4. bölüm / 11
MÜCADELEOrhan
Bölümler 11Şu an: Orhan
Ezan sesi bana büyük bir huzur veriyor...
Aklıma güzel şeyler geliyor,kısa bir süre de olsa ruhumun
derinliklerine iniyor,olmayı haketmediğim bir yere kendimi
zorlayarak itiveriyor'dum.
Ezanın hiç bitmemesini istiyor,o,ruhani ve erişilmesi zor olan
mevkiden aşağı inmek istemiyordum.
(Ezan bittiğinde her şey eskiye dönüyor.) ***
7.Mektubumu yazmaya karar vermiştim.Bu diğer altı cevabı gelmeyen mektupdan farklı olmalıydı,her ne kadar da cevap
alamadığım an(bu seferde cevap alamıyacağımdan emindim.)
İçimdeki harebenin bir kat daha aşağısına
ineceğimden,enkazın tozunu yeniden yukselteceğim'den,göz
yaşlarımın suratımı yeniden okşayacağından hiç kuşkum yoktu.
Ama pes etmekte bu aşka yakışmazdı...
Bu mektup yazılacak her zamanki gibi posta kutusuna
bırakılacak,en iyi kalemimle zarfa adres itinayla yazılacaktı.
Sonrasında derin ve duygusuz bir bekleyiş süresi başlayacak,pazartesi günü postacı sadullahın yolu gözlenecek,onu her gordüğümde cevap yok manasını taşıyan, kafasını sağa sola çevirişine müteakip yine üzülecektim.
Oturduğum yerden kalkdım,mutfağa doğru yöneldim. Bir
şeyler atıştırmalıydım.Göz ucumla mutfaktaki her şeyi
süzdüm ve aniden yemek yemeyeceğime karar
verdim.(Tekrar salona geçti)
Şu an yemek mühim değildi. Odaklanmam gereken şey onun
nerede olduğunu tasavvur etmek ve çok yakında onunla geçireceğim güzel günleri ve ona iltifaten yazacağım şiirleri düşünmeliydim.
Şimdi biraz uyusam iyi olacak yarın erkenden kalkıp
postacı'nın yolunu gözleyeceğim...
ÜSKÜDAR
***
Sanki gökyüzü ile işbirliği yapmış gibiyim.
Yada O,bana iyi bir dost,yoldaş ve sırdaş olmuştu.
Beni en iyi anlayan o gibiydi.Duygularımı paylaşan,incitmeyen arada sırada,(bu çok nadir olur).bana küsen ve beni hasta edendi Ama ona karşı hiç bir şekilde kırgınlık veya alınganlık olmazdı bende.İçimde ki bütün sarmaşık duyguları,çalılaşmış
umutlarımı sahiplenir.
Kimsenin beni umursamadığı dakikalar'da benim için ağlar;
Gökyaşı gözyaşım ile karışır,ona bağımlılığımı en sağanak
yağan bölgeye giderek oturup bir damlasını bile kaçırmak
istemeden yağmuru kucaklar göz yaşlarıma yoldaş eder,beni
bir an bile terk etmemesi için dua ederdim.
Sonra onu karşıma alır, kendinden kaçan insanlara alınmaması gerektiğini söyler.Üzülmemesi için teselli
ederdim.
Evet bu kadar kuvvetli yağan,iğne gibi sivri bir şekilde
uvuzlarımıza temas eden,lakin hiç bir şekilde canımızı
acıtmayan yağmura neden bu kadar korkak yada nefret edici
hareketler'de bulunuruz anlayamadım.
Oysa;O,bize aşkı armağan eden papatyalara can veren
toprağa aşık,ve ona kavuşmak için gökyüzünden yeryüzüne
intiharı göze alabilen duygu yüklü damlacıklardan ibaretti.
Fakat biz onu anlayamadık yada bilmiyorum ...
sizce?
***
Sende mi çocuk...
Artık hiç bir şeyin ehemmiyeti kalmamıştı.Gök
mavisinin,baharın açan rengarenk
çiçeklerin,kelebeklerin,uğur
böceklerinin,salıncakların,kayınca dilek tuttuğumuz
yıldızların,uzaklarda kimsenin olmadığı bir yerde inşaa
ettiğimiz küçük,dış cepesi turkuaz renkli
evimizin,ucurtmaların,vosvos arabalarının ,atlı
karıncaların,kırmızı kurdelanın,içine güzel sözler yazdığımız
küçük küçük katlayıp özenle yerleştirdiğimiz güzel kokan
kağıtların dolu olduğu ahşap kutunun,damak
çikolatanın,yolunu gözlerken kapıldığım anlamsız telaşenin,kimseler görmesin diye cebime koyduğum başı
kırık papatyaların artık hiç bir ehemmiyeti yok be çocuk!
Anlıyorsun değil mi çocuk? Dinliyorsun beni?
-Konuşsana...
Yoksa,sende mi aşık oldun?
Çocuk...
***
Bir an önce sabah olsa'da gelse.Onu görmek...hiç bir şey
söyleyemesem'de sadece görmek isteği...
Her geçen gün çoğalıyor. İçimdeki karanlık zindan beni en
dip köşesine çekiyordu.Yada hiç bir şeyle uğraşmayışım beni
bu düşüncelere yönlendiriyor.Sanki onu uzun zamandır
tanıyor yada bir başka yerde karşı karşıya gelmiştik gibi
hissettiyor idim.
Burada doğduğunu biliyorum. Evelce gitmiş,Ìstanbul'da
büyümüş,eğitim görmüş,çok değişmiş.
Sanki Sarıça'da hiç doğmamış gibi.Keşke bende bir fırsatını bulup İstanbul'a gitseydim.
Böyle olurmuydu hiç.
Belki bende öğretmen olurdum.
Babam;Okutmayı hiç düşünmemiş bizi,kardeşlerim'de
okumamış.Gün gelmiş tarlada gün gelmiş koyun peşinde
yada kasabaya erzak almaya gitip gelmişiz.
Her gün bir önceki ile aynı.Okumak ya!Keşke okuyabilseydim.
İçimdeki zindan'dan çıkıp;
"eyy uğrunda yanıp,deli olduğum."
diyerek karşısına güvenle çıkıp aşkımı dile getirseydim.
olmaz!!!
Ben kim o kim.Hayal kurma yine orhan;
"var git okulun sobasını yaka dur."
Her gün aynı şeyler;sabah 5'de kalkarım ,hayvanları yemler
sonrada okula geçer temizlik yapar,sobayı yakar,hoca hanımı
uyandırmaya(hep uyanmış olurdu)giderdim.
Hizmet binasına yönlendiğim zaman içimdeki duygular bir
başka şekil alır,küçük bir çocuğun korkaklığını oynarmış gibi
yürür,gök mavisi kayıp olur,bastığım toprak
balçıklaşır,sürekli üzerimdeki yünlü kahverengi ceketi küçük
geliyormuş gibi çekiştire çekiştire kapıyı çalardım.(cebinden
tarağını çıkarır ve saçını tarar)
Bir iki kapı vuruşundan sonra içeriden;
"Gün hayırlı olsun Orhan,uyandım"
sesiyle ruhumu akarsulara kaptırır,bir kaç dakika öylece o
sesin yankısını Alâ dağından alırmış gibi irkilir,kısık ve
mahçup bir sesle;
"sobayı yaktım,masanın çiçeğini değiştim hoca hanım"der ne
diyeceğini ellerimi sıkarak bekler(heyecan'dan ellerini sıkar
hep)
"Tamam sen git ben geliyorum."Emrivakisi ile kapının
önünden uzaklaşır, okula doğru yürür idim.
***
Ziyaret köyü Onun,Sarıcadan koparan tek yerdi.
Tıkabasa sıkıldığı zamanlar oraya gider, içindeki yüklüce sıkıntıyı peyder pey dağıtır,donmuş ve cılız otların arasında kendini bilmeksizin yürür, içindeki düşüncelerin muhakemesini ederdi.
Ziyaret köyü;Ağrı iline 84 km, Patnos ilçesine 4 km uzaklıktadır.Bu köyde bu bölgeye bağlı diğer köyler gibi,önceden çizilmiş yazgısını kabullenmiş, içinde hiç bir şekilde dış dünya ile iletişim kuracak bir bağın olmamasını görmezden,bilmezden gelmiştir.Kendi halinde sabahı akşam,akşamı sabah eden bir kaç
haneden ibaretti.Ufak bir meydan hemen berisinde
küçük,kerpiçten yapılı bir okul,okul pencere boyuna kadar
kireçle sıvanmıştı.Bir kaç ihtiyarın pineklediği küçük bir dam
içinde ise ufak bir çayocağı ve ocağın içinde beş tahta
masa,sandalye,kapının girişinde ise diğer masalara göre
farklı üzeri naylon kenarları naylon dantel işlemeli bir örtü
ile kaplanmış muhtar masası bulunuyordu.Fakat muhtarı
orada bulmak yada bir işin var ise halletmek mümkün
değildi.Acaba hangi evin veya hangi eski bir kanalizasyon
borusunun tadilatı ile meşgul idi bilinmez...
Belli dönemlerde burada kabirleri olan evvelce bu bölgede
yaşamış bir kaç ileri gelenin türbesi için küçük küçük
ziyaretler olurdu.Bu ziyaretlerin asıl sebebinin ise türbelerde
yatmakda olan zatı- muhteremlerin bir çok hastalığa şifa
olduğu ve bu şifa dalgasının öldüklerinde bile tesiri
olduğunu,evvelce gelmiş bir kaç rivayetinde bunla yoğrulup
sağlam bir kanaatin ortaya çıkmasına sebep olduğunu
anlamak zor değildi.
Her gelen hastalıklı veya birazcık duaya ihtiyacı olan zat
buradan çıktığında manevi bir huzura erişmiş olarak köyü
terk ediyordu.
Orhan'ında bu köyde bulduğu fakat bir türlü anlam
veremediği bir huzur vardı.Bakılacak olursa Sarıcadan
farksız tüm özellikleri ile birbiri ile eş bir köydü.Ama O,Buraya farklıymış gibi bakar bahar aylarında iki dağın
arasındaki "Ziyaret Deresine" iner,bu minyatür görünümlü
fakat ondan daha iyisi olmadığı için tüm dikkatleri üzerine
çeken su yatağının otlak,ağaçlı bir yerinde mesken tutar,
aksamüzerine doğru Sarıca'ya dönerdi.
Orhan,hiç bir amacının olmadan buraya geldiğini bilir,bir
süre sonra kafası etrafında dolaşan ahmak soruları bir bir
misafir eder ve onların aslında iyi huylu sorular olmadığını,
sadece şeytani olayların veya avare olmanın,bedenindeki bu
vurdumduymazlığın bir misalesi olarak algılar, kısa bir süre
sonra kendi içinde bunların kimseye bir zararı olmayacağına
Allahın günah olarak farz kıldığı şeyler ile bağdaşmadına
kendini büsbütün inandırırdı.
Bölüm etkileşimi
