13. bölüm · Maça Ası

11. BÖLÜM

gamzoks 💌

Afra...

Hayat çok zorluyordu beni. Sevdiğim adam benim ruhumun katili olmuştu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Babam ile yüzleşmemin üstünden 1 hafta geçmişti ve evin içinde birbirmizden kaçıyor yüzümüze bile bakmıyorduk. Annem ile yurt dışına gitme kararı almıştık. Şuan da okulumu dondurmak için uğraşıyordum. Seneye en baştan tekrar başlayacaktım. Yurt dışında en uygun bir üniversiteye burslu yatay geçiş araştıryordum. Çok zor bir dönemdeydim. Bora hayatıma girdiği andan beri hiçbir şey normal değildi. Hayatım darmaduman olmuştu.Yaklaşık 2 aydır toparlamıyordum. Onu en son gördüğümde git demiştim. Tek kelime etmeden, arkasına bile bakmadan gitmişti. Ondan sonra ne yazdı, ne de birdaha karşıma çıktı. Belkide böyle bitmesi en doğrusuydu. Olmaması gereken bir aşka kendimi kaptırmamam gerekiyordu. Ona karşı ne zaman Özlem duysam arkamdan konuştuğu şeyler geliyordu aklıma. Düşünmek insanı çok yoruyordu. Çok yorulmuştum. Eski mutlu hayatıma geri dönmek için neler vermezdim. Annem ile babam anlaşmalı bir şekilde boşanacaktı. Ben ise hala kayıtlarda Bora ile evli görünüyordum. Bunu ne anneme ne de babama söylemiştim. Bunu nasıl halletmem gerektiğini bilmiyordum. Bora'yı bulup bu işe son vermem gerekiyordu buradan ayrılmadan önce. Nerede bulacağımı bilmiyordum. Mecburen arayacaktım. Onunla evli kaldığım sürece sorunlarım son bulmazdı. Komodinin üzerinde duran telefonumu aldım ve Bora nın numarasına tıkladım. Eve geldiğimde yeni bir telefon ve numara almıştım kendime ve nasıl bulduğunu bilmesemde numaramı bir şekilde bulmuştu. Yüzsüz gibi birde yazıyordu. Son günlerde ise oldukça sessizdi. Galiba vazgeçmişti. Gerçekten sevseydi uğraşırdı beni kazanmak için. Ama kendisi gibi aşkı da yalandı. Ona inamam en başından beri bir hataydı. Numarasına tıklayıp aradım onu. Kalbim çok hızlı atıyordu. Garip bir heyecan vardı içimde ve sebebini anlayamıyorum. Onunla konuşacak olmam beni heyecanlandırmıştı. Çok beklemeden açtı telefonu. İlk başta ikimizde sessiz kaldık. Ne diyeceğimi unuttum bir anda. Sonrasında konuşmayı başla tan İlk kişi o oldu.
"Alo"
"Alo"
"Efendim Afra"
Günler sonra sesini duymak yüreğimde ki o sızıntıyı götürmüştü sanki. İyi gelmişti bana. Hayatımda adımı böyle güzel söyleyen tek kişi Bora'ydı.
"Ben boşanmak için aradım."
Sessiz kaldı. Sanki bunu beklemiyor gibiydi. Ama olması gereken buydu. Kendi yanlış yollarıyla yaptığı bu evliliği bitirmek en doğrusuydu.
Sonra hüzünlü bir ses ile konuşmaya başladı.
"Boşanmak mı?" Dedi
"Evet. Senin benim haberim olmadan benimle kıydığın nikah. Onu iptal ettirmek ve seninle yollarımı komple bitirmek istiyorum. Beni kandıran bir adamla evli kalamam."
Nefes alış seslerini duyuyordum. Sanki zorlanıyordu.
"Peki..."
Dedi. Sesi ise çok kısık çıkmıştı.
"Davayı açacağım. Mahkeme gününü sana belirtirim."
"Tamam."
Cevap vermesini beklemeden yüzüne kapattım. Bir yandan onunla olan bağlarımın kopacak olması beni üzüyordu. Beynim ise olması gerekenin bu olduğunu söylüyordu. Çok büyük bir çelişki içerisindeyim. Aşık olduğum adamla asla olmamam gerekiyordu. Hiç olmaması gereken bir kişiye aşık olmak çok berbat bir histi. Onunla asla kavuşamayacak olmak düşüncesi beni mahvediyordu. O benim için bir kişi,bir düşman değildi. En büyük düşmanım olması gereken bir adam kalbimi mühürlemişti. Ondan kurtulmam gerekti. Belki çok uzaklarda olacaktım ama onu kolayca unutabileceğimi sanmıyordum. Bora benim için çok farklı birisiydi. Kerem gibi değildi o. Kaçırılmamın ardından bir kere bile arayıp sormamış hiçbiryeri. Eve geri döndüğümde bile merak edip aramadı. Ben ise hiç konuşmak istemedim çünkü keremi gerçekten sevmediğimi fark ettim. Bora farklı bakıyordu bana. Herşeyden farklı. Bakışları ölüm ile yaşam arasındaydı. En olmaması gereken kişi bana olmadık duygular yaratıyordu. Daha fazla düşünüp moralimi bozmak istemedim ve önümde ki dolaba yöneldim. İçerisinden pembe bir tişört ve açık mavi kot bir pantolon alıp giyindim. Hava artık ısınmaya başlamıştı. Çantamı alıp aşağı indim. Annem mutfaktaydı. Yanına gidip onu biraz teselli etmek istedim. Oda benim gibi çok zor zamanlar geçiriyordu. Kocasının ihaneti,yeni bir hayat stresi,boşanacakları. Şu hayatta annemden başka kimse yoktu beni düşünen. Belki bende onun tek sığınağıydım.
Yanına gittim ve yanağına bir öpücük kondurup ona sarıldım. Dakikalarca konuştuk. Sohbet ettik. Biraz moralini yerine getirmeye çalıştım. Kız kardeşim Duru yaşanan şeylerden dolayı bir yurtta kalıyordu. Ama o da bizim ile yurt dışına gelecekti. Almanya'da teyzemler vardı. Onların yanında kalacaktık. Bir süre oraya alıştıktan sonra ayrı eve çıkma planı yapmıştık. Duru bu yaşananlar dan çok etkilenmişti. Annemde. Bende.
Koridora doğru ilerledim ve çantamı alıp dışarı çıktım. Yolda yürürken kulaklıklarımı takıp otobüs durağına doğru gittim. O anda aklımda bir düşünce belirdi. Bora yı gördüğüm ilk an. Tam burada görmüştüm onu. Bu durağın karşısında çıkmıştı karşıma. Yine kulaklığım vardı kulaklarımda. Otobüsün içinden ona bakarken bana attığı o minik tebessüm geldi aklıma. Herşey o lanetli gün başlamıştı. Durağa oturup beklemeye başladım. Gökyüzüne baktım. Derin bir iç çektim. Gözlerimi yola geçirdiğimde gördüğüm kişi ile kalbim yerinden çıkmak üzereydi. Bora. Tam karşımda duruyordu. Buraya gelmişti. Üzerinde köyü lacivert bir tişört altında ise siyah bir pantolon vardı. Çok şık görünüyordu. Ben ise yokluğunda mahvolmuştum. Beni bu hale getiren adamın hiç etkilenmemiş olması beni sinirlendirmişti. Bakışlarını bana çevirdi. Bana doğru gelmeye başladı. Ben ise onu farketmemiş gibi soğuk davranmaya çalışıyordum. Başımı yere eğdim. Yüzüne bile bakmadım. Yanıma geldiğinde hiç sesini çıkarmadı. Bana baktığını hissediyordum. Daha fazla dayanamayıp baktım ona.
"Ne istiyorsun?"
"Konuşmak."
"Seninle konuşacağım hiçbir şey yok." Dedim
"Bu konu böyle kapanamaz Afra. Ben seni bırakmamakta kararlıyım. Sen istemesen bile duygularımda ciddi olduğumu sana göstermek istiyorum."
"Ben istemiyorum. "
Karşıdan gelen otobüsü farkettim ve otobüse doğru yöneldim. Tam gidecekken kolumdan tuttu ve beni kendine çekti. Şuan da göğsüne yapışmış bir vasiyetteydim. O anda beklemediğim birşey yaptı. Sarıldı bana. Saçlarımı kokladı. Elini saçımda gezdirdi. Bunu yapmasıyla kendimi ondan çekmem bir oldu.
"Ne yapıyorsun sen! Rahat bırak beni artık."
"Bırakamam Afra. Bırakamam. Birbirimizi severken bunu yapamam. Bunu yapmak ikimize de acı verir. Lütfen bize bir şans vermeyi dene. Lütfen Afra."
Acı içinde bana bakıyordu .
"Biz mi?"
Güldüm.
"Biz diye birşey yok Bora. Sen o kelimeyi var olmadan yok ettin. Sen sana verdiğim şansı kaybettin. "
"Mecburdum."
"Neye mecburdun. Beni mahvetmeye mi?"
"Amcamı susturmak için ona böyle yalanlar söylemeye mecburdum Afra. Yoksa bu işi bitirmek için elinden gelen herşeyi yapardı. Buna seni öldürmek ile başlardı. Bunu yapamazdım."
Sustum. Aramızda oluşan sessizlik şehrin tüm seslerini susturuyordu. Şuan hiçbir sesi duyamıyor,kendime gelemiyordum.
"Bizden olmaz Bora. En olmaması gereken iki insanız biz."
Gözümden bir damla yaş süzüldü. Bora elini yüzüne uzattı. Gözündeki yaşı sildi.
"Bu kadar emin olmanı sağlayan şey ne. Görmüyormusun ikimiz de çok kötü durumdayız."
Yüzümdeki elini elimle çektim.
"Bora. Yapma bunu."
Bana olan bakışları büyüleyiciydi. Kendimi geri çekemiyordum.
"Boşanmamız ve kendi yolumuza bakmamız gerek. "
Hiçbir söz onu geri döndürmüyordu.
"Ben seni bırakamam. Hayatımda ki herşeyi kaybetmişken seni de kaybedersem kendime gelemem birdaha Afra."
Onu vazgeçirecek tek bir söz vardı. Tek bir cümle.
"Bora ben seni sevmiyorum."
Bunu söylerken her ne kadar içim acısada bunu yapmaya mecburdum. Onunla mutlu bir hayat yaşamaya çalışsam kırgınlığım buna engel olacaktı. Bu kırgınlığımın geçmeyeceğini biliyordum. Aramızdaki aşkı yavaş yavaş çürütecekti bu duygu. Sonradan daha kötü olması yerine şimdi bitmesi en doğru olanıydı.
Şaşırmış gözler ile bana bakıyordu.
"Ne."
"Seni sevdim sandım. Ama ."
Devamını getiremedim.
"Yalan söylüyorsun."
"Beni kendimden Vazgeçirmek için yalan söylüyorsun." Dedi.
Kolumdan tuttu ve beni sürükleme ye başladı.
"Bora ne yapıyorsun bırak beni."
"Asla."
Ne kadar şey söylesem de bırakmadı. Beni arabasının içersine sürükledi. Kapıyı açtı ve beni zorla arabaya bindirdi. Ne yaptığını bilmiyordum.
Yanıma oturdu ve kapıları kilitledi.
"Bora ne yapmaya çalışıyorsun sen!"
Son söylediğim şey onu sinirlendirmiş olmalıydı.
Cevap vermeden gaza bastı ve son hızla sürmeye başladı.
"Yavaş sür su Arabayı Bora."
O kadar hızlı kullanıyordu ki. Nefesim kesilecek gibi oluyordu. Kendinden geçmiş gibi kullanıyordu arabayı.

“Biz diye bir şey var mı Afra.”
Sözleri kulaklarımda çınlarken gözlerindeki o karanlığı gördüm. Direksiyonu tutan elleri bembeyaz olmuştu. Çenesi kilitliydi. İçinde bir şey kopmuştu. Bunu hissedebiliyordum.
Araba hızlandıkça içimdeki korku büyüdü.
“Bora lütfen…” dedim. Sesim titriyordu. “Bu yaptığın hiçbir şeyi çözmeyecek.”
Camdan dışarı baktım. Sokak lambaları çizgi gibi akıp gidiyordu. Her şey bulanıklaşmıştı. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu.
“Yavaşla.”
Duymuyordu.
Ya da duymak istemiyordu.
Direksiyonu daha sıkı kavradı. Gözleri yola değil, bir anlığına bana döndü. O bakışta öfke yoktu artık.
Acı vardı.
“Sen beni sevmediğini söylüyorsan,” dedi boğuk bir sesle, “benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmamış demektir.”
“Bora bakma bana! Yola bak!”
Sözlerim çığlığa dönüştü.
Arabanın motoru uğulduyordu. Tekerlekler asfalta sürtünürken tiz bir ses çıkıyordu. Fren yerine gazı bastığını hissediyordum. Bilerek yapmıyordu belki ama kontrolünü kaybetmişti.
“Dur!” diye bağırdım.
O an karşıdan gelen farları gördüm.
Bembeyaz.
Gözlerimi kamaştıran, kör eden bir ışık.
Korna sesi göğsümü deldi. Uzun, keskin, korkunç bir ses.
“Bora!” diye haykırdım.
Her şey bir saniyede oldu.
Direksiyon kırıldı. Araba savruldu. Lastikler çığlık attı. Emniyet kemeri göğsüme yapıştı. Camlar patladı. Küçük cam parçaları yüzüme yağmur gibi saplandı.
Ve o an…
Zaman yavaşladı.
Bora’nın yüzüne baktım.
Gözleri bana kilitlenmişti.
Korku vardı.
Pişmanlık vardı.
Ve belki de ilk defa, inkâr etmediği bir sevgi.
Dudakları kıpırdadı.
“Afra…”
Sonra metalin metale çarpma sesi.
Kulakları sağır eden bir patlama.
Araba dönmeye başladı. Tavan, yol, gökyüzü… Hepsi birbirine karıştı. Başım cama çarptı. Sıcak bir şey alnımdan aşağı süzüldü.
Nefesim kesildi.
Göğsüm sıkıştı.
Bir anlığına hiçbir şey duymadım.
Sadece kalbimin tek bir atışı.
Sonra karanlık.
Soğuk.
Sessizlik.

“Bazı aşkların sonu ayrılık değil, çarpışmadır.”

• Fyodor Dostoyevski
“Sevgiyle acı çekmek, sevgisiz yaşamaktan iyidir.”

Bir bölümün daha sonuna geldik. Eğer bölümleri okuyorsanız beğenip destek olmayı unutmayınnn💕

Bölüm şarkısı- İntihaşk...