2. bölüm / 9
LAVİN1
Bölümler 9Şu an: 1
- 1 GİRİŞ389 kelime
- 2 11.927 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 22.676 kelime
- 4 32.676 kelime
- 5 42.184 kelime
- 6 53.688 kelime
- 7 63.769 kelime
- 8 72.979 kelime
- 9 84.132 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı hikayeler sessizce başlar. Anlamazsınız ne olup bittiğini. Sessizce başlar ve bir nehrin sakinliğinde sonsuzluğuna uzanarak devam eder. Benim hikayem, nehir dinginliğinde değil hırçın okyanusun tam kalbinde yankılanan sırlarla başlıyor.
İnsanoğlu nankör, kendi çıkarları doğrultusunda yaşamayı seven varlıklar. Buna bende dahilim. Benim doğrularım başkalarının yanlışı olabilir. Benim çözümlerim başkalarının problemi haline gelebilir.
Ancak kimse benim tercihlerimi sorgulama vasfında değil. Kimse hayatıma burnunu sokabilecek kadar yakınımda değil. Farkında olduğum sürekli kendime hatırlattığım tek cümle var. "Beni benden başka kimse kurtaramaz."
Avucumdaki kahve fincanımı yavaşça yanımdaki sehpaya bıraktım. Üstümdeki şala daha sıkı sarılırken gökyüzündeki bakışlarımı indirmedim. Yeryüzü, gökyüzü kadar ilgimi çekmiyordu.
"Lavinia Hanım. Üşümediniz mi hava çok soğuk" dedi kapıdaki ses. Küçüklüğümden beri yanımda olan beni büyüten dadım. Gülümsedim kapıda bana endişeyle bakan kadına.
"Üşümedim Leyla abla. Hem ne o resmiyet amcam mı evde?" ayaklanıp üstümdeki şalıma daha sıkı sarıldım. Gerçekten üşümüştüm.
Amcam... garip bir adamdı aslında. Bana karşı inanılmaz sıcak, sevecen, dünyanın en tatlı insanıydı. Ama benden başka herkese ve her şeye soğuk, mesafeli, otoriter biriydi. Bu yüzden de evdeki çalışanlar o varken bana resmi davranırlardı.
"Evet az önce geldi." Leyla ablanın yanından geçip aşağı inmek için kapıya ilerledim.
"Sağ ol Leyla abla. Amcamla bana dün yaptığım tatlıdan getirir misin?" diye sordum. Bu sırada da merdivenleri inmiş salona gelmiştim.
"Amcacım hoş geldin" dedim koltukta oturup telefonuna bakan amcama. Kendisi normalde şehir dışında yaşıyordu ama sık sık ziyaretime gelmeyi ihmal etmiyordu. Gelemediği zamanlarda da sürekli telefonda konuşuyorduk.
"Lavin, nasılsın güzel kızım" dedi. Sarılmak için kollarını açtığında beklemeden girdim. Kalbimde büyük bir yer kaplıyordu kendisi.
"İyiyim amca. Sen nasılsın? Neden geleceğini haber vermedin hazırlık yapardım" yan yana koltuklara oturduk. Bu sırada da Leyla abla tatlılarımızı ve yanında da çayları getirmişti.
"İyiyim bende. Çok durmayacağım. Yarın akşam bir davete katılacağım. Senin de benimle gelmeni istiyorum. Eğer bir işin yoksa tabi."
Çayımdan bir yudum alıp geri bıraktım. Amcam da bu arada tatlısını yiyordu.
"Ne daveti amca?"
"Aslında bakarsan benim için değerli bir davet. Bağış gecesi gibi düşünebilirsin. Gelirin tamamı kimsesiz çocuklara bağışlanacak."
Ah benim yüreği kocaman amcam. Bu tarz davetlerin gelirlerinin söylendiği yerlere bağışlandığını görmemiştim hiç. Amaç göz boyamak.
"Aa ne kadar güzel. Gelirim tabi amca. Benim de katkım olur." Dedim. Gidelim de tüm camia asalet, güzellik, feraset, zarafet neymiş görsün. Asla egolu biri değilim yanlış anlaşılmasın. Kendimizi seviyoruz ayol.
Amcamla biraz daha sohbet ettikten sonra yolcu ettim. Yatmadan önce üzerinde çalıştığım projeme biraz göz atmaya başladım.
Grafik tasarımı 4. Sınıf öğrencisiydim. 25 yaşında üniversite okuyunca pek yaşıt arkadaş bulamıyordunuz. Bazı ailevi olaylarımdan dolayı sınava kendi senemde girememiştim.
Ailevi sorunlarım var diyorum kızım. Tek sana değil herkese karşı böyleyim anlatabiliyor muyum?
Annemi ve babamı kaybetmiştim. Bir kardeşimde yoktu. Annem ve babam öldükten sonra amcamla kalmaya başlamıştım. Amcam daha önce evlenmiş ancak karısını doğum sırasında kaybetmiş. Doğan çocuğu da şu anda yurt dışında yaşıyordu.
Saçlarımı güzelce tarayıp, maskemi de yüzüme sardıktan sonra yatağıma geçtim. Kendimi sevdiğimi söylemiştim. Bakım yapmak yasallaşmalı. Herkese yapma zorunluluğu getirilmeli ve bakım ürünleri de ücretsiz dağıtılmalı. Teşekkürler.
******************
Sabah erkenden kalkmıştım. Bugün davet günüydü. Erken kalkmamın pek anlamı yoktu ancak ben zaten geç saatlere kadar uyuyabilen birisi değildim.
Odamda masanın üzerine kocaman kutu konulmuştu. Kutunun üstünde amcamdan geldiğini düşündüğüm bir not vardı.
"Davetin maskeli olduğunu söylemeyi unutmuşlar. Umarım beğenirsin :)" kutunun en üstünde bir maske vardı. Kırmızı, gözlerimi ve burnumu kapatan maske küçük çiçek/yaprak detaylarıyla doluydu.
Maskenin üzerinde minik yakut ve elmas taşlar vardı. Açıkçası inanılmaz zarif duruyordu. Ama asla amcamın zevki değildi bu.
Maskeyi kenara bırakıp altındaki elbiseye uzandım. Elbise de maske gibi kırmızıydı. Kan kırmızısı. Askılı ve uzun olan elbise derin bacak dekoltesine sahipti. Bu da asla amcamın zevkine hitap eden bir elbise değildi. Çok sorgulamadan elbiseyi askıya asıp dolabın kapağına astım. Tam o esnada telefonum çalmıştı.
Ama bu çalan telefon kişisel değil, iş telefonumdu. Arayan kişiyi yanıtlayıp sakince kulağıma götürdüm telefonu.
"Kuşunuzu kafese koyduk."
"Yarın akşam geleceğim"
"Bugün gideceğiniz davete Salih Çınar'da katılacak."
"Öyle mi? Onu da yavaştan kafese yaklaştıralım o zaman."
"Tamamdır."
Telefonu kapatıp yerine koydum. Kahvaltı yapmak için adımlarımı alt kata yönelttim. Pek arkadaşım yoktu. Yaptığım iş dolayısıyla da insanlarla yakın olmayı pek sevmiyordum. Her şeye, herkese şüpheci yaklaşıyordum. Bir yerden sonra bu durum insanları sıkıyordu. Çünkü şüphelendiğim, güvenmediğim şeyleri açıkça söyleyip sorguluyordum. Bu da insanların pek hoşuna giden bir durum olmuyordu tabi.
Olsun ayol biz kendi kendimize de yeteriz. Maşallahımız var çok şükür. Tanrı öyle bir yaratmış ki, yaratırken bu kadın kimseye ihtiyacı olmadan kendi kendine her konuda yetebilsin demiş.
Ama yine de insan bir yerden sonra sevmek sevilmek, prensesler gibi hissettirilmek istiyordu. Yılbaşı için 12 üzüm almak şart oldu bize...
Kahvaltımı yapmış, duşumu almış, saç ve cilt bakımımı yapmış, şimdide odamda oturmuş saçımı makyajımı yapmaları için çalışanların gelmelerini bekliyordum. Onları beklerken de Türk kahvesi eşliğinde bilgisayarımdan mezuniyet projemin üzerinde çalışıyordum. Türk kahvesi bu hayatta en ama en sevdiğim her şeydi. İçecek olarak severdim, yiyecek olarak (telvesini yerdim) severdim, ağrı kesici olarak kullanırdım. Yani çok amaçlı bir üründü benim için. Su içmek gibiydi. Varsa vardım, yoksa yoktum. Bu hayatta reddedemeyeceğim üç teklif vardır;
1 Tatlı yiyelim mi?
2 Türk kahvesi içelim mi?
3 Türk kahvesi içip yanında tatlı gömelim mi?
Bu üç teklifle gelen düşmanım olsa "ay olur. Düşmanlığa kısa bir ara verelim" derdim. Sonuçta ne demişler 'Türk kahvesi, zamanın durduğu anlarda yudumlanan bir huzurdur.' Tabi böyle dememişlerde olabilir ben uydurdum ama konumuz bu değil şuan.
Sabaha kadar Türk kahvesinden bahsedebilirdim ama saçım ve makyajım için kapım çalınmıştı. Tüh bak sen şu işe.
**************
Kırmızı. Bana göre dünyanın en çarpıcı ve en etkileyici rengidir. Tutkuyu temsil eder. Cesareti, hayatı temsil eder. İçinde kendini dünyanın en asil insanı gibi hissedersin. Kendisini birçok yüzeyde gösterebilir. Gün batımının ufku yalayan alevli kızıllığında gösterir. Bir gülün kadife dokusunda gösterir. Ya da bir insanın vücudundan damlayan kanda gösterir. Göz alıcıdır. Davetkardır. Güçlü ve kural tanımazdır. Bir tarafında aşkın derinliğini taşır.
Diğer tarafında ise savaşın şiddetini. Bu renk hayatta iz bırakmak isteyenlerin rengidir. Her baktığınızda size bir sır fısıldar. Bir çağrı yapar. İnsanların kalbinin en derinine yaşamın yoğunluğunu bırakır.
Kırmızı elbisemin içerisinde hiç olmadığım kadar özgüvenli hissediyordum. Saçlarımı ensemden topuz yaptırmıştım. Makyajım ise siyah ağırlıklı ama hafif bir makyajdı. Güzeldim. Yani bence öyleydim.
Araba davet salonunun arka tarafında durmuştu. Ön tarafında magazinciler vardı ve fotoğraf vermek isteyenleri ön kapıdan alıyorlardı. Ben arka kapıyı tercih etmiştim.
Salondan içeri girdiğimde herkes gerçekten çok şık duruyordu ve kalabalıktı. Masaların etrafında dörderli beşerli insanlar duruyor sohbet ediyorlardı. Ortalardaki boş masalardan birine yönelmeye başladım. Herkeste maske olduğu için kimseyi tanıyamıyordum.
Bana dönen, hatta kelimenin tam anlamıyla arsız arsız süzen birkaç adamla göz göze geldim. İğrenç.
Az önce amcam gelemiyeceğine dair mesaj atmıştı. Altına da onun yerine orda durup duramayacağımı sormuştu. Hayır diyemedim tabi ki de. Yani bildiğin ekilmiştim, tek kalmıştım. E olsun madem bende buranın tadını çıkarırdım. Sonuçta benimde bir amacım vardı değil mi?
Yanımdan geçen garsondan iki kadeh şarap alıp gözüme kestirdiğim hedefime doğru yürüdüm.
"Merhaba Salih Bey" diyerek girdim konuya. Yanında 2 erkek daha vardı ve tüm gözler bana dönmüştü.
"Merhaba. Tanıyor muyum sizi?" Yüzünde iğrenç bir gülümseme belirdi. Hatta masadaki diğer erkeklerde de aynı gülümseme mevcuttu. Yüzüne yumruk çakma isteğimi bastırıp bende gülümseyerek karşılık verdim.
"Hayır. Ama bende tanışmak için gelmiştim. Hakan Güneş'in yeğeniyim. Uzun süredir tanışmak istiyordum sizinle. Bugüne kısmetmiş"
Elimdeki kadeh şarabı ona uzattım. Bu tarz adamlar için kim olduğum, yaşımın kaç olduğu zerre önemli değildi.
Yanındaki adamlara kafasıyla işaret vermesiyle ikisi de masadan uzaklaştı.
"Öyle mi? Neden bu kadar tanışmak istediğinizi anlayamadım." Şarabımı yavaşça yudumlayıp en cilvelisinden gülümsedim. Biraz daha yaklaştım ona doğru.
Benim bu hareketlerim onun da hoşuna gitmiş olacak ki, o da şarabını içip bana yanaşmaya başlamıştı.
"Uzun süredir dikkatimi çekiyorsunuz. Çok başarılısınız. Sizden öğrenmek istediğim çok şey var aslında. Yardımcı olabileceğinizi düşündüm." Bir yudum şarap daha.
"Teşekkür ederim. Çok naziksiniz. İsminiz neydi?"
"Lavin" dedim yavaşça. "Lavin Güneş"
"Lavin Hanım. Levent Bey çok sevdiğim bir iş insanı. Kendisiyle birçok kez aynı kâğıda imza attık. Onun hatırına tabii ki de size istediğiniz her konuda yardımcı olurum."
İşte duymak istediğim cümleler. Aynı kâğıda imza atıp amcamı dolandırdığı yetmiyormuş gibi kendisi nur topu gibi bir pedofili sapığın teki. Uzun zamandır araştırıp yaptığı işlerden emin olmuştum. Ben ihtimallerle çalışmam.
"Ben-" diye söze başlamıştım ki yanımıza gelen bir adamla sözüm kesilmişti. Adam Salih'in kulağına bir şeyler fısıldayıp geri çekildi.
"Ah Lavin Hanım gerçekten çok özür diliyorum ama gitmek zorundayım. Bir yerlere kaybolmayın gece daha yeni başlıyor. Eminim daha rahat bir yerde konuşmamıza devam ederiz" deyip göz kırpmıştı.
Gözün çıksın terbiyesiz ahlaksız herif.
Yüzümde oluşan yapmacık gülümsemeyi silmeden kafamı salladım. Zira ağzımı açarsam kusabilirdim suratına.
Salih ve yanındaki adam masadan uzaklaşırken şarabın geri kalanını kafama dikmiştim. Bulunduğum yerden etrafı inceliyordum.
Tam o esnada sol çaprazımda kalan biriyle göz göze geldim. Uzun boylu, geniş omuzlu, siyah gür saçlı ve simsiyah takım elbisesiyle inanılmaz ihtişamlı gözüken beyefendi; o kadar dikkatlice izliyordu ki beni gözlerimi kaçırma hissiyatı oluşmuştu. Ama inatla bende ona bakmaya devam ettim. Onun da yüzünde benim maskemin modelinden vardı. Ama siyahtı. Simsiyah.
İfadesiz bir şekilde birbirimize bakmaya devam etmiştik. En sonunda dayanamayıp kafamı 'ne bakıyorsun?' tarzında sallamıştım. Dudağının bir köşesi yavaşça havalandı ama bana bakmaya devam etti. Nerde manyak var hoop mıknatıs gibi çekiyorum. Aferin bana da.
Yaklaşık 20 dakika olmuştu. Ben gözlerimi çekip etrafı izlemeye çalışıyordum ancak gözüm sürekli o beyefendiye takılıyordu. Her gözüm değdiğinde bana bakıyorken yakalıyordum. Ama maşallah ne utanma var ne arlanma insan bi çekinir gözünü kaçırır. Arsız mı ne?
O zaman bende arsızlaşırım.
Benden gözlerini ayırmadan yanındaki adama eğilip bir şeyler fısıldadı. Daha sonra bana doğru yürümeye başladı.
Bir dakika ne?
Şu an gerçekten bana doğru yürüyor.
Eee beyefendi yalnız siz orda ben burada daha romantik ve tatlıydık. Gelmeyiniz.
Gözlerini asla benden ayırmıyor ve bana doğru oldukça emin, özgüvenli adımlarla geliyordu. Yani harbiden geliyordu yani. İnşallah yanımdan geçer gider âmin.
Geldi, geldi, geldi ve tam karşımda durdu.
Gözleri gözlerime öyle bir bakıyordu ki... karşısında kendimi çırılçıplak hissetmeye başlamıştım.
Öyle bir bakıyordu ki, sanki her şeyi biliyorum der gibi. Sanki senin kim olduğunu, neler yaşadığını biliyorum der gibi. Gözleri ise acı kahveydi.
Elini yavaşça bana uzattı.
"Bu dansı bana lütfeder misiniz?" dedi.
O kadar naif ve zarif bi şekilde sordu ki bunu, şaşırmadan edememiştim.
Hayatımda ilk kez bir erkek karşısında eriyip yok olmak istemiştim.
Öyle bir andı ki benim için, kendimi kontrol etmekte inanılmaz zorlanıyordum.
Sanki aklım yoktu şu an ve vücudum kendi kendine, benim iradem dışında hareket ediyordu.
Elimi yavaşça elinin üzerine bıraktım. Sıcaktı eli. Sımsıcak. Benim elim ise her zaman soğuktur. Yüzünde oluşan gülümseme o kadar güzeldi ki, az önce ukalaca gülüşüyle şu anki gülüşünün alakası yoktu.
En güzeli de kısılan gözleriydi.
Ben etkilenmiştim sanırım.
Ben hayatım boyunca bir erkekten ilk kez bu kadar etkilenmiştim.
Beraber piste doğru yürümeye başladık ve piste adımımızı attığımız an vals müziği çalmaya başladı.
Yuh yani oha. Çok pardon ama ne diyebilirim ki.
******************
Salondaki herkesin gözü pistteki çifte çevrilmişti. Kırmızlar içerisindeki kadın ve simsiyah takımın içerisindeki erkek. Öyle uyumlu gözüküyorlardı ki herksin gözleri kamaşmıştı bu görüntüye. Tavandan sarkan kristal avizelerden süzülen ışıklar sanki sadece onların üzerine odaklanmış gibiydi.
İkisi de gözlerini ayırmıyordu birbirlerinden. Öyleydi ki ikisi de aralarındaki çekimin farkında olarak hareket ediyordu. Adamın kendinden emin, güçlü ve bir o kadar da zarif hareketlerine karşı kadın da zarif ve bir o kadar özgüvenle eşlik ediyordu.
Vals ilerledikçe aralarına koydukları mesafe yavaş yavaş kayboluyordu. Sanki sohbet ediyorlardı. Sanki birbirlerinin gözlerinden ayrılmayan bakışları, sessiz bir sohbetin ritmiyle dans ediyordu. Müzik devam ettikçe hareketleri de tutkulu hale gelmeye başlamıştı. Kadının meydan okuyan bakışlarına karşılık veriyordu adam.
Son nota da çalınıp müzik yavaşça durduğunda ikisinin de nefesleri birbirine karışmıştı. Dakikalardır gözlerini ayırmamışlardı birbirlerinden. Kadın nefesini kontrol altına alıp yavaşça araladı dudaklarını.
"Kimsin sen?"
Adamın dudakları yavaşça iki yana kıvrıldı.
"Kim olduğumun bir önemi yok. Ama bu son dansımız olmayacak Lavinia Güneş"
**************
Merhabaa. Bu benim uzun zamandır üzerinde çalıştığım bi kurgu. Umarım beğenirsiniz.
Bölüm etkileşimi
