10. bölüm · MARKET (Yarı texting)
10
Zeynep’in telefonu sürekli çalıyordu.
Ekranda isim yoktu gelen çağrılar bir noktadan sonra birbirine karışmıştı. Gözlerini zor açıyor, ekrana bakıyor ama odaklanamıyordu.
Sanki gittikçe daha bir uykusu geliyordu oysaki bilinmeyenle mesajlaşırken bu kadar kötü değildi.
“Konum…”
Kendi kendine mırıldandı ama sesi bile çıkmamış gibiydi.
Kapı zili defalarca çaldı.
Sonra sessizlik.
Ardından tekrar.
Yusuf kapının önünde durmuş, bir yandan telefonu arıyor bir yandan kapıya vuruyordu.
“Zeynep… aç kapıyı.”
Cevap yoktu.
Tekrar aradı.
Cevap yok.
Yusuf’un çenesi gerildi. Kapıya daha sert vurdu.
“Zeynep!”
Bir süre sonra içeriden çok zayıf bir ses geldi.
“Kim o…”
Yusuf nefes verdi.
“Benim Zeynep aç kapıyı.”
Sessizlik.
Sonra kilit sesi.
Kapı yavaşça aralandı.
Zeynep kapının aralığında duruyordu. Saçı dağınık, yüzü solgun, gözleri yarı kapalıydı. Üzerindeki battaniye bile düzgün durmuyordu.
Bir an sendeledi.
Yusuf refleksle kolunu uzattı Zeynep tam düşecekken onu tuttu.
“Tamam tamam…”
Sesi normal çıkmıyordu.
Zeynep başını kaldırmaya çalıştı.
“Sen… kim…”
Yusuf bir an durdu.
“Şimdi konuşma.”
Elini yavaşça onun omzuna koydu.
“Nerdeyse havale geçireceksin.”
Zeynep itiraz edecek gibi oldu ama ayakta duramadı battaniye üzerinden düştü.
Yusuf bir an bile tereddüt etmeden Zeynep i kucağına aldı.
“Bak, korkma.”
Zeynep’in başı onun omzuna düştü.
“Üşüyorum…”
Yusuf gözlerini kapattı bir saniye.
Sanki kucağında küçük bir yavru kedi var gibi hissetmişti.
“Biliyorum.”
Kapıyı arkasından çekip kapattı.
Taksiye bindiklerinde Zeynep yarı baygın gibiydi.
Yusuf onun başını nazikçe koltuğa yasladı.
“Beni duyuyor musun?”
Zeynep çok hafif bir şekilde başını salladı.
“İyi… tamam.”
Yusuf telefonu elinde sıkıyordu ama bakmıyordu bile.
Sadece Zeynep’e bakıyordu.
Ara ara alnına dokunuyor, ateşini kontrol ediyordu.
“Biraz daha dayan.”
Sesinde bu kez ilk kez kırılma vardı.
Hastane ışıkları yüzlerine vururken Yusuf hızla içeri girdi.
“Lütfen biri baksın, ateşi çok yüksek.”
Zeynep hâlâ bilincinin yarısındaydı.
Yusuf onu kucağından indirmedi bile sedyeye alınana kadar.
Sedyeye yavaşça bıraktığında Zeynep bir şeyler söyledi ama anlaşılmıyordu.
“Buradayım,” dedi Yusuf çok alçak bir sesle.
Ama Zeynep onu duymadı bile.
Koridorda otururken Yusuf başını ellerinin arasına aldı.
Normalde kimseye bu kadar yaklaşmazdı.
Ama şimdi ilk kez, birinin nefesini kaybetmekten korkmuş gibiydi.
Acil kapısından telaşla giren kadın etrafa bakındıktan sonra hemşirenin gösterdiği yatağa doğru yürüdü.
“Kızım…”
Yusuf birkaç adım geri çekildi.
Kadın Zeynep’in saçlarını düzeltirken rahatlamış gibi derin bir nefes verdi. Sonra gözlerini Yusuf’a çevirdi.
“Sen mi getirdin kızımı?”
Yusuf kısa bir an durdu.
“Evet ben getirdim.”
“Allah razı olsun oğlum nasıl oldu?”
“İşten çıkarken iyi görünmüyordu. Ateşi yükselince yalnız bırakmak istemedim.”
Kadının yüzündeki gergin ifade biraz yumuşadı.
“Çok teşekkür ederim gerçekten. Ben evde yoktum çalışıyordum yetişemezdim.”
Yusuf sadece başını salladı.
“Önemli değil.”
Kadın birkaç saniye ona baktı.
“Adın ne oğlum?”
Yusuf gözlerini kısa süreliğine uyuyan Zeynep’e çevirdi.
“Çalışma arkadaşıyım sadece.”
Tam o sırada Zeynep hafifçe kıpırdandı. Yusuf istemsizce ona doğru bir adım attı ama sonra durdu.
Kadının yanında olduğunu görünce omuzları yavaşça gevşedi.
“Ben artık gideyim o zaman.”
Kadın tekrar teşekkür ederken Yusuf sessizce koridordan uzaklaştı.
Zeynep yarı kapalı gözlerle giden siluete bakmaya çalıştı.
Sesini tanıyormuş gibi hissediyordu.
Ama başı hâlâ çok ağırdı.
