5. bölüm · LUNARÍAN

5. Bölüm

Faiden Meiru

Elindeki kılıcı savurdu acımasızca etrafına, gözleri öfkeden ve nefretten kör olmuş karşısına gelen her düşmanın kellesini biçiyordu. Rüzgarla savrulan saçlarının arasına kum taneleri karışmış, yüzü kirlenmişti. Dişlerini sıktı ve derin bir nefes aldı. Bu onun öfkesini kontrol altına almaya çalışırken yaptığı birşeydi. Yay teli gibi gerilmiş kaşları yavaşca gevşedi. Kafasını çevirdi ve yeşil gözlerini savaş alanında gezdirdi. Yaralı ve ölü muhafızları gördüğünde göz bebekleri titredi. Öfke yeniden bedenini ele geçirirken bu sefer sakinleşmeye çalışmadı, atladı yağız atına, sürdü muharebenin en ateşli olduğu noktaya.

İkiz kılıçlarını bir sağa bir sola savurdu arsızca. Saçları savrulurken başını eğdi ve atına daha yaklaştı, sağ kolunu açtı ve assağıya hizaladı. Bir eliyle atın ipini kavramış, diğer eliyle savunma pozisyonuna geçmişti. En derinlere girerek yardı ork birliklerini. Onu görenler cesaretleniyordu.

Gülümsedi ve kahkaha atmaya başladı yerde yatan düşman cesetleri ziyadesiyle keyfini yerine getiriyordu. Atın yalpalamasıyla kafasını çevirdi ve kendini çevik bir hareketle kenara attı. Atını sıvazlayıp kaçması için arkasına vurdu, orklar büyük bir iştahla onun üzerine atılıyordu. Kılıçlarını havada çevirdi ve tekrar gülümsedi. Ölümün kendisi olacaktı onlar için. Kılıcı kanla boyanmış yüzü boydan boya kan olmuştu. Gelen iğrenç kokuyla yüzünü buruşturdu.
Gözleri ileri bir noktaya sabitlenmiş oraya bakıyordu. Thranduil saygı değer elf prensi yere çömelmiş son gücüyle orkları savuşturmaya çalışıyordu. O an yüreğinde öyle bir acı hissetmişti ki koştu rüzgara meydan okurcasına, yanına vardı ve çekti kılıcını düşmana.

Thranduil arkasına geçmiş kendinde görünmüyordu.Ölenlerin yerine sürekli yenileri geliyor hiç azalmıyorlardı. Gözünden bir yaş süzüldü. Aktı toprağa karıştı, toprak hareketlenmiş Thranduil ve Lunayı içerisine çekmişti. Doğa ana onlara yardımını sunuyordu. Gözyaşlarına boğuldu, sarıldı genç adama, sıkı sıkı sardı kollarını vücuduna. Thranduil ağır yaralıydı, uzandı boylu boyunca toprağa, koydu başını kadının dizine, sardılar yarasını şifalı bitkilerle. Öldürücü yaralardı aldığı yaralar, izleri kalacaktı elbet ama iyileşecekti. Yanaklarını okşadı naifçe elf adamın, elf gözlerini açmış ona minnetle bakıyordu. O ân asla yapmayacağı bir şey yaptı, uzandı dudaklarına.

[][][][[[][][][][][][][][][][][][][][][][][][]

"Kalkıyor musun yoksa bu suyu yüzüne mi çarpayım insan?!"

Gözlerini araladı ve kafasını kaşıdı uyandığında sarhoş gibi oluyordu. Önce anlamayan gözlerle karşısında ki adama baktı. Başında dikilen elf Guinondan başkası değildi.

"Bence onu içmek beni daha fazla memnun edecektir."

Elinden kaptığı gibi içti sürahinin yarısını, boğazı kurumuştu. Önce gerindi ve saçlarını rastgele toparladı. Soru soran gözlerle adama döndü.

"Birşey mi oldu? Neden kaldırdın?"

"Kaldırmasam akşama kadar uyuyacaktın belli ki. Prens seni yanına çağırıyor."

Başını salladı ve onu dışarıya yolladı. Önce kısa bir duş alıp üzerine adını bilmediği esansiyel yağlardan sürdü. Bayadır yıkanmamıştı. Hazır olunca saçını salıp üzerine elf kıyafetlerinden birini geçirdi. Mavi renk bir tunik altınada elflerin pantolonlarından geçirdi, tayta benziyordu. Uzun çizmelerinide giyip aynanın karşısına geçti, dalgalı kabarık saçları güzel görünüyordu. Bu elfler işi biliyordu doğrusu. Odadan çıkıp Guinona el salladı bir elf kızı ile konuşuyordu. Rahatsız olacaklarını düşündüğünden yanlarına yürüdü. Sırıttı ve elini adamın omzuna attı.

"Merhaba." Elflerin yüzü ona dönmüş üzerini süzüyorlardı.

"Olmuş mu Guanin?"

Adam gözlerini devirdi. "Olmuş, yanlız Guinon değil Guanin!"

Kendini tutamadı ve kahkaha attı. "Bende öyle dedim ya! Guanin."

Yüzü kızarmıştı sevdiği kızın yanında rezil olmuştu. "Sen gelsene benimle."
Kolunu çekiştirmiş ve Prensin odasına kadar eşlik(!) etmişti. Yol boyunca konuşmuş bir sürü uyarıda bulunmuştu.

"Of cidden tamam sus artık! Ne kadarda abarttın! Bütün elfler hassas mıdır?"

Yanından geçip odanın önünde durdu. "Sende gelsene Gua- Guinon." Kıkırdadı, adam gözlerini devirmiş ve gitmişti.

Yola bakarak eliyle kapıyı tıklamaya çalıştı, tıkladığı şey Prensin kafasından başkası değildi. Üstelik eliyle yumruk yaparak çalmaya çalışmıştı. Bileğinin yakalanmasıyla kafasını adama çevirdi.

"Yine harika bir karşılaşma öyle değil mi? "

"Harika mı?" Bir kahkaha patlattı Prens.
"Senden haz ettiğimi söyleyemem." Yapmacık bir şekilde gülümsedi. Kadın bian uzun uzun baktı. Bu kadar nefretin sebebi neydi? Onu tanımıyordu bile. Sırf insan olduğu için nefret etmezdi diye düşünüyordu. Bakışları sertleşti.

"Buraya çağırmanızın sebebi nedir?"

"Sınır köylerine yardıma gelmek istemişsin, aferin sana. En azından gururlusun."

Kadın alayla sırıttı bu adam kendi kafasından ne yaşıyordu ne tür fantezileri vardı bilmiyordu. Umrunda değildi, tek isteği burda kalacağı sürede biraz eğlenmekti.

"Ne zaman gideceğiz peki?"

"Şimdi."

"Nasıl yani hemen şimdi? Kılıç tutmayı bile bilmiyorum?"

Prens göz devirdi. "Yanında bir sürü elf muhafızı olacak, savaşabilsen de bir yararın dokunmazdı insan."

"Haklısın, sana katılıyorum." İyi tarafından bakıyordu, en azından artık beleş özel korumaları vardı.

⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️⚜️

"Rhammen, gerçekten mükemmel bir at binicisisin. Harika bir deneyimdi." Atın eğerini düzeltirken konuşuyordu. Rhammen ile beraber aynı ata binmişlerdi, Luna bundan çok memnundu. En azından o ketum prensle gitmekten daha iyiydi.

Gözleri birleştiğinde kadın samimiyetle gülümsedi. Başını çevirdi ve ormanın sesini dinledi. Bir çok ev yıkılmış etraf yağmalanmıştı. İçini saran hüzünle gözlerinin dolduğunu hissetti, Rhammende farkındaydı.

Kadın ileride Alaaini görmesiyle beraber ona koştu, nazikçe kollarını beline sardı.

"Sen gelmeden ben geldim." Elf başını salladı ve saçlarını okşadı.
"İyi etmişsin."

Üzerlerinde gezinen gözleri fark ettiklerinde ayrıldılar, köy içerisine girip köyün ileri gelenleriyle durum değerlendirmesi yaptılar. "Önce evleri onarmalıyız. Hayvanlar ve yaralılarla hekimler ilgilenmeli."

"Ben yardım edeceğim. Yaralılar nerede kalıyor? Durum çok vahim görünüyor."

Burada yaşayan elflerden biri öne çıktı.
"Ben size gösteririm, buyrun."

Burası biraz büyük ve daha sağlam bir evdi diğerlerine nazaran. Yaralıların bazıları söylediklerine göre yarı elfti, yarı elfler saf kan elfler kadar dayanıklı değildi anlaşılan.

Yaralılarla ilgilendi yarası derin olanların yaralarına pansuman yaptı ve yanında getirdiği malzemelerle dikiş attı. Yaptığı işlemler onlara göre sıra dışıydı. İğne ve iplikle dikmişti derilerini neticede. Gözünü bile kırpmamış akşama kadar sürekli koşturmuş yardımcı olmuştu.

Şimdi dere kenarına oturmuş gökyüzünü seyrediyordu, yıldızlar en az geldiği günkü kadar parlaktı. Suyun yüzeyine yansıyan bedenle irkildi ve kafasını çevirdi. Thranduil sıkkın bir nefes verdi, halkına daha fazla zarar gelsin istemiyordu.

Yanına oturan adama döndü ve ağzından dökülen sözcüklere engel olamadı.

"Yıldızlar çok güzel... En az senin gözlerin kadar parlak.."

Adam bunu beklemiyordu. Kadın her defasında şaşırtmayı başarıyordu. Kalın kaşları havalanmış onu süzüyordu, karşılığında aldığı şey ise bir gülümsemeydi. Kadının saçında ki yaprağı almak için ona uzandı. Elleri yavaşca saçlarında hareket etti. Şuan birbirlerine çok yakınlardı. Birbirlerinin nefesi yüzlerine vuruyordu. Luna gözlerini kapadı, kirpikleri bir perde görevi görüyordu. Yavaşca gözünü açtı, Thranduil tüm ihtişamıyla kıza bakıyordu. İkisininde bakışları derindi, elfin gözleri masmaviydi. Bir an bedeni titredi, gözlerini kaçırdı. Ayağa kalktı ve üzerini çırptı arkasından gelen sesle arkasına baktı.

"Ah...demek sende buradaydın. Bil diye söylüyorum insanları gizlice gözetlemek hiç hoş değil." Alaain mahçupça gülümsedi;

"Sadece sana birşey vermek için gelmiştim. Hoşuna gider diye."

"Ah, şey tamam o zaman."

✨✨✨✨✨✨✨

Ayın yeryüzünü aydınlattığı gecede yıldızlar süslüyordu kadının gözlerini. Ayaklarını sallandırıyorlardı gökyüzünde, burası uçurumdu.

Oldukça yüksek bir yerdi, bütün arazi görünüyordu. Karşısındaki adama baktı ve devam etmesi için gülümsedi.

Adam elini cebine attı ve bir şey çıkardı, bu bir kolyeydi.

"Ametist, seni çevrendeki negatifliklerden uzaklaştırır, etrafa pozitif enerji yayar. Son zamanlarda stres altında olmalısın."

"Çok teşekkür ederim... harika birşey bu." Minnettar bir şekilde bakıyordu adama, adam gülümsedi ve konuşmaya devam etti.

"Burda her ne kadar biz olsakta kendi içinde yalnızsın. Ametistin sana iyi geleceğini düşünüyorum."

"Oh ben... Teşekkür ederim çok naziksin, bayıldım!"

Kollarını sardı adama aniden, bu kadar ince düşünceli biri olması onu çok mutlu etmişti. Başını kaldırdı ve minnettar bir şekilde gülümsedi, ardından kolyeyi boynuna takmaya çalıştı. Fakat kolları bir türlü arkasına yetişmiyordu, ensesinde hissettiği nefesle irkildi. Alaain kolyeyi takmasına yardım etmiş ardından geri çekilmişti.

"Artık gitsek iyi olacak. Biraz uyumak istiyorum."

"Tabii sen nasıl istersen. Gidelim öyleyse."

Beraber koyu bir sohbetin içerisinde köye kadar yürümüşlerdi; Thranduil, Rhammen ve bir kaç asker bir şeyler konuşuyorlardı. Ortada yanan ateşin etrafına dizilmişlerdi. Gelen seslerle beraber başlarını çevirdiler ve bütün dikkatlerini oraya verdiler. İnsan kadın ve Alaain oldukça hoş sohbet görünüyorlardı.

Fakat aralarından iki kişi oldukça sert bir şekilde bakıyordu.