20. bölüm · Medreseli
Normal Bir Gün
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdulillah
Allahumme Salli Ala Seyidina Muhammed
Başlayalım
Mei Ling
Bu iğrenç alarm sesinden nefret ediyorum! Abdurrahman'ın yanımda olduğu her sabah bu alarmın sesiyle uyanıyorum. "Abdurrahman lütfen şu alarmı kapatır mısın?" Yanımdaki adamı sert bir şekilde dürtmek isterken yatağın soğukluğunu hissedip kaşlarımı çattım.
Gözlerimi açtığımda ise çalan alarmın benim telefonumdan çaldığını fark ettim. Ben bu alarmı niye kurmuştum ki? Kısa bir süreli hatırlama seansından sonra bugün gizli bir buluşma yapacağım aklıma geldi.
Abdurrahman bugün evdeydi, işlerini evden yapacakmış, salak Mei Ling! Ben neden bu herife benimle ilgilenmiyor hiç vakit geçirmiyorsun dedim? Şimdi evde kalıp benimle vakit geçirecekti! Ben nasıl evden çıkacaktım?
Başımı iki yana salladım, üzerimi giyip mutfağa geçtiğimde ise kahvaltı hazır olmuş bir şekilde Abdurrahman bana gülümsüyordu. "Hayırlı sabahlar Mei Ling." Gülümsemeye çalıştım. "Sana da günaydın Abdurrahman." Çayımı koyarken konuşmaya devam etti. "Çayı sevdiğini bildiğim için çay yaptım ve merak etme Çin'den özel olarak getirttiğin çayı kullandım. Gerçi kahvaltı biraz Türk usulü oldu ama sevdiğin şeyleri koydum ve tabii ki yumurtanı kayısı kıvamında yaptım. Beğendin mi?"
Yumruklarımı sıktım, bu adamda şeytan tüyü vardı, bir yanım onu öldürmek isterken bir yanım bu konuşmaya yatak odasında devam etmek istiyordu.
"Beğendim, teşekkür ederim." Kahvaltı masasına oturduğumda Abdurrahman arama yapmaya başladı. "Efendim Tahir." karşı tarafı dinlerken kaşları çatılmıştı. "Eee ne yaptın o öğretmene." Duyduğu şey hoşuna gitmiş gibi gülümsedi. "Güzel onun bir daha öğretmenlik yapmasını istemiyorum. Onun gibi hiçbir öğretmenin öğretmenlik yapmasını istemiyorum, bununla ilgilen." Telefonu kapatıp bana döndü.
"Ee nasılsın?" gülümsedim. "İyiyim sen nasılsın?" "Ben de iyiyim." Meraklı bakışlarımı ona çevirdim. "Ne olmuş, seni niye aramışlar?" "Bir öğretmen peygamberimize hakaret etmiş de Tahir de onu ihraç etmiş. Aynı dinden olmamayı anlarım ama hakaret, işte bunu anlamıyorum." "Haklısın" Müslümanları sevmezdim ama benim derdim 1400 sene önce yaşayan biriyle değildi. Bizim Türklerle olan geçmişimiz İslam'dan da eskiye dayanıyordu. Yine de Çin sınırları içinde İslam'ı yaşayamazlardı.
Çin sınırlarının dışı ise beni ilgilendirmezdi.
En azından şimdilik
"Bunu yapanların ben Müslümanım demesi de ayrı bir ironi tabii ki." tek kaşımı kaldırdım. "Olduğunu düşünmüyorum ben Tanrıya yüce İsa'ya ya da kutsal ruha hakaret etmem. Muhammed -s.a.v.- sizin için kıymetli değil mi?"
Abdurrahman derin bir nefes aldı. "Elbette öyle yine de bazı kafa yapıları var ve bu kafa yapısına sahip olanlar İslam ile alakalı her şeye düşman olup ben Müslümanım diyebiliyorlar ki bu tam anlamıyla rezalet!"
Kahkaha atmamak icin zor duruyordum, bu rezalet değil bu baya aptallıktı, ya kendileri aptaldı ya da karşılarındaki kişileri aptal yerine koyuyorlardı. Açıkçası hangisi olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. "Peki bu kişilere ne yapmayı düşünüyorsun?"
Abdurrahman bir süre duraksadı. "Bilemiyorum, sen olsan ne yapardın?" düşündüm. "Öldürtürdüm ama sen bunu yapmamalısın." Biraz düşündükten sonra cevap verdim. "Neden onlara çalışma cezası vermiyorsun?" "Çalışma cezasını biraz açar mısın?" Başımı salladım. "Yani camilere hakaret eden birine bir camiyi temizlet, ya da Kur'an'a hakaret eden birine Kur'an'ı ya da mealini okuttur. Parası olan Camii veya medreselere bağış yapsın ama tabii ki çok büyük paralardan bahsediyorum. Medreselere hakaret edene medrese tuvaletlerini temizlettir."
Gülümsedi. "Aslında Ömür de bunu önermişti. Aynı fikirde olmanız ne güzel. Öyleyse ben bu fikri adalet bakanı ile paylaşayım." yüzüme sahte bir gülümseme takındım, Ömür'den nefret ediyordum. Sanki Ömür, Abdurrahman ile olan ilişkimi zedeliyor ve benim onun güvenini kazanmamı engelliyor gibiydi.
Bunda babası Ahmet hoca denen O adamın da katkısı vardı. İki sohbet dinliyordu sonra takrardan karşıma hiç etki edemediğim bir Abdurrahman çıkıyordu.
O, Adalet bakanını ararken ben de sofrayı toplamaya başladım. "Ali bu İslam'a ve diğer dinlere hakaret edenlere karşı ne yapabiliriz demiştik ya, ben onu buldum." Bu arada bana işaret yapıyordu. Anlamadığımı görünce telefonu kulaklığa aldı ve sofrayı toplamama yardım etmeye başladı. "Evet Ali tabak, çanak sesi geliyor çünkü sofrayı topluyoruz."
Ali hoşuna gitmeyecek bir şey demiş olacak ki gözlerini devirdi. "Evet Ali, ben karıma ev işlerinde yardım ediyorum, olamaz mı? Ayrıca bu sözlerini Nuri hoca duymasın sana ilelebet Ebabil medresesinin işlerini tek başına yaptırır haberin olsun."
Ali'nin söyledikleri ile bu kez sırıttı. "Tabii canım tabii ki ben de onu diyorum zaten. Ya konuyu değiştirme bekle anlatıyorum." Abdurrahman bir yandan Ali'ye cezayı anlatırken bir yandan da bulaşıkları makinaya diziyordu. Sırıttım, ben bu adamın karısıydım. Madem benimle vakit geçirecekti onu biraz çıldıtmamın da bir mahsuru yoktu.
"Ali bak şimdi sana anlattığım gibi olacak önce..." elimi onun sırtında yavaşça gezdirmeye başladım. Bu sırada Ali ile konuşurken kekeledi. Bu küçük de olsa gururumu etkiledi. Benden etkileniyordu.
Zaten aksi mümkün değildi.
Bu sefer ellerimi karın kaslarına doğru götürdüm. Tanrı yaratıyordu gerçekten. Sağ elimi tuttu ve kendini geri çekti.
Gerçekten bu şekilde kurtulabileceğini mi sanıyordu. Sol elimi kaldırdım ve kaldığım yerden devam ettim. Bir yandan da bacaklarımız temas ediyordu. "Yapma" karşı taraftan "Neyi yapmayayım?" sorusunu duyunda kıkırdadım. Abdurrahman da Ali'ye rezil olmamak için lafı ustalıkla çevirdi.
Aslında düşünüyordum da ben bu adamı niye kullanmıyordum. Tanrı bana böyle bir nimet vermişti, her ne kadar sonunda onu öldürecek olsam da kullanmamda bir sakınca yoktu.
Ben de bir kadınım tamam mı?
Düğmelerinden birini açınca koyu gözleri daha da koyulaşmış bir şekilde bana bakarken Ali'ye "Ben seni daha sonra arayayım mı?" dediğinde tabanları yağlamam gerektiğini anlamıştım.
Telefonu kapattığı an kaçmaya başladım. "Buraya gel, beni kışkırtırken iyiydi." kaçmaya devam ederken güldüm. "Amacım o değildi." Mantığım ve Abdurrahman bana aynı anda 'Ciddi misin?' der gibi bakıyordu.
Tamam, amacım tam olarak buydu.
"Sakin olsana sadece ufak bir eğlenceydi." Abdurrahman tek kaşını kaldırdı. "Eğlence anlayışınızın bu olduğunu bilmiyordum, böyle olduğunu bilseydim sizi eğlendirmekten zevk alırdım. Gerçi hâlâ geç kalmış değiliz, ne de olsa yatak odasındayız değil mi?"
Hay bin kereviz!
kaçarken yatak odasına kaçtığımı fark etmeyecek kadar adrenalin ile doluydum ve ne yazık ki Abdurrahman bunu kullanacak gibi duruyordu. Bana yaklaşmaya başlarken beynimde çığlıklar baş gösterdi.
Yapmazdı değil mi, onunla küçük bir oyun oynadım diye bana zorla sahip olmaya kalmazdı.
Birden kal gelmişti, hareket edemiyordum ama içimdeki ateşin gittiğini hissediyordum, Abdurrahman artık karşımdaydı ve ben geçmişimi şu anda yaşıyor gibiydim. "Mei Ling sakin ol, istemediğin hiçbir şey olmayacak. Titriyorsun, sakin ol lütfen."
Onun gözlerine baktım, o söyleyene kadar titrediğimi anlamamıştım. Bana gülümsüyordu, gamzesine baktım. O gerçekten Tanrının yarattığı en yakışıklı erkeklerden biriydi.
"Olmayacak değil mi?" başını iki yana salladı. "Olmayacak, söz veriyorum." Ona gülümsedim. O an silah sesi duyuldu. Abdurrahman beni sıkıca tutarak yere yatırdı ve silah seslerinin susmasını bekledik.
Bir süre sonra "Burada kal" diyerek dışarıda bekleyen korumaların yanına gitti. Neden bilmiyorum ama onun peşinden gitme kararı aldım ve dışarı çıktığımda o acı manzara ile karşılaştım.
Yǒngshì kanlar içinde yerde yatıyordu. Çığlık atarak köpeğimin yanına geldim, Abdurrahman ise korumaya tokat attı. "Böyle mi koruyorsunuz bizi, kimin yaptığını bulacaksınız. Yoksa hepinizi mahverederim!"
Yǒngshì'nin kanlı bedenine bakarken bir not dikkatimi çekti. 'Eğer sonraki kurşunlar sana gelsin istemiyorsan sakın bir daha benim etrafıma ajan yerleştirme!'
Mantığım 'Seni kaltak!' diye bağırıyordu. Bana bunu nasıl yapardı? Mesaj babam denecek o adamdandı ve o mesajı şu an bırakabilecek tek bir kişi vardı:
Li Xiao Yue
Anlaşılan o sürtük babamın gücüne kanmış ve benim kim olduğumu unutmuştu. Olsun, zevkle hatırlatırdım. Ahdım olsun onu kendi kanında boğacaktım hem de en güvendiği yerde.
Jun Wei Zhang'ın yanında
***
Daha dehşetli günler yakında sizlerle...
Kendinize İyi Bakın
Allah'a Emanet olun
