MELODİ kitap kapağı

1. bölüm / 6

MELODİ

Hastane

Vaveyla Yazarı: Cemile

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Hastane

Bu kitapta tetikçi unsurlar vardır. Korkutucu unsurlar sevmiyorsanız ( ki çok korkunç değil) okumayın. Ya da önce bir şans verin.

Hayaletler, piskolojik ve fiziksel şiddetlendi yanında romantik bir aşk hikayesidir. Tatlı ve çıtır çerez bir kitaptır.

İyi okumalar, beğenip yorum yapın benim tatlı hayaletlerim👹👹👹

...

Ev artık ev gibi hissettirmiyordu...

Gözlerimi açtığımda yatağımdayım diye şükretmiştim. Sahi şükredecek kimim vardı ki. O bile yoktu.

Açık pembe duvarlar, çiçek desenli yatak örtüsü, beyaz ve pembe karışımı mobilyalar. Burda ki her şey sahteydi. Tek gerçek tatağımın yanında duran komidinin üstünede ki fotoğrafımdı. Annem, tatlı köpeğim ve ben vardık.

Odadan çıkmaya korkuyordum ama yine de yataktan kalktım ve çaprazımda ki kapıya yöneldim. Önce elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım ve aynada ki yansımama öylece baktım.

Bej rengi banyoda bir siyah bendim. Derin bir nefes verip aşağı kata indim.

Sessizce adım atmaya özen gösteriyordum. Eğer o adam evdeyse muhtemelen yine dayak yerdim.

Salonla birleşik mutfağa indiğimde, etrafta kimse yoktu. Umarım odasında da değildir diye içimden geçirdim.

Çok açtım, dolabı açıp kahvaltılık bir şeyler çıkarttım. Yumurta yemeyi sevmezdim, onun yerine ; labne, çilek reçeli, domates ve üzüm çıkarttım.

Bardığıma da biraz limonata koydum. Bunların hepsini ada tezgaha koydum ve yemeye başladım.

Ev küçüktü, bahçesi, giriş katında açık mutfak ve banyo vardı . Yukarıda ise odam , babanın odası ve çalışma odadı vardı.

Odam hariç her yer renksizdi. Mutfak beyaz ve siyah, salon ise kahverengi ve bejdi. Sadece tavanda ki büyük çiçekli lambası ve odamı annem dekore etmişti. Geri kalanını ise Baba.
Yemeğin bittikten sonra tabakları alıp kalktım. Tüm tabakları durulayıp makineye attım ama bardağımı elimde yıkayacaktım.

Kaoı açılıp kapatılma sesi ben her defasında korkutuyordu. Atılan adım sesleri kulağıma geldikçe daha hızlı olmaya çalışıyordum ama nafile. Çoktan yakalanmıştım.

"Sana bir daha odandan çıkmak yok, denedim mi lan ben! " Diyen Baba her zaman yaptığı şeyi yaptı; kemerini çıkarttı. Gelecek darbeye kendimi hazırladım. Sırtıma gelen kemer darbesiyle gözümden yaş geldi. Bu her zaman olurdu tıpkı dün akşam da olduğu gibi.
Suyu açtım ve köpük ettiğim bardağımı suyla duruladım. Bir darbe daha. Nefes alamıyordum, her darbede sanki göğsüme bir şeyler batıyordu. Yutkunmam istesem bile yapamıyordum, sadece sessizce bu işkencenin bitmesini istiyordum.

Bir darbe daha , ada tezgaha bıraktığı ikisini aldı ve kafasına dikti. Ayık olduğu zamanlar daha çok canımı yakıyordu. İçmesi işime gelirdi, en azından bir yerde sızardı. Yani en axından ben öyle umuyordum.

Bardağımı kurulayıp dolapta ki yerine koydum. Bir darbe daha ama bu sefer kemeri içkiyle ıslatmıştı. Elimi tezgaha yaslayıp destek aldım. Gözümde ki yaşlar hızla akmaya devam ediyordu. Her darbeyle titriyorum.

"O köpekte senin yüzünden gitti zaten . Annen de gitti. Senin yüzünden" Bu sefer ki darbe çok sert geldi. Tam kalçamın üstüne gelmişti. "Sen olmasaydın olmazdı" Bir darbe daha , gözlerimi sıkıca kapattım. "Senin yüzünden! Sen yaşamayı bile hak etmiyorsun" Bu sefer darbe sırtıma inmedi, kemeriyle beni boğuyordu.

O ilerledikçe boğulmamak için ilerliyorum. Bahçeye açılan büyük sürgülü kapıyı açtı ve beni bahçeye doğru attı. "Bir daha bu eve girme, duydun mu beni! " Öyle ağlıyordum ki gözlerim ağrımaya başlamıştı.

Ondan saçımı okşamasını bile istemiyordum ki, sadece beni rahat bıraksın, görmesin istiyordum. Sözde tarih öğretmeniydi ama bana Baba olmayı bile öğrenememişti.

Büyük kapı kapandı, ve o orda zıkkımlanırken burda ben yine ağlıyordum . Sırtımda ki izlere bir yenisi daha eklenmiştir.
Sürünerek aynı yere gittim, köpek kulübesi nin yanında, her beni evden attığında kendimi bu kulübe nin yanında bulurdum. Aynı kemiğe bakıyor, aynı şeyleri düşünüyordum.

Sonbahar yine gelmişti ve o benden yine, yine ve yine gitmişti. Başımı kulübeye yasladım, burnumu çektim. Evet hâlâ ağlıyordum, ben zaten hep ağlardım. Ağlamaktan utanmazdım, ne de olsa doğduğumuz da da ağlardık.

Ev denen bu yerde ev gibi hissettiren iki şeyim vardı, ikisi de benden çocuk yaşta gitmişti. Benim küçük tatlı Bongy ım birine satılmıştı, zorla. O kadar çok yaşvarmıştım ki satmasın diye. . Ona o kadar çok bağlanmıştım ki anlatamam. Adana'nın sıcağında bile bahçeye çıkar onunla oynardım. Terlemekten nefret eden ben sırf köpeğim için terlerdim.

Bahçeyi en az on kere turlardık, oyuncak kemiğini atardım o geri getirirdi. Anıları hatırlamak daha çok ağlamama neden oluyordu.

Kemikli oyuncağı, şimdi mama kabında duruyordu ama o yoktu. Kemik oyuncağını ilk aldığımız günü hatırlıyordum, ne çok eğlenmiştik , tabii o zamanlar annem de vardı...

Ben kim miydim, annesinin Melo'suydum bir zamanlar ama ismimi söyleyen tek kişim bile kalmamıştı. Melodi'ydim ben, sözde sesimle insanları iyiliğe götürecektim ama daha kendi babamın içmesine engel bile olamıyordum. Annemin ölümü yüzünden her gün dayakta yiyordum. Eğer şanslıysam eve girmem yasaklanıyordu. Eğer şanslı değilsem bundan daha fazla dayak yiyordum. Baba nın evde olması demek her an ceza yemek demektir. Bu dayakta olurdu, açlıkta ve bazen daha kötüsü, dilimin söylemeye varamadığı şeyler.

Nasıl olur bilmiyorum ama bu döngüyü kırmam gerektiğini biliyorum. Ben en azından annemin yanına gitmem gerektiğini biliyorum. Sanki, sanki brni çağırıyor gibi hissediyordum.

Bu ev denen dört duvardan kaçacaktım. Bunu yapmam gerekiyordu. Çünkü böyle olmazsa ya ben ya da yine ben ölecektim...

Mavi çatılı klübenin arkasında ki uzun merdiveni -zorda olsa- alıp yukarıda ki odamın balkonuna yasladım. Sakar biri olarak dikkatli nin de dikkatlisi hareketlerle merdivenleri çıktım.

Eğer baba bir yerde sızmışsa işim yaver giderdi, eğer yakalanırsam öyle bir döverdi ki toprağa gömse bu kadar canımı yaka bileceğinden şüpheliydim.

Balkonun kapısını açıp ama sırtımda ki yaralar canımı öyle bir yakıyordu ki tek yapabildiğim kendimi yatağa atmak olmuştu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
Annemi istiyordum, köpeğimi istiyordum, üç yaşında ki Melodi yi istiyordum, halamı istiyordum. O adamdan tek istediğim şey beni görmezden gelmesiyle ama o bana bunu bile çok görüyordu.

🩻🩻🩻

Ağlaya ağlaya uyumuştum. Saçım başım dağılmıştı, en son hatırladığım şey ise yastığıma sarılıp sanki bir başkası saçımı okuyormuş gibi kendi saçımı okşuyordum.

Yutkundum, eskiden olsa baba okşardı annemle beraber. Benden bu kadar nefret etmezdi. Kızım derdi, prensesim derdi. Ama onun her şeyi bir yalandı.

Saçlarımı kulağımın arkasına aldım. Yataktan kalkıp banyoya girdim. Csnım yanacaktı ama yine de sıcak suyu açıp ki verin dolmasını bekledim.

Annem normalde küvette nefret edermiş ama beni yıkamak daha kolay olsun diye yaptırmış. Çok büyük değildi, hâlâ sığabileceğim kadar geniştir sadece.

Küvet dolana kadar çıkan tüylerimi almıştım. Suyu kapatıp küvet insan içine girdim.

Kalmamış sızlamkştı ama aldırmadım. Açık saçlarımın suyun üstünde yüzüşünü izledim. Bir süre öylece kaldım.

Düşünüyordum, acaba annem yerine o kazada ben ölseydim hayatşarı nasıl olurdu diye? Ya da ikimize de bir şey olmasa Bongy satılmazsa nasıl mutlu bir aile olurduk diye? Acaba annem olsa babam benden yine bu kadar nefret eder miydi diye?

Kafamı dinlemek için girdiğim sudan daha da bulanıklaşan bir kafayla çıkmıştım. Üstümde ki bornoz çıkartıp yeni temiz bir tişört ve haki rengi bir şort giydim.

Artık bu lanet evden siktirip gitmek için hazırlanabilirdim.

Büyük dağcı sırt çantamı çiçekli yatağımın altından çıkardım. İçine; konserve yiyecekler, bir paket ahududu, çikolata,sandivinçler, sular, ince bir hırka ve baggy şortolon koydum.

Anneme ait bir fotoğraf, şarj aleti, kablosuz şarjımı da ekledim. Büyük bölmeyi kapatıp küçük olan yeri açtım; telefonum, akıllı saatim, düdüğüm ve fenerimi koydum ve bir sürü yedek pil. Ek olarak keskin bir makas. Tokalarımı da unutmamıştım tabii. Şu ana kadar biriktirdiğim tüm paraları da almıştım.

Haki rengi çantamı sırtlayıp balkona yöneldim. Kesinlikle çok ağırdı ama gideceğim yer yakın sayılırdı ( bir saat) o yüzden sorun değildi. Merdivenlerden inerken tekrardan dikkatle iniyorum.

Merdivenlerden aşağı indim, merdiveni tekrardan eskı yerine koydum. "Üzgünüm küçük dostum" Deyip klübenin üstüne çıktım. Önce çantamı sonra kendimi duvardan aşağı fırlattım. Canım açımıştı ama önemli değil. Baba nın yaptıkları yanında hiç bir şeydi.

Dilimde dolanan Michel Jakson şarkısıyla ilerlemeye devam ettim...

" Annie are you okey ? So Annie are you okey? Annie are you okey?

You ' ve been hit by , you' ve been hit by , a smooth criminal

Ow! "*

🩻🩻🩻
Resmen bir saattir yürüyorum ve hava kararmak üzeriydi. Güneş tüm turunculuğunu Ay a bırakırken biraz onu izledim. Ama bildiğim bir şey vardı ki şimdi karşımda duran bu terk edilmiş hastaneye gitmezsem bir daha korkularımı yenemeyecektim. Yine ve yine erteleyecektim. Ki ben zaten hep ertelerdim.

Uzun zamandır annemin mezarına gitmeyi ertelediğim gibi. Burdan sonra oraya gidecektim, çünkü burdan sonra annemle oraya gitmiştik.

Oturduğum banktan kalktım, her geldiğimde önce bu banka otururum. Çam ağaçlarının altında ve gün batımını en iyi gören yerdi. Biraz eskimişti ama hâlâ insanın oturası geliyordu.

İlerlemeye devam ettim. Bahçesinde ki park o kadar eskimişti ki paslanmış demirlerine dokunsam yıkılacak gibiydi. İlerledim ve merdivenlere bir adım kala durdum.

Her katında ne var hepsini ezbere biliyordum. Zemin katının girişinin sağında bir danışma, ileride aşı, boy ve kilo ölçümü için odalar vardı. En sonda ise büyükçe bir depo. İlaçlar falan filan hepsi burda saklanırdı.

Bir günde 200 den fazla çocuk ağırlamışlığı bile vardı.

İkinci katında acil diye kullanılırdı. İlk girişte kocaman bir sensörlü kapı ardından perdelerle ayrılmış bir alan ve bir koridor. Koridordan sağa ya da sola fark etmez bir sürü oda vardı. Genelde ateşlenen çocuklar burda bakılırdı.

Ve bodrum katı sadece yemekhane var diye bilinir. En serin ama doğal ışığı nerdeyse hiç almayan bir yerdi.

O yemekhane nin arka tarafında depo vardı ve deponun içinde bir oda. Kimseye söylenmezdi orda bir oda olduğu ve benimde amacım oraya kadar gidebilmekti.

İlerledim, küçükken hep tökezlediğim merdivende yine tökezledim. Aslında komikti de ama bir o kadar acı olmasa belki gülerdim.

Saçlarımı sıkıca bir at kuyruğu yapmıştım, ben ilerledikçe o da hareket ediyordu. Siyah saçlarım bugün son kez doğal ışık aldı çünkü artık içerideydim.

Klasik bir insandım, her anlamda. Siyah hafif kısa düz saçlar, açık kahve gözler, normal bir yüz, güneşte ortaya çıkan küçük çiller, akyaz bir ten. 170 boyunda klasik 24 yaşında bir kadındım.

Genelde kendimi ifade edemezdim, sesim inceydi, çelimsizdim ve güçsüz, her an her şeye oturup ağlardım. Evet ben buydum.. Ve korkak olmama rağmen ilerlemeye devam ettim. Çünkü ilerlemek zorundaydım.
Danışmanın arka tarafına geçtim. Her yer karanlıktı. Küçük fenerimi çıkartıp açtım. Toza bulanmış kağıtlar ve hastane telefonları. Hemen arkamda ise iki tane fotokopi makinası vardı.

Danışmanın arkasından çıktım. İlerledim, kapılar vardı. İlk kapı açıktı, biraz daha açıp içeri girdim. Rengarenk bir oda, üstünden bir yıl geçmesine rağmen renklerini kaybetmemişti. Zürafalı boy ölçeği ve tartı. Doktor masası ve koltuklar. Ve bir sedye, muhtemelen iğnelik bir şey yoktu sadece steteskopla kontrol edilirdi hatırladığım kadarıyla. Aşılar hariç.

Odadan çıktım, karşıda ki oda kilitli ydi, zorlamadım bir yan da ki odaya baktım. Yine aynı şeyler ama burda ki renkler giderek azalıyordu.
Karşıya geçtim kapalıydı açmayı denedim olmadı. Yana geçtim kapı zorda olsa açıldı. Yere devrilen sedye ve kağıtlar. Daha soluk renkler. Zürafanın ayak kısımları kırılmış ve yere düşmüştü.

Koridor eskiden kırmızı ve mavi renklerden oluşurdu şimdi ise grileşmişti. Tüm kapıları açmaya çalıştım ama bir çoğu kilitliydi, bir çok şey devrilmiş ve kırılmıştı. Renkler giderek yok olmuştu.

Koridorun başındayken sağa mı gitsem solamı diye karar vermeye çalışıyordum. Burda ki camlar ay ışığı aldığı için fenerimi kapatmıştım.

Tam sola gidecekken beni bir şey yakaladı...

* Michel Jakcson un 1987 yılında yayınlanan Smooth Criminal şarkısı

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18