9. bölüm · MÜCADELE
Giresor dağı
Bir hafta geçmeden köye vilayet'den,At üzerinde üç kişi geldi.
Gelenler Vilayet valisinin; hastalıklara karşı aldığı tedbiri uygulamak için geldiklerini ve okul çağına gelen her çocuğa aşı yapacaklarını,ellerinden geldiği kadar bir kaç hastayı kontrol edeceklerini Muhtara,söylediler.Muhtar
gelenleri,evinde bir gün ağırladı,köy meydanında duyuru yaptı. "Yarın öğlen vakti okul yaşına gelmiş her çocuk(okul
yoktu.)ve yaşlı,hasta herkes muhtarın evine gelecek"denildi.Ertesi gün bütün köylü sıraya girmiş içeride neler oldugunu merak ediyor,bir kadın,bir erkek telaşlı bir şekilde sandalye'ye oturan hastaları kontrol ediyordu.
İçeri giren ya ağlayarak çıkıyor yada ya kolu sarılı,çenesi bağlı çıkıyordu.O sırada Seren aşı yapan kadının ilgisini
çekti.Muhtara sordu;"Bu senin kızın mı Muhtar.?"
Muhtar ;"Yok yetim." dedi."Annesini ve babasını
öldürdüler,yanıma aldım." "Zavallı bu yaşta başına gelmeyen kalmadı."
Hemşire kadın;Seren'in yanına gitti,eğildi;Başparmakları ile
Seren'i alnının ortasından başlayıp çehresini,çene bitimine kadar okşadı.
Başındaki saman rengi fötr şapka Seren'in gözünde canlandı.Akabinde Seren'in hayalleri şapkanın;üzerindeki minik insanların toprağı biçtik'lerini,Yukarıya doğru kıvrımlı
kısımlarından aşağı doğru, Ayçekirdeği,papatya ve zambakların sarkdığını,tahta bir sandalyede oturan nur yüzlü bir kadının etrafındakilerine bir şeyler anlattığını,koca tekerli iki bisiklet üzerindeki genç kızların saman arabasının etrafında döndüğünü,aşk meleklerinin şarkılar söyledigini,askılı pantolonları ile civciv ruhlu bir kaç çocuğun sapanlarıyla kuş vurduğunu,etrafında uçan mavi
kelebeklerin bu kutsal toprakların muhafızlığını yaptığını,fötr şapkanın altındaki; kalem gibi çizili kaşları,küçük kulakları kapatan uzun sırma saçları,düz ve içe basık burnu,kızarık
yanakları,yarım hilâl gibi tebessüm eden dudakların arasında parlayan inci gibi dişleri gördü...
"Adın ne senin?" sözleri ile gözleri canlandı kafasını kaldırdı,etrafına baktı,hiç bir şey söylemeden kadının kolları arasından çıkıp, koşarak berisindeki sedire oturdu.
Ve ağlamaya başladı.Kadın arkasından kolları havada kalarak baktı,ellerini dizlerine bastırarak ayağa kalktı.Muhtara,döndü;"Anladım muhtar!eğer sen uygun görürsen bu küçük kızı yanıma alıp evlatlık etmek isterim."dedi.
Ellerini göbeğinin üzerinde tutan Muhtar;Bu esrarengiz ölümün arkasının kesilmesi için bu kızdan, bir şekilde
kurtulmak istemiş ve çevre köyden bir eve vermeyi bile denemişti.Bu istek arzuladığı bir şeydi."Nasıl olur?bilmem
ki?bizim küçük kızda alışmıştı ona."gibi bir kaç ağız yuvarlamasından sonra,kadının yanındaki bey;"Biz ona daha iyi bakar,şehirde güzel bir okulda okuturuz,merak etme sen muhtar"diyerek,cebinden çıkardığı bir kaç yüz lirayı muhtarın yeleğinin cebine yerleştirdi.
Muhtar peki nasıl isterseniz der gibi kafasını sola doğru eğip geriye çekilerek,kız sizindir anlamı ile ellerini sedirde uyumaya başlamış Seren'e uzattı.Akşamüzeri bir kaç yaşlı köylü kontrol edildikten sonra,çantalar toplandı,Atlara yüklendi.Üç kişi ile gelinen köyden birde anasız babasız bir yetim ile batan güneşe doğru yol tutuldu.Geride kalan çocuklarların ellerinde hayatlarında ilk defa gördükleri rengarenk balonlar kaldı...
***
"İçimde bir sıkıntı var Orhan,hiç bir şeye faydam yokmuş gibi düşünüyorum...Ne olacak böyle?Elimde hiç bir şey kalmadı;Yazı yazacak defter,kalem,boya,her şey tükenip
bitti."Orhan;Bir yolunu bulmalıyız!Ben buraya gelirken böyle şeyler ile karşılaşacağımı düşündüm,fakat Bu durum ellerimizi,kollarımızı bağlayan beyaz esaret,bütün direncimi kırdı.Böyle olmayacak Orhan,Bir şeyler yapmalıyım.!"Diyerek karşısındaki sandalyede oturan Orhan'a çaresiz gözler ile baktı.Orhan;dizinin üzerine
koyduğu kasketini elinin içinde ezerek,Seren'in çaresizlik duygusunu pay ettiğini gösteriyor,bu durum ile ilgili bir şeyler düşünürmüş gibi başını öne eğmiş bir şekilde birbirine sürttüğü çizmelerine bakıyordu. bu kısa sesizlik sonrası Orhan,bu ciddi konudan bir an
kopmuş gibi kafasını kaldırarak Seren'e gülümsedi.Ayağa kalktı.Pencereye doğru yönelip; Hoca hanım; GİRESOR'(Kızıldağ) bu zamanlarda kızak için çok iyi olur."dedi.Ve parmağı ile Giresor dağını işaret etti.Seren;Orhan'ın nedemek istediğini anlamamışcasına,sırtı dönük olan Orhan'a doğru baktı."Allah aşkına Orhan,ben sana ne diyorum,sen bana kayak ve o saçma dağdan bahsediyorsun."diyerek ayağa kalkıp yerdeki valizini açtı."Bana kitap lazım Orhan,bu çocuklar okumalı."dedi.Valizinin içinden daha önce çok kez okuduğu ve halen öğrencilere okumaya devam ettiği kitapları çıkarıp masanın üstüne bıraktı.
Orhan,"Ben bu köyde büyüdüm,hoca hanım;Çocukların nelerden hoşlanacağını,iyi bilirim."diyerek Seren'e
yaklaştı;Sanki içine başka biri girmiş gibi(O,utangaç adam gitmiş,farklı biri gelmiş gibiydi.) "Burası yüzyıllardır kendi yalnızlığına terk edildi,bizi kimse görmedi,okul,yol,çeşme...
dedem çocuk iken de yoktu,şimdi ise;Biri varsa diğeri yok.Ben çocukluğumda 'GİRESOR'a çıkar kayak yapar içimdeki,sesizliği avazım çıktığı kadar bağırıp dışarı atar,rahatlarlardım." Seren,şaşırtıcı gözler ile Orhan'ın sigara
içerken nasılda kafasını yukarı kaldırıp,dumanı içinde ki mahkûm'un kurtuluş kutlamasını yaparmışcasına çıkarışını seyretti.
Sonra Orhan'a,"Ne yapmalıyım sence?" diyerek ondan akıl bekler bir tavırla,kollarını bağladı,kaşlarını çattı,kızarık yüzünü gerdi..."Evet,bir çözüm bul!bakalım."deyip Orhan'a
bir adım daha yaklaşarak onu göz hapsine aldı.
Orhan;Bir önceki sözleri bir başkası söylemiş ve o sözü arayan kişiyi ararmışcasına kafasını sağa-sola çevirdi.Tekrar Seren'e yönelip,"Gidiyoruz hoca hanım,Giresor'a gidiyoruz." diyerek onun,kollarınıdan tutup kapıyı açarak
kızağı işaret etti.Seren hiç bir şey söylemedi,utku tutulmuş
gibiydi,daha önce bu olayı yaşamışcasına kapının arkasından
paltosunu alıp giyindi.Kızağa doğru yürüyüp,kızağa bindi.Orhan,kızağa bağlı ipi,eline dolayarak sırtına geçirdi ve
kızağı Giresor dağına doğru itmeye başladı.Bir süre sonra dağın tepe noktasına vardılar(Giresor dağı;Volkanik olaylar sonucu meydana gelen kızıl renkli bir dağ.)Seren;paltosunun içine pusmuş titrek bir ses ile,Orhan;"Ne işimiz var burada,çok üşüyorum ben."diyerek Orhan'a seslendi.
Orhan;sırtında ki paltoyu çıkarıp Seren'in üzerini örttüğünde yüzünde ki ifade o kadar masum,o kadar şevkat doluydu
ki,ne yaptığının farkında bile değildi.kızağın önünü aşağı
doğru çevirdi,kızağın önüne geçer geçmez tüm kuvveti ile dışarıda kalan ayağını geriye doğru itti, kızak yavaş yavaş aşağı doğru kaymaya başlayınca Orhan,"Bağır hoca hanım bağır!" diyerek Seren'e yaramaz bir çocuk şirinliği ile
gülümsedi.Kızak,Kızıldağın yamaçlarından inerken arkasında kar dumanları bırakmış,Seren ise,korkunun vermiş olduğu endişe ile Orhan'a sımsıkı sarılmış,gözlerini kapatmış,"Dur Orhan dur." ikazlarına aldırış etmeyen
Orhan'a,aşağı varana kadar bu kelimeleri tekrarlamıştı.Orhan,hiç bir şekilde cevap vermiyor,Kızağın engebeli
bölümlerde havaya kalkmasından hoşnut oluyor,gözüne;Seren'in, köye ilk geldiği gün onu köyün meydanın'dan alışı geliyor ve sonra ilk kez aşık olduğu
kadının yanında olmasının kendisi için ne büyük bir şans olduğunu düşünmekten kendini,alamıyor ve bu duygunun ne güzel bir şey olduğuna,hiç bitmemesi gerektiğine inanıyor,arada bir kafasını çevirip,Aşk dolu gözler ile Seren'i izlemeyide ihmâl etmiyordu.
******
