12. bölüm · Mürekkep Lekesi
Gecenin Yeni Renkleri
Tuvalin üzerindeki o taze el izimiz, loş atölye ışığının altında yavaş yavaş kururken, odanın içindeki sessizlik artık bir sınav kaygısı ya da geleceğin belirsizliğiyle dolu değildi. Üstümüz başımız, yüzümüz gözümüz akrilik boya lekeleri içindeydi. Ryujin’in yanağındaki o siyah çizgi, onun keskin elmacık kemiğini tuhaf bir şekilde daha da belirginleştirmişti.
"Bu şekilde dükkandan çıkarsak mahalleli bizi bir sirkten kaçmış sanacak,"
dedi Ryujin. Minderin üzerinde sırtüstü uzanmış, tavanı izliyordu. Sesi, her zamanki o pürüzlü ve iç gıcıklayıcı tonundaydı ama o kadar rahattı ki, sanki tüm dünya dursa umursamayacaktı.
"Bence sana çok yakıştı," dedim, yanına bağdaş kurup otururken. Parmağımın ucuyla köprücük kemiğinin hemen üzerine bulaşmış olan mavi boyayı hafifçe dağıttım. "Mürekkep harici renkleri de iyi taşıyorsun."
Ryujin aniden kolumdan tutup beni yanına, mindere doğru çekti. Başım onun omzuna çarptığında, boynundan yükselen o hafif ter ve taze boya kokusunu içime çektim. Sol kolunu başımın altına yerleştirdi, diğer eliyle de saçlarımla oynamaya başladı. Parmakları saç tellerimin arasında gezinirken, bakışlarını açık pencereden sızan Sakarya gecesine dikti.
"Akademi pazartesi günü başlıyor, değil mi?"
diye sordu. Sesinde çok ince, neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir burukluk vardı.
"Evet," dedim, parmaklarımı onun hırkasının fermuarıyla oynatarak. "İlk ders oryantasyonmuş. Ama gitmek için hiç acelem yok."
"Gideceksin," dedi net bir sesle. Başını bana doğru çevirdi, o koyu gözlerindeki sarsılmaz ciddiyet içimi titretti.
"Oraya gideceksin, o kibirli hocaların karşısına geçip benim ressam kızımın ne kadar büyük bir dahi olduğunu göstereceksin. Ama..."
Duraksadı, dudaklarının kenarında o sinsi, cool gülüş belirdi. "Çıkışta seni kapıdan alacak motoru ve üzerindeki dövmeli kızı her gün görecekler. Buna alışsalar iyi olur."
"Seni her gün okulun önünde görme fikri... Sanırım derslere odaklanmamı biraz zorlaştıracak," diyerek gülümsedim.
Ryujin yerinde hafifçe doğruldu, tek dizini mindere dayayıp üzerime doğru eğildi. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, göz bebeklerimin içindeki kendi yansımasını görebildiğine emindim. "Zorlaştırsın Chae. Zaten hayatı fazla düz yaşıyordun, biraz ritminin bozulmasından zarar gelmez."
Eğilip dudaklarını dudaklarıma bastırdığında, bu kez o hırçın, sabırsız hamlelerinden eser yoktu. Dudaklarımı o kadar usulca, o kadar derin ve sindire sindire öpüyordu ki, her bir saniyede tenimden ruhuma doğru sızan o yoğun şefkati hissedebiliyordum. Boyalı elleri belimin iki yanına yerleştiğinde, tişörtümün üzerinden bile parmaklarının sıcaklığı tenimi alevlendirmeye yetti. Nefeslerimiz birbirine karışırken, dışarıdaki sokaktan geçen tek tük arabaların sesleri çok uzak bir diyardan geliyormuş gibi silindi gitti.
Geri çekildiğinde, alnını alnıma dayadı. İkimiz de nefes nefeseydik ama gözlerimizdeki o sarsılmaz bağ, birbirimize fısıldayacağımız binlerce kelimeden çok daha güçlüydü.
"Sana bir şey göstereceğim, yürü," diyerek elimden tuttu ve beni ayağa kaldırdı.
Atölye odasından çıkıp dükkanın ana salonuna geçtik. Ryujin, tezgahın altından küçük bir müzik çalar çıkardı. Her zaman çaldığı o ağır caz plaklarının aksine, bu kez eski bir K-pop grubunun loş, bas ritimli modern bir şarkısını açtı. Şarkının o ritmik ve hipnotize edici melodisi dükkanın duvarlarında yankılanırken, Ryujin bana doğru döndü ve bir elini arkasına alıp bir centilmen gibi hafifçe eğildi.
"Bu cool dövmeci kıza bir dans lütfeder misiniz, Bayan Ressam?" dedi, göz kırparak.
Kahkahalarla elini tuttum. Ryujin dans etmeyi çok iyi bilmiyor olabilirdi ama vücudunun o doğal ritmi, şarkının baslarına o kadar güzel ayak uyduruyordu ki, beni belimden kavrayıp dükkanın ortasında yavaşça döndürürken kendimi bir rüyanın içinde gibi hissettim. Üstümüzdeki o renkli boyalarla, dükkanın loş ışıkları altında, adımları darmadağın ama kalpleri tamamen aynı ritimde atan iki kişiydik.
Şarkının nakaratında beni hızla kendine doğru çekti, göğsüm onun göğsüne sertçe çarptığında ritmimiz tamamen durdu. Başını boynuma gömdü, oradaki o taze kokuyu içine çekerken kısık sesle fısıldadı:
"Yeni hayatın ne getirirse getirsin Chae... Bu dükkanın ritmi hep seninle atacak."
Gecenin sonuna doğru, dükkanın önündeki kaldırıma yan yana oturmuş, gökyüzündeki haziran yıldızlarını izliyorduk. Ryujin başını omzuma yaslamıştı, elimi ise kendi montunun cebinin içinde sımsıkı tutuyordu.
Bileğimdeki o küçük mühre ve üzerimizdeki kuruyan boya lekelerine baktım. Yeni bir sayfa açılıyordu, evet. Akademi, hocalar, yeni insanlar gelecekti. Ama biliyordum ki, benim fırçamın ucundaki en gerçek ve en parlak renk, tam yanımda sessizce nefes alan bu kızın ta kendisiydi.
