2. bölüm · Medreseli
1.Bölüm (Düzenlendi)
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahümme Salli Ala Seyidina Muhammed
Çin’in iki bin yıllık tarihini unutmaması için büyük Çin imparatorluğu ve ondan önceki bütün imparatorlukların yaptığı modern dönemde olmalarına rağmen sadece kandillerin aydınlattığı Kandilli yoldan yumrukları sıkılı adımları hızlı düz saçları savrulan kaşları çatık dişleri sıkık bir kadın geçiyordu.Büyük Çin prensesi Zhang Mei Ling...
Derken taht odasının kapısı hırsla açıldı içeride bekleyen Zhang Jun Wei, Zhang Mei Ling’in geleceğini biliyordu ama bugün onun keyfini kimse bozamazdı çünkü yarın oğlu Zhang Liang tahta geçecekti.
Zhang Mei Ling kapıyı kapatarak sinirle konuştu. “Doğru mu duyduklarım?”
Jun Wei oturuşunu hiç bozmadan cevap verdi. “Ağabeyinin benden sonraki imparator olacağını öğrenmişsin demek.”
Mei Ling gözlerini kapatıp fısıldadı. “Doğru yani?”
Jun Wei başını salladı. “Evet doğru. Mei Ling şok ve öfkeyle konuştu. “Osman Kayaalp öldü, yerine gelecek çok güçlü isimler var, Türk devletleri hızla yükseliyor ve sen oğlun pamuk şeker ister gibi tahtı istiyor diye tahtı o ahmağa mı bırakıyorsun?”
Jun Wei cevap verdi. “Oğlumu ve devletimi senden daha çok düşünüyorum, o yüzden kararlarımı sorgulama.”
Mei Ling sinirle güldü. “Oğlum, oğlum, oğlum!” Ellerini saçlarından geçirip konuştu. “Kahrolası oğlancılığın sonumuzu getirecek baba! Anlamıyor musun asimilasyon direnç getirir direnç ise isyan! Asimilasyon politikası doğru ve sürdürülebilir bir politika değil, oğlun Liang bunun aksini söylüyor çünkü o aptal herif siyaset ve insan dinamiklerinden anlamıyor!”
“Mei Ling! Ben senin babanım, benimle konuşurken kelimelerine dikkat et.”
“Saygıdeğer peder, oğlunuza olan sevginiz Büyük Çin İmparatorluğunun sonunu getirecek, asimilasyon hem işe yarar hem de sürdürebilir bir politika değil. Asimilasyon direnç getirir direnç ise isyan. Ağabeyim Liang bunu anlamıyor çünkü o küresel siyasete hakim değil, insan dinamiklerini bilmiyor. Rica ediyorum Batı bölgeleri üzerindeki asimilasyon politikanıza son verin eğer vermezseniz Türkler güçlendiğinde Büyük Çin parçalanacak.”
Mei Ling gözlerini ‘Şimdi oldu mu?’ dercesine açtı.
“Nasıl bu kadar asi bir evlat oldun sen? Yüce Konfüçyüs’ün binlerce yıllık öğretilerine nasıl karşı gelirsin? Konfüçyüs bugün yaşıyor olsaydı, atalarına ve devlete isyan ettiğini görseydi seni asla bir Çinli olarak görmezdi!”
“Eğer yüce Konfüçyüs bugün yaşıyor olsaydı ve Liang’ın aptallığını görseydi Büyük Çin’in bekası için Liang’ı idam etmeni söylerdi! Tanrı aşkına peder, Konfüçyüs erdem dedi erkek demedi!”
Mei Ling taht odasının içinde volta atarken Jun Wei tahtın iki tarafını sıktı. "Bu son kararım sakın ağabeyine engel olacak bir şey yapma."
Mei Ling dudakları alayla kıvrıldı, ardından dalga geçer gibi kahkaha atmaya başladı. Kahkahası resmen taht odasını dondurmuştu.
"Devir teslimi ertelemen gerekecek peder, yaşlı kulakların duymadı galiba, Osman Kayaalp öldü. Anadolu Türkiye Devleti cenaze yaparken Büyük Çin İmparatorluğu'nun tahta çıkış sebebiyle müttefiki yas içindeyken eğlence yapması doğru değil."
Mei Ling tahtta oturan Jun Wei'ye iyice eğildi. "Liang o tahta otursa da oturmasa da fark etmez, Büyük Çin'in kaderi her zaman benim iki dudağım arasında olacak, o aptal oğlunu tahta oturturken bunu aklından çıkarma."
Mei Ling, Jun Wei'ye selam verdi. "İmparator hazretleri..." Eliyle elbisesini parmakları birbirine geçecekmiş gibi tutup elbisesinin eteklerini savurarak taht odasından çıktı.
***
Abdurrahman, Yasin suresinin selam ayetinde vuslata kavuşan Osman Kayaalp'e baktı. Yanındaki Fatih Kahraman Selçuklu ve Serkan Kayaalp'e dönerek konuştu.
"Hükümdarlık yıllarının neredeyse tamamını seferlerde geçiren, bin bir çilenin kendisine hiçbir zaman bezginlik ve yorgunluk vermediği Yavuz Sultan Selim’in son anlarını, nedîmi Hasan Can şöyle anlatır:"
Abdurrahman yutkundu, devam etmek istese de sanki boğazı düğümleniyordu.
“Yavuz’un sırtında şîrpençe adı verilen bir çıban çıkmıştı. Çıban kısa sürede büyüdü, bir delik hâline geldi. Öyle ki yaranın içinden Yavuz’un ciğerini görüyorduk. Acziyeti bir türlü kabullenemiyor, cengâver askerlerine hâlâ tâlimatlar veriyordu. Yanına yaklaştım. Bana kendi hâlini kastederek:
–Hasan Can, bu ne hâldir?’ dedi. Ben de, artık fânî yolculuğun sonuna, bâkî hayâtın başına ulaşmış olduğunu sezdiğim için hüzünle:
–Pâdişâhım, artık Allah ile beraber olma zamanınız geldi.’ dedim. Koca Sultan, yüzüme hayretle döndü:
–Hasan, Hasan! Sen beni bu âna kadar kiminle beraber zannederdin?! Cenâb-ı Hakk’a teveccühümde bir kusur mu müşâhede eyledin?» dedi…"
Serkan'a baktı, babasının ruhunun terk ettiği bedenine bakarken bir damla gözyaşı süzüldü Serkan'ın gözlerinden.
Abdurrahman da ise elindeki Kur'an-ı Kerim'i öpüp yanındaki komodine koyduktan sonra Osman Kayaalp'in bedeni örten beyaz örtüyü yüzünü örtecek şekilde çekti.
"Artık bambaşka âlemlere dalmış olan Sultan, bana son olarak Sûre-i Yâsîn’i okumamı emretti. Selâm âyetine geldiğim zaman da rûhunu Rabbine teslîm etti.”
Fatih Kahraman Selçuklu başını salladı. "Allah rahmet eylesin." Serkan dolu gözlerini kapatırken Abdurrahman derin bir nefes aldı akciğerlerine batan. "Amin."
Abdurrahman yataktan ağır ağır kalktı, otuz yaşında olmasına rağmen bedeni ruhuna ağır gelmeye başlamıştı. Fatih Kahraman Selçuklu ise Abdurrahman'a nazaran kırk yedi yaşında olmasına rağmen daha dik durmaya başlamıştı.
"Kanalların hepsi Cumhurbaşkanımızın vefat ettiği haberini ve kırk beş günü beklemeden seçim yapacağımızı yaydılar."
Serkan gözyaşlarını titreyen elleriyle sildi. "Neden?" Titreyen sesini düzeltmek için öksürüp sorusunu tekrar etti. "Neden kırk beş gün beklemeyeceğiz, enişte yas bitimi seçim olacak diyorsun, yas üç gün! Üç günde kim aday çıkarılır, seçmenin onu seçmesi için nasıl ikna edilir, vaat bile vermeden nasıl seçime gidilir?"
Abdurrahman, Osman Kayaalp'in üstü örtülü bedenine baktı. "Devlet ebed müddet ancak bu konuşmanın yeri bu oda değil bence."
Fatih Kahraman Selçuklu'nun bu cümleden sonra adeta gözleri parladı gülümseyerek başını salladı.
"Haklısın evlat, Allah'ın izniyle önce cenazemizi kaldıralım."
***
Amerika'nın devlet başkanı Clayton McAllister elleriyle alnına masaj yapmaya devam etti. Bunca yıl, Osman Kayaalp ile onca satranç oynamış o kadar hamleden sonra sonunda o ölmüştü ama Clayton'a göre Osman ölüyken bile onu rahat bırakmıyordu!
Osman'ın adamları Amerika'nın güçlü kartalını adeta bir kurt gibi gözlerine kestirmişti ve o kurtlar Amerika'yı avlamaya çalışıyordu.
Clayton ise uyum sağlıyordu. Kendisinin ve ülkesinin ayakta kalması için yapmadı gereken şeyi yapıyordu sadece.
Bir aslana neden ceylanı yedin diye kızamazdınız sonuçta. "Madem öyle..." dedi Clayton yardımcısına. "Müttefikimizin yanına gitmek ve sonraki cumhurbaşkanı adaylarını tanımak gerek."
Elindeki su bardağından son yudumu alan Clayton, yardımcısına bir avcı gibi baktı. "Özel jetimi hazırla."
Yardımcısı başını sallayıp odadan çıktı. Clayton içinden geçirdi.
'Ben kartalım, göklerin hakimiyim ve sen bir ölüsün Osman, inandığın cennet senin olabilir ama bu Dünya benim ve Kimseye de vermeye niyetim yok.'
Kendinize İyi Bakın
Allah'a Emanet Olun
