6. bölüm · NEFRETIN GÖLGESINDE
Bölüm 6 : OPERASYON: DÜĞÜN
Masadaki o şahane kahvaltı eşliğinde, Bora'nın hayat hikayesini-daha doğrusu hayatı boyunca kendini nasıl rezil ettiğinin birbirinden komik anılarını-dinlemeye başladık. Çocuk adeta yürüyen bir kaos paratoneriydi.
"Bir keresinde holdinge, senin şu huysuz kocanın yanına geliyordum," dedi Bora, bardağından bir yudum çay alırken. Aynı zamanda Aren'e doğru dramatik ve yargılayıcı bir bakış fırlatmayı da ihmal etmemişti.
Merakla masanın üzerinden ona doğru eğildim. "Eee? Ne oldu?"
"Merdivenlerden çıkıyordum yenge. Dedim ki içimden, 'Şu huysuza bir iyilik yapayım da yukarı çıkarken bir kahve alayım.' Ama tam o sırada karşı merdivenlerden çok güzel bir kız iniyordu. Tabii ben kızı süzmekten önüme bakmayı unuttum. Merdivenin bittiğini sanıp boşluğa bir adım attım ama bitmemiş meğer... Kahveler havada uçuştu, ben de tıpkı bir bok torbası gibi merdivenlerin ortasına yapıştım!"
Kendi durumuna alaycı bir hüzünle hayıflanıyordu ama anlatış tarzı, mimikleri ve o çaresiz el hareketleri o kadar komikti ki, kendimi tutamadım. Masayı inleten, kocaman bir kahkaha tufanı kopardım.
Benim bu neşeli halimi izleyen Aren yavaşça bana doğru döndü. Yüzünde, daha önce hiç görmediğim kadar yumuşak ve içten bir gülümseme belirdi. Ve tam o anda, hiç ama hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Hafifçe bana doğru eğildi ve dudaklarını yanağıma bastırarak beni sıcacık öptü.
Zaman bir anlığına durdu sanki. Yanağımda bıraktığı o sıcaklık dalga dalga tüm vücuduma yayılırken, gözlerim şokla irileşti. Kalbimin göğüs kafesimi zorlayan o deli ritmi geri gelmişti.
Bora hemen karşımızda, hain hain sırıtarak bize baktığı için tek bir kelime bile edemedim. Kendimi ifşa etmemek için sadece Aren'e döndüm ve ona, içinden "Seni ilk fırsatta çiğ çiğ yiyeceğim" mesajı geçen en öldürücü, en ters bakışımı fırlatmakla yetindim.
Tabii Aren bu bakışımdan zerre korkmuş gibi durmuyordu. Aksine, gözlerinde zafer kazanmış muzip bir parıltı vardı.
"Ben yavaştan kalkayım isterseniz," dedi Bora, elindeki çatalı tabağın kenarına bırakıp arkasına yaslanırken.
Yüzünde o kadar alaycı ve bilmiş bir ifade vardı ki, başımıza gelecekleri o an sezmiştim. "Çünkü siz birazdan peynir zeytin yerine başka şeyler yiyecek gibisiniz."
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken, Bora masanın üzerinden bize doğru hafifçe eğildi.
"Birbiriniz gibi mesela..." diye fısıldadı adeta.
Sözde bizim duymamızı istemiyormuş gibi kendi kendine konuşuyordu ama nafile, ikimiz de her bir harfi çok net bir şekilde duymuştuk.
Yanağımın sıcaklığı bu sefer utançtan dolayı katlanırken, Aren'in bakışlarının anında buz kestiğini hissettim.
Aren, Bora'nın bu patavatsız sözünü duyar duymaz sandalyesini gürültüyle geriye itti ve ölümcül adımlarla ona doğru bir hamle yaptı. Bora ne olacağını, o sandalyenin gürültüsünden çoktan anlamış olmalıydı ki, daha Aren masadan tamamen kalkamadan yerinden fırladı.
"Ulan Aren, şaka yaptık be! Tamam, vurma!" diye bağırarak hızla açık olan Fransız kapılardan bahçeye doğru koşmaya başladı.
Aren, "Bora, seni siber ağlara bağlayıp elektrik vermeden önce buraya gel!" diye arkasından kükreyerek onu kovalamaya başladı.
Onların bu çocuksu, inanılmaz derecede komik hallerini görünce kendimi tutamadım. Yüzümde kocaman, sırıtan bir ifadeyle masadaki kahve bardağımı elime aldım ve ağır adımlarla peşlerinden bahçeye doğru çıktım.
Sabahın o taze, serin havasında, Türkiye'nin en büyük iş insanlarından biri olan Aren Asil, bahçedeki çimlerin üzerinde lise çocukları gibi Bora'yı kovalıyordu.
Bora ise bir yandan arkasına bakıp çığlık atıyor, bir yandan da koşmaya çalışıyordu.
Onları izlerken içimdeki o huzurun ve mutluluğun katlanarak büyüdüğünü hissettim. Bu operasyon, sandığımdan çok daha eğlenceli geçecekti.
"Aren, dur oğlum! Tamam, valla teslim oluyorum!" diye bağırdı Bora, bahçedeki heykelin etrafında son bir tur atarken.
Nefes nefese kalmıştı ama Aren hâlâ arkasındaydı.
Tam o sırada elinde kahve bardağıyla merdivenlerde sırıtan beni fark etti. Gözleri parladı, sanki çölde su bulmuş gibi bana doğru koşmaya başladı.
"Yenge! Yenge gözünü seveyim beni kurtar! Bak, daha çiçeği burnunda evlisiniz, katil olmasın bu herif! Yengeee!" diye feryat ederek adeta arkama saklanmaya çalıştı.
Bora arkama geçip omzuma tutunurken, Aren tam önümüzde durdu. Koştuğu için göğsü hızla inip kalkıyordu, saçları alnına dökülmüştü ve gözlerinde hâlâ o sahte öfke vardı.
Ama benim arkama saklanan Bora'ya bakarken o sert hatlarının gevşemesine engel olamadı.
"Yengenin arkasına saklanma, Bora," dedi Aren tehditkar bir sesle ama sesindeki o uykulu yumuşaklık geri gelmişti. "Geç arkaya, hesabı sonra keseceğim."
Bora arkamdan başını uzatıp Aren'e dil çıkardı. "Yengem varken bana dokunamazsın bir kere. O artık bu evin reisi," dedi bilmiş bilmiş.
Kafamı hafifçe geriye çevirip Bora'ya baktım. "Seni kurtarırım kurtarmasına da Bora... Karşılığında bana ne vereceksin?" diye sordum muzipçe.
Bora elini göğsüne koyup dramatik bir nefes aldı. "Sana canımı vereyim yenge! Yetmez dersen, bu odun kocanın tüm sırlarını, çocukluktaki o komik fotoğraflarını siber arşivime ekler, seninle paylaşırım!"
Aren bu sefer gerçekten sabrının sonuna gelmiş gibi Bora'nın ensesinden yakaladı ve onu benden uzaklaştırdı. "Bora, yeter. Arabayı hazırla, yarım saate çıkıyoruz," dedi net bir sesle.
Bora ensesini ovuşturarak, "Tamam be, gidiyoruz şef," diye homurdandı ve malikanenin otoparkına doğru ilerledi.
Aren ile bahçede baş başa kaldığımızda, bana doğru bir adım attı. Gözleri doğrudan gözlerimin içine kenetlendi. "Demek benim sırlarımı merak ediyorsun?" diye sordu, sesinde o karnımı gıdıklayan fısıltılı tonla.
Aren'in bu flörtöz sorusu karşısında kendimi hemen toparlamaya çalıştım. Gözlerimi hafifçe kaçırıp kahvemden bir yudum aldım ve yüzüme o umursamaz, profesyonel siber dâhi ifademi takınmaya çalıştım.
"Ben bir hacker'ım, Aren," dedim tek kaşımı kaldırarak. "İstesem senin tüm çocukluk fotoğraflarını beş dakikada sisteminden çekerim zaten. Bora'nın rüşvetine ihtiyacım yok."
Aren bu cevabıma hafifçe gülümsedi. Aramızdaki o birkaç adımlık mesafeyi tamamen kapatarak tam önümde durdu. Sabah güneşinin altında gözleri her zamankinden daha derin, daha etkileyici bakıyordu.
Aklıma aniden gelen ve sormam gereken o en önemli soruyu sormak için tam sırasıydı. Konuyu ciddileştirerek gözlerinin içine baktım.
"Peki, tüm bu hazırlıklar, koşturmacalar güzel de..." dedim sesimi biraz alçaltarak. "Sen nikah tarihi aldın mı? Basın her yerde bizi konuşurken ne zaman evleneceğimiz sorulursa ne diyeceğiz?"
Aren hiç duraksamadı. Sanki bu soruyu sormamı bekliyormuş gibi dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Cebinden telefonunu çıkarıp bana doğru çevirmeden önce gözlerini gözlerimden ayırmadı.
"Aldım," dedi, son derece net ve kendinden emin bir sesle.
Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne? Ne zamana aldın?"
"Önümüzdeki cuma gününe," dedi sakin bir tavırla. "Asil İmparatorluğu'nda işler hızlı yürür, Gökçe. Madem bu oyunu oynuyoruz, herkesi inandıracak kadar hızlı ve kusursuz olmalı. Haftaya cuma resmen evleniyoruz."
"Haftaya cuma mı?!" Sesim neredeyse bir çığlık gibi çıkmıştı. Sadece birkaç günümüz vardı!
Aren kafasını hafifçe salladı ve elini cebine koyup arkasını döndü. "Şimdi içeri gir ve hazırlan. Bir haftada halletmemiz gereken koca bir düğün operasyonumuz var," dedi muzip bir tonla.
Ben arkasından donakalmış bir şekilde bakarken, içimdeki o heyecan dalgası bu sefer korkuyla karışık bir mutluluğa dönüşmüştü. Operasyon resmen ve resmen başlamıştı!
Koşar adımlarla odama yani odamıza çıkmaya
Hemen giyinme odasına gidip kendi tarafimdan kısa keten bir şort ustumede veya askılı bir crop giydim usursem diyede yanıma bir ceket aldım çanta ve ayakkabılari da ayarladiktan sonra saç ve makyaja geçtim çok hafif bir makyaj sacimida tepeden düzgün bir at kuyruğu yaptım
Aşağı indiğimde Arenin çoktan hazır olduğunu gördüm
Hızla aşağı indim ve Arene bakarak "Ben hazırım "dedim coşkulu bir sesle
"Harika ozaman arabaya geçelim " dedi Aren
Arabaya bindik ve İstanbulun en ünlü gelinlikcisine doğru yol aldık
"Şort fazla kısa değil mi " diye sordu Aren temkinli bir sesle
"Yoo gayet iyi de sen şimdiden kıyafetlerime mi karışıyorsun " dedim sesimde az da olsa sinir vardı
"Y-yok ne karışması üşürsün diye "
Böyle adam olcaksin dedim içimden bir aya kalmaz ben bu kas torbasıni adam ederdim
"Ceketimi aldım merak etme" diye gecistirdim
Ve çantamdan telefonu çıkartıp iklimi aradım evlenecegimi söylemem lazım di
Çok geçmeden İlkim telefonu açtı
"Alooo" dedi neşeli neşeli
"Naber nasılsın"
"İyim senn"
" İyiyim sana bir şey söyliyecem ama sakın olacaksin " dedim sesimi sakın tutmaya çalışarak
" Tamam söyle " dedi sesinde endişe kırıntısı vardı
"Benim canım kankam arkadaşim biliyorum bana çok kizacaksin ama söylemeye anca fırsat bula bildim kankacim ben haftaya cuma evleniyorum " dedim bir çırpıda söylemiştim
"Nee evleniyormusun ve benim şimdi haberim oluy " dedi tiz bir sesle okadar bagirmisti ki telefonu kulağımdan uzaklaştırıldım
" Dediğim gibi çok ani oldu herşey gerçekten "
"Kimle evleniyorsun peki" dedi sesi üzgün geliyor du en yakın zamanda gönlünü almaliydim
"Kanka hani şu üniversitede bir çocuk vardı ya sürekli tartistigim "
"Ee onun arkadaşı falan mı "
"Hayır ta kendisi ile Aren Asil ile "
"Nee neyse şok olmadım en başından beri favori shipim Diniz o değilde ben demedim mi bu çocuk senden hoşlanıyor diye " öyle bir cigirmisti ki Aren İlkimin her dediğini duymuştu
"Bosver onu bunu sana bir konum atcam oraya gel "
"Tamamdır orda görüşürüz"dedi
"Görüşürüz" diye karşılık verdim.
Kafamı çevirip Arene baktım sırıtıyordu
"Ne sırıtıyorsun öyle pişmiş kelle gibi "
"Sen arkadaşlarina benden mi söz ediyordun "
"Pişmiş kelle" benzetmem karşısında Aren hiç oralı olmadı. Aksine, direksiyonu hafifçe kırıp bakışlarını kısa bir an yoldan çekerek doğrudan gözlerimin içine dikti.
O karizmatik, hafif alaycı gülümsemesi yüzünden bir an bile silinmiyordu.
"Sadece kendinden söz etmiyordun, Gökçe," dedi sesindeki o pürüzsüz tınıyla.
"Bizden söz ediyordun. Hatta arkadaşın bizim 'favori' olduğumuzu bile söyledi. Görünüşe göre çevrendeki insanlar bizim yakıştığımızı düşünmekte senin kadar inatçı değiller."
Yanaklarımın alev alev yandığını hissettim.
Başımı hızla cama doğru çevirip dışarıyı izlemeye başladım. "Sadece bir tahmindi o, İlkim biraz... hayalperesttir," dedim, sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak.
Ama içimden, 'Adam haklı, yakışıyoruz da,' diye düşünmeden edemedim. Gerçi bunu ona asla söylemezdim.
Bir süre sessizlik oldu. Arabanın içindeki o ağır parfüm ve deri kokusu, aramızdaki o görünmez çekimle birleşince ortam biraz daha bunaltıcı hale geldi.
Nihayet İstanbul'un en lüks, en şatafatlı semtlerinden birinde, vitrininde sadece tek bir elbisenin sergilendiği o devasa gelinlik mağazasının önünde durduk.
Mağazanın önünde bizi bekleyen kapı görevlileri, araba durur durmaz hemen Aren'in kapısını açmak için harekete geçti.
Aren arabadan indi, ardından gelip benim kapımı açtı. Elini uzattığında, bir anlık tereddütle elini tuttum.
Mağazanın içine girdiğimizde, içerideki o ağır, pahalı parfüm ve taze çiçek kokusu bizi karşıladı. Görevli kadın hemen yanımıza gelip "Aren Bey, hoş geldiniz. Müstakbel eşinizle sizi bekliyorduk," dediğinde, kalbimin göğüs kafesimde yine o çılgın dansına başladığını hissettim.
Aren, elini belime koyup beni mağazanın içine doğru yönlendirdi.
"Hoş bulduk," dedi net bir sesle. Ardından bana dönüp,
"Evet Gökçe, operasyon başlıyor. İlk hedefimiz..." dedi ve etrafı süzen o keskin bakışlarını mağazanın en gösterişli gelinliklerinin olduğu bölüme çevirdi. "Seni o beyaz şeylerin içinde görmek için sabırsızlanıyorum."
Mağazanın ortasındaki devasa aynaların önüne geçtiğimizde, Aren beni bir an bile yalnız bırakmak istemiyormuş gibi hemen arkamda durdu. Tam o sırada mağazanın kapısındaki çıngıraklar yüksek sesle çaldı ve içeriye adeta bir kasırga gibi İlkim daldı! Nefes nefese kalmıştı, gözleri hızla etrafı taradı ve en sonunda beni bulduğunda çığlık atmamak için eliyle ağzını kapattı.
"Gökçeee!" diye bağırarak bana doğru koştu ve boynuma atladı. "Kızım inanamıyorum, şaka mı bu? Cidden evleniyor musun?!"
Sarılmayı bırakıp geri çekildiğinde gözleri hemen arkamda duran Aren'e kaydı. İlkim'in gözleri şokla büyüdü, dudakları aralandı.
Aren'e hayranlıkla bakarken bana doğru eğilip fısıldadı: "Oha... Kızım bu çocuk gerçek mi? Fotoğraflardan daha yakışıklıymış.
Resmen shipim karşımda kanlı canlı duruyor!"
Aren, İlkim'in bu açık sözlü haline hafifçe gülümseyip elini uzattı. "Merhaba, ben Aren."
İlkim hemen elini sıktı, heyecandan sesi titriyordu.
"Ben de İlkim, Gökçe'nin her şeyi, yani en yakın arkadaşıyım. Aren Bey, valla en başından beri sizi destekliyordum, sonunda doğru yolu bulmanıza çok sevindim!" dedi göz kırparak.
Ben utançtan yerin dibine girmek üzereyken Aren'in bu durumdan oldukça keyif aldığı her halinden belliydi.
Tam o sırada kahvaltıdan beri ortalıkta görünmeyen Bora, mağazanın arka tarafındaki "V.I.P" bölümünden, kucağında devasa, üzeri tamamen taşlarla ve tüylerle kaplı, adeta bir saray avizesini andıran kabarık bir gelinlikle çıktı.
Bora hangi ara geldi derseniz biz giderken oda arabayla arkamızdan geliyor du
Gelinliği taşımakta zorlanıyor gibiydi.
"Yenge! Bak ne buldum!" diye bağırdı Bora, gelinliği havaya kaldırmaya çalışarak. "Bence bunu giymelisin. Tam bir Asil gelini tasarımı! Hem düğünde üzerine biri saldırmaya kalksa taşların ağırlığından sana yaklaşamaz bile, resmen zırh gibi!"
İlkim anında Bora'ya döndü. Gözlerini kısarak gelinliğe, sonra da Bora'ya baktı. "Yuh! O ne be öyle? Kızı düğünde gelin değil, disko topu mu yapacaksın sen? Kimsin sen hem?"
Bora, İlkim'i yeni fark etmiş gibi gelinliğin arkasından kafasını uzattı.
"Ben Bora. Aren'in en yakın dostuyum. Ve bence modadan gayet iyi anlıyorum süslü hanımefendi."
"Süslü mü? Ben İlkim! Ve o taşıdığın şey gelinlik değil, bildiğin rüküşlük abidesi," diye yapıştırdı İlkim cevabı. İkili daha ilk saniyeden birbirlerine dik dik bakmaya başlamışlardı bile.
Onların bu didişmesini izlerken içimden, 'Tamamdır, bunlar kesin evlenir,' diye geçirdim.
Mağaza görevlisi araya girerek, "Gökçe Hanım, sizin için seçtiğimiz özel tasarım gelinlikler deneme kabininde hazır. Dilerseniz geçelim," dedi.
Derin bir nefes alıp kabine doğru ilerledim. İlkim de heyecanla peşimden geldi. Üzerimdeki şortu ve crop'u çıkarıp, görevli kadının yardımıyla o bembeyaz, sade ama inanılmaz şık, bedeni sımsıkı saran, sırt dekolteli saten gelinliği üzerime geçirdim. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamamıştım.
Gerçekten bir gelin gibi duruyordum.
"Kızım... İnanamıyorum, çok güzel oldun," diye fısıldadı İlkim, gözleri dolarak.
Kabinin devasa kadife perdesi yavaşça iki yana açıldı. Dışarı adımımı attığımda salondaki tüm gürültü bir anda bıçak gibi kesildi. Bora ve İlkim'in didişmesi durmuş, ikisi de bana bakakalmıştı.
Ama benim gözlerim sadece tek bir kişiyi aradı.
Aren, salonun diğer ucundaki koltukta oturuyordu. Perdenin açılma sesiyle başını telefondan kaldırdı. Beni gördüğü an, yüzündeki o her zamanki ifadesiz, mesafeli maske tamamen paramparça oldu. Oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Gözlerindeki o koyu, yoğun parıltı doğrudan üzerime kilitlendi. Boğazının düğümlendiğini, yutkunduğunu uzaktan bile görebiliyordum.
Aramızdaki o koca salonu birkaç büyük adımla aşıp tam önümde durdu. Bakışları yüzümden başlayıp gelinliğin her detayında, açık bıraktığım sırtımda gezindi. Nefesini dışarı üflerken sesi her zamankinden daha kısık ve derindi.
"Seni o beyaz şeylerin içinde görmeyi bekliyordum elbette..." diye fısıldadı, sadece benim duyabileceğim bir yakınlıkla eğilerek. "Ama bu kadar... nefes kesici olacağını tahmin etmemiştim, Gökçe."
