19. bölüm · NABIZ VE KÜL
UNUTMAKİ EVLİSİN
SENİ BEKLİYOR YUVAN
Ateş’in sabah o evden "özgür bir adam olarak döneceğim" diyerek çıkışının üzerinden on saat geçmişti. Eve döndüğünde ise kapıdan giren o adam, sabah öperek uyandırdığım sevgilim değildi. Bakışları cam kırıkları gibi sert, yüzü beton gibi donuktu.
Melek, Ateş’in ayak sesini duyar duymaz neşeyle koridora koştu. "Baba! Geldin mi?" diyerek bacaklarına sarıldı. Ateş onu kucağına aldı ama o her zamanki şefkatli sarılışı yoktu; sadece mekanik bir hareketti bu.
Ben, mutfakta hazırladığım masanın başında, kalbim ağzımda ona bakıyordum. "Ateş? Ne oldu? Bitti mi?"
Ateş gözlerini benden kaçırdı. Sesi, sanki bir yabancıya hitap ediyormuş gibi mesafeliydi. **"Bitmedi Deniz. Hiçbir şey bitmedi. Hatta her şey yeni başlıyor."**
"Nasıl yani? Anlaşmıştınız, Leyla hisseleri almıştı..."
O sırada kapı tekrar açıldı. İçeriye Leyla ve babası Adnan Bey girdi. Adnan Bey, o sinsi gülümsemesiyle elindeki bir dosyayı masanın üzerine, tabaklarımın arasına fırlattı.
"Hisseler yetmedi doktor hanım," dedi Adnan Bey, sesindeki o zafer sarhoşluğuyla. **"Ateş’in babasının vasiyetindeki o gizli maddeyi unutmuşsunuz. Eğer Ateş, Leyla’dan boşanırsa, sadece servetini değil; o çok sevdiği babalık hakkını da kaybediyor. Melek üzerindeki tüm yasal hakları Leyla’ya geçiyor. Yani boşanmak demek, Melek’i bir daha hiç görmemek demek."**
Dünya başıma yıkıldı. Ateş’e baktım, "Bir yolu vardır Ateş, bir şeyler yapabiliriz," diye fısıldadım.
Ateş bana dönmedi bile. Melek kucağındayken başını öne eğdi. **"Yolu yok Deniz. Unutma ki ben hala evliyim. Ve öyle kalmaya devam edeceğim."**
Melek, aramızdaki bu buz gibi gerginliği hissetmiş gibi ağlamaya başladı. "Anne... Neden kavga ediyosunuz?" diyerek bana doğru elini uzattı.
O an Ateş’in ağzından çıkan kelimeler, doğum günümde yediğim o mermiden daha derine saplandı. Ateş, Melek’in elini tuttu ve buz gibi bir sesle onu uyardı:
**"Melek... Ona anne deme bir daha. O senin ablan. Sadece ablan. Gerçekleri karıştırma artık."**
Nefesim kesildi. "Ateş sen ne diyorsun? Az önce mutfakta ne konuşmuştuk, hani biz bir aileydik?"
Ateş, Melek’i yere bıraktı ve bana ilk kez bu kadar yabancı, bu kadar nefret doluymuş gibi baktı. **"Mutfaktaki adam sabah evden çıktı ve öldü Deniz. Şimdi karşındaki adam Boran Kaplan’ın oğlu ve Leyla’nın kocası. Haddini bil, mesafeni koru. Bu evde bir misafir olduğunu unutma."**
Leyla, yanıma gelip kulağıma o zehirli nefesiyle fısıldadı: *"Sana söylemiştim doktor. Bu evde ismin hiçbir zaman kapıya yazılmayacak. Şimdi git, o 'abla' rolünü oyna ya da bu kapıdan sonsuza dek çık."*
Ateş arkasını dönüp çalışma odasına doğru yürürken, arkasında paramparça bir kadın ve ne olduğunu anlamayan, hıçkırarak ağlayan bir çocuk bıraktı. Melek "Abla, babam neden kızdı?" diye bacağıma kapandığında, Ateş’in "Anne deme" deyişi kulaklarımda bir idam hükmü gibi yankılanıyordu.
Ateş, Melek'i kaybetmemek için ruhunu satmıştı; ama o ruhun içinde bana dair ne varsa hepsini bir kalemde silip atmış gibiydi.
Kapının anahtarla açılma sesini duyduğumda, salonda ayakta duracak halim kalmamıştı. Evin içi savaş alanına dönmüştü; masanın üzerindeki o çok sevdiğimiz vazo bin parçaydı, duvardaki tablolar yerlerdeydi, mutfaktan gelen kırık tabak sesleri hala kulaklarımda çınlıyordu. Ellerim cam kesiklerinden sızım sızım sızlıyordu ama kalbimdeki o devasa yarığın yanında bu acı hiçbir şeydi.
Ateş, Melek’i kreşe bırakmış, omuzları çökmüş bir halde içeri girdi. Ayaklarının altındaki cam kırıklarının gıcırtısı evin o ağır sessizliğini bozdu. Göz göze geldiğimizde, o sabahki buz gibi adamın yerinde bir enkaz duruyordu.
"Deniz..." dedi, sesi fısıltıdan farksızdı.
"Neden?" diye bağırdım, sesim hıçkırıklarımın arasında boğuluyordu. Yanındaki sehpaya duran son sağlam şeyi, o gümüş şamdanı kaptığım gibi ayaklarının dibine fırlattım. "Neden Ateş? Neden her seferinde tam sana inandığımda, tam 'biz' olduk dediğimde beni böyle sırtımdan vuruyorsun?"
Bana doğru bir adım attı ama elini kaldırmasıyla geri çekilmem bir oldu. "Dokunma bana! 'O senin ablan' dedin Ateş! Kendi çocuğuna, bana 'anne' diyen o küçük cana, yalan söylettin! Beni kendi evimde, kendi aşkımda bir yabancıya çevirdin!"
"Mecburdum..." diye inledi Ateş. Ellerini yüzüne kapattı, parmaklarının arasından taşan o çaresizlik ilk kez bu kadar çıplaktı.
"Mecburiyetlerin batsın senin! Güvenmiştim sana... Babamın mezarı başında 'bizim hikayemiz başlıyor' demiştin! Hangi hikaye bu Ateş? Leyla’nın gölgesinde, yalanların içinde, bir 'abla' rolü oynadığım o karanlık hikaye mi?" Dizlerimin üzerine çöktüm, cam kırıklarının dizlerime batmasını umursamadan feryat ettim. **"Neden sana olan güvenimi her seferinde boşa çıkarıyorsun? Neden beni bu kadar kimsesiz bırakıyorsun?"**
Ateş yanıma gelip diz çöktü. Bu sefer kaçamadım, kollarını demir bir kuşak gibi etrafıma doladı. Ben göğsünü yumruklarken, o beni daha sıkı sardı.
"Çünkü eğer boşanma davasını açsaydım, Adnan o kasedin tamamını yok edecekti Deniz!" diye bağırdı sonunda, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Ailenin ölümüyle ilgili gerçeği, babamın o kazadaki rolünü öğrenmeni engellemek için Melek’i benden, seni de gerçeklerden mahrum bırakacaktı! Seni korumak için kendimi senin gözünde canavara çevirdim!"
Donup kaldım. Yumruklarım havada asılı kaldı. Ateş başını boynuma gömdü, vücudu hıçkırıklarla sarsılıyordu. "Sana soğuk davranmak zorundayım çünkü evin her yerinde dinleme cihazı var, Leyla her adımımızı izliyor. Melek’e 'abla' dedirttim çünkü Adnan, çocuğun kafasını karıştırdığımı kanıtlarsa velayeti o an alacaklarını söyledi. Seni kaybetmemek için, senden vazgeçmiş gibi yapmak zorundayım Deniz..."
Kırık camların üzerinde, darmadağın olmuş salonun ortasında birbirimize tutunduk. O güvenim boşa çıkmıştı belki ama Ateş’in omuzlarındaki yük, benim acımdan çok daha ağırdı. Ama hala kulağımda o ses çınlıyordu: *Unutma ki evlisin...*
Kendi evimin kapısını açtığımda, o steril ve boş hava yüzüme çarptı. Ateş’in o görkemli, ama her köşesi sırlar ve dinleme cihazlarıyla dolu malikanesinden sonra burası bana hem bir sığınak hem de bir sürgün yeri gibi gelmişti. Gece boyu gözüme uyku girmemişti; Ateş'in "babamın o kazadaki rolü" deyişi beynimde bir saatli bomba gibi tik tak ediyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla, biraz hava almak ve kendimi toplamak için apartmandan dışarı adımımı attım ki, o tanıdık parfüm kokusu ve o kibir dolu topuk tıkırtısı sokağın sessizliğini bozdu.
Leyla, şoförlü aracının önünde, sanki bir podyuma çıkıyormuşçasına kusursuz ama bir o kadar da iğrenç bir gülümsemeyle karşımda duruyordu.
"Günaydın doktor hanım," dedi, gözlüklerini yavaşça aşağı indirerek. "Bakıyorum da kendi küçük yuvanıza dönmüşsünüz. Ateş'in o büyük yatağı dün gece biraz soğuk gelmiş olmalı."
Cevap vermeden yanından geçip gitmek istedim ama önüme geçip o zehirli cümlesini yüzüme fırlattı:
**"Ne o, dilini mi yuttun? Yoksa gerçekleri hazmetmekte zorlanıyor musun? Söylesene Deniz, kocamın metresi olmaya daha ne kadar devam edeceksin?"**
Kan beynime sıçradı. "Metres" kelimesi, liseden beri kalbimde taşıdığım o saf aşka, Melek'le kurduğumuz o anne-kız bağına atılan en kirli çamurdu. Durdum ve ona doğru bir adım attım.
"Metres mi?" dedim, sesimdeki titremeyi bastırarak. "Senin o 'kocan' dediğin adam, her gece başını yastığa koyduğunda senin değil, benim hayalimle uyuyor Leyla. O imza seni sadece onun soyadına ortak yapar, kalbine değil. Sen o evde bir evrak parçasısın, bense onun ruhuyum."
Leyla’nın yüzündeki o sahte gülümseme bir anlığına sarsıldı ama hemen toparlandı. "Ruhlar karın doyurmuyor tatlım. Adnan Bey’in elindeki o kasetleri, Ateş’in ailesinin senin aileni nasıl yok ettiğine dair o kanıtları düşününce... Ateş senin yüzüne her baktığında o suçu görecek. Sen de her ona dokunduğunda anne ve babanın katilinin oğlunu tuttuğunu hissedeceksin."
Yaklaştı ve tam kulağıma fısıldadı:
**"Unutma Deniz, sen sadece bir heves değil, bir vicdan azabısın. Ve hiçbir adam vicdan azabıyla sonsuza kadar sevişemez. Şimdi o 'abla' rolüne geri dön, çünkü Ateş artık resmen ve hukuken bana ait."**
Aracına binip uzaklaşırken arkasında bıraktığı o egzoz dumanı boğazımı düğümledi. Kendi evimin önünde, elimde anahtarlarımla öylece kalakaldım. Leyla’nın o ağır sözleri mi daha çok canımı yakıyordu, yoksa Ateş’in ailesinin benim ailemin katili olma ihtimali mi?
Leyla’nın aracı sokağın köşesinde kaybolurken, dizlerimin bağı çözüldü ve apartmanın girişindeki basamağa çöktüm. "Metres" kelimesi bir tokat gibi yüzümde asılı kalmıştı ama asıl ruhumu zehirleyen, o kasetin devamı ve babasının geçmişiydi. Eğer Ateş’in babası benim ailemin ölümüne sebep olduysa, biz bu aşkın enkazından nasıl sağ çıkacaktık?
O sırada telefonum titredi. Arayan **Bartu**'ydu.
"Deniz, neredesin? Gece eve gelmemişsin, hastanedekiler de seni merak ediyor."
"Evdeyim Bartu... Kendi evimdeyim," dedim sesim hırıltılı bir şekilde. "Bartu, o kaset... Devamını bulmamız lazım. Leyla’nın eline geçmeden, o kasetin aslına ulaşmamız lazım."
Bartu kısa bir sessizlikten sonra, "Sakin ol, oraya geliyorum," dedi.
---
### **Ateş'in Beklenmedik Ziyareti**
Yarım saat sonra kapı çaldı. Gelen Bartu değil, **Ateş**'ti.
Üstü başı darmadağın, gözleri kan çanağına dönmüştü. İçeri girmesine izin vermeden kapının eşiğinde durdum. Bakışlarım artık eskisi gibi şefkatli değildi; Leyla’nın ektiği o şüphe tohumları filizlenmeye başlamıştı.
"Burada ne işin var Ateş? Karının yanına, o sahte yuvana dönsene," dedim buz gibi bir sesle.
Ateş kapıyı sertçe itip içeri girdi ve beni omuzlarımdan tutup duvara yasladı. "Bana öyle bakma Deniz! O kadının ne dediğini biliyorum, seni takip ettirdiğini de... Ama o yalanlara inanma."
"Yalan mı?" diye bağırdım. "Leyla, 'Ateş’in ailesi senin aileni yok etti' diyor. Sen de dün gece 'babamın o kazadaki rolü' dedin! Gerçek ne Ateş? Annemle babam senin ailen yüzünden mi öldü? Bizim aşkımız bir cinayetin üzerine mi kurulu?"
Ateş’in elleri titremeye başladı. Alnını alnıma dayadı, gözlerini kapattı. "Babam... O gece bir sevkiyat yapıyordu. Senin ailenin arabası o yoldaki çatışmanın ortasında kalmış. Kaza değildi Deniz... Çapraz ateş arasında kalmışlar. Babam bunu yıllarca saklamış. Ben de yeni öğrendim, yemin ederim yeni öğrendim."
Hıçkırıklarım boğazıma dizildi. Onları öldüren kurşunların üzerinde Boran Kaplan’ın parmak izi mi vardı yani?
"Bu yüzden mi boşanmıyorsun?" dedim, sesim titreyerek. "Bu gerçeği Adnan Bey polise vermesin diye mi Leyla ile evli kalıyorsun? Beni değil, babanın o kirli mirasını mı koruyorsun?"
"Seni koruyorum!" diye gürledi Ateş, yumruğunu yanımdaki duvara indirerek. "Eğer bu gerçek ortaya çıkarsa, kan davasına dönüşür. Benim düşmanlarım seni ve Melek'i hedef alır! Seni o kasetten korumaya çalışıyorum!"
---
### **Melek'in Telefonu**
O sırada Ateş’in telefonu çaldı. Arayan bakıcıydı. Hoparlörü açtığında Melek’in hıçkırıklarını duyduk.
**"Abla... Anne... Neredesin? Babam sana kızdı diye mi gelmiyosun? Ben çok korkuyorum, Leyla teyze geldi, bana 'Senin annen öldü' diyo... Gel beni al abla!"**
Melek’in o "abla" deyişindeki çaresizlik, Ateş’le aramızdaki o devasa uçurumu bir anlığına kapattı. Ateş bana baktı, gözlerinde saf bir acı vardı. "Görüyorsun... O kadın Melek’in zihnini bulandırıyor. Eğer şimdi gitmezsek, Melek’i bizden tamamen koparacaklar."
Ateş’in elini ittim. "Ben gelmiyorum Ateş. O eve, o yalanların içine, 'abla' rolünü oynamaya geri dönmüyorum. Melek’i alacaksan, o kadından boşanmış bir adam olarak gelip alacaksın. Ya o kaset, ya ben!"
Ateş kapıda durdu, bana son bir kez baktı. "O kaseti alacağım Deniz. Ama aldığımda, aramızda bir enkaz kalmamış olmasını umuyorum."
Ateş evden çıkarken, ben salonun ortasında ailemin katilleri ve hayatımın aşkı arasında sıkışıp kalmıştım.
