9. bölüm · Mefhum
8. Hayal Kırıklığı
~Asaf'tan~
Kerem hâlâ Gamze ile konuşamamıştı. Memlekette işleri çıkmış, bir haftalığına gitmişlerdi. Herhalde bugün yarın döneceklerdi.
Gamze son iki haftadır mutluydu. Eskisi gibi neşesiz değildi. Aynı sınıfta olduğumuzdan ister istemez şahit oluyordum. Şeyda ile yakınlaşmışlardı. O kıza da bir türlü içim ısınmıyor ya..
Kerem'in ve Gamze'nin anlattıklarından henüz bir şey çıkaramamıştık. Kerem Gamze ile konuşma zahmetinde bulunursa bir şeyler öğrenecektik ama, neyse..
Elif'in saçını örmeyi bitirdiğimde tokasını takıp aynayı uzattım. "Bugün saçımı sen ör abi." diye tutturmuştu. Nasıl öreceğimi bilmediğim için annem öğretmişti ama saçı pek güzel durmuyordu.
- Neyse abi sen en iyisi biraz daha öğren!
Deyip güldüğünde ona eşlik edip söylediğini onayladım.
- Haklısın minik kuşum, sanırım biraz alıştırma yapmam lazım. E sen güzelini yapta görelim da?
Elif saçlarını örmeyi bitirdiğinde ona mükemmel oldu bakışı atıp çantamı almak için odama geçtim. Elif de tamamen hazır olduğunda anneme sarıldıktan sonra evden çıktık.
Elif'i anaokuluna bıraktıktan sonra bizim okula doğru ilerledim. Neyse ki arada ki mesafe çok uzun değildi.
Okula vardığımda tam kapıdan girecekken ismimin seslenmesiyle arkamı döndüm. Seslenen Sedat hocaydı.
- Asaf'ım günaydın.
- Günaydın hocam.
Birlikte içeri girdiğimizde Sedat hoca onunla gelmemi söylemiş, bizim kata çıkmıştık. Katta ki kütüphanenin hemen önünde ki boş alana konulan koltukları işaret ettiğinde o tarafa doğru ilerledik. Koltukta biri oturuyordu. Hemen önündeki sehpanın üzerine konulan dergilerden birini eline almış, okumaya odaklanmıştı. Filmlerdeki gizemli karakterler gibi görünüyordu. Dergi okur gibi yapan ama aslında önemli bir görevin içinde olan ajan gibi.
Son düşüncem yüzünden sırıtmamak için kendimi sıktım. Zor olsa da gülmemeyi başarmıştım. Böyle olur olmadık yerlerde gülmemin gelmesi de sinir bozucuydu gerçekten.
Sedat hoca oturan kişiye "Kerem" diye seslendiğinde daha yeni onun Kerem olduğunu anladım. Kendime engel olamayıp gülmeye başladım. Kerem yanımıza geldiğinde Sedat hoca ciddiyetle bana bakmış benimde gülmem son bulmuştu.
- Asaf, Kerem sana olanlardan bahsetmiş.
Dediğinde gözlerim büyüyerek Kerem'e baktım. O da bana 'Mecbur kaldım.' der gibi bakıyordu.
- Evet hocam.
- Her şeyi öğrendim, siz bu işe karışmıyorsunuz!
Tam itiraz edecekken Sedat hoca "Hadi siz sınıfa geçin. Bugün son iki dersiniz benimle ama derse gelemeyeceğim. Asaf sen ve Gamze sınıftan kimsenin çıkmamasını sağlayın belki en azından son derse yetişirim." dedi ve cevap vermemi bile beklemeden gitti.
"Tamam hocam siz merak etmeyin." diye fısıldadım arkasından.
Sen ve Gamze demişti. İyi ama neden? Ben uzak kalmaya çalıştıkça neden daha da yakınlaşıyorduk? Zaten zorlanıyordum, konuşurken de salak gibi sesimi düzgün tutamıyordum. Aksi gibi sürekli karşılaşıp konuşmak zorunda kalıyorduk.
- Asaf? Daldın gittin ya. Duymuyor musun beni?
Kerem'in dürtmesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
- Hayırdır kardeşim? Daldın gittin?
- Kerem ben sana soracağım!
- Napayım Asaf ya, babam anlat deyince yok baba diyemem ya..
- İyi hadi sınıfa geçelim. Bu arada sen ne zaman Gamze'yle konuşacaksın?
- Bugün yarın konuşurum.
Kerem'i başımla onaylasam da içten içe hâlâ sinirliydim. Bir an önce konuşması lazım, bugün yarın diyor..
Sınıfın kapısından içeri girdiğimde, ilk dikkatimi çeken Enes’in gergin omuzları oldu. Her zamanki sakinliğinden eser yoktu, yumrukları masanın altında sıkılıydı. Bakışları, sınıfın en arka sırasında oturan, sinsi bir gülümseme takınmış Serhat’a kilitlenmişti.
"Yine ne var Serhat?" diye sordum, sesim istemsizce sert çıkmıştı. Serhat, bizimle ilgili her şeye alerjisi olan, özellikle de Enes'in muhafazakar ve ciddi tavrından rahatsızlık duyan, serseri ruhlu bir tipti.
Serhat, özellikle Enes’e laf atmayı çok severdi. Kendince eğlenceli bulduğu bu durum, bizim için katlanılmazdı tabii ki. "Ne oldu Komutan?" dedi alaycı bir sesle. "Daha ilk günden suratın asık. Yoksa baban sana izin kağıdını vermedi mi?"
Belli ki son konuşmamızı duymuştu. Öfkem içimde coşarken, Enes derin bir nefes aldı. Gözleri, Serhat'ın sinsi gülümsemesinde takılı kalmıştı.
Biliyordum, Enes'in babası da askeri bir geçmişe sahipti ve Serhat'ın bu tür iğnelemeleri onun en hassas noktasıydı. Enes'in sakin kalmaya çalıştığını görüyordum, o böyle konularda özellikle sahabe efendilerimizi örnek almayı tercih ederdi.
"Kendine uğruna çabaladığına değecek bir iş bulmalısın Serhat." dedim, onun masasına doğru yürürken. Kerem de arkamdan gelmiş, yanımda durmuştu. Üçümüz, Serhat'ın karşısında duruyorduk. Serhat'ın yüzündeki sinsi gülümseme biraz solmuştu, üçümüze karşı tek başına durmak, onun için bile zordu.
"Hayırdır Asaf?" dedi, kaşlarını çatarak. "Kardeşini korumaya mı geldin? Belli ki o kendi başına halledemiyor."
O an, içime dolan öfkeyi kontrol etmekte zorlandım. Biz birbirimizin yoldaşıydık ve Enes'e söylediği hiçbir lafa sessiz kalamazdım. Ki o Enes'e laf atıyor gibi yaparak ikimize de laf atıyordu. Çünkü Enes'in sessiz kalacağını benimse kavga çıkaracağımı iyi biliyordu. Serhat'ın, Enes'in ve benim asker olma hayalimizle ilgili yaptığı her imânın, aslında bizim aramızdaki bağı hedef aldığını da iyi biliyordum.
Ben cevap verecekken Kerem, her zamanki gibi muzip bir tavırla araya girdi. "Serhat, sen boş kaldıkça bize sarıyorsun, mahallede dedikodu yapan insanlar gibi."
Kendime engel olamadan düşük desibelli bir kahkaha attım. O an Enes'e baktığımda rahatsız bir tavırla önüne döndüğünü gördüm.
Serhat'ın ise yüzü kızardı. "Kes sesini Kerem!"
Tam bu sırada, sınıfın kapısından Gamze girdi. Gamze'nin o güzel gözleri, aniden bizim tartışmamıza takıldı. Gözlerinde ne korku ne de endişe vardı, sadece bir merak parıltısı vardı. Sakin, ama dikkatli bir şekilde olanları izliyordu. Onun bu duruşu, içimdeki öfkenin biraz olsun dinmesine neden oldu.
Enes, derin bir nefes aldı. "Bırakın Asaf. Değmez." dedi, sesi oldukça kısıktı.
Enes'in sözünü dinleyerek Serhat'tan uzaklaştım. Serhat, zafer kazanmış bir edayla arkamdan homurdandı: "Kaç bakalım asker! Baban da böyle mi öğretti sana? Arkanı dönüp kaçmayı.."
Serhat'ın son sözüyle birlikte, içimdeki öfke yeniden alevlenmişti. Ama Enes'in kolunu omzuma koyması, beni durdurdu.
"Hah böyle adam olun işteeee!" Demesiyle Serhat'ın karşısına dikilecektim ki, bu kez Gamze'nin sesi beni durdurdu.
"Kes sesini Serhat!" Gamze, oturduğu sırasından Serhat'a döndü. Sesi her zamanki gibi sakindi ama içinde demirden bir kararlılık vardı.
"Enes sana ne yaptı? Neden durmadan sataşıyorsun ona?"
Serhat'ın, Gamze'nin beklenmedik çıkışıyla yüzündeki alaycı ifade, yerini kısa süreliğine bir şaşkınlığa bıraktı. O umurumda değildi. Gamze'nin söylediği şeye takıldı zihnim. 'Neden Enes'e sataşıyorsun?' Neden sadece Enes'i önemsemişti? Ben umrunda değil miydim?
"Sana ne Gamze?" dedi Serhat, sesi yumuşamıştı. "Erkekler arasında konuşuyoruz."
Bu herif ne demeye Gamze'yle konuşurken sesini yumuşatıyordu. Üstelik benim kendimden bile sakındığım gözlere nasıl rahatlıkla bakıyordu?
Gamze, yerinden kalmış yanımıza gelmişti. Gözlerini Serhat'ınkilerle birleştirdiğinde ben kıskançlıktan delirmek üzeydim. "Erkek ya da kız, sen benim arkadaşlarıma laf atıyorsun. Buna sessiz kalacak değilim!"
Serhat'ın yüzü yeniden öfkeyle doldu. Gamze'nin ona karşı çıkmasına tahammül edemiyor gibiydi. "Sen de mi bu üçünün yoldaşısın?" dedi, bakışları tehditkâr bir hal almıştı.
"Onların arkasına mı saklanıyorsun?"
"Sanane ya sananee!?"
Gamze'nin çıkışıyla onlara doğru bir adım attım.
"Anlasana, onların yanında olman tamamen saçmalık."
Daha fazla izleyemeyecektim. Serhat'ın bunu hangi duyguyla söylediğini anladığımda, elini Gamze'nin omzuna koyacakken sinirle Serhat'ın yakasına yapıştım. "Bana bak Serhat!" Gözlerim Serhat'ın gözlerinde alev alev yanıyordu. "Ona dokunmaya kalkarsan, o elini kırarım!"
Serhat, bu sefer geri adım atmadı. Sınıfın ortasında resmen bana meydan okuyordu. "Ne o, yoksa kıskandın mı? Korumaya mı çalışıyorsun onu?" dedi, sinsi bir gülüşle. "Anladık, kahraman oldun." Ondaki bu rahatlık içimdeki öfkeyi daha da büyütüyordu!
İçimdeki öfke kontrol edilemez bir hal almıştı. Enes en sonunda yerinden kalktı. Kerem keyifle beni izlerken Enes bembeyaz olmuş ellerimi tutmuş Serhat'ın yakasından kurtarmaya çalışıyordu.
- Asaf'ım bırak hadi.. bak yanlış bir şey yapma sakın!
"Babanda senin gibi böyle aptal mı Asaf? Yoksa sen annene mi çektin?"
Son söylediğiyle normalde asla yapmayacağım bir şey yaparak sağ yumruğumu Serhat'ın yüzüne geçirdim.
Serhat yere kapaklandığında yanına çömelip fısıldadım.
"Bana bak, her şeye susarım ama ağzından çıkıp sevdiklerime uzanan her okunu PARÇALARIM senin!"
Ardından ayağa kalkıp hiçbir şey olmamış gibi sırama oturdum. Titreyen ellerimi saçlarıma geçirip sakinleşmeye çalışırken Enes bana hayretle bakıyordu. Kerem ise yaptığım şeyden epey keyif almış gibiydi. Gamze ise... Ona bakmaya cesaretim yoktu ama eminim şok olmuştu...
Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı açıldı ve öğretmen içeri girdi. Serhat yerden kalkmış sırasına oturmuştu. Beni kimseye şikayet etmeyecekti emindim, bu işi kendi halletmeye çalışacaktı..
Herkes bir anda yerine oturdu. Halil hoca durumu anlamış olsa da, hiçbir şey demeden masasına oturdu çok şükür. Yaptığımdan pişman değildim evet ama disipline gidersem benim için hiç iyi olmazdı bu durum.
Göz ucuyla Gamze'ye baktım. Gamze de bana bakıyordu. Gözlerinde ne korku ne de endişe vardı, sadece bir onay ve hayranlık parıltısı vardı. O an, içimdeki öfke, yerini huzura bırakmıştı. Belli ki kızmamıştı bana.. Gamze'nin beni savunması ve bana olan inancı, bana en büyük gücü veriyordu. Şimdi Serhat'ın anlamsız sataşmaları, Gamze'ye olan aşkımın yanında anlamsızlaşmıştı...
***
Bugün yine olaylı geçmişti. Şimdi de gelmesini hiç istemediğim o an gelmişti. Sınıfla muhatap olmak istemediğim için, özlellikle Serhatla hiç muhatap olmak istemediğimden Gamze'den rica edecektim. Ders zili çalmadan sıramdan kalkıp Gamze'nin yanına gittim. Pencerenin önünde düşünceli bir şekilde dışarıya bakıyordu.
- Gamze.
-...
- Gamze?
- Hı? Asaf?
Gamze'nin bakışları hiç normal değildi. Gözleri dolmuştu. Acaba bir şeye mi canı sıkılmıştı. Çok tuhaf bakıyordu. Sanki ona kötü bir şey yapmışım gibi. Geçen gün yaptığım odunluk yüzünden miydi acaba? İyi de özür dilemiştim. Herhalde buna takılıp kalacak değildi. Yoksa sabahki kavga mıydı? Ama kızmamıştı bana, sanki onaylamıştı bakışlarıyla.
Ne olduğunu anlayamamıştım ama eminim pek hoş bir şey olmamıştı.
- Sedat öğretmen derse geç gelecekmiş, ikimize sınıfa sahip çıkın dedi ama sen ilgilenir misin? Serhat ve diğerleriyle uğraşmak istemiyorum.
Başıyla onaylayıp geri önüne döndü. Bu kadar tepki gösterecek ne olmuş olabilirdi ki?
Kendime engel olmaya çalışsam da dayanamayıp "Gamze iyi misin?" diye sorduğumda hâlâ arkası dönükken "Niye soruyorsun? Önemsiyor musun ki?"
Dedi. Böyle düşünmesine sebep olacak ne yapmıştım ben yine?
- Ne yaptım bilmiyorum ama özür dilerim her ne yaptıysam. Ve...
(Söyleme söyleme söyleme!)
- Ve evet önemsiyorum üzülüp üzülmediğini.
(söyleme dedim dimi?)
Kendime engel olmaya çalışmama rağmen son söylediğimle bana dönüp gülümsemişti, gözlerimi hızlıca ondan alıp öğretmen masasına odakladım. Utancımdan elimi saçlarımda gezdirdim kısaca.
- Bir şey yok Asaf, merak etme önemli bir şey yok.
Dediğinde yine kendime engel olmaya çalışsam da dayanamayıp "Canın neye sıkıldı bilmiyorum ama üzülme olur mu?" deyip hızlıca sırama doğru ilerledim. Niyeyse aşırı sıcak basmıştı beni şuan.
***
~Gamze'den~
- Gamzeee! Gamzeee!
Şeyda heyecanla yanıma koşarken yaslandığım banktan doğruldum. Acaba onu bu kadar heyecanlandıran neydi?
- Gamze neler oldu bir bilsen!
- Ne oldu ya? Merkalandırma benii!
- Tamam tamam hazır mısın, söylüyorum!
Nedense en yakın arkadaşımla heyecanlanmam gerekirken içimi bir sıkıntı basmıştı. Sanki birazdan bütün neşemi benden alıp yerine karamsarlık bırakacaktı.
- Hani ben Asaf'tan hoşlandığımı söylemiştim ya sana?
Asaf'ın adını duymamla tamamen ona odaklandım. Evet daha önce söylemişti ama ben önemsememiştim. Daha doğrusu ona gerçeği söylemekte zorlanmıştım. Sonuçta gerçeği öğrenince kalbi kırılacaktı ve ben birinin kalbini kırmaktan çok korkardım.
Korkuyla "Eee?"
Diye sordum kısık çıkan sesimle
- İşte onunla duygularımız karşılıklıymış! Yaa offf çok mutluyum Gamze!
Şeyda heyecanla yerinde duramazken ben tam tersi bir hâle büründüm. Ne demişti? Asaf.. Du-duygularımız.. karşılıklı... Asaf bunca zamandır Şeyda'yı mı seviyordu? Ama.. Ama nasıl? Vaz mı geçmişti benden? O yüzden mi uzak duruyordu böyle?
Sabah onu gördüğümde ne kadar mutlu olmuştum, hatta Serhat'ın sataşmasında onu savunurken Asaf nasılda güzel bakmıştı bana öyle, hatta resmen beni kıskanmıştı. Serhat'a onu bu olaylara karıştırma diyerek beni korumaya çalışmıştı... Şimdi ise en büyük kâbusumu yaşıyordum. Düşüncesi bile beni korkuturken şimdi içindeydim. Asaf başkasını... Söylemeye bile dilim varmıyordu. Bu.. Bu nasıl olabilirdi?
- Gamze?
Yüreğime çöken sızıyla yerimden kalktım. Biraz daha Şeyda'nın yanında kalırsam ağlayacaktım ve bu her şeyi daha beter edecekti. Farkettirmeden dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim.
- Gamze iyi misin? Ne bu tepki?
Şeyda şüphelenmesin diye sertçe yutkundum. Ona döndükten sonra zorla gülümseyip sesimi düzgün tutmaya çalışarak "Çok sevindim Şeyda. Şey benim bugün biraz moralim bozukta.. Şey sınıfa geçelim mi?"
Dediğimde yüzündeki ifade değişmişti. Az kalsın anlayacaktı. Neyse ki toparlamıştım. Yani inşaAllah.. Şeyda oturduğu banktan kalkınca okula doğru ilerlemeye başladık.
- Yaa senin neye moralin bozuldu, neden bana anlatmadın?
Ne diyeyim Şeyda? Ben Asaf'ı seviyorum ama sen onu o da seni seviyormuş, o yüzden ölmekten beter oldum bir anda mı diyeyim?
- Özel bir şey, ailevi.. Neyse hadi sınıfa geçelim.
Sınıfa geçtiğimizde Şeyda'yla beraber cam kenarında ki sıramıza doğru ilerledik. Senenin başlarında Kerem'le oturuyordum sonradan Şeyda ile oturmaya başlamıştık. Kerem Enes ve Asaf'ın bir arkasındaki sıraya oturmuştu. Asaf ve Enes'in hemen önünde duran sıramıza oturduk. Enes bu halden pek memnun değildi. Asaf'ın ne düşündüğünü henüz bilmiyordum ama sanırım Şeyda olduğu için mutludur....
Dersimiz Kur'an-ı Kerim olduğundan teneffüste kızlar için olan abdesthaneye geçip abdestimi aldım ve annemden kalan yemenimi güzelce başıma bağladım. Sınıfa geçtiğimde Asaf bir saniye bile etmeyecek bir süre benimle göz göze gelmişti ve önüne döndüğünde belli belirsiz gülümser gibi olmuştu. Onun bu haline bir anlam veremedim. Boşverip sırama geçtim ve Kur'an-ı Kerim'imi sıramın üzerine koydum.
Yusuf hoca sınıfa girdiğinde herkesle birlikte ayağa kalktık. Kur'an-ı Kerim dersleri iki haftadır olmuyordu. Şimdi de Yusuf hoca girecekti derslere. İçimde bir korku vardı, ben Kuran okumayı bilmiyordum, yani biliyordum ama o kadar çok takılıyodum ki.. Hoca bu durumu nasıl karşılardı? Ya da diğerleri, nasıl karşılardı?
- Selamun aleyküm arkadaşlar.
Sınıftaki herkes hocaya "Aleyküm selam" diyerek karşılık vererek otururken ben de sadece kendim duyacağım bir sesle "Aleyküm selam" diye fısıldayıp yerime oturdum.
- Arkadaşlar yeni bir arkadaşımız gelecek birazdan. Boş bir sıra var mı?
Diye sordu hoca. Keşke yanımdan Şeyda'yı kaldırsa da yeni gelen kız yanıma otursa! Gerçi kız mı gelecek onu da bilmiyorum ya!
Hocaya cevap veremeden sınıf kapısı açıldı. İçeri giren kız epey tanıdıktı. Sanki daha önce görmüştüm onu.
- Gel kızım tanıt kendini.
Kız ne kadar sevecendi böyle? Küt kesim dalgalı saçları ona ayrı bir guzellik katmıştı. Açık kahverengi saçları, masmavi gözleri tıpkı ilkokulda tanıdığım Zeliha'yı andırıyordu. Tahtanın önünde durup kendini tanıtmaya başladı.
- Öncelikle Selamünaleyküm, ismim Zeliha Bal.
Dediğinde içime bir heyecan doldu, bu bizim Zelihaydı!
- Trabzondan geldim buraya. Orada yaşadığım bazı sıkıntılardan dolayı babamı ikna edip burada okumak istedim. Tabii bazı tanıdığım arkadaşlarımın da burada olması bunda çok etkili oldu.
Sözlerini bitirdiğinde bana baktı. O beni tanımıştı bende onu. O gerçekten de Zelihaydı. Parıldayan gözleriyle bir bana bir arka sıraya bakıyordu. Ardından yüzünde yer etmiş gülümsemesiyle hocaya baktı.
- Hocam ben Gamze'nin yanına oturabilir miyim?
Hayretle ona baktım. Kendinden epey emin konuşmuştu. Beni kesinlikle tanıdığına emindi.
- Olur tabii birbirinizi tanıyorsunuz madem. Şeyda sen Zennur'un yanına otur olur mu?
Şeyda'nın yüzü kıpkırmızı kesildi. Önce Zeliha'ya sonra bana nefretle baktı. Ardından 'tamam hocam.' Diyerek Zennur'un yanına geçti. İçimden hayranlıkla "Allahım duamı ne çabuk kabul ettin. Çok şükür.." diyerek dua ettim. İçimde Rabbimize olan hayranlığım gün geçtikçe artıyordu sanırım.
Zeliha yanıma oturduğunda sıkıca sarıldı bana. Fısıltıyla sordum.
- Beni nasıl tanıdın?
Aynı Fısıltıyla cevap verdi. İçindeki heyecanı sesine yansımıştı.
- Sonra anlatırım.
Benden ayrılıp arkasını döndü, onunla birlikte bende...
- Size de merhaba?
Bir cevap bekliyordu ama karşısında iki adet odun vardı. Asaf ellerini birleştirmiş başıyla onaylarken, gözlerini sırasından ayırmadı. Acaba Şeyda'nın gitmesine üzülmüş müydü? Yüzünde en ufak üzülme belirtisi yoktu ama. Kavganın etkisinden olacak hâlâ öfkeli gibiydi.
Enes ise umursamaz bir tavırla başını öne eğdi. Ardından kısık bir sesle "Hoşgeldiniz." Dediğini duydum.
Kendime engel olamayıp "Hayret!" Deyiverdim. Zeliha da bana gülerek önüne döndü.
- Kızlar sohbete gelmediniz değil mi?
Hocanın sorusuyla son derece utanarak önüme döndüm.
- Özür dileriz hocam..
- Her neyse şimdi dersimiz Kuranı Kerim böyle kız erkek karışık olmaz. Nasıl yapacağız?
Yusuf hoca kendi halinde düşünürken hepimiz sessizce onu bekliyorduk.
- Kızlar için Ayşegül hocanız ayrı bir ders verebilir. Neyse onu haftaya kadar hallederiz.
(Peki Ayşegül hocanın lisedeki, Yusuf hocanın da üniversitedeki hocam olması xızksmmsms)
Hoca sınıfta ağır adımlarla dolaşırken bizim tarafa doğru yürüyüp hemen yanımızdan arka tarafa doğru ilerlemeye devam etti. Arkama dönüp baktığımda tam Asaf'ın yanında durdu gülümseyerek.
"Enes, senemizi bir Yasin suresiyle başlatalım mı?" diye sorduğunda Enes'e baktım. Çekinerek "Hocam bu sefer Asaf okusa?" diye sordu. O anda Asaf'a baktım göz ucuyla. Enes'e imalı bakışlar yollayıp hocaya doğru döndü. Hoca "Peki madem, Asaf sen okur musun?" diye sorduğunda Başını mahcup bir şekilde önüne eğip o beni benden eden gülümsemesiyle "Olur hocam, sizi kıramam." dediğinde tepkimi dışarı yansıtmadan Asaf'a bakmayı sürdürdüm. Kalbimin ritmi değişirken sakince önüme döndüm. İçimde oluşan tuhaf duygular ve heyecanla beklemeye başladım. İlk kez Asaf'ı Kur'ân'ı Kerim okurken dinleyecektim ve heyecandan kalp atışlarım gittikçe hızlanıyor, kalbime kramp girer gibi oluyordu. Aslında Enes çok güzel okuyordu acaba o niye kabul etmemişti?
Yusuf hoca masasına geçerken Asaf euzü besmele çekmeye başladığında gözlerimi kapayıp başımı önüme eğdim. Makamlı bir şekilde Yasin suresini okumaya başladığında şaşkınlığımı gizleyemiyordum, onu dinlerken istemsiz gözlerim dolmuştu. Öyle huzurla okuyordu ki, Kur'ân'ı Kerim'i her dinlediğimde huzur buluyordum ve Asaf'ın sesiyle dinlemekte ayrı bir huzur katmıştı. Bu anın bitmesini hiç istemiyordum. Saatlerce okusa sıkılmadan dinleyebilirdim onu. İçtenlikle okuyordu çünkü. Sanki Kur'an-ı Kerim'i içine işlemiş gibi...
***
Sabahtan beri boğazıma oturan düğümler bir an olsun çözülmemişti. Biri gelse ne oldu sana dese hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım. Göz yaşlarımın gözlerimi terk etmemesi için kendimi çok fazla sıkmıştım ki başım ağrıyordu. Hâlâ kabullenemiyordum. Sevdiğim çocuk, bu kadar uzaktayken bile her anımı güzelleştiren insan, arkadaşımı seviyordu... Onun gibi birini kaybetmeyi düşünmek bile zor geliyordu bana. Bu yükü nasıl kaldıracaktım? Nasıl unutacaktım onu? Benim çocukluğumdu o. En güzel anılarım onunlayken nasıl, nasıl yapacaktım?
- Gamze.
Ben sabah akşam onu düşünmeden edemezken nasıl bir anda vazgeçecektim? Aslında sorumun cevabı basitti. O beni nasıl unuttuysa bende öyle unutacaktım. Onun gibi biri nasıl unutulur Allah için?
Tamam yıllar olmuştu aradan çok zaman geçmişti. Tamam yaşımızda küçüktü o zaman ama Asaf'ın sözleri hâlâ aklımın ve kalbimin en güzel yerinde saklanıyordu.
"Bence sevmek Gamze demek."
Demişti bana. Sevmek ne demek iyi biliyordu. Sadece beni sevdiğini dile getirmek için böyle söylemişti. Bu söylediğine rağmen beni unutup başkasına mı aşık olmuştu?
- Gamze?
Asaf'ın sesiyle gözlerimi pencereden ayırıp arkamı döndüm.
- Hı? Asaf?
Bir anlığına dolan gözlerime bakmıştı. Hızlıca bakışlarını geri indirip
- Sedat öğretmen derse geç gelecekmiş, ikimize sınıfa sahip çıkın dedi ama sen ilgilenir misin? Serhat ve diğerleriyle uğraşmak istemiyorum.
Dediğinde başımla onaylayıp geri önüme döndüm. İkimiz demişti.. İkimiz olabilir miydik yani?
Bakışlarımın her zamankinden farklı olduğunu anlamıştı. Gerçi anlasa da bir şey değişmeyecekti bu saatten sonra. O ve ben biz olamayacaktık.
"Gamze iyi misin?"
Sorduğu soruyla beni şaşırtmayı başarsa da ona dönmeden "Niye soruyorsun? Önemsiyor musun ki?"
Diye sordum bir anda.
- Ne yaptım bilmiyorum ama özür dilerim her ne yaptıysam. Ve...
- Ve evet önemsiyorum üzülüp üzülmediğini.
Yüzüme şaşkın bir gülümseme yerleşirken gülümsememi durdurup Asaf'a döndüm. Onu görünce yine istemsiz gülümsemiştim. Benim üzülüp üzülmediğimi önemsediğini söylemişti. Bir anda her şeyi unutmuştum sanki. Onun tek bir güzel sözüyle renk gelmişti hayatıma, içimde açtırdığı çiçeklerin farkında değildi. Ela gözlerine okdalandığımda bakışlarını hızlıca indirip öğretmen masasına odaklanmıştı. O an silkelenip kendime gelmeye çalıştım. Asaf bir başkasını severken böyle şeyler düşünmem doğru olmazdı. Belli ki bana da arkadaşça yaklaşıyor, babamla ilgili olaylardan dolayı böyle davranıyordu.
- Bir şey yok Asaf, merak etme önemli bir şey yok.
Dediğimde başıyla onaylayıp "Canın neye sıkıldı bilmiyorum ama üzülme olur mu?" deyip hızlıca sırasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Bir kez daha aklımın başımdan uçuruvermesine, kalbimin pır pır etmesine sebep olmuştu ve yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum...
Bölüm sonu?
Nasıldı sizce?
Vee sizce neler olacak?
