3. bölüm · Mefhum

2. Bölüm: Gamze AKIN

Ahsen DEREN

Küçük yıldızımızın parlamaya ihtiyacı varmış 🤭

Keyifli okumalar 🍂

Geçmiş

Teneffüs arasında Enes, Asaf'ı top oynamaya çağırsa da Asaf kabul etmemiş. Gamze'nin yanına gitmişti. Onunla salıncakta sallanacaktı. Enes'in morali bozuldu bu duruma. Yine de Asaf'a kızamıyordu. Onun içindeki heyecanı farketmişti.

Asaf Gamze'nin salıncağını yavaşça itiyordu. Gamze bir süre sonra sallamaktan sıkılınca ayaklarıyla salıncağı durdurdu. Salıncaktan atlayıp Asaf'ın yanına geldi.

- Asaf ben sıkıldım. Biraz bankta oturalım mı?

- Olurr..

Banka oturduklarında Gamze aklındaki soruyu sormaya hazırdı. Minik ellerini birbirlerine kenetleyerek bakışlarını hemen karşısında duran ağaca kenetledi.

- Asaf, sence sevmek ne demek?

Ne anne ne baba sevgisi görmüştü minik Gamze. Sevilmek nasıl bir şey merak ediyordu. Onun bu sorusuna cevap verebilecek tek kişi de Asaf'tı ona göre, ona onun kadar değer veren başka bir arkadaşı yoktu çünkü.

Asaf bu soruyu beklemiyordu. Biraz düşündü. Bu soruya vereceği tek cevap vardı. 'Gamze' çünkü oda babasından sevgi görmemişti. Babasında gördüğü tek şey onun kaya gibi sert bakışlarıydı. Heyecandan kekeleyerek cevapladı Gamze'nin sorusunu.

- Bence.. Bence sevmek Gamze demek.

Asaf utanarak gülümsedi arkadaşına karşı. Gamze de sevinçle kollarını iki yana açıp sarıldı arkadaşına.

- Benim içinde.. Sevmek Asaf demek..

Başını Asaf'ın omzuna yaslayarak bir süre öylece kaldı. Babasının ona vermediği sevgiyi, Şefkati Asaf'ta bulmuştu Gamze.. İçinden 'Ne olursa olsun hep seninle olacağım Asaf.' Diyerek söz verdi kendi kendine.

Asaf'ın da aklından aynı düşünceler geçiyordu. 'Ne olursa olsun hep seninle olacağım Gamze...'

***

Ben Gamze

Sadece Gamze.. Ait olamadığım bir yerdeyim, ne adımı ne soyadımı kabullenebildim ben. Ne babamı ne de daha yüzünü bile bilmediğim annemi kabullenebildim. Baba, ne demek baba? En azından sizin için bu kelime ne ifade ediyor? Benim için hiçbir şey. Her şeye rağmen babam bile diyemiyorum ona.. Çünkü bu zamana kadar hiçbir ânımda yanımda olmadı. Onun tarafından hep Psikolojik şiddete maruz kaldım. Bu yüzden hiçbir zaman ona içtenlikle baba demedim ben. Kimi zaman işe gidiyorum deyip saatlerce gelmezdi eve. Yalnız başıma kalırdım. Korkardım, annemin kıyafetlerine sarılırdım. O içi boş kıyafetlerden şefkat umardım.. Eve geldiğinde de bir şey değişmezdi, bana odama geçmemi söyler, kendisi dilediği gibi televizyon izlerdi.

Annem? Hiç görmedim dediğim gibi. Nasıl biri hiçbir fikrim yok. Yıllar önce annem ve kardeşim bir kazada vefat etmişler.. Belki de babam o kaza yüzünden böyleydi bilmiyorum. Sürekli beni suçlardı senin yüzünden diye. Ama ben üzerime alınmadım hiçbir zaman. Çocukken bu söylediği beni üzse ve korkutsada şimdilerde üzülmüyordum. İki yaşındaki bir çocuk nasıl kazaya sebebiyet verebilirdi ki? Hem sebep olsa bile bunu bilerek yapamazdı değil mi?

Bu zamana kadar bulunduğum hiçbiryere ait hissedemedim ben. Babam her zaman nefret etti benden. Bende ondan nefret ettim. Böylece on yedi yılı devirdim işte...

Ama bugün olmak istediğim yerdeydim, Sinop... Her zaman hayallerimde yer edinen o şehir... Sevdiğim çocuğun şehri. Çocukluk aşkım Asaf, öyle özlemiştim ki onu. Onlar Trabzondan taşınalı uzun zaman olmuştu. Sadece Sinop'a taşındıklarını biliyordum. Babam yüzünden iletişimimiz kopmuştu. Onlardan bir yıl sonra da biz taşınmıştık. Sürekli taşınıp duruyorduk. Şimdi ki durağımız da Sinop'tu. Acaba Asaf hâlâ burada mıydı? Babam buradan taşındıklarını söylemişti ama içimden bir ses onun hâlâ burada olduğunu söylüyor.

Onun varlığını bilmek bile bana şifa, yan yana olduğumuzu düşünsenize? Ne derdim kalır ne tasam.. Onunla tamamlanırım çünkü. Bir kez Gamze dese bile mutlu olurum ben... Elimi tutsa? Sarılsa? Dese ki bana üzülme geçti hepsi, her şeyi unuturum. Babamın yaptıklarını bile...

- Gamze hadi kızım!

- Geliyorum baba!

Oflayarak oturduğum kayadan kalktım. Yine en güzel ânımı mahvetmişti babam! Başta onun zoruyla gelmiştim buraya. Bir arkadaşıyla buluşacakmış. Ama sonradan sevmiştim Şahin tepesini. Buradan şehrin tamamı gözüküyordu ve insanın içini huzurla dolduruyordu.

Gitme vakti gelmişti. Tam ayaklanmış, gidecekken yağmur yağdığı için yerler kaygan olduğundan ayağım kayıp bir anda yere düştüm. O an bir el sarıldı koluma.

Başımı kaldırıp bana yardımcı olan kişiye baktım.

Gözleri aynı onun gözleri gibiydi... Asaf'ımın ela gözleri gibiydi...

Çocuğun benim ona yaptığım gibi gözlerime dalıp gittiğini farkedince kendimi toparladım.

"Çok teşekkür ederim gercekten"

Çocuk anında bakışlarını yere eğdi.

"Rica ederim" Dediğinde

Yere eğilip kolumdan düşen çantamı aldım ve arkamı dönüp hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Kalbim 8 yıl sonra ilk defa bu kadar hızlı atmıştı, nefesim ilk defa bu kadar ağır gelmişti. Çocuk ne kadar da Asaf'ı andırıyordu.. Yok artık canım. Babam onların taşındığını söylemişti. O olamazdı.. Ama o kadar çok isterdim ki o olmasını...

Gerçekten beni etkilemeyi başarmıştı yalan yok.. Aslında Asaf'tan sonra kimseye karşı bir şey hissetmem diyordum. Gerçi Asaf çocukluk aşkımdı, bizim için sonrası yoktu ve sanırım olmayacaktı da...

- Kızım nerdesin sen?

Babamın sesini duymamla sertçe yutkunup yanına adımladım. Yine yüzünde o öfke dolu ifade vardı. Ağır adımlarla yanına ulaştığımda öfkeli bakışları gözlerime odaklandı. Bir kez bile gözlerini kırpmıyordu.

- Kim o çocuk?

Tedirginlikle olduğum yerde kımıldanarak cevapladım sorusunu.

- Tanımıyorum ama tanıdık geldi..

Sol elini beline yaslayıp, sağ eliyle de sinirle kolumu tutarak beni hafifçe sarstı.

- Ne tanıdığı Gamze! Ne tanıdığı! Kimseyi tanımıyoruz burada! Bana bak o Asaf mıdır nedir o çocuğu bulma hayallerin varsa bir an önce vazgeç!

Kolumu bırakıp "Hadi geç arabaya." diyerek ilerlemeye başladığında arkasından nefretle baktım ona. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Avazım çıktığı kadar "Senden nefret ediyorum!" diye bağırdım. O anda herkes dönüp bize bakmıştı ama umurumda bile değildi. Bıkmıştım ondan! Ben babamdan bıkmıştım işte! Keşke o olmasaydı benim babam.. Keşke...

***

Eve geldiğimizde kolumdan tutup duvara yasladı. Neye öfkelenmişti kadar?

- Orda insan içinde bir şey diyemedim. O çocuğun sana dokunmasına nasıl izin verdin ha? Ne biçim bir kızsın sen?

Babamın eli havaya kalktı. Ardından şiddetle yüzüme indirdiği tokatla yere savruldum. Acıyla yüzümü tutarken ağlamamak için dişlerimi birbirine bastırdım.

Ardından kolumdan tutup kaldırarak beni odama kilitledi. Ne sanıyordu kendini? Babalık adı altında çocuğuna her türlü kötülüğü yapabileceğini mi sanıyordu? Yapamazdı, buna hakkı yoktu!

O gidince hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Alt tarafı düşmeyim diye kolumdan tutmuştu çocuk.

Dudağımın sızısıyla küçük aynamı kendime doğru tuttum. Dudağının kenarı patlatmış, kenarından bir damla kan süzülmüştü. Çekmecemden temiz bez çıkarıp sildikten sonra antibiyotik krem sürdüm. Artık alışmıştım bu duruma.

Buraya gelirken tek umudum Asaf'tı, onu nasıl bulacaktım ki? Asaf'ın babası askerdi hatırladığım kadarıyla. Bir keresinde okula gelmişti. Öyle sevgi dolu bir babaydı ki... İçimden keşke benim babam o olsaydı demiştim.. Enes'in babası da aynı, o kadar iyi biriydi ki... Belki onları bulursam beni bu adamdan kurtarırlardı.. Ama bunu niye yapsınlar ki? Beni hatırlamıyorlardır bile.. Belki de Asaf'ta hatırlamıyordu beni... Boşuna umut ediyordum.

Beynimin içine hücum eden düşüncelerim istemsizce ağlamama sebep oluyordu. Asaf deyip tekrar ağladım. Babamı düşünüp tekrar. Kurtulma planları yapıp, bunların olmayacağını anlayınca daha çok ağladım. Hatta Şahin tepesinde gördüğüm çocuğu düşünüp tekrar ağladım..

Kapıdan gelen kilit sesiyle tamamen yorganın içine gömüldüm. Kapı açılmış "Ben gidiyorum, evin kapısını arkadan kilitleyeceğim. İşim iki saat falan sürer. Sende çık yemek ye hava falan al ben gelene kadar. Geldiğimde tekrar odana gireceksin gözüm görmeyecek seni!" demiş ve sertçe geri kapatmıştı.

Yatağımdan hızlıca kalkıp soluğu kapının önünde aldım. kulağımı odamın kapısına dayadım. Dış kapının kapanma sesiyle de odamdan çıktım. Önce mutfağa geçip ağzıma birkaç lokma attım. Hiç iştahım yoktu. Oldum olası böyleydim zaten. Yaşayacak kadar yesem yeterliydi.

Çıkardığım bulaşıkları öylece bırakıp onun odasına girdim. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama annemin kıyafetlerine sarılıp uzun uzun kokusunu içime çektim.

Dış kapının sesini duymamla bir hışım çıktım odadan ve hemen kendi odama geçtim. Ne ara gelmişti bu?

- Girdin mi odana?

- Girmişsin aferin!

Kapımın kilitlenmesiyle kendimi tekrar yatağa attım. Acaba nasıl kurtulabilirim ondan? Aslında altın falan olsa ne güzel olurdu, alıp kaçardım. Saçmalama Gamze! Birde hırsız mı olacaksın? Tövbe Allah'ım tövbe..

Kulağıma dolan ezan sesiyle penceremin başına geçtim. Ezan sesi bana huzur veriyordu. Gözlerimi kapatıp zihnimden hiçbir şey geçirmemeye çalışarak sadece ezana odaklandım. Ne zaman ezan okunsa içim huzurla dolar, kaybetmek üzere olduğum umutlarım yeniden canlanırdı.

Çocukken Ezan okununca insanlar namaz kılar demişti Asaf. Ama ne anlama geliyor, namaz kılmak ne demek hiç bilmiyordum o zamanlar. Eve kapanarak büyümüştüm ve babam olacak adam bana hiçbir şey öğretmemişti. Birkaç sene önceydi, gizli gizli kütüphaneye gider, oradaki dini kitapları okurdum. Anca bu şekilde öğrenebilmiştim, ezan ne demek, namaz ne demek.

Namaz kılarken Kuran okumamız gerekiyordu ve ben Kuran okumayı da bilmiyordum. Surelerin düz okunuşunu öğrenmiştim ama böyle de namaz kılmak olur muydu bilmiyorum..

Arada telefonumdan Kuran ı Kerim dinliyordum, öyle güzel okuyorlardı ki.. İlkokuldayken Enes'te Kuran okumuştu Asaf'la bana. Hayal meyal hatırlıyorum o da çok güzel okumuştu ve ben hayran kalmıştım. Enes'te tıpkı telefondan dinlediğim hafızlar gibi okumuştu, sesi hâlâ kulaklarımda...

İstanbuldaki Kuran kursunda tanıştığım, sohbeti hoş temiz kalpli bir arkadaşım vardı, Asel. Onun gülümseyerek 'Ezan okunurken edilen dualar kabul edelirmiş Gamze. Sende bol bol dua et.' Deyişi aklıma gelince ellerimi göğe, Kalbimi de Rabbime açtım.

Allah'ım... Nolur Asaf ve Enes'i tekrar karşıma çıkar lütfen.... Asaf bu hayattaki en büyük şansım... Enes'te en iyi dostum... Ne olur onlarla tekrar karşılaşayım, amin...

Bölüm nasıldı?

Düşünceleriniz neler?