8. bölüm / 21
MÜREKKEP VE KANBÖLÜM 7
Bölümler 21Şu an: BÖLÜM 7
- 1 GİRİŞ247 kelime
- 2 BÖLÜM 1291 kelime
- 3 BÖLÜM 2418 kelime
- 4 BÖLÜM 3415 kelime
- 5 BÖLÜM 4621 kelime
- 6 BÖLÜM 5556 kelime
- 7 BÖLÜM 6851 kelime
- 8 BÖLÜM 7869 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 BÖLÜM 8982 kelime
- 10 BÖLÜM 9859 kelime
- 11 BÖLÜM 10808 kelime
- 12 BÖLÜM 11593 kelime
- 13 BÖLÜM 12631 kelime
- 14 BÖLÜM 13707 kelime
- 15 BÖLÜM 14685 kelime
- 16 BÖLÜM 15699 kelime
- 17 BÖLÜM 16664 kelime
- 18 BÖLÜM 17516 kelime
- 19 BÖLÜM 18847 kelime
- 20 BÖLÜM 19733 kelime
- 21 BÖLÜM 20764 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 7: SARRAF’IN TERAZİSİ
Emniyet binasının o koridorlarında asılı duran sessizlik, Başkomiser Elif’in kulaklarında bir çığlık gibi yankılanıyordu. Karşısında duran Emniyet Müdür Yardımcısı Şahin Bey, o her zamanki babacan tavrıyla gülümsüyordu ama gözlerinde bir celladın soğukkanlılığı vardı. Elif, elinin altında duran USB belleğin bilgisayara takılı olduğunu biliyordu. Şahin Bey’in bakışları, o küçük plastik parçasına kilitlenmişti.
"Yorgun görünüyorsun Elif," dedi Şahin Bey, masaya doğru ağır bir adım daha atarak. "Bu dosya... Murat’ın dosyası... Seni çok yıprattı. Belki de bir süreliğine izne ayrılmalısın."
Elif, kalbinin göğüs kafesini zorladığını hissediyordu. "Dosyalar yorulmaz efendim," dedi, sesi titremesin diye yumruklarını sıkarak. "Sadece bazen gerçekler o kadar ağırdır ki, taşıması zaman alır."
Şahin Bey, tam masaya eğilip bilgisayarı kapatacakken, dışarıdaki telsizden bir anons yükseldi. "Tüm ekiplerin dikkatine! Hastanede hareketlilik var! Murat Demirci’nin odasına saldırı girişimi!"
Bu anons, Elif için hayat kurtaran bir can simidiydi. Şahin Bey’in gözleri bir anlığına kapıya kaydı. Elif, o saniyelik boşluğu kullandı. USB’yi tek bir hamlede yerinden söküp avucunun içine sakladı.
"Ben hastaneye gidiyorum efendim!" dedi Elif, Şahin Bey’in cevap vermesine fırsat tanımadan odadan dışarı fırladı. Arkasında, karanlığın ortasında parlayan o tehlikeli gözleri bırakarak.
Gölgenin Hazırlığı: Balat’ın Kuytu Köşeleri
Aynı dakikalarda Aras, Selim Dedektif’in tamirhanesinde bir haritayı masaya sermişti. Selim, tozlu bir kutudan çıkardığı eski, ağır bir keskin nişancı tüfeğini temizliyordu.
"Sarraf’ın malikanesi, şehrin kuzey ormanlarının eteğinde," dedi Selim, bir yandan silahın sürgüsünü kontrol ederek. "Etrafı termal kameralarla çevrili. İçerideki korumaların çoğu, yurt dışındaki özel harekatlardan kovulma herifler. Onları 'etkisiz hale getirmek' öyle bir iğne batırmaya benzemez Aras."
Aras, siyah, mat boyalı bir maskeyi yüzüne tuttu. "Güvenlikleri aşmak için onların gözlerini kullanacağım Selim. Sarraf’ın o gece büyük bir konuğu var. Avrupa’nın en büyük kara para aklayıcısı. Onlar içeri girdiğinde, kapıdaki sistem beş dakikalığına 'VIP moduna' geçecek. O beş dakika, benim için bir ömür demek."
Selim kafasını kaldırdı. "Ya Elif? O USB’yi açtığını biliyoruz. Şahin’in peşinde olduğunu da... Oraya gelirse işler karışır."
"Gelecek," dedi Aras, sesi buz gibiydi. "Hastaneye yapılan o saldırı girişimi bir yemdi. Onu meşgul etmek istediler ama Elif akıllıdır. Oraya gitmeyecek. Doğruca Sarraf’ın malikanesine yönelecek. Çünkü USB’deki kodlar onu oraya çağırıyor."
Gece Yarısı: Sarraf’ın İni
Sarraf lakaplı iş adamı Kerim Ersoy’un malikanesi, görkemli bir kaleyi andırıyordu. İçeride, paha biçilemez tabloların gölgesinde şarap kadehleri tokuşturuluyor, milyon dolarlık transferler sessiz fısıltılarla onaylanıyordu. Sarraf, üzerinde ipek bir sabahlık, elinde antika bir tespihle misafirlerini ağırlıyordu.
"Sanat," dedi Sarraf, misafirlerine dönerken. "Dünyanın en temiz deterjanıdır. Paranız ne kadar kirli olursa olsun, bir tablonun arkasına sakladığınızda bembeyaz olur."
Tam o sırada, malikanenin dışındaki ormanda bir çıtırtı duyuldu. Aras, ağaçların gölgesinden süzülerek ilk güvenlik halkasına ulaşmıştı. Elindeki cihazla termal kameraların frekansına sızdı. Kendi görüntüsünü sistemde bir "boşluk" olarak kodladı. Kameralar oradan geçtiğini görüyordu ama yazılım bunu bir rüzgar dalgalanması sanıyordu.
Duvarın üzerine tırmandığında, aşağıda Elif’in siyah sedanının malikaneye giden yolda durduğunu gördü. Elif, arabadan inmiş, elinde feneriyle ormanın içinden sızmaya çalışıyordu.
"Hata yapıyorsun Elif," diye mırıldandı Aras. "Bu oda senin için fazla karanlık."
Aras, malikanenin havalandırma boşluğundan içeri sızdı. Boruların içindeki toz kokusu ciğerlerine dolarken, alt kattaki konuşmaları duyabiliyordu. Hedefi, Sarraf’ın çalışma odasındaki o devasa çelik kasaydı. İçinde, babasının ölüm fermanının asıl belgesi duruyordu.
Odaya indiğinde sessizdi. Çelik kasaya yöneldi. Parmakları, metalin soğukluğunu hissettiğinde kapı aniden açıldı.
"Bir misafirimiz olduğunu biliyordum ama senin bu kadar erken geleceğini tahmin etmemiştim, Aras Karahan."
Sarraf, kapının eşiğinde duruyordu. Arkasında dört tane ağır silahlı koruma vardı. Ama asıl şok, Sarraf’ın yanındaki isimdi. Başkomiser Elif, korumalardan birinin elinde, boğazına dayanmış bir bıçakla orada duruyordu.
"Bırak onu," dedi Aras. Sesi, odadaki tüm oksijeni tüketecek kadar soğuktu.
"Ah, asaletli hırsızımız..." dedi Sarraf gülerek. "Sen babanın intikamını arıyorsun, Başkomiserimiz ise kanunları... Ama ikiniz de aynı kapana kısıldınız. Şahin Bey selamlarını iletti."
Elif’in gözleri Aras’ınkilerle buluştu. Korku yoktu gözlerinde; sadece bir itirafın ağırlığı vardı. "Aras... USB'deki her şeyi gördüm. Babam sandığım adam... her şeyin başındaymış."
Aras, elindeki neşteri masanın üzerine bıraktı. "Şahin Bey bir gölgeydi Elif. Ama bugün, gölgelerin ışığa çıktığı gün."
Tam o anda, malikanenin tüm ışıkları patladı. Selim Dedektif, dışarıdaki trafoyu devre dışı bırakmıştı. Karanlık, Aras’ın en iyi bildiği dildi. Silah sesleri odayı doldururken, Aras’ın sesi Elif’in kulağında yankılandı:
"Yere yat! Ve sakın gözlerini açma!"
Aras, karanlığın içinde bir hayalet gibi hareket ediyordu. Korumaların bağırtıları, etrafa saçılan mermi kovanlarının sesiyle birleşti. Sadece on saniye süren o mutlak karanlık sona erdiğinde, acil durum ışıkları devreye girdi.
Yerde üç koruma yatıyordu. Sarraf ise masasının arkasına sinmiş, elindeki silahla rastgele ateş ediyordu. Aras, onun elini tek bir hamlede kavradı ve kemiklerin kırılma sesini tüm oda duydu.
"Babamın dosyası nerede?" dedi Aras, Sarraf’ın boğazına sarılarak.
Sarraf acı içinde inledi. "Kasa... Şifre... 19-98..."
Aras kasayı açtı. İçinden kalın, sarı bir zarf çıkardı. Üzerinde büyük harflerle "MÜREKKEP VE KAN" yazıyordu. Bu, bu büyük operasyonun kod adıydı.
Elif, yerden kalkarken Aras’a baktı. "O dosyayı bana ver Aras. Onu mahkemeye sunmalıyız."
Aras, elindeki dosyaya, sonra da Elif’e baktı. "Mahkemeye mi? Kendi kendilerini mi yargılayacaklar Elif? Şahin’i o kürsüye çıkarabileceğini mi sanıyorsun?"
Aras, dosyayı ceketi içine sakladı ve pencereye doğru ilerledi. "Bu dosya, adaletin bittiği yerin kanıtı. Ve benim için... avın asıl başlangıcı."
Tam o sırada, malikanenin bahçesinden bir patlama sesi daha duyuldu. Şahin Bey’in gönderdiği destek ekipleri gelmişti.
"Benimle gel," dedi Aras, Elif’e elini uzatarak. "Ya o binada onlara boyun eğeceksin ya da bu ormanda benimle birlikte savaşacaksın."
Elif, yerdeki rozetine baktı. Sonra Aras’ın uzattığı ele. siren sesleri her saniye yaklaşıyordu.
Bölüm etkileşimi
