4. bölüm · LUNARÍAN

4. Bölüm

Faiden Meiru

Akşam yemeği için herkes masaya toplanmış, Luna içinde bir yer ayrılmıştı.
Yemek icin ortak salona iniyordu, köşeyi döndüğünde karşısına çıkan Rhammen ile beraber anlık korkmuştu. Az kalsın düşüyordu, muhafız ustalıkla bileğinden yakaladı.

"Dikkat et, Luna"

Gözleri alayla bakıyordu. Gözlerini kıstı ve yalandan teşekkür etti.

"Az daha amel defterim kapanıyordu muhafız bey."

Rhammen anlamayan bakışlar arasında sırıtarak onun için ayrılan yere oturdu bazen bu kadının sözlerinden hiçbirşey anlamıyordu cidden. Luna da kendine ayrılan yere geçti. Çaprazında Thranduil oturuyordu, karşısında ise Rhammen. Duyduklarına göre Rhammen, Kral Oropher'in evlatlığıydı. Büyük bir masaydı. Kral en başa oturmuş, hemen yanına ise kraliçe.

Kraliçe Eleniel bakışlarını Luna ya çevirdi ve konuşmaya başladı.

"Günün nasıl geçti kızım?"

Kız samimi bir gülüş takındı ve cevapladı.

"Güzeldi kraliçem, ormanın manzarası inanılmazdı doğrusu! Ağzım açık kaldı"

Bu cevap karşılığında herkes gülmüş ve yemeğine devam etmişti. Yemekler sebze ağırlıklıydı. Açıkçası etli yemekleri buna tercih ederdi. Yemeye çalıştı, bütün gün dolaşmış ve yorulmuştu. Güzelce tabağına koyduklarını bitirdi. Açlık onun için dayanılması zor birşeydi.

Çatalını ağzına götürüyordu ki Rhammen'in bakışlarıyla karşılaştı, sırıtıyordu. Ayağını masanın altından hafifce kıza dokundurmuştu. Kızın lokması boğazına kaçmış,öksürüğe boğulmuştu. Bir bardak su içmiş dindirmişti. Delici bakışlarını Rhammen'in üzerine dikti ve eliyle sen bittin der gibi bir hareket yaptı.

Thranduil başını onlara çevirmiş ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Rhammen kralın evlatlığı olsa bile prens değildi. Thranduil ile aralarında hep belirli bir mesafe olmuştu.

Gözlerini bir anlığına Thranduile çekti, dayanılmaz bir güzelliği vardı. Uzun burnu, küçük ince yapılı dudakları ve ince bir çenesi vardı.

Yemek faslı bitmiş herkes odasına dağılmıştı. Odasına girip kendini yatağına attı, gözüne uyku girmiyordu. Çarşafı kenara itti ve üzerine bir hırka alıp balkona çıktı. Saten beyaz bir gecelik giyiyordu. Havalar ısınmaya başlamış olsa bile geceler serindi. İlerideki şelaleden gelen su sesleri ruhuna dinginlik ve huzur veriyordu. Tabi biraz susatmış birazda çiş sesine benzediğinden çişini getirmişti (sjasjajwjjqudhhw). Ay bu gece hiç parlamadığı kadar parlıyordu sanki...
Düşündü... Bu dünyaya gelmesinin asıl sebebi neydi? Bir türlü bulamıyordu. Genç bir kızdı o. Ne yapabilirdi ki, ne faydası dokunanilirdi ki buradaki insanlara...

Sarayı biraz gezintiye çıksa ne olurdu ki? Acayip susamış hissediyordu. Odasında ki sürahi de hiç su kalmamıştı. Kapısını yavaşca çekti, yalın ayaklarıyla bastığı zemin oldukça serindi. Köşeyi dönmüş ve ilerlemeye devam etmişti. Amacı sarayın mutfağına inmekti.

Başka ayak sesleri duymasıyla gerildi. İki kişi birbiriyle sohbet ederekten onun bulunduğu bölgeye doğru geliyordu. Yakın olduğu ilk kapıyı aralayıp içerisine attı kendini. Bi süre sadece kapının ardını dinledi, muhafızların gittiğinden emin olmak amacıyla.

Nefesinde hissettiği nefesle yerinde kalakaldı. Yavaşca arkasına döndü. Prens Thranduil ile burun burunaydı, aralarında sadece birkaç santim vardı. Prens kolunun birini genç kadının sağından kapıya dayadı. Nefesi yüzüne çarpıyordu. Aşırı adrenalinden dolayımıdır nedir kalbi çok hızlı atıyor arada tekliyordu. Nefesi kesilmişti onun karşısında adeta, vücudunun yarısı çıplaktı, saçları gelişi güzel salınmıştı ve başında tacı yoktu.

"Seni dinliyorum, küçük hanım"

Gözlerini kırpıştırdı. "Ş-şey ben sadece-"
İyice dibine sokuldu ve gözleriyle gözlerini hapse aldı.

"Sen ne?"

O kadar güzeldi ki...

"Sadece mutfağa bulmak istemiştim. Ama muhafızların yanlış anlayacağını düşünerek gördüğüm ilk odaya girdim. Yani özür dilerim bilerek olmadı yoksa rahatsız etmek istemezdim sizi. Zaten beni pek sevmiyorlar birde gecenin bu saatinde aylak aylak gezdiğimi görürlerse canıma okurlar diye düşündüm."

Thranduil keyifle gülümsedi, kadının telaşlanması çok hoşuna gitmişti. Biraz daha yaklaştı ve konuştu.

"Yinede geceleri gizlice dolaşmak senin için tehlikeli. Değil mi?"

Kadın başını salladı ve nemli dudaklarını araladı. "Haklısın ama gözüme uyku girmedi, duramadım. Prensim..." Mahcup bir bakış attı. Empoze ederek istediği herkesi herşeye inandırabilirdi.

Gözlerinin tanıdık bir hisle kavrumasıyla kendini geri çekti. Thranduil aniden arkasını döndü ve odanın ortasına doğru yürüdü. Mavileri ıslanmıştı.

"Çık!"

Kadın şaşkınlıkla baktı. Böyle bir tepki beklemiyordu.

"Ne bakıyorsun aval aval? Çıksana!"

Hemen kendini dışarıya atmış kapıyı bir çırpıda kapatmıştı. Acayip korkutmuştu onu, ani tepki vermişti. Sebebini anlayamıyordu.

Sonunda kendini mutfağa attığında Rhammeni bulmayı tabiiki beklemiyordu.

"Anlaşılan susayan tek kişi ben değilmişim. Yakaladım seni!"

Rhammen yorgun bakışlarını kızın üzerinde gezdirdi, elinde bir kadehle sandalyenin üzerinde oturuyordu. Masaya dirsekleklerini koymuştu ve dalgın görünüyordu. Gülümsedi ve kollarını havaya kaldırdı. Bu kızın enerjisi onu bir şekilde ele geçiriyordu.

"Tamam! Teslim oluyorum."

Kendine biraz su alıp bir sandalye çekmişti.

"Söylesene bir sorun mu var? Tabii muhtemelen elimden bişey gelmez ama."

"Ahh... yakın bir elf köyüne orklar saldırmış belki duymuşsundur. Ayrıca onlara erzak yardımı da yapılacak aynı zamanda onarılması gereken evler de var. Tabii asıl sorun orkların bu kadar yakınımıza kadar girebilmiş olmaları. Hepsinin canına okuyacağım."

Düşünceli bir şekilde kafasını salladı. "Oh duymuştum, hatta Alaain askerleriyle beraber gitmişti. Bu sabah gelir diye ummuştum."

"Evet, Alaain iyi bir savaşçıdır."

Düşündü belki onlara bir faydası dokunabilirdi. Sonuçta bir veterinerdi, doktorlar kadar olmasada o da biliyordu çoğu şeyi.

"Bende gelebilirim istersen, küçük bir yardımım bile dokunsa kârdır. Burada yiyip içip yatmak istemiyorum." Utançla gözlerini kaydırdı, evet kimse ona burada kaldığı için birşey söylememişti. Ama o kendi içinde rahatsız hissetmişti.

"Tabii istersen gelebilirsin. Hem görmüş olursun."

Ayağa kalkmış ve su çanağını yerine koymak için hareketlenmişti. Rhammen ani bir refleksle elini onun elinin üzerine koymuş ve teşekkür etmişti.

"Teşekkür ederim, senin sayende biraz da olsa kafam dağıldı. Sanırım bugün uyuyabileceğim."

Samimi bir şekilde gülümsedi ve kollarını sıvazladı. Elf bu hareket karşısında bişey demedi, samimi bir gülümseme sundu kadına.

Başıyla veda edip oradan ayrıldı herkes hâla uyuyor olmalıydı. Ortalıkta kimse yoktu, şaşılacak birşey değildi elbette bu. Neticede hâla geceydi. Sıkıntıyla iç geçirdi. Kafasını sert bişeye toslamasıyla kendine geldi. Kızgınlıkla kafasını kaldırdı, karşısında duran silüetle daha da sinirlenmişti. Daha yeni onu odasından nazikçe? kovalayan prensdi.

"Bir an beynim içine göçtü sandım. O nasıl göğüs kafesi?!"

Thranduil bu kadının cüretkar sözlerine karşı sadece gözlerini kısmış ardından arsızca sırıtmıştı. .

"Evet öyle derler genelde küçük hanım."

Aklına gelen fesat şeylerle yüzünü buruşturmuştu. Gözlerini devirdi ve aynen haklısın gibisinden geçiştirip yanından geçmeye çalıştı. Adamına onu duvarla arasına almasıyla kalbi depar atmaya başlamıştı. Bu şuan istediği son şey bile değildi. Kendini bile yormadan kafasını kolunun altından geçirip kaçtı ardından el sallayıp ona seslendi.

"Sanada iyi geceler!"

◖⚆ᴥ⚆◗ ◖⚆ᴥ⚆◗ ◖⚆ᴥ⚆◗ ◖⚆ᴥ⚆◗ ◖⚆ᴥ⚆◗

Nasılsınız gencolerrr ben cok iyiyim gerçi kendimi olmayan okuyucularımla konusurken cok mantıklı bulmuyorum djwuwijd amaaaawn neyse iyi okumalar askoskolarr