10. bölüm · MÜREKKEP VE KAN

BÖLÜM 9

M.N.B 👊👑

BÖLÜM 9: VATAN HAİNİ
Sabahın ilk ışıkları İstanbul’un üzerine düştüğünde, şehir her zamankinden daha ağır bir griye boyanmıştı. Selim Dedektif’in dükkanının altındaki mahzende, rutubetin kokusuyla taze demlenmiş çayın buharı birbirine karışıyordu. Duvardaki küçük televizyonda, son dakika haberi kırmızı bir şerit gibi akıyordu: "SARRAF MALİKANESİNDE TERÖR DEHŞETİ: BAŞKOMİSER ELİF KARACA ARANIYOR!"
Elif, elindeki bardağı öyle sıkı tutuyordu ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Ekranda kendi vesikalık fotoğrafını, yanında "Vatan Haini" ve "Firari Katil" ibarelerini gördüğünde, kalbinin duracağını sandı. On beş yılını verdiği o teşkilat, bir gecede onu bir canavara dönüştürmüştü.
"Dün gece omuz omuza verdiğim insanlar... Şimdi beni gördükleri yerde vuracaklar," dedi Elif. Sesi, bir cam kırığı kadar keskindi.
Aras, masanın üzerinde duran "Mürekkep ve Kan" dosyasının sayfalarını çevirirken başını bile kaldırmadı. "Seni değil, bildiğin gerçekleri vuracaklar Elif. Şahin Bey için sen artık bir insan değilsin, yok edilmesi gereken bir delilsin."
Selim Dedektif, elindeki telsizin frekansıyla oynarken araya girdi. "Emniyetin tüm kanallarında senin eşkalin var. Şahin, 'vur emri' çıkartmış. Bu, mahkemeye bile çıkmayacaksın demek. Aras haklıydı; artık o rozet seni korumaz, sadece hedef tahtasına dönüştürür."
Aras ayağa kalktı. Üzerine siyah, hatlarını belli etmeyen teknik bir ceket giydi. "Zamanımız daralıyor. Şahin savunmaya geçmeden biz saldırıya devam etmeliyiz. Listedeki ikinci isim: Aydın 'Hakim' Yılmaz."
Elif şaşkınlıkla baktı. "Aydın Yılmaz mı? O adam emekli bir Yargıtay üyesi. Şehrin en saygın hukukçularından biri kabul ediliyor."
"Saygınlığı, suçluların özgürlüğü karşılığında aldığı rüşvetlerle inşa edilmiş bir kale," dedi Aras, beline o meşhur neşter setini yerleştirirken. "Babamın dosyasını 'hukuka uygun' şekilde kapatan el onun eliydi. Şahin silahı tuttu, Hakim ise o silahın meşru olduğunu onayladı. Bugün o kalemi onun elinden alacağım."
Adaletin Sessiz İnfazı: Hâkim’in Malikanesi
Aydın Yılmaz, Boğaz’a nazır villasında, şöminenin başında viskisini yudumluyordu. Emekliliğin tadını çıkardığını sanıyordu ama dışarıdaki fırtına sadece havada değil, kaderinde esiyordu. Kapısındaki iki özel koruma, Şahin Bey’in ona gönderdiği en iyi adamlardı. Ancak Aras için "en iyi", sadece biraz daha fazla vakit kaybı demekti.
Aras, villanın arka bahçesindeki devasa çınar ağaçlarının gölgesinden bir duman gibi süzüldü. Selim, uzaktaki bir tepeden termal dürbünle yolu gözlüyordu. "Aras, korumalar bahçe katında devriye atıyor. Üç dakikan var," dedi Selim’in sesi kulaklıktan.
Aras, bahçe duvarındaki lazer sensörlerini, bir dosya kağıdını arşive yerleştirir gibi sessizce bypass etti. Villanın mutfak kapısına ulaştığında, korumalardan biri sigara yakmak için dışarı çıkmıştı. Aras, adamın ensesine öyle bir noktaya baskı uyguladı ki, koruma ses bile çıkaramadan bilincini kaybedip yere yığıldı.
İçerisi sessizdi. Sadece şöminedeki odunların çıtırtısı ve eski bir gramofondan yayılan klasik müzik duyuluyordu. Aydın Yılmaz, arkası dönük bir şekilde koltuğunda oturuyordu.
"Viskiyi tazelemene gerek yok Murat, birazdan yatacağım," dedi Hakim, adımları duyunca.
"Murat gelemez Hakim Bey," dedi Aras. Sesi, odanın içindeki o ılık havayı bir anda dondurdu. "O şu an bir hastane odasında, günahlarının bedelini ödüyor. Sıra size geldi."
Aydın Yılmaz, duyduğu sesle irkilerek döndü. Karşısında siyahlar içinde, gözleri mermer kadar soğuk bir adam duruyordu. "Sen... Sen o 'Gölge'sin," diye fısıldadı Hakim. "Şahin seni öldürdüklerini söylemişti."
"Şahin yalan söyler Hakim. Siz bunu en iyi bilen kişisiniz," dedi Aras, elindeki sarı dosyayı masanın üzerine bıraktı. "Bu dosyanın üzerindeki 1998 tarihli imzanızı hatırlıyor musunuz? Emrah Karahan davası. Hani şu 'delil yetersizliği' ile kapattığınız o şerefli polisin davası."
Hakim’in elleri titremeye başladı. "O bir emirdi... Sistem böyle işler evlat. Ben sadece yasaları uyguladım."
Aras, neşterini çıkardı. Gümüş rengi metal, şöminenin alevlerini yansıtıyordu. "Yasalar mürekkeple yazılır Hakim. Ama adalet kanla tecelli eder. Siz o kalemi, masum bir adamın hayatını bitirmek için kullandınız. Şimdi o kalemin bedelini ödeyeceksiniz."
"Dur! Sana para verebilirim... Şahin’in tüm sırlarını verebilirim!"
"Sırlar bende zaten var," dedi Aras, Hakim’e doğru ağır bir adım atarak. "Bende olmayan tek şey, babamın iade-i itibarıydı. Onu da bu gece sizinle birlikte o mezara gömeceğim."
Mühürlenen Hüküm
Aras, Hakim’i zorla çalışma masasına oturttu. Masanın üzerinde duran o antika, altın uçlu dolma kalemi aldı. Hakim’in titreyen elini kavradı ve kalemi adamın avucuna zorla yerleştirdi.
"Bu kalemle kaç masumun hayatını kararttın Hakim? Kaç suçluyu sokağa saldın?"
Aras, Hakim’in elini masadaki boş bir kağıdın üzerine bastırdı. "Şimdi son hükmünü yazacaksın. Kendi itirafını."
Aras, neşterin ucuyla Hakim’in bileğinde küçük bir kesik açtı. Kalemin haznesini o taze, sıcak kanla doldurdu. Mürekkep bitmişti; artık gerçekten kan yazacaktı. Hakim, dehşet içinde Aras’ın zorlamasıyla kağıda tek bir cümle yazdı: "ADALET, BENİM KANIMLA TEMİZLENDİ."
Aras, işi bittiğinde neşteri Hakim’in kalbine, tıpkı bir dosya mührü gibi tek bir hamlede sapladı. Hakim’in gözlerindeki ışık sönerken, Aras odadaki tüm delilleri titizlikle temizledi. Masanın üzerine, Elif’in bıraktığı o çamurlu rozeti değil, babasının o eski, temiz fotoğrafını bıraktı.
Kaçış ve Yeni Başlangıç
Aras villadan çıktığında, Selim’in minibüsü kapıda bekliyordu. Elif, minibüsün içinde, elindeki telsizden gelen anonsları dinliyordu.
"Hakim öldü," dedi Aras, minibüse binerken. Sesi hiçbir duygu taşımıyordu; bir memurun bitirdiği işi rapor etmesi gibiydi.
Elif, Aras’ın üzerindeki kan lekelerine baktı. "Bu böyle mi devam edecek Aras? Her gece bir infaz, her gece bir kan gölü mü?"
Aras, minibüsün aynasından Elif’e baktı. "Şahin Bey düşene kadar, mürekkebin yerini kan alacak Elif. Artık vatan hainisin, artık kaçaksın. Ama en azından artık... özgürsün."
Selim gaza bastı. Minibüs, İstanbul’un karanlık sokaklarında kaybolurken, telsizden Şahin Bey’in sesi duyuldu: "Tüm birimlere emir: Hedef artık sadece Elif Karaca değil. Yanındaki gölgeyi de ölü ele geçireceksiniz. Şehri yakın, ama onları bulun!"
Aras, dosyanın yeni bir sayfasını açtı. 50 bölümlük maratonun daha 10. odasına bile gelmemişlerdi ama savaş artık sokaklara taşmıştı.