9. bölüm · MÜREKKEP VE KAN

BÖLÜM 8

M.N.B 👊👑

BÖLÜM 8: MÜREKKEBİN SON DAMLASI
Malikanenin bahçesinde patlayan sis bombaları, geceyi gri bir kâbusa çevirmişti. Uzaktan gelen siren sesleri, yaklaşan bir fırtınanın uğultusu gibi ormanın derinliklerinde yankılanıyordu. Malikanenin çalışma odasında ise zaman durmuştu. Başkomiser Elif, yerdeki rozetine ve hemen yanı başındaki cesetlere bakarken, hayatı boyunca inandığı o "adalet" kulesinin çatırtılarını duyabiliyordu.
Aras, Sarraf’ın boğazındaki elini gevşetmedi. Sarraf, kırılan elinin acısıyla inlerken, gözlerinde ilk kez paranın satın alamayacağı bir dehşet belirdi. O, masaların başında hayatları karartan, dosyaları parayla kapatan adam; şimdi bir dosya kağıdı kadar savunmasızdı.
"Beni öldüremezsin..." diye fısıldadı Sarraf, ağzından sızan kanın arasından. "Ben ölürsem... Şahin seni yeryüzünden siler. O listenin sadece küçük bir parçasıyım ben. Asıl kasa... asıl anahtar onda!"
Aras, Sarraf’ın yüzüne doğru eğildi. Gözleri, adliyenin o en alt katındaki arşiv odası kadar karanlık ve derindi. "Şahin’in ne yapacağı umurumda değil Kerim. Senin sorunun, babamın adının üzerine o kirli mürekkebi dökmen. Babam bir rüşvetçi değildi. O sadece senin gibi leşlerin nefesini kesmeye çalışan bir adamdı."
Elif, sarsılarak ayağa kalktı. Silahını Aras’a doğrulttu ama elleri ilk kez bu kadar çok titriyordu. "Aras! Dur! Onu sağ almalıyız! Konuşmalı, mahkemede her şeyi anlatmalı! Eğer onu öldürürsen, onlardan hiçbir farkın kalmaz!"
Aras, başını yavaşça Elif’e çevirdi. "Farkımız ne biliyor musun Elif? Onlar suçluları yaşatıp masumları öldürüyor. Ben ise sadece dengeyi sağlıyorum. Mahkeme mi? Bu adamın avukatları yarın sabah senin açtığın tüm tutanakları geçersiz kılacak. Şahin Bey, delil odasındaki tüm kanıtları bir 'yangınla' yok edecek. Sen bunu benden daha iyi biliyorsun."
"Yine de... bu senin görevin değil!" diye bağırdı Elif. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülüyordu.
"Benim görevim, arşivleri temiz tutmak Elif. Ve bu adam... bu adam o arşivdeki en büyük leke."
Aras, Sarraf’ın yakasından tutup onu odanın ortasındaki antika, devasa masaya doğru sürükledi. Masanın üzerinde, Sarraf’ın az önce övündüğü paha biçilemez bir tablo duruyordu. Aras, Sarraf’ın başını tablonun tam ortasına bastırdı.
"Sanat, hayatın bittiği yerde başlar demiştin değil mi?" Aras’ın sesi artık bir fısıltıdan farksızdı ama odadaki her bir ses, bir balyoz etkisi yaratıyordu.
Aras, ceketinin iç cebinden o meşhur, cerrahi titizlikle temizlenmiş neşterini çıkardı. Gümüş rengi metal, acil durum ışıklarının altında bir anlığına parladı. Elif, tetiğe basmakla basmamak arasındaki o ince çizgide nefesini tuttu. Ama basamadı. İçindeki bir yan, Aras’ın haklı olduğunu, sistemin bu zehirden başka türlü kurtulamayacağını biliyordu.
"Bu, babamın lekelenen onuru için," dedi Aras.
Neşter, Sarraf’ın şah damarının üzerinde bir tüy kadar hafif ama bir kılıç kadar keskin bir hat çizdi. Sarraf’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Hiçbir ses çıkaramadı; sadece sıcak, koyu kırmızı bir sıvı, masanın üzerindeki o milyon dolarlık tabloyu boyamaya başladı. Mürekkep gitmiş, yerine gerçek sanatın hammaddesi gelmişti: Kan.
Aras, Sarraf’ın cansız bedenini masanın üzerine bıraktı. Elindeki neşteri titizlikle bir bezle sildi ve tekrar cebine koydu. Masanın üzerindeki sarı zarfı, o "Mürekkep ve Kan" dosyasını aldı.
"Hadi," dedi Aras, donup kalmış Elif’e bakarak. "Şimdi gitmezsek, seni de bu cinayetin ortağı yapacaklar. Şahin’in ekipleri bahçeye girdi."
Elif, yerdeki rozetine baktı. Çamur ve kan içinde kalmıştı. Onu orada bıraktı. Rozet artık sadece bir teneke parçasıydı. Aras’ın uzattığı eli bu sefer tuttu. Aras, onu hızla havalandırma boşluğuna doğru çekti.
Ormanın İçinde: Takip Başlıyor
Dakikalar sonra, malikanenin pencerelerinden alevler yükselirken, Aras ve Elif ormanın nemli karanlığına dalmışlardı. Aras yolu biliyordu; her ağacı, her çukuru ezberlemişti. Arkalarından gelen köpek havlamaları ve projektör ışıkları, ormanı bir savaş alanına çevirmişti.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Elif, nefes nefese. Çalılar kollarını çiziyor, yağmur yüzünü kırbaçlıyordu.
"Selim’e. O bizi bekliyor," dedi Aras.
Tam o sırada, telsizinden bir cızırtı duyuldu. Aras durdu ve Selim’in sesini dinledi: "Aras! Doğu yamacına gitme! Şahin’in keskin nişancıları orayı tutmuş. Ben batı girişindeki eski köprünün altındayım. Çabuk olun, çember daralıyor!"
Aras, Elif’in elini daha sıkı kavradı. "Peşimizdekiler polis değil Elif. Onlar Şahin’in özel timi. Seni gördükleri an ateş edecekler. Artık sen de bir 'faili meçhul' adayısın."
Elif acı bir gülümsemeyle cevap verdi: "Zaten hep öyleydim Aras. Sadece farkında değildim."
Kayalıkların arasından süzülürken, bir mermi hemen başlarının üzerindeki ağaç gövdesine çarptı. Selim’in tüfeği uzaktan cevap verdi; bir susturucu sesi ve ardından ormanda yankılanan bir düşme sesi. Selim, onları yukarıdan koruyordu.
Sonunda eski, betonarme bir köprünün altına ulaştılar. Selim, siyah bir minibüsün yanında, elinde tüfeğiyle bekliyordu. Yüzündeki yara izi, arabanın içindeki zayıf ışıkta daha belirgin görünüyordu.
"Bin çabuk!" diye gürledi Selim.
Aras ve Elif kendilerini minibüsün içine attılar. Selim gaza bastığında, minibüs orman yolunun çamurları arasından fırladı.
Sığınak: Gerçeklerle Yüzleşme
İki saat sonra, Selim’in dükkanının altındaki o rutubetli, haritalarla ve silahlarla dolu mahzendeydiler. Elif, bir köşeye çökmüş, üzerine örtülen battaniyenin altında titriyordu. Aras ise masanın başında, Sarraf’tan aldığı o sarı zarfı açıyordu.
Selim, tüfeğini masaya bıraktı ve Aras’ın yanına geldi. "Sarraf öldü mü?"
"Öldü," dedi Aras, gözlerini dosyadan ayırmadan. "Masanın üzerindeki bir tabloya dönüştü."
Aras zarfın içinden kalın bir dosya ve küçük, eski bir fotoğraf karesi çıkardı. Fotoğrafta iki polis memuru vardı; biri Aras’ın babası Emrah, diğeri ise gençliğiyle neredeyse tanınmayacak halde olan Şahin Bey’di. Ama fotoğraftaki asıl detay arkadaki nottaydı.
Aras, babasının o çok iyi bildiği el yazısını gördüğünde boğazı düğümlendi. Notta şöyle yazıyordu:
"Şahin, mürekkep bittiğinde kanın yazacağını biliyorduk. Ama bu kadar çok kan döküleceğini tahmin etmemiştim. Dosya sende kalsın. Eğer ben dönemezsem, oğluma... Aras'a sadece gerçekleri anlat. Yalanları değil."
Aras, dosyanın sayfalarını hızla çevirdi. Dosyanın içinde sadece isimler yoktu; "Mürekkep ve Kan Operasyonu" adlı gizli bir projenin detayları vardı. Bu proje, emniyetin içine yerleştirilmiş bir "yargısız infaz" birimiydi. Ve bu birimin kurucusu, Aras’ın babasıyla birlikte Şahin Bey’di.
Elif, battaniyesini atıp masaya yaklaştı. Dosyadaki belgelere bakarken dehşetle sordu: "Yani... Aras... Baban da mı bu işin içindeydi? O da mı bu sistemin kurucusuydu?"
Aras, fotoğrafı sıkıca kavradı. Parmak boğumları beyazlamıştı. "Babam sistemi kurmuştu Elif. Ama o, sistemi temizlemek için kurmuştu. Şahin ise sistemi ele geçirmek için babamı öldürdü. Mürekkebi o kuruttu, kanı o döktü."
Aras, kafasını kaldırıp Elif’in gözlerinin içine baktı. "Şimdi 50 bölümlük bu yolun asıl başlangıcındayız Elif. Elimizde sadece isimler yok. Elimizde Şahin’in imparatorluğunu yerle bir edecek o 'kuruluş belgesi' var. Ve bu gece... av sadece Şahin’le sınırlı kalmayacak. Bu listedeki herkes tek tek avlanacak."
Mahzendeki sessizlik, Aras’ın babasının fotoğrafını masanın üzerine fırlatmasıyla bozuldu.