7. bölüm · LİZYA / YARI TEXTİNG
7. Bölüm - Yakalanan Sır
Merhaba sevgili okurlarım!
Öncelikle bir açıklama yapmak istiyorum. Kitabın en başında Asımın mesleğini mimar olarak düşünmüştüm. Ama sonradan fikrim değişti. 3. Bölümde mimar olarak yazmıştım ama değiştirdiğim için o kısmı kaldırdım. Asım abisi gibi bir subay olacak arkadaşlar. Fikrim bu yönde.
Ayrıca Lizya ve Lavinia kitaplarım hakkında videolar çekerseniz sevinirim. Açıkçası bu beni çok mutlu eder🫠
(Yazar Notu)
7. Bölüm - Yakalanan Sır
Geçmiş
Yıl 1991'in Haziran Ayı.
İlahi Bakış Açısı
Karadeniz Haziranın ortalarında olmalarına rağmen hafif esiyordu.
Eflin esen hava yüzünden üzerine bir şal almıştı. Evlerinin bahçesindeki salıncağa oturup, öylece manzarayı seyrediyordu.
Karadeniz bugün kasvetliydi. Kendisi gibi. Hafif yağmur çiseliyordu. Karadeniz ona ağlıyordu.
Eflin karnına elini koymuş, sakinlikle geçip giden bulutlara bakıyordu. Karnının içindeki canı canı pahasına koruyacaktı.
Yemin etti içinden. Onu hayatta tutan tek şey bebeğiydi.
Bugün aldığı haber yüzünden yıkılmıştı. Olacak şey değildi. Bunu yapmazdı sevdiği adam ona.
Hazan evleniyordu. Babasından duymuştu. Bir kaç gün sonra istemeye gideceklermiş o kızı. Eflin duyduklarına hâlâ inanamıyordu.
İstemsizce sol gözünden bir damla yaş düştü göğsüne. Hayalleri vardı ikisinin. O hayalleri hiçe sayıp, Hazan nasıl kabul etmişti o kızla evlenmeyi?
Evdeki telefonla gizliden gizliye aramıştı Hazan'ı ama açmamıştı Hazan onun telefonlarını.
Karnındaki bebek üç aylıktı. Oğlu olacaktı Eflinin. Karnını babasından saklamak için her şeyi yapıyordu.
Bu yaz ayında bol giyiniyordu mesela. Sırf bebeği için yanmaya razı geliyordu.
Ama neyseki bugün hava kapalıydı. Zaten genellikle evden çıkmayan biriydi Eflin. Bir tek Hazanla buluşmak için çıkardı evinden.
Şimdiden bebeği için isim düşünmeye başlamıştı. Aslında aklında bir kaç isim vardı ama hangisine karar vereceğini bilemiyordu.
Oğlu tek dayanağıydı. Doğumuna gün sayıyordu. Burada bir ebe vardı. Ona gidiyordu bebeği için.
Köyde yaşadıkları için hastane şehir merkezinde kalıyordu. Babası buralı olduğu için Eflini hastanede görenler babasına yetiştirecek diye hastaneye de gidemiyordu.
Ebeyi sıkı tembihlemişti kimseye söylememesi için. Yaşlı bir kadındı zaten. Tecrübeli bir ebeydi.
Annesinin kendisine içeriden seslendiğini duyunca ayağa kalkmak zorunda kaldı. Oysa burada kalıp, tüm gün bu manzarayı seyretmek istiyordu.
Konağın içerisine girdiğinde annnesinin derin bir temizlik içerisinde olduğunu gördü Eflin.
Annesi adım seslerine çevirmişti kafasını. Hafif kilolu bir kadındı Eflinin annesi. Başında Karadeniz'e has bir baş örtüsü üzerinde yeleği ve altında ise mor bir şalvar vardı.
Eflin babasına benziyordu. Aynı babası gibi esmerdi. Ancak bu esmerliğine tezat yemyeşil gözleri vardı Eflinin.
"Uyy kızım, hele bi bak baddal Necmi'ye git de pakluk malzemelerinu al gel da!" Dedi Emine hanım Karadeniz'in o has konuşmasıyla.
Eflin Karadenizli olmasına rağmen normal bir Türkçesi vardı. Şive yapmazdı. Bilirdi, ama tercih etmezdi.
Eflinin şive yaptığı tek kişi Hazanıydı...
Eflin başını sallayarak," Tamam anne." Dedikten sonra paltosunu giydi üzerine. Neden bilmiyordu ama bu aralar içi üşüyordu.
Çantasını alarak çıktı konaktan. Rüzgar siyah saçlarını savuruyor, yüzüne gelmesine sebep oluyordu.
Bakkal konaktan çok uzak değildi. Bayırlı yolları karnına dikkat ederek indi. Düşmemesi için içinden dua ediyordu.
Bakkalın yanında şelale vardı. Çok güzel bir yerdi orası. Yeşil ağaçlar şelalenin etrafını sarıyor, onu daha da eşsiz kılıyordu.
Eflin içinden geçirdi. Bakkaldan temizlik için gerekli olan malzemeleri aldıktan sonra belki oraya da uğrardı.
Bakkalın içine girdiğinde Necmi abi yerine oğlu karşılamıştı onu. Necmi abinin kendisinden bir yaş büyük bir oğlu vardı. Efline karşı duyguları vardı Arhanın. Eflin Arhanı kardeş gözüyle görüyordu hâlbuki.
Argan Eflini görünce oturduğu sandalyeden kalktı. Üstünü düzeltti. Efline karşı iyi görünmek istiyordu.
Eflini görünce kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Ne yapıyordu bu kız kendisine? Arhan uzun zamandır yanıktı Efline.
Eflin gülümsedi Arhana. "Merhaba Arhan abi. Temizlik malzemeleri almak için gelmiştim." Diyerek temizlik malzemelerinin olduğu rafa yürüdü.
Arhanın canı sıkıldı. Eflinin kendisine abi demesi canını yakıyordu. Belli etmedi. İçinde bir yangın varken sustu Arhan.
Hüzünlü gibiyid sanki Eflin. Ne olmuştu acaba? Diye geçirdi içinden Arhan.
Eflin bir kaç malzemeyle yanına geldi Yüzü de solmuş, Dedi kendi kendine.
"Eflin iyisun da, pir solgun gördüm seni pukün. Hayırdur, pir derdun mi var?" Diye sordu aniden.
Eflin şaşkınlıkla ona baktı. Böyle bir şey sormasını beklemiyordu.
"Yok." Dedi kısık bir sesle. Yutkundu ardından. "Yok abi. Hasta olacağım herhalde." Demişti geçiştirir gibi.
"Emin misun Eflin? Sağa yardım edeceğum pir şey var ise de vir pağa, edeyum da. Hastaneye gitmek ister misun? İlaç milaç aldun mi pukum?"
Eflin bu ilgisine karşılık daha bir şaşırdı. Hayrete düşmüştü. Tamam Arhan zaten yardımsever bir insandı ama bu kadar ilgiye alışık değildi Eflin.
"Sağol abi ama gerek yok." Dedi kısaca.
Arhan derin bir kederle başını salladı. Şöyle uzak durmasa olmuyor muydu kendisinden? Neden uzak duruyordu ki?
Hepsinin gerçek fiyatıyla hesaplamadı. Ona kalsa Eflinden hesapta almazdı ancak Eflinin bunu kabul etmeyeceğini biliyordu. O yüzden her şeyin fiyatını yarı yarıya düşürerek hesapladı.
Poşete koydu kendi elleriyle tek tek Arhan. Ardından Efline verdi. Kısa bir an ellerini birbirlerine değdi. Bu çok kısaydı ancak Arhan için çok uzun bir süreydi.
Elinin Eflinin eline değmesi onun için beklenmedik bir şeydi. Kalbi daha da hızlanırken, yüzüne hiç bir şey yansıtmadı.
Eflin Arhana arkasını dönmüş, tam çıkıyordu ki Arhanın sözleriyle durmak zorunda kalmıştı.
"Eflin, beni her daim arayabilursun. Bunu pil istedum. Başun sıkışinca, iyi ol, kötü ol; ne olursa olsun pağa çekinmeden ulaş, emi? Pen puradayum da. Ve emin ol, ne vakit lazım olursa, anında kapundayum, koşa koşa gelurum sağa."
İşte bu sözleri Eflinin bozguna uğramasına sebep oldu. Neden böyle söylemişti ki? Yüzünü bile yılda nadiren gören bir insandı Arhan.
Ama bu dedikleri iyi gelmişti Efline. Bunu inkar edemezdi. O yüzden gülümsedi Arhana.
Ardından bakkaldan çıktı. Az önce duyduğu sözlerin etkisindeydi hâlâ. Karşısındaki şelaleye baktı uzun uzun.
Bir süre oraya gidip, soluklanmak istedi sadece. O yüzden adımlarını şelaleye doğrulttu. Hızlı adımlarla gidiyordu.
Şelaleye yaklaşmıştı ki gördüğü görüntüyle adımları sekteye uğradı.
Zira karşısında ki manzara da Hazan ve yanında kumral saçlı bir kadın oturuyordu. Kadının sırtı Efline dönüktü. O yüzden kadının yüzünü göremiyordu.
Hazan çok önemli bir şey dinliyormuş gibi tüm dikkatini kadına vermişti. Arada bir başını sallayıp, kadını onaylıyordu.
Eflinin yüreğine bir kor düştü. Ellerinde ki poşet yavaşça kaydı. Onlardan uzak olduğu için duymadılar sesi.
Gücü çekilmişti. Yağmur şiddetini arttırmaya başladı. Hâlbuki evden çıkarken yağmur durulmuştu.
Karadeniz'de Efline ağlıyordu. Kim Efline ağlamazdı ki? Sevdiği adamdan olan bir bebeğe hamileydi ancak sevdiği adam evleniyordu.
Hemde karşısındaki genç kadınla. Karnına keskin bir acı girmişti. Karnına dokundu hafifçe.
Bebeği vardı onun sadece. Bugün daha iyi anlamıştı. Onun dünyadaki tek arkadaşı bu küçük canlıydı.
Daha doğmadan bile annesine moral olabiliyordu bu küçük oğlan....
🥀
Lizya Taner
Okuldaki beşinci saatimdi birazdan zil çalacak ve ben gidecektim. Uykum vardı. Dört saat uyumuşum sadece.
Benim dersim olmadığı için ayrılacaktım okuldan. Bugün iki saatim boştu.
12. Sınıflara anlattığım konu hakkında bir test verip yirmi beş dakika da yapmalarını söylemiştim. On soruydu zaten.
Evde kontrol edecektim testleri. Ara sıra esniyordum. Hamilelikte daha çok uykuya düşkün biri olmuştum.
Saatime baktığımda zilin çalmasına beş dakika kaldığını gördüm. Çocuklara döndüm. Bazıları bitirmiş, bazıları ise cevaplarını tekrar kontrol ediyordu.
"Çocuklar beş dakika kalmıştı. Bitirenler getirsin kağıtlarını artık." Dedim sandalyeme yaslanarak.
Bel ağrılarım artmaya başlamıştı. Yüzümü buruşturdum acıyla.
O sırada öğrenciler çoktan kağıtlarını bırakmaya başlamıştı masama. Bugün benim açımdan yorucu bir gündü. Uykusuz ve halsizdim.
Zil çalınca kağıtları toplayıp, sınıftan ayrıldım. Beyaz bir elbise ve onunla aynı renkte olan bir spor ayakkabı giymiştim.
Haziran gelmişti. Okulların kapanmasına da günler kalmıştı hâliyle.
Öğretmenler masasına koydum kağıtları. Kendi dolabıma gelerek diğer sınıflarda yaptığım sınavları da çıkardım.
Birinin omuzuma elini koyduğunu hissettiğimde elin sahibine baktım. Esindi.
Esin matematik öğretmeniydi. Aynı zamanda benim en yakın arkadaşımdı. Okula yeni geldiğimden bu yana Esinle arkadaştım.
Esin sıcacık gülümsemesini sundu bana. Hep pozitif bir kız olmuştu Esin. "İyi misin canım? Biraz halsiz görünüyorsun." Dedi endişeyle.
Bende ona gülümsedim. "Bu aralar halsizim biraz. Dün gece de geç uyudum. Onun da yorgunluğu var tabii." Dedim.
Esinin kaşları çatıldı. "Neden geç uyudum?" Diye sordu.
"Bilmiyorum. Uykum kaçtı." Demiştim yalan söyleyerek. Dün gece hastanedeydim dersem nedenini soracaktı.
Esin bana bir anne gibi kızarcasına baktı. "Bir daha geç uyuma lütfen. Çok kötü gözüküyorsun." O kadar kötü müydü? Hâlbuki fondöten sürmüştüm yüzüme solgun görünmemesi için.
Kafamı salladım onaylarcasına. Esin kolumdan tutarak sandalyeye oturttu beni. O da hemen yanıma oturdu beni oturttuktan sonra.
"Şu Cemreye sinir oluyorum! Kadın hiç bir şeyi beğenmiyor." Dedi sitemle.
Cemre dediği kadın okulun müdür yardımcısıydı. Uğraşılması zor bir kadındı. Kolay kolay bir şeyleri beğenmezdi.
"Neden ki?"
" Ya kadına 12. sınıflar için mezuniyet yerleri gösteriyorum. Bir türlü beğenmiyor! Yok orası küçükmüş, yok burası tekin bir yer değilmiş falan filan. Hayır kendisi hiç bir işe girişmiyor bir de beğenmiyor hanımefendi." Bunları hem sinirle hem de kısık bir sesle söylemişti.
Sinir küpü olmuştu yine. "Cemre hanımı bilmiyor musun Esin? O kolay kolay beğenmeyen biri zaten."
Esin sinirle bir nefes verdi. "Ya biliyorum canım bilmez miyim. Ama hiç bir şeyle uğraşmadan bize laf etmesi benim sinirimi bozuyor!" Dedi.
Kolunu okşadım. Takmasını istemiyordum Cemre hanımı kafasına. "Boş ver. Takma sen. Sinir oldukça da daha fazla üstüne gelecek." Dedim yatıştırıcı bir sesle.
Esin baştan aşağı beni süzdü. Mahçup bir ifade takındı yüzünde. "Ay canım ben seni sormayı unuttum kusura bakma. Sen nasılsın?" Dedi merakla.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Merakını anlayabiliyordum. Bu aralar fazla neşesizdim ve Esinle olan konuşmalarımız azalmıştı.
"İyiyim. Değişen bir şey yok." Sonra aklıma Ömer geldi. Ömer de bu okulda görev yapan bir öğretmendi ve Esin ondan feci şekilde hoşlanıyordu. Uzun bir süredir hemde.
"Ömerle aranızda gelişen bir şey var mı? Yoksa bıraktığım gibi misiniz?"
Esinin yüzü düştü. " Yok canım nerede? Adam yüzüme bile bakmıyor. Kaçıyor resmen! Hayır diyorum ki Ömer beyciğim bir çay, kahve içelim ama sürekli bir işleri çıkıyor. En son konuşmamızda birisinin Ömer'i araması yüzünden konuşma yarım kaldı!" Bunları anlatırken gülmeye başlamıştım. Ömer utangaç bir çocuktu. Böyle şeyler yapması gayet normaldi bence. Onun da Esine karşı boş olmadığını görüyordum.
Esin daha bir sinir oldu. "Ya gülmesene kızım! Ciddi bir şeyler anlatıyorum burada." Demişti sitemle.
Gülmelerim azalsa da hâlâ devam ediyordu. "Ya ne yapayım? Şaka gibisiniz resmen."
Esin homurdanarak bir kaç şey söyledi.
Zil çalınca mecburen birbirimizden ayrılmak zorunda kaldık. Vedalaştıktan sonra kendisi derse girerken, ben ise okuldan çıkmıştım.
Annem bugün dükkanını açmamıştı. Yarın gün onun evinde olacağı için evde derin bir temizliğe girişmişti.
Otobüs okulun önünde durunca bindim ve kartımı bastım. Bastıktan sonra boş olan yerlerden birine oturdum.
Telefonumu çıkarıp, annemi aradım. "Kızım?" Diyerek açmıştı telefonumu.
"Alo anne ne yapıyorsun?"
Telefondan süpürge sesleri geliyordu. Evi süpürüyordu muhtemelen annem.
"Ne yapayım kızım. Temizlik yapıyorum eve. Ay bu ev nasıl tozlanmış bir bilsen! Hayır her gün de temizliyorum evi." Diye isyan etmeye çoktan başlamıştı.
Güldüm istemsizce. Otobüs tıka basa dolmuştu şimdiden. "Evde eksik bir şeyler var mı bari? Gidip alayım." Dedim sorarcasına.
"Ay yok kızım. Sen yorulma hiç. İşten geliyorsun zaten. Hemen eve gel de yardım et bana. Belim ağrıdı."
Eve yaklaştığımı gördüm." Tamam anne geliyorum ben birazdan. Kolay gelsin sana." Diyerek telefonu kapatmıştım.
Otobüs mahallenin girişinde durunca indim. Mahalleye adımlamaya başladığım da Berber Fehminin çırağını kovaladığını gördüm.
Bu çocuk çok yaramazdı. O yüzden bu manzarayı neredeyse her gün görür olurdum.
Bizim evin yanında Fitnat Teyze oturuyordu. Fitnat Teyze mahallenin radarıydı. Kadının görmediği olay yoktu resmen.
Gene cama çıkmış, etrafa bakınıyordu. Beni görünce "Lizya!" Diye bağırmaya başladı.
Kahretsin ya! Hâlbuki ona görünmeden hızlıca eve girecektim bir de!
Arkamı döndüm. Fitnat Teyze üzerimi süzüyordu. Dedikodu arıyordu kendince.
" Efendim Fitnat Teyze?"
"Ah Lizya kızım. Seni bayadır görmüyordum. Okula çıkıyordu normalde ama bu aralar çıkmaz oldun. Hayırdır bir şey mi oldu?" Dedi pervasızca.
"İzinliydim Fitnat Teyze. O yüzden beni görmemen gayet normal."
"İzinli misin? Neden yavrum bir şey mi oldu?" Diye hâlâ sorgulamaya başladı.
Sıkıntıyla ofladım. Kısa kesmek istiyordum bu konuşmayı. "Bir şey olmadı Fitnat Teyze. İzninle eve gireceğim. Çok yorgunum." Diyerek hızlıca apartmanın kapısını iterek, apartmana geçtim.
Çok şükür kurtulmuştum Fitnat Teyzeden!
Asansöre bindim. Annemin yarın günü olacaktı. Yarın hafta sonu tatili olduğu için rahattım. Ama bu güne katılmayacağım anlamına gelmezdi çünkü:
Annem her güne beni zorla sokuyordu!
Asansörden indikten sonra kapının pervazının yanındaki zili çaldım. Bir kaç dakika beklemiştim ama açan olmamıştı.
İyi de evde annem vardı. Neden açmıyordu o zaman? Bir şey mi olmuştu acaba?
Çantamdan kendi anahtarımı çıkardım. Bir kaç tıkırtının ardından kapıyı açabilmiştim.
Ayakkabılarımı çıkararak, ayakkabılığa koydun. Ev sesizdi.
"Anne?" Diye seslendim etrafa. Ama bir cevap yoktu.
Mutfağa baktığımda orada olmadığını gördüm. Aynı şekilde salona da bakmıştım ama orada da yoktu.
O sırada odamın kapısının açık olduğunu gördüm. Kalbim adrenalinin etkisiyle hızla çarpıyordu.
Annem neden odamdan çıkmamıştı?
Yavaşça odama doğru yürümeye başladım. Her adımımda daha da panik oluyordum.
Kapının aralığında annemin odamın ortasında öylece durduğunu fark ettim. Anlam veremedim ilk başta.
"Anne?" Diye bir kez daha seslendim anneme.
Annem bana dönünce odada öylece durmasının sebebini daha iyi anladım.
Çünkü az önce gördükleriyle benim ölüm fermanım imzalanmıştı.
Neden mi?
Annemin bir elinde bebeğimin ultrason fotoğrafı varken, diğer elinde de hamile olduğumdan şüphelendoğim için yaptırdığım test duruyordu...
(Devam edecek)
Merhaba nasılsınız canlar?
Lizya'nın annesi öğrendii. Bundan sonra işler daha da karışacak 🫵🏻
Sizce ailesi ne tepki verecek?
Geçmiş sahnenin bir anlamı var. Boşu boşuna koymadım. Yakında öğreneceksiniz zaten.
Yorum yapmayı unutmayın 🌝
Yıldız sınırı:30
Bu bölüm Lizya:
