LAVİN kitap kapağı

5. bölüm / 9

LAVİN

4

Vaveyla Yazarı: Elomatik Ç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 4

Bunca yıl sönmemiş umudum.
Nisan değilse Mayıs,
Perşembe değilse Pazar.
-Attila İlhan
**********************

Küçükken her çocuk bazı şeyleri yanlış öğrenir, benzetir ve buna inanırdı. Örneğin ben yağmur yağdığında Allah'ın ağladığını sanırdım ve her yağmur yağdığında üzülürdüm. Şimdi ise her şeyin gerçeğini doğrusunu ayırt edebilecek yaştayım ama o zamanlardaki gibi masum düşüncelerde olmayı çok isterdim. O zamanlar yıldızların birer insan olduklarını ve onların da bizi yıldız gibi gördüklerini düşünürdüm. En sönük olanını seçer kendime sırdaş yapardım. Günlük tutar gibi tüm günümü anlatırdım. Çünkü sanırdım ki o sönük olanın hiç arkadaşı yok o yüzden bu kadar sönük. Onun arkadaşı ben olmak isterdim.

O zamanlar bu kadar masum ve safça olan düşüncelerim ne ara değişti bilmiyorum. Onların birer insan olmadığını biliyordum ama hala en sönük olanını seçip dertleşiyordum.
İnsan bazen çözüm bulunsun istemiyor çünkü. Sorgusuz sualsiz dinlenmek istiyor. Yargılanmamak istiyor.

Giray ile anlaşmamızın üstünden 2 hafta geçmişti. O günden sonra beyefendi bana ulaşacağını söylemişti ama hiçbir şekilde iletişime geçmemiştik. Ya da ben gelen bilinmeyen numara telefonunu açmadığım içindi bilmiyorum. Ona açmayacağımı söylemiştim ve ben dediğimi yaparım.

O gün restorandan çıktıktan sonra aramızda şöyle bir diyalog geçti.
"Bende numaran yok Giray." Dedim.
"Bende senin numaran var. Ben sana ulaşırım." Dedi. Ben sadece bir kere söylerim. İkinciye umurumda olmazdı.
"Bilinmeyen numaraları açmam ben. Prensip meselesi." Dedim ve arabama bindim.

Bu konuşmadan 2 gün sonra beni bir numara aradı tabii ama inat ettim. Bir kere açmam dedim artık tükürdüğümü yalayamam.
Girayın numarası olup olmadığından emin değildim ama daha sonra "Benim Giray" şeklinde mesaj atmıştı. Ona da cevap vermemiştim.

Şimdi ise odamın geniş balkonunda oturmuş gökyüzünü seyrediyordum. Saat gece 03.27 ve ben son iki haftadır adam akıllı uyuyamamıştım. Giray'ın babasının öldüğünü söylediği yılları net bir şekilde hatırlayamıyordum. Hayatımın tepetaklak olduğu, benim de asla geri dönmek istemediğim yıllardı. İşin komik tarafı ise ben anlaşmayı yaptığımız gün adama babasının ismini sormayı unutmuştum.
Giray Efe Yıldırım ismini de gerek kendim gerekse Bendis ve Ekinle etraflıca araştırmıştık. Ancak adam kapalı kutu gibiydi. Tek bulduğumuz iş adamı olduğu, saygınlığı, okuduğu okullar, gittiği ülkeler, verdiği seminerler gibi spesifik bilgilerdi. Ailesine dair hiçbir şey bulamamıştık. Ya inanılmaz iyi gizleniyordu ya da görünen buydu ve temiz biriydi.

İçimden bir ses ilk seçenek olduğunu söylüyordu.
İçimi kemiren bir diğer konu ise beni nasıl bu kadar iyi tanıdığıydı. Bende iyi gizlendiğimi düşünüyordum ancak o kadar da iyi gizlenmiyormuşum. Ekinle bunu konuştuğumda güvenlik güçlerimizi en üst düzeye taşımıştı. Beni uzun zamandır tanıdığını söylüyordu ama bir kere olsun görmemiştim onu.

Bugün bir de ondan geldiğini düşündüğüm bir kargo almıştım. İçinde Stefan Zweig-Bilinmeyen bir kadının mektubu kitabı vardı. Üstünde Lavinia yazan küçük bir zarfla birlikte güzelce paketlenmişti.

Notta ise "Başrolün erkek olduğu bir evren düşün." Yazıyordu.

O kitabı okumuştum ne kadar dışarıdan çok duygusal, romantik bir kitap gibi görünse de bence saplantılı ve tehlikeli bir durumu anlatıyordu. Baştaki masumane aşk sonradan saplantıya dönüşmüştü. Giray'ın bunu yollamasındaki amacını anlayamamıştım.

Sokaktan geçen araba sesini duyduğumda ayağa kalktım. Bu saatte buralardan araba geçmezdi. Merakla aşağı baktığım sırada siyah plakasız bir minibüsün benim evimin önünde durduğunu görmüştüm. Gerginlikle her daim yanımda tuttuğum silahıma sarıldım ve telefonu açtım. Ekini arayacaktım.

Arabadan inen iki kişi birini omuzlayıp evimin kapısına taşıdılar ancak üstten baktığım için kim olduğunu göremiyordum.
Adamların da kapüşonluları vardı ve yüzlerini de göremiyordum. Aynı saniyelerde kapımın zil sesi yankılanmıştı içeride. Omuzladıkları kişi olmadan tekrar arabaya bindiler ve kapıyı kapatmadan önce birisi kafasını çıkarıp direkt olarak benim balkonuma bakmıştı. Hemen geri çekilsem de göz göze gelmekten kaçınamamıştım.

Koşarak silahımla aşağıya inip kapı deliğinden baktım. Araba gitmişti ama omuzlayıp getirdikleri kişi kapının önünde hareketsizce duruyordu. Yavaşça ve temkinlice kapıyı açıp silahımı daha sıkı kavradım. Herhangi bir ses ya da kimse yoktu. Yerde yatan adama doğru yaklaştım ve yavaşça kendime doğru çevirdim.

Gördüğüm kişiyle olduğum yerde dondum resmen ve çığlık atmamak için elimle ağzımı kapattım.

"Giray?!"

Yerde yüzü kanlar içinde baygın bir halde yatan kişi Giraydı. Bildiğiniz iki hafta önce anlaşma yaptığım ve iki haftadır da kendisini görmediğim Giray Efe Yıldırım.
Ellerimle kafasını dizlerime yasladım ve yüzüne dikkatlice bakmaya çalıştım. Dudağı ve kaşı patlamıştı, burnundan kan geliyordu ve yüzü morluklarla doluydu. Fena dayak yemişti. Ellerim titriyordu resmen.

"Giray beni duyuyor musun?" dedim hafifçe sarsarak. Biraz da olsa kendine gelse ayağa kaldırabilirdim ama bu şekilde baygınken taşıyamazdım. Herif iki katımdı.
Yüzüne baktıkça içim sızlıyordu ve ağlama isteğimi bastıramıyordum. Nasıl bu kadar dövebilirlerdi. Vücudu da aynı şekilde değildir umarım.
Girayı tekrar sarsıp seslendim ancak uyanmıyordu.
Yanımdaki telefonu hatırlayarak hızlıca Ekini aradım.
Çalıyor, çalıyor, çalıyor ve kapandı.
Tabi saat gecenin 4'ü uyuyor olması normal. Tekrar aradım. Yine açmadı. Daha fazla vakit kaybetmeden bu sefer de korumalardan birini aradım.

"Evin önüne gel. Hızlı." Dedim.
"Tabi efendim."

Giray'ın yüzü kanlar içindeydi ve gerçekten kötü gözüküyordu. Yanıma gelen korumayla dikkatlice kafasını yere bıraktım.
"Çabuk eve taşıyalım." Dedim ve bir koluna ben girdim diğer koluna da koruma girdi. Beraber zorda olsa içeriye kadar taşımıştık. Tabi koruma Giray'ın neredeyse tüm ağırlığını alıyordu.

Giriş kattaki odalardan birine girip Giray'ı yatağa yatırdık. Yatırırken canının acıdığını belli eden sesler çıkarmıştı. Umuyorum ki kırık kemiği falan yoktur çünkü onu kimin bu hale getirdiğini bilmeden doktor çağıramazdım.
Koruma dışarı çıktıktan sonra bende banyoya gidip ilk yardım çantasını alıp tekrar yanına geldim. Giray baygın bir halde yatmaya devam ediyordu. Acıtmamaya çalışarak önce yüzündeki kanları temizledim. Daha sonra da yüzündeki yaralara pansuman yapıp morluklara krem sürdüm. Vücudunu merak ediyordum. Eğer vücudu da yüzü gibiyse en azından ağrı kesici krem sürebilirdim.

Üstündeki tişörtü kavrayıp havaya kaldırdığım sırada elimi kavrayan başka bir elle duraksadım. Giray elimi tutmuş çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.

"Napıyorsun?" dedi çatallaşmış sesiyle.
"Asıl sen napıyorsun?" dedim bende.
"Niye üstümü açıyorsun" dedi.
Sanki şu an bir yabancıyla konuşuyormuş gibiydi.

"Vücudun da yüzün gibi kötü bir halde mi diye bakmak istemiştim." Yeni yeni olanları hatırlıyormuş gibi elimi bırakıp ayağa kalkmaya çalıştı. Tabi ağrıları yüzünden acı içinde geri yattı.

"Kalkma boşuna. Kötü durumdasın. Doktor çağırmamı ister misin?" diye sordum.
"Hayır gerek yok doktora. Beni nasıl buldun? Nasıl geldim buraya?
"Hatırlamıyor musun?" dedim yatağın kenarına oturarak.
"Kafamın içi kazan gibi ve hiçbir şey hatırlamıyorum. Vücudum neden bu kadar ağrıyor?" elleriyle yüzüne dokundu ancak yine acımış olmalı ki geri çekti.

"Siyah bir minibüsle maskeli adamlar geldi. Seni kapıya bıraktılar ve gittiler Giray. Balkondan gördüm bende. Aşağı indim bir baktım yüzün gözün kanlar içinde baygın bir halde yatıyorsun. Belli ki iyi pataklamışlar seni." Dedim.

Yataktan kalkıp ilk yardım çantasını toparladım ve banyoya gittim tekrar. İlaç poşetinin içinden ağrı kesici aldım ve mutfağa girdim. Bir bardak su alıp tekrar Giray'ın bulunduğu odaya girdim.
Yatakta oturur pozisyona gelmiş başını ellerine yaslamış bir halde duruyordu. Üstü başı kir ve çamur içindeydi. İçimi sızlattı bu görüntüsü.

"Ağrı kesici iç iyi gelir. İstersen temiz kıyafetler verebilirim ya da duş alabilirsin." Dedim.
"Ben gitsem iyi olur. Teşekkür ederim ilgilendiğin için." Dedi ve ayaklandı ancak önünde dikilip gözlerimi gözlerine kilitledim.
"Öncelikle o adamların kim olduğunu ve seni neden benim evimin önüne bıraktıklarını anlatacaksın Giray. Beni nereden tanıyorlar ve evimi nereden biliyorlar?"
"Bilmiyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum Lavin" dedi sinirlenerek. Bana ilk kez Lavinia dememişti.
"Sadece sabah evden çıkmak için hazırlandığımı hatırlıyorum gerisi yok." Gerçekten inanılmaz sinirliydi ama siniri bana değil hatırlayamadığı için kendineydi.

Sinirlenince çok seksi oluyorsunuz beyefendi benden uzak durun.

"Gidecek durumda değilsin. Yat dinlen sabah gidersin" dedim bende. Neden bilmiyorum ama gitmesini istemiyorum. Bu adamı tanımam gerekiyor. Dost mu düşman mı anlamam gerekiyor. Eğer dostsa zaten sorun yok. Ancak düşmansa yakınımda tutmam gerekir öyle değil mi?
Bence birinci seçenek ancak yakınımda tutmaktan zarar gelmez.

"Rahatsızlık vermeyeyim daha fazla. Benden hazzettiğin söylenemez değil mi?" dedi yüzünü yüzüme yaklaştırarak.
"Beni tehditle bir anlaşmaya zorlayan birinden hoşlanmamı bekleyemezsin." Çenemi havaya diktim bende. Altta kalamazdım.
"Tehdit etmediğimi söylemiştim. Senin de gerçekleri merak ettiğini biliyorum. Ailenin ailemle ne ilgisi olduğunu merak ediyorsun." Her konuşmasında yüzü yüzüme daha çok yaklaşıyordu ve ben geri adım atmayı reddediyordum.

"İnan geçmişte yaşanan olaylar umurumda bile değil. Ailem öldü. Bu saatten sonra bilmemin hiçbir anlamı yok."
"Ya hiçbir şey sandığın gibi değilse Lavinia? Ya doğru bildiklerin tamamen yanılgıdan ibaretse ve her şey yalansa?" o kadar emin konuşuyordu ki beni kendimden şüphe ettiriyordu.

Bu adam bana zarar. Bu adam benim beynime, kalbime, düşüncelerime zarar.

"Ne fark eder? kimden hesap sorabilirim ki? Mezarlarından mı? Eğer dediğin gibiyse olan bana olacak. Bunu neden isteyeyim Giray?"

Nefesini yüzümde hissedebiliyordum. Neden bu kadar dibime girmek zorundaydı ki? Mantıklı düşünmemi engelliyor bu yakınlık.

"Yalan bir hayatın içinde olmaktansa gerçeklerin acısını çekmek daha iyi değil mi? İçimden bir ses bu yolun sonunda senin de hayatının değişeceğini söylüyor." Diye fısıldadı yüzüme.

Gözlerinden ayıramıyordum gözlerimi. Zaten karşılaştığımız günden beri ben gözlerimi alamıyordum ki ondan. Onun gözleri ise dudaklarım ve gözlerim arasında gidip geliyordu.
Beni öpmeyi düşünmüyor değil mi? Kalbimin sesini kulaklarımda duymaya başladığım an bir adım geri çekildim ve aramızdaki o saçma sapan çekimi kestim.

"İçindeki sese söyle sussun. Kendini de bana fazla alıştırma. Ne istiyorsan vereceğim aynı şekilde sende bana. Sonra da bu saçma sapan anlaşmayı bitireceğiz." Dedim sinirle.
Ona söylüyordum ancak kendimi ona şimdiden alıştıran da bendim.
"Şimdi sana temiz kıyafet getireceğim ve sende yatıp dinleneceksin. O ilacı da iç benim sinirlerimi daha fazla bozma." Dedim ve odadan çıktım. Son anda arkadan gelen gülme sesini duyabilmiştim.

Yüzümdeki saçma sapan gülümsemeyle bende üst kata kıyafet almaya çıktım.
Üst kata çıktığımda kalbimin hala hızlı atıyor olması canımı sıkıyordu. Kendime sinir oluyordum.

Giray'ın gözlerinin içine bakınca dünya yavaşlıyor gibi hissediyordum. O gözlerde bir girdap vardı ve beni sorgusuz sualsiz, iznim olmadan içine çekiyordu.

Bu hadsizlikti. Hiç hoş değildi. En azından iznim alınabilirdi.

Üst kattaki misafir odalarından birine girdim. Ekin ve Bengisu'nun burada kaldıklarında kullandıkları kıyafetleri vardı. Ekinin kıyafetlerinden siyah bir eşofman altı ve siyah bir tişört aldım. Belki bir tık küçük gelebilirdi ancak yapacak bir şey yoktu. Zaten Giray'ın da çok umursayacağını düşünmüyordum.

Alt kata indiğimde onu yatağın kenarına oturmuş, başı ellerinin arasında düşünürken buldum. Hatırlamaya çalışıyordu büyük ihtimalle. Kafasını kaldırıp bana baktığında elimdeki kıyafetleri uzattım.

"Üstün başın batmış durumda böyle durma. Bunları giy." Elimdekileri aldığında yan taraftaki kapıyı gösterdim.
"İçeride banyo var Yardım edeyim mi?" dedim. Benim oldukça masum soruma çapkınca gülüp bana yaklaştı.

"İstersen et tabii ki." İma ettiği şeyle gözlerimi kocaman açıp geri adımladım.
"Sapık herif. Defol git almayayım ayağımı altına." Dedim ve odadan çıktım.

Manyak adam neler ima ediyor!

Derin bir nefes verip arka bahçeye doğru adımladım. Sabahın ilk ışıkları evin içine dolmaya başlamıştı. Uykusuzluktan ölmek üzereydim. Normalde de çok uyuyan biri değilim ancak hiç uyumamazlık da yapmazdım.
Arka bahçenin verandasındaki bahçe koltuklarına kıvrıldım. Niyetim uyumak değildi ama gözlerimi bir süre kapatmak iyi gelecekti.
**********
İçeriden kapının kapanma sesini duymamla gözlerimi açıp içeri doğru baktım. Giray havluyla saçlarını kurulayarak etrafına bakıyordu. Verdiğim eşofman altı tam olmuştu ancak tişört dar gelmiş olacak ki kaslarını yani vücudunu belli ediyordu.

Acun Ilıcalının bir sözü vardır bilir misiniz?

Yerimden kalkıp içeri geçtim. Beni görmesiyle saçındaki havluyu indirdi.
"Dinlenmen lazım Giray. Dilersen o odada kalabilirsin. Yatak temiz, içi rahat. Ama uyanınca bana bir açıklama yapacaksın. Bu sefer kaçamazsın." Dedim kollarımı göğsümde bağlarken.

O an durdu ve başını sağa doğru yatırıp derin bir bakış attı. Yapma şunu be adam!

"Kaçmak gibi bir niyetim hiç olmadı Lavin." Dedi. "Sadece zamanını bekliyorum ve hatırlamaya çalışıyorum."
Bu ne demekti şimdi?

"Bak. Belli ki ismim bir yerlerde geçiyor. Senin dışında birileri beni tanıyor. Seninle alakam var falan mı sanıyorlar bilmiyorum ama bu durum hiç hoşuma gitmedi." Dedim ve derin bir nefes aldım.

"Benimle alakan olmadığını mı söylüyorsun?" adımlarını bana doğru atıp tam dibimde durdu. Gözlerini gözlerimin en derinin bakıyordu.
"Var mı alakamız Giray?" ona meydan okuyan bakışlarımı gözlerinden çekmedim.

"Öyle bir alakamız var ki Lavin. Şu an değil ama zamanı geldiğinde çok net anlayacaksın sende."
Zaman zaman zaman. Her şeye zaman. Ne zaman gelecek acaba o dilinden düşürmediği zaman?

"Uyusan iyi olacak." Dedim. O da birkaç saniye daha gözlerime baktı ve kafasını ağır ağır aşağı yukarı salladı. Daha sonrasında arkasını dönüp çıktığı odaya geri girdi.
Bende tekrar bahçeye çıkmak yerine içerideki kanepeye kıvrıldım. Uyuyabileceğimi düşünmüyordum.

İçimde yine o tanıdık huzursuzluk vardı. Kalbimde çarpıntı, aklımda soru işaretleri ve hepsinin merkezinde olan tek bir isim. Giray.
Öyle bir alakamız var ki Lavin ne demekti? Bizim ne gibi bir alakamız olabilir Giray?

Gözlerime çöken ağırlıkla daha fazla direnmedim ve kendimi uykuya teslim ettim.
🌼

Sabah gözlerimi açtığımda gözlerim kolumdaki saati kontrol etti. 09.45. Etrafı kolaçan ettiğimde bahçe camından sıçan güneş evin içini dolduruyordu. Üzerimde ise bir battaniye vardı. Oysa battaniyesiz uyuduğuma emindim.

Hızla yerimden doğrulup Giray'ın kaldığı odaya yürüdüm. Kapıyı tıklattım. Ses gelmeyince yavaşça içeri girdim. Yatak toplanmış ve oda boştu.

Kalbim hızlandı. Yok artık. Gitmiş olamaz değil mi? "Giray!" diye seslenip banyoyu da kontrol ettim ama gerçekten yoktu. Gitmişti.
Peki bu içimdeki hayal kırıklığı neyin nesiydi?

Odada ilerlerken gözüm komodinin üzerine ilişti. Küçük katlanmış bir kâğıt. Kâğıtın üzerinde küçük bir papatya vardı. Kağıdın üzerinde zarif bir yazıyla adım yazıyordu: Lavinia.
Kalbimin buruk hızlanmasıyla kâğıdı açtım.

"Her şeye rağmen bana yardım ettin. Bu unutmayacağım bir şey Lavinia. Bu yolun sonunda kim haklı kim haksız göreceğiz. Şimdilik gitmem gerekiyordu üzgünüm. Ama tekrar geleceğim merak etme."

Altında ise daha küçük harflerle başka bir şey yazılıydı.

"Sen beni tanıdığını sanıyorsun güzel Lavinia. Ama asıl hikâye şimdi başlıyor."

Notu elimde sımsıkı tutarken papatyayı aldım ve burnuma yaklaştırıp derin bir nefes aldım.

"Hikayelerin ortasında kalmaktan yorulmadın mı Lavin?" diye mırıldandım kendi kendime ama içimden bir ses bu hikâyeyi sonuna kadar yaşayacağımı söylüyordu.

💐💐💐💐

Merhabaaa. Okulumdan dolayı bölüm yazmakta bir tık zorlanıyorum ama elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum.

Oy ve yorum atmayı unutmayınn💛

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18