15. bölüm / 15
Maça Ası13. BÖLÜM: SESSİZ ÇIĞLIK
Bölümler 15Şu an: 13. BÖLÜM: SESSİZ ÇIĞLIK
- 1 MAÇA ASI17 kelime
- 2 1.Bölüm2.342 kelime
- 3 2. BÖLÜM2.001 kelime
- 4 3.Bölüm1.392 kelime
- 5 4. Bölüm1.823 kelime
- 6 5.Bölüm2.274 kelime
- 7 6.Bölüm3.167 kelime
- 8 7.Bölüm2.704 kelime
- 9 8. Bölüm1.804 kelime
- 10 9.Bölüm2.838 kelime
- 11 10. Bölüm1.579 kelime
- 12 11. BÖLÜM1.465 kelime
- 13 12. BÖLÜM665 kelime
- 14 13. BÖLÜM: SESSİZ ÇIĞLIK1.762 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14. BÖLÜM:KAYBEDİLENLERİN AĞIRLIĞI.4.727 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Almanya’ya alışmam gerektiğini herkes söylüyordu ama kimse bana nasıl alışılacağını anlatmıyordu çünkü bir şehre alışmak sadece sokaklarını öğrenmek değildi, insanın içindeki boşluğa da bir yer bulması gerekiyordu ve benim içimdeki o boşluk nereye gidersem gideyim benimle birlikte geliyordu.
Sabahları gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey artık şaşkınlık değildi, nerede olduğumu biliyordum ama bilmek hiçbir şeyi kolaylaştırmıyordu çünkü bulunduğum yerle hissettiğim şeyler arasında hiçbir bağ yoktu, sanki bedenim buraya gelmişti ama kalbim hâlâ o hastanenin camlı koridorunda kalmıştı.
Yeni üniversiteye gitmeye başladığım ilk hafta boyunca insanların bana nasıl baktığını, ne söylediklerini, hatta hocanın anlattığı konuları bile doğru düzgün hatırlamıyorum çünkü ben o sınıfta otururken bile aklım sürekli başka bir yerdeydi, defterime yazdığım notların arasına fark etmeden onun adını karalıyordum ve bunu ne zaman yaptığımı bile fark etmiyordum, sadece sayfayı çevirdiğimde orada “Bora” yazdığını görüyordum ve o an kalbim sanki biri tarafından sıkılmış gibi daralıyordu.
İnsanlar zamanla alışır demişti annem, her şey geçer demişti ama geçen tek şey günlerdi, hislerim yerinde duruyordu ve hatta bazı anlarda daha da ağırlaşıyordu çünkü uzaklaştıkça unutacağımı sanmıştım ama meğer mesafe unutmayı değil, özlemi büyütüyormuş.
Akşamları eve döndüğümde odama kapanıp sessizce oturduğum anlar vardı ve o anlarda hiçbir şey yapmadan sadece düşünüyordum, onun sesini, bana bakışını, sinirlendiğinde kaşlarını nasıl çattığını, hiçbir şey söylemese bile ne düşündüğünü anlayabildiğim o anları hatırlıyordum ve fark etmeden yüzümde bir gülümseme oluşuyordu ama birkaç saniye sonra o gülümseme yerini aynı sert gerçeğe bırakıyordu çünkü o anların hepsi geçmişte kalmıştı ve ben ne yaparsam yapayım onları geri getiremeyecektim.
Geceler ise bambaşkaydı çünkü gündüz kendimi ne kadar oyalamaya çalışırsam çalışayım gece olduğunda zihnimde hiçbir şey kalmıyordu ve onunla ilgili her şey bir anda yüzeye çıkıyordu, gözlerimi kapattığımda onu görmeye başladım ve bu ilk başta beni korkutmuştu ama sonra anladım ki aslında korktuğum şey onu görmek değil, onu kaybetmekti.
Bazen rüyamda bana bakıyordu ve hiçbir şey söylemeden sadece gözlerimin içine bakıyordu, o bakışın içinde binlerce cümle vardı ama ben hiçbirini duyamıyordum, bazen de arkamı dönüp yürüyordu ve ben ne kadar hızlı koşarsam koşayım ona yetişemiyordum, sanki aramızda görünmeyen bir mesafe vardı ve o mesafe hiç kapanmıyordu.
Bir gün okuldan dönerken soğuk hava yüzüme çarptığında aniden durdum çünkü içimde bir şeyin artık kaçamayacağım kadar netleştiğini hissettim, o ana kadar kendime bile itiraf etmediğim bir gerçeğin yavaş yavaş değil, bir anda bütün ağırlığıyla üzerime çöktüğünü fark ettim ve bunu inkâr edemeyeceğimi anladım.
Onu özlemek başka bir şeydi ama bu başka bir şeydi çünkü ben sadece onu özlemiyordum, ben onun yokluğunda bile onunla yaşıyordum, yaptığım her şeyde, düşündüğüm her anda, hatta bazen fark etmeden nefes alışımda bile o vardı ve bu durum beni hem ayakta tutuyor hem de yavaş yavaş tüketiyordu.
Eve geldiğimde montumu çıkarmadan yatağın kenarına oturdum ve elim istemsizce cebime gitti, bilekliği çıkardım ve avucumun içinde sıktım çünkü o küçük şey bile bana ondan kalan tek somut şeymiş gibi geliyordu ve onu bırakırsam her şey tamamen yok olacakmış gibi hissediyordum.
O an gözlerim doldu ama ağlamadım, sadece derin bir nefes aldım ve kendi kendime fısıldadım çünkü artık bunu söylemem gerektiğini biliyordum ve ne kadar geç kaldığımı da biliyordum.
Ben ona aşıktım. Çok kısa bir sürede,en olmaması gereken o adama duygu beslemiştim. Bilmiyordum. Onda hiç bir erkekte göremediğim bir yakınlığı görmüştüm. Tek bi bakışı bile beni ölüm ile yaşam arasına sürüklerken ondan etkilenmemek imkansızdı. O benim imkansızımdı. O bir katildi. Babam en büyük düşmanıydı. O beni intikam oyununun parçası yapmıştı. Sevmiyordu bile.
Bunu söylediğim an içimde bir şey hem kırıldı hem de yerine oturdu çünkü bazı gerçekler insanı parçalayarak tamamlıyordu ve bu da onlardan biriydi, ben onu sevdiğimi en yanlış zamanda anlamıştım ama bu gerçeği değiştirmiyordu.
Gece yatağa uzandığımda tavanı izlerken artık tek bir şey düşünüyordum ve o düşünce ne kadar uzak olursa olsun peşimi bırakmıyordu çünkü ben buraya gelmiş olabilirdim ama kalbim hâlâ onun yanındaydı ve ben ne kadar yaşamaya devam etmeye çalışırsam çalışayım içimde hep eksik bir parça olacaktı.
Ve o eksikliğin adı hep aynı kalacaktı.
Bora.
•••
Geceleri kendimle baş başa kaldığımda düşüncelerim artık daha net bir hâl alıyordu çünkü gün içinde ne kadar kaçarsam kaçayım, gece olduğunda içimde sakladığım her şey tek tek ortaya çıkıyordu ve ben artık kendimi kandıramıyordum, onu sadece özlemiyordum, onu seviyordum ve bu duygu ne mesafe tanıyordu ne de zaman.
O akşam odamda oturmuş, elimdeki bilekliği uzun uzun izlerken telefonum aniden titredi ve bu basit titreşim bile kalbimin hızlanmasına yetti çünkü hâlâ içimde saçma bir umut vardı, her gelen aramanın ondan olabileceğine dair bir umut ama ekranı gördüğüm an o his yerini başka bir şeye bıraktı.
Arayan kişi bilmediğim bir numaraydı.
Numaraya bakarken kaşlarım hafifçe çatıldı çünkü arayan kişi babam olabilirdi. parmağım bir süre cevaplama tuşunun üzerinde bekledi ama sonunda açtım çünkü kaçmak istemedim, en azından bu sefer.
“Alo?” dedim, sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu, sonra tanıdık bir ses konuştu, sesi tanıdıktı ama bana artık yabancı geliyordu, “Afra… iyi misin? Ben Kerem."
Bu soru içimde bir şeyleri tetikledi çünkü bu kadar zaman boyunca hiçbir şey olmamış gibi şimdi bunu sorması sinirimi bir anda yükseltti ve kendimi tutamadım.
“Kerem?” dedim, sesim titriyordu ama bu kez üzüntüden değil öfkedendi, “Bunca zaman neredeydin sen, ben ne haldeyken aklına gelmedim de şimdi mi arıyorsun?”
Kerem bir şey söylemeye çalıştı ama ben onu dinlemedim çünkü içimde biriken her şey bir anda dökülüyordu ve durduramıyordum.
“Ben hastanedeydim, ölüyordum belki, anlıyor musun, ölüyordum! Kaç aydır neler yaşıyorum. Bir kız arkadaşın olduğu şimdi mi aklına geldi!"dedim, nefesim hızlanmıştı, “ Neredeydin o zaman, şimdi mi aklına geldim?”
“Ben bilmiyordum…” dedi Kerem, sesi savunmacıydı ama bu beni daha çok sinirlendirdi.
“Bilmiyordun çünkü umursamıyordun,” dedim hiç düşünmeden, “ve şimdi arayıp iyi misin diye soruyorsun öyle mi, çok geç Kerem, gerçekten çok geç.”
O an içimde garip bir netlik vardı çünkü onunla konuşurken bir şeyi çok açık bir şekilde fark ediyordum, eskiden onun sesi bana bir şeyler hissettirirdi ama şimdi hiçbir şey hissettirmiyordu, ne özlem, ne kırgınlık, ne de bir bağlılık, sadece boşluk.
Kerem bir süre sustu, sonra daha yumuşak bir sesle, “Afra, ben seni hâlâ…” demeye başladı ama cümlesini bitiremedi çünkü ben araya girdim.
“Ben seni sevmiyorum,” dedim, bu kez sesim sakindi ama kesinlik taşıyordu, “ve galiba hiç bu kadar emin olmamıştım.”
Bu cümleyi kurduğum an içimde bir şey yerine oturdu çünkü ilk defa bu kadar net hissediyordum, kalbimde onun için hiçbir şey kalmamıştı ve bunun sebebi sadece zaman değildi.
Sebebi Bora’ydı.
Birşeyler demeye çalıştı ama ona müsaade etmedim.
"Bir daha sakın beni rahatsız etme." Dedim ve telefonu kapattım.
Telefonu kapattıktan sonra bir süre olduğu yerde kaldım çünkü az önce yaşanan şey sadece bir kavga değildi, aynı zamanda bir farkındalıktı ve ben artık kendimden kaçamıyordum.
Ben gerçekten âşıktım.
Ve bu aşk, geçmişte kalan birine değil, hâlâ bir hastane odasında nefes alan birineydi.
—
O gece uyumaya çalışırken telefonum tekrar çaldı ve bu kez içime açıklayamadığım bir huzursuzluk çöktü çünkü bilinmeyen bir numaraydı, birkaç saniye tereddüt ettim ama sonunda açtım.
“Afra.”
Bu sesi duyduğum an vücudum gerildi çünkü o sesi tanımamak imkânsızdı.
Babamdı.
Kalbim hızlandı ama sesimi sabit tutmaya çalıştım, “Ne istiyorsun?”
Kısa bir sessizlik oldu, sonra soğuk bir tonla konuştu, “Demek Almanya’ya kadar gittin.”
Bu cümle içimi ürpertti çünkü sesinde bir şey vardı, tehdit gibi, bastırılmış bir öfke gibi.
“Bu seni ilgilendirmez,” dedim ama sesimdeki kararlılık içimdeki gerginliği gizlemeye yetmiyordu.
Babam hafifçe güldü, o tanıdık ama insanın içini daraltan gülüşlerinden biriyle, “Beni ilgilendirir Afra, çünkü sen benim kızımsın ve senin kimlerle kaçtığını, kimlerle hayatını mahvettiğini bilirim.”
“Kaçmadım,” dedim sertçe ama o an söylediğim şeyin ne kadar savunmasız olduğunu ben de biliyordum.
“Bora yüzünden başına gelenleri unutma,” dedi, sesi bir anda sertleşmişti, “o çocuk yüzünden neredeyse ölüyordun ve hâlâ onu savunuyorsun öyle mi?”
Elim titredi ama bu kez geri adım atmadım.
“Onu karıştırma,” dedim dişlerimi sıkarak.
“Karıştırırım,” dedi hiç duraksamadan, “ve gerekirse onu hayatından tamamen çıkarırım, anlıyor musun beni?”
Bu cümle içimde bir şeyleri ateşledi çünkü bu artık sadece bir tehdit değildi, bu Bora’ya yönelik bir şeydi ve ben bunu kabullenemezdim.Bir süre sessiz kaldı. Ardından
"Sen benim en büyük düşmanıma inandın. Babama ihanet ettin. Bunların hepsinin bedelini ödeyeceksin!" Dedi büyük bir hiddetle.
“Bana dokunabilirsin ama ona dokunamazsın,” dedim, sesim ilk defa bu kadar keskin çıkmıştı, “Bizi artık rahat bırak. Yaptığın onca şeyden sonra birde utanmadan arıyorsun. Rahat bırak beni ve çık hayatımdan!"
Bu cümle ağzımdan çıktığı an kalbim deli gibi atmaya başladı çünkü bunu ilk defa bu kadar açık bir şekilde birine söylemiştim ve bu kişi babamdı. Babama ansızın beslediğim bu öfkenin sebebini anlayamamıştım. Ona bağırmak ve nefret duymak kalbimi sızlatmıştı. Ne olursa olsun o benim babamdı.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu ama bu sessizlik fırtına öncesi gibiydi.
“Bunu göreceğiz,” dedi sonunda, soğuk ve kesin bir tonla ve sonra telefonu kapattı.
Elim yavaşça aşağı indi, nefesim düzensizdi çünkü bu konuşma sadece bir başlangıç gibiydi ve ben bunu hissediyordum.
—
Aradan birkaç gün geçmişti. Babam rahat durmuyordu ve sürekli bizi arıyordu. Korkuyordum çünkü bizi bulduktan sonra asıl cehennem başlayacaktı. Ona ihanet etmenin bedelini bize ağır ödeteceginden emindim. Elimde iki gün öncesinde başladığım bir kitap vardı ve cam kenarında oturarak onu okuyordum. Hava bugün her zamankinden daha soğuktu. Okuduğum satırlar arasında kaybolurken kapı çaldı ve irkildim. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Gelen kişinin babam olma ihtimali beni ölesiye korkutuyordu.
Annem mutfaktaydı, ben açmaya gittim çünkü bu saatte kimseyi beklemiyorduk ve kapıyı açtığım an donup kaldım.
Karşımda duran kişi tanıdıktı ama burada olmaması gereken biriydi.
“Sarp…”
Sesim neredeyse fısıltı gibiydi.
Abim karşımda duruyordu, yüzü ciddi, bakışları her zamanki gibi sert ama içinde başka bir şey vardı, sanki uzun bir yol gelmişti sadece buraya ulaşmak için.
“İçeri almayacak mısın?” dedi, sesi yorgundu ama kararlıydı.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim çünkü onun burada olması demek bir şeylerin gerçekten değiştiği anlamına geliyordu ve içimde hem bir rahatlama hem de yeni bir korku oluştu. O babamla yaşadığı bir kavga sonucu ailemizle iletişimi kapatmıştı. Yıllardır yüzünü görmediğim abim şu anda tam karşımda duruyordu. Olanları duymuş olmalıydı.
Kenara çekildim, o da içeri girdi.
Kapıyı kapattığımda kalbim hâlâ hızlı atıyordu çünkü artık yalnız olmadığımı biliyordum ama aynı zamanda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını da hissediyordum.
Sarp bana baktı, uzun uzun, sanki söylemek istediği çok şey vardı ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
“Afra,” dedi sonunda, sesi bu kez daha yumuşaktı, “bizim konuşmamız lazım.” dedi. O sırada annem mutfaktan çıktı ve telaşlı bir şekilde "Kim geldi Afra?" Diye sordu. Bakışları salonu dolaştıktan sonra koltuğun üzerinde oturan abime kaydı gözleri. Sustu. Sessiz kaldı. Tam 8 yıldır görmediği oğlunu karşısında bu şekilde görmeyi beklemiyordu. Bu sessizlik çok büyük ve kötü şeylerin habercisiydi. Çünkü abim buraya bir sebep olmadan asla gelmezdi...
***
Uzun zaman sonra yeni bölüm geldi.
Bölümlerin devamı için beğenip yorum yapmayı unutmayın. Birkaç kişinin bile destek olması beni mutlu ediyor ve yazmaya itiyor.💗
Bu arada modellerimiz belirlendi.
Afra Celil.
Bora Baybars
.Bölüm şarkısı: Yunus emre - İmkansız bir aşk.
Bölüm etkileşimi
