25. bölüm · MARKET (Yarı texting)
25
Zeynep apartman kapısından çıkıp sokağa adım attığında, göğsündeki o devasa taşın hafif hafif ufalandığını hissetti. Çetin’e yıllardır biriktirdiklerinin hesabını sormuş, içindeki o yaralı kız çocuğunu o evde bırakıp çıkmıştı.
Başını kaldırıp sokağın köşesine baktığında kalbi duracak gibi oldu.
Yusuf oradaydı.
Bir apartmanın dış duvarına yaslanmış, başını hafifçe öne eğmiş, ciddi bir ifadeyle yere bakıyordu. Üzerinde siyah kumaş pantolonu ve koyu yeşil kot ceketi vardı. Kollarını göğsünde bağlamış, öylece Zeynep’i bekliyordu.
Normalde şu an markette olması gerekiyordu.
Ama buradaydı.
Sadece Zeynep'i yalnız bırakmamak için.
Zeynep’in yaklaştığını fark edince başını kaldırdı. O ciddi ifade bir anda dağıldı. Gözlerinin içi sıcacık parladı.
Yusuf yavaşça yanına geldi.
Zeynep’in yüzündeki yorgunluğu, gözlerinin altındaki morluğu, biraz önce büyük bir savaştan çıkmış gibi duran halini gördü.
Ama hiçbir şey sormadı.
Sadece baktı.
"Beraber yürüyerek gidelim mi?" diye sordu yumuşakça.
Zeynep başını salladı.
Yan yana yürümeye başladılar.
İlk birkaç dakika hiç konuşmadılar.
Nisan'ın hafif ılık havası yüzlerine vuruyor, ayak sesleri boş sokakta birbirine karışıyordu.
Sessizlik rahatsız etmiyordu.
Aksine, Zeynep kendini güvende hissediyordu.
Yanında konuşmak zorunda olmadığı birisi vardı.
Kendisini açıklamak zorunda olmadığı birisi.
Bir süre sonra sesi hafifçe çatlayarak konuştu.
"Sen neden geldin? Şu an işte olman gerekiyordu."
Yusuf durdu. Zeynep'in gözlerinin içine bakarak konuştu.
"İzin aldım... Hem seni böyle bir günde nasıl yalnız bırakabilirdim ki."
Zeynep cevap veremedi. Sadece ona baktı. Boğazındaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştı. O an konuşsa ağlayacağını hissediyordu.
Kimsenin onu böyle düşünmesine alışık değildi.
İçinde, uzun zamandır hissetmediği sıcak bir duygu yayıldı.
Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Sonunda Zeynep derin bir nefes aldı.
"Ben teyzemlere gideceğim."
Yusuf başını salladı.
"Tamam."
Bir saniye durdu.
"Ben de seninle gelirim."
Ne "gerekirse", ne "istersen."
Sanki en doğal şey buymuş gibi söylemişti.
Zeynep istemsizce gülümsedi.
"Olur."
Tekrar sessizlik oldu.
Zeynep içindeki o öfkenin biraz olsun boşaldığını hissediyordu.
Sonunda başını kaldırıp Yusuf’a baktı.
"Kaç kardeşsiniz?"
Yusuf güldü.
"Bir ablam var. İki kardeşiz."
"Şanslısın."
"Niye?"
"Şanslısın işte."
Zeynep omuz silkti.
"Bazen kalabalık aileler güzel geliyor bana."
Yusuf onun yüzüne baktı ama yorum yapmadı.
Zeynep’in neyi kastettiğini anlamıştı.
Sonra birkaç adım daha attılar.
Zeynep tekrar Yusuf'a dönüp konuştu.
"Peki senin baban tam olarak ne müdürü?"
Yusuf hafifçe güldü.
"Bizim marketteki bütün müdürlerin üstü diyelim."
"Anladım..."
Sonra Zeynep’in zihninde bir şey çaktı.
Birden durdu.
"Bir dakika."
Yusuf da durdu.
Zeynep gözlerini kısarak ona baktı.
"Sen ilk konuşmalarımızda müdürün oğlundan falan bahsederken..."
Yusuf’un yüzünde suçüstü yakalanmış bir ifade oluştu.
"...kendin hakkında benim ağzımdan laf mı aldın?"
Yusuf kahkahayı bastı.
"Belki."
"Yusuf!"
"Merak etmiştim."
"Pes doğrusu."
İkisi de gülmeye başladı.
Ve o an, günlerdir ilk kez Zeynep’in içinden gerçekten gelen bir kahkaha çıktı.
Yusuf onun gülüşünü izledi.
Günlerdir ilk kez gerçekten güldüğünü görüyordu.
Az önce omuzlarına çöken o ağır yük biraz olsun hafiflemiş gibiydi.
Yusuf fark ettirmeden derin bir nefes aldı.
Çünkü Zeynep'in üzülmesi, onun da canını yakıyordu.
Konuşa konuşa teyzesinin oturduğu sokağa geldiler. Zeynep apartmanın önünde durdu, Yusuf’a döndü. Gözlerinin içi gülüyordu artık. "Teşekkür ederim," dedi, sesi minnet doluydu. "Her şey için..."
Yusuf o naif tavrıyla gülümsedi. "Rica ederim, her zaman..."
Zeynep’i ani bir cesaret dalgası yakaladı. Göğüs kafesi daralıyor, kalbi boğazında atıyordu. Arkasından ne ara seslendiğini kendi bile anlayamadı:
"Yusuf!"
Yusuf sanki bu anı bekliyormuş gibi hızla döndü. Gözleri merakla bakarken bakışlarındaki o korumacı ciddiyet yerini saf bir heyecana bıraktı. Zeynep ona doğru iki küçük, çekingen adım atarken gözlerinin içi parlıyordu.
"İyi ki bana o ilk mesajı atmışsın."
Yusuf duyduğu cümleyle donakaldı. Beyaz teninin altından yanaklarına yürüyen o hafif kırmızılık, bakışlarını bir anlığına yere indirmesine sebep oldu. Kelimeler boğazına kaçmış gibi birkaç saniye sustu, sonra derin bir nefes alıp tekrar Zeynep’in tam önünde bitti. Başını hafifçe yana eğdi; dudaklarının kenarındaki o kıvrım genişledi, gözlerinin içi ilk kez bu kadar çocuksu bir neşeyle güldü.
"İyi ki yazmışım o zaman," dedi, sesi o heyecanla normalden bir tık daha boğuk, daha titrek çıkmıştı.
Zeynep bu tatlı itirafla alt dudağını dişlerinin arasına aldı. Yanaklarına hücum eden o sıcaklıkla teni pespembe olmuştu, gözlerini Yusuf’un o hayran bakan gözlerinden kaçırmaya çalıştı ama yapamadı. Kalplerinin güm güm vuruşu sanki sokağın ortasında yankılanıyordu. Yusuf gitmek istemediğini her haliyle belli ederek, ayaklarını zorla kaldırıp geri geri adımlarla yürümeye başladı.
Yusuf beş adım attı, dayanamadı. Omzunun üzerinden arkasına baktı. Zeynep’in hala bıraktığı yerde durup, tatlı gülüşüyle kendisini izlediğini görünce yüzündeki o tebessüm iyice büyüdü, gözleri kısıldı.
Birkaç metre daha ilerledi, sokağın tam ortasında bu sefer tamamen gövdesiyle döndü. Ellerini ceketinin cebine sokup Zeynep’e baktı sonra eliyle apartmanı işaret edip "Hadi gir içeri" dedi mimikleriyle.
Zeynep başını inatla iki yana salladı, kollarını göğsünde bağlayıp gözlerini Yusuf'tan ayırmadan "Hayır, önce sen git" işareti yaptı. Yüzündeki o neşeli, kıpır kıpır ifade Yusuf'un göğsünü öyle bir genişletti ki...
Yusuf sokağın köşesine varmıştı artık, son kez durdu. Uzaktan uzağa, sadece birbirlerinin gözlerindeki o parıltıya bakarak gülümsediler.
En sonunda Yusuf, sanki görünmez bir bağ onu çekiyormuş gibi ağır adımlarla köşeyi döndü ve diğer sokağa geçerek gözden kayboldu.
Zeynep hala boş sokağa, o duvarın arkasına bakıp yanaklarındaki o dinmeyen sıcaklıkla, kendi kendine şapşal bir gülümsemeyle dururken, arkasından bir ses yükseldi:
"Zeynep?"
Zeynep irkilerek arkasını döndü. Kuzeni Nisa’ydı bu. Nisa elinde poşetlerle kalakalmış, afallamış bir gözle önce Zeynep’e, sonra onun baktığı bomboş sokağa bakıyordu. Yusuf çoktan köşeyi döndüğü için hiçbir şey görmemişti.
"İyi misin kızım sen? Niye boş sokağa bakıp kendi kendine gülüyorsun, kafayı mı yedin?" dedi Nisa, kaşlarını çatarak.
Zeynep hemen kendini toparlamaya çalıştı, yüzündeki o gülüşü gizlemek için ciddileşti. "Yok be, ne alakası var? Aklıma komik bir şey geldi de ona güldüm."
Nisa gözlerini devirdi, poşetleri diğer eline aldı. "Bu ne saçma bir yalan ya... Neyse sonra konuşuruz bu konuyu, hadi hadi eve geçelim."
Zeynep alttan alttan gülümsemeye devam ederek Nisa’nın peşinden apartmana girdi. Eve adım attıklarında teyzesi ve annesi salonda oturuyordu. Karşılıklı selamlaştılar, "Hoş geldin" faslından sonra Nisa mutfaktan çayları tazeleyip salona getirdi. Herkes koltuklara yerleştiğinde, salona sakin bir çay sohbeti hakim oldu.
Zeynep bardağını masaya bıraktı. İçindeki o büyük kararlılıkla, yüzündeki tüm o yumuşaklık gitti; yerini sarsılmaz bir güce bıraktı. Doğrudan annesi Sevda'nın gözlerinin içine baktı. Ses tonundaki o netlik, odadaki tüm gürültüyü bıçak gibi kesti:
"Anne," dedi, derin bir nefes alarak. "Ben o eve artık bir daha gitmek istemiyorum. Yeni evimize taşınalım."
Sevda elindeki çay bardağıyla kalakaldı. Şaşkınlıkla kızına baktı. "Neden bir anda? Ne oldu kızım, bir şey mi yaptı?"
Zeynep annesinin ellerine doğru uzandı, sıkıca tuttu.
"Yok annecim, hiçbir şey olmadı. Sadece... Artık o adamla aynı evde nefes almak bile benim canımı sıkıyor. Ben onun yüzünü görmek, onunla aynı havayı solumak istemiyorum. Gerekirse hiçbir şey almayız o evden. Gideriz, ikimiz yanyana yatacağımız bir tek yatak alırız, yavaş yavaş kurarız yuvamızı. Ama o yeni evimizde sadece bizim huzurumuz olur. O adamın gölgesi bile olmasın hayatımızda. Biz beraber yepyeni bir sayfa açıyoruz."
Sevda kızına baktı.
O anda içinde bir şey oldu. Yıllarca o adamın karşısında sesini yutmuş, kendini küçültmüş, "belki düzelir" diye beklemiş bir kadın olarak... Kendi kızının bu sözlerini duymak bambaşka bir şeydi. Zeynep hep sessizdi. Hep içine gömerdi. Babasının karşısında hiç sesini yükseltmemişti, hiç çıkışmamıştı.
Ama şimdi karşısında oturan bu kız...
Bu Sevda'nın yetiştirdiği kızdı. Ama aynı zamanda tanımadığı biriydi. O kadar güçlüydü ki, o kadar korkusuzdu ki Sevda'nın boğazı düğümlendi.
Utandı biraz. Kendi yerine değil, kızının bu cesareti kendisinden önce bulması için. Yıllarca taşıdığı o yükü Zeynep'e de taşıtmıştı farkında olmadan.
Ama aynı zamanda içinde o ağır yük hafifliyor gibiydi. Sanki kızının o sözleri omzundaki bir şeyi alıp atmıştı. Artık yalnız değildi. Artık o kararı tek başına vermek zorunda değildi.
Gözleri doldu.
Zeynep'in elini iki eliyle sıkıca tuttu. Bir şey söylemedi. Söyleyemedi zaten. Ama o el sıkışın içinde her şey vardı.
♡♡♡♡♡♡
Yazarken kalbimin pır pır ettiği bir bölümdüüü
Yorumlarınızı dört gözle bekliyorumm
