11. bölüm / 11
MÜCADELEPiyano
Bölümler 11Şu an: Piyano
Fazıl;Boş zamanlarında her sabah evin,bahçesindeki Ali beyin,hususi yaptırdığı çardakta oturur,etrafı izler,derin bir sükunetin içinde;Guguman kuşlarını,yaprakların hışıltısını,sarı papatyaların arasından fırlayan mavi benekli kelebekleri seyreder,hastalığın neden kendisini bulduğunu düşünür,diğer insanlar gibi,yüyümeyi,koşmayı,dans etmeyi arzular,hepsi bir yana kalsın daha çok Seren'in karşısına tekerlekli araba ile değilde sağlığı yerinde,biri olarak çıkmayı isterdi.
Fakat hayat yaptığımız planları çok evvelden kader ile işbirliği yaparak altüst etmişti.Ve yapacak hiç bir şey yoktu.Aniden çardaktan dışarı elleri ile arabasını iterek çıktı.Ona,özel dizayn edilmiş bahçede tümsekler yoktu.Ali
bey hiç bir engele takılmadan tek başına vakit geçirsin diye
bahçeyi bizzat elden geçirmiş,Fazıl için baştan aşağı değiştirmişti.
Ceviz ağaçları,söğüt ağaçları,tut ağaçları ve bir kaç elma ile şeftali ağacı gölgeleri ile,sıcak yaz günleri Ona,serinlik
verir,hafif esen rüzgâr ise İstanbul'a ait deniz kokusunu almasını sağlardı.Neslihan hanım;uzaktan uzağa Fazıl'ı izler bir an bile gözünden kaçırmazdı.Acil bir işi çıkarsa Yusuf'un annesine ilgilenmesini,öğle yemeğini çardakta yemek ister ise oraya götürülmesini buyururdu.En sevdiği yemekler büyük bir titizlikle hazırlanır,özellikle mantı(Neslihan hanımın,Kayserili olmasından dolayı)açılır,soslanır yanına biraz bezelyeli et yemeği ve Fazıl'ın en sevdiği soğuk sütlaç ile,gümüş işlemeli
bir anadolu tepsisinde çardağa götürülürdü.
Öğlen saatlerinde 'El becerisi ve iletişim'kursundan dönen Yusufla birlikte bu yemekler afiyet ile yenirdi.Ali bey köyden akrabası olan bu çocuğu, Fazıl'dan hiç bir şekilde ayırt etmez,giyinmesinden,eğitimine kadar kendi oğlumuş gibi alakadar olurdu.
Fazıl;Okul hariç geriye kalan tüm vakitlerini onunla geçirmek isterdi.İçindeki sırları,hayallerini ve en çokta Annesinin kardeşi olan,teyzesinin manevi kızı Seren'e olan duygularını yazdığı ve birgün cesaret etip vereceğine inandığı şiirleri Yusuf'a okur,Yusuf ise beğendim manası ile
parmağını havaya kaldırıp onay verirdi.
Ona,anlattığı her şey Fazıl'a,tarifsiz bir doygunluk veriyor,sanki diğer yarısı Yusufmuş gibi onsuz,hiç bir şey
yapmak istemiyordu.Yosun tutan söğüt ağaçlarını hep merak ederdi Yusuf.Çoğu
zaman yaşlı bir söğüt ağacının gövdesi başında saatlerce elleri ile yosunlara tokunarak,ağaçla bir şeyler konuşuyormuş gibi durur,bu olaydan büyük bir rahatlama,bir nevi sesiz
kalan ağaç arkadaşı imiş gibi onunla konuşmak Yusuf'a sır dolu bir huzur verirdi.Evet sırlar ile dolu bir çocuktu Yusuf.Aklından nelerin geçtiğini kimse bilemezdi.Eğer konuşsaydı
belkide,hiç susmayacak akıl almaz sorular ile etrafındakileri sıkıştıracak,bir çoğunun farkında olmadığı pek bir çok şeyi anlatacak,hayal dünyası genişliğinin,Yağmur Ormanlarındaki
ağaçların sayısı kadar yada Kurak kızıl toprakların büyüklüğünde bir alana yayıldığını hissetecektik. Bir gün yanlışlıkla ayak bastığı küçük bir kanalın yanında ki karınca yuvasında yaşayan karıncaların,kendini bilmezce
kanala doğru attığını görmüş,bu durumdan etkilenmiş,bir dal parçası kırarak kanala küçük bir köprü yapmış,telaşa kapılan karıncalar köprüden karşıya geçmeyince,dal parçasını su ile ıslatmış,üzerine biraz şeker serpiştirmiş,bunu fark eden
karıncalar şekerin etkisi ile köprüden karşıya geçmiş ve bilmeden yaptığı hatayı, yaşından ileri bir haraket ile geri
kalan karıncaları kurtararak telafi etmiştir.
Yusuf'un bir başka doğa üstü özelliği ise İnsanların Ruhları ile konuşuyor olmasıydı.Kirli bedenlerin,günahkar
yüreklerin,kendini ifade edemeyen sarımtrak gözlerin berisinde,tutsak kalmış kişileri görür,her insanın kendi
benliğini içine hapsettiğini düşünür,gerçek hayatlarının bir başkası tarafından eksikce,kin dolu,egoist kavramları ile çevrildiğini bilir,her gece uykudan önce,Allah'a dua eder,İnsanların bir an önce kendilerine verilen iyi huylu ve özgür vasıflarının farkına varmasını isterdi.Ona göre kötü
insan yoktu,kendini bulamamış insan vardı.Ve bir gün bir şekilde,er veya geç insanlar kendi içlerinde ki sese kulak
verecek,doğru yolu bulacak,başkalarının hayatının devam niteliği olmayacaklardı.
Yuvarlak yüzlü,dik kulaklı,topmul yanaklı,burun etrafında ki siyah çiller ile kendine has bir görüntüsü olan
Yusuf,Fazıl'dan ayrı olarak herkesin sevgisini kazanmış,akıllı ve terbiyeli hareketleri Başta annesinin,sonra Ali
beyin,Neslihan hanımın ve Seren'in bile Ona büyükce bir saygı duymasına neden olmuştu.Kurs arkadaşları ile de iyi geçiniyordu.
Hatta bir kaç arkadaşına,elinden geldiği kadar yardımcı oluyor,Öğretmenin verdiği 'Konuşan fotoğraflar','İşaretler ile
anlaşma','Resim yapma' gibi ödevleri başarı ile yapıyordu.En çok başarılı olduğu(hepsinde başarılı idi)Ödev
ise;Fotoğrafları konuşturmaktı.Bir gölün kenarında oturup,elindeki kuzuyu okşayarak tebessûm eden bir yayla
kızının,o an neler hissettiğini kafasında büyük bir ustalık ile canladırıyor,kendine has betimlemeler ile Öğretmenini mest
ediyordu.Yada,trafikte duran bir arabanın camını,silen bir çocuğun,
dramatik öyküsünü bir anda yazıveriyordu.Babasını;Altı yaşında iken kazara bir kurşunun canını alması
sonucu kayıbeden Yusuf, küçük bedenini annesine yük etmemiş,onun açısını paylaşmıştı.Bir yıl boyunca zavallı dul bir kadın ve yetim bir lal çocuk hayatın acı yükünü sırtlamış,bu süre zarfında kimseye muhtaç olmamaya çalışmışlardır.
Bu durum Ali beyin hasat zamanı çiftliğe gelmesi ile sonbulmuş,uzaktan akrabası olan iki eğri başlı,kimsesizlere
sahip çıkmıştır.Geri İstanbul'a döndüğü zaman onlarıda yanına almış.Yusuf ve Annesinin kaldığı eve kilit vurdurmuş,Hiç bir şekilde onlara yüksekten bakmamış ve sahiplenmiştir.
Safiye hanım,bu iyiliğin altında kalmamış,büyük bi sadakat
gostermiş,bir an bile yerinde durmadan koca evin yükünü sırtlamış,Neslihan Hanım'a yoldaş olmuştur.Ali bey,bu vefalı anneye hali hatrı sayılır bir saygı duymuş,her isteğini karşılamış(genelde Neslihan Hanım,aracılığı ile bu istekler
bilinirdi) Safiye hanımı,kardeşi olarak bilmiş,bu iki yarım insan eve yeni bir huzur ve maneviyat getirmiştir.Neslihan
Hanım,Ali beyden geri kalmamış tabii,Onlara hiç bir zaman yabancı gözü ile bakmamış,ev içinde onlara,sınırlar
koymamış hatta sofrasını bile paylaşmıştır.Ali bey,fabrikadan dönmeye yakın sofra kurma hazırlığı
başlar,Fazıl ve Yusuf,piyano'nun başında bir kaç nota çalar,Özellikle Fazıl,piyanoyu bir an önce öğrenmek
istiyordu.Çünkü Seren,piyano dinlemeyi çok severdi.Ali bey,geldiği vakit herkes sofraya oturur,Safiye hanım,her
zaman ki gibi şükür duasını eder,hep birlikte afiyetle yemekler yenirdi.
Sofradan aile reisi kalkmadan kimse kalkmaz,Ali bey'den sonra Fazıl ve Yusuf yeniden piyanonun başına geçer,Safiye hanım sofrayı toplar,Neslihan Hanım kocasına özene özene kahve pişir,Fazıl ile ilgili Ali beye sorular sorar,bir dahaki kontrol vaktini hatırlatır,içini çekerek piyano başındaki
oğlunu izlerdi.
Bölüm etkileşimi
