzerime çektiğimde, odadaki ışıklar çoktan kapanmıştı. Sadece pencereden sızan ay ışığı odayı loş bir şekilde aydınlatıyordu.
Gözlerim gayriihtiyari o daracık deri koltukta yatan Aren'e kaydı. Ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Boyu o koltuğa gerçekten sığmamıştı ama o kadar sessiz ve hareketsiz duruyordu ki, uyuduğunu sanmıştım.
Tam gözlerimi kapatıp uykuya dalmak üzereydim ki, komodinin üzerindeki telefonumun ekranı ani bir ışıkla parladı ve odayı tiz bir bildirim sesi böldü.
Kalbim anında hızla çarpmaya başladı. Titreyen elimle telefonu elime aldım. Bilinmeyen bir numaradan gelen mesaj ekrandaydı:
"Yeni yuvanı çok beğendim, sevgilim. Ama o Asil herifi seni benden koruyabileceğini mi sanıyor? Çok yakında o kaleden çıkacaksın."
"Nefesim boğazımda tıkandı. Telefon neredeyse elimden düşecekti. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, karanlığın içinden devasa bir karaltı hızla yatağa doğru yaklaştı. Aren saniyeler içinde yanımda bitti.
"Ver şunu," dedi buz gibi bir sesle. Telefonu elimden alıp mesajı okuduğu an, çenesinin kasıldığını, o mermer gibi sert hatlarının öfkeden deliye döndüğünü gördüm. Gözlerinde adeta şimşekler çaktı.
Hemen telefonunu çıkardı ve hızlıca bir numarayı tuşladı. Odanın içinde bir aslan gibi volta atarken sesi adeta yeri göğe katıyordu:
"Alparslan! Çabuk siber ekibi ayağa kaldır. Gökçe'nin telefonuna saniyeler önce gelen mesajın sinyalini bulun. Eğer o herif bu evin etrafındaysa, o piçi canlı istiyorum! Evin çevresindeki güvenlik çemberini iki katına çıkarın, tek bir kuş bile uçmayacak!"
Telefonu kapatıp bana döndü. Öfkeyle soluyordu ama bana bakarken sesindeki o sertliği biraz olsun yumuşatmaya çalıştı. "Korkma," dedi yanıma oturup elimi tutarak. "Bunu yapan bedelini ödeyecek. Ben buradayım."
O gece, onun elinin sıcaklığıyla ve dışarıdaki korumaların ayak sesleriyle zar zor gözlerimi kapatabildim.
Karanlıktaydım. Arkamdan gelen ayak sesleri gitgide yaklaşıyordu. Koşmaya çalışıyordum ama ayaklarım yere yapışmış gibiydi. Bir el omzuma dokundu, buz gibiydi. Çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı...
"Gökçe! Gökçe, uyan!"
Kan ter içinde, nefes nefese gözlerimi açtım. Kalbim göğüs kafesimi delecek gibi vuruyordu. Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan süzülürken, beni omuzlarımdan tutmuş, endişeyle sarsan Aren'i gördüm.
Odanın loş ışığında yüzü endişeyle doluydu. "Geçti... Kabustu, buradasın. Güvendesin," diye fısıldadı.
İçimdeki o güçlü kız imajı o an tamamen yerle bir oldu. Ağlamamı durduramayarak kendimi öne doğru attım ve kollarımı Aren'in boynuna doladım. O an ne sözleşme umrumdaydı ne de aramızdaki o kurallar. Sadece güvende hissetmek istiyordum.
Aren bir an duraksadı. Kollarımı boynuna dolamamla şaşırdığını hissettim ama bu sadece bir saniye sürdü. Ardından, o güçlü kollarıyla beni sıkıca sardı. Bir eli saçlarımın arasına süzüldü, beni sakinleştirmek ister gibi yavaşça okşadı. Sırtımı sıvazlarken kokusunu içime çektim; odunsu, erkeksi ve acayip derecede güven veren bir kokuydu bu.
"Şşşt... Tamam, buradayım," diye fısıldadı kulağıma doğru. Sesi ilk defa bu kadar şefkatli, bu kadar derinden geliyordu. "Kimse sana zarar veremez. Ben nefes aldığım sürece kimse seni benden alamaz."
O gece, Aren'in kollarında yavaş yavaş sakinleşirken, aramızdaki o sahte "maske"nin ilk defa gerçek bir hisse dönüştüğünü hissettim.
