1. bölüm · KUZEY VE GÜNEY

Plan

Beyza Şahin

GİRİŞ
Kuzey ve Güney hanelerinde sınır çizgisi bellidir. Kimse oraya geçmezdi. Kuzey ve Güney hanelerinin sınır başlangıçlarında korumalar, okçular vardır. Güney hanesinin varisleri, "Aldatan ışık" Adlı ana şatoda kalırlar. Ben de orada büyümüştüm. Ben NYRA VEİL. Morven Veil'in soyundan büyümüş olan varis. Kuzey Hanesi ile olan düşmanlığımız yeni değildi.
Bu plan da bir gecede doğmamıştı. Yaptığımız strateji keskindi. Babam Morven, planı hazırlamıştı ve benim onaylamamı beklemiş, güney hanesinden olan diğer kişiler ile planı sağlamlaştırmıştı. Şimdi plan zamanı gelmişti.
Plan şuydu:
Kuzey’in içine girecektim.
Rehin düşecektim.
Ve bunu onların hatası gibi gösterecektik.
Şimdi sıra bendeydi.

BÖLÜM 1 - PLAN
Ana şato aldatan ışık'ta son hazırlıktaydı herkes. Benim hazırlığım uzun sürmedi, zaten güney hanesindeki diğer varisler ve kişiler planı her ayrıntısına kadar düşünmüş ve sağlamlaştırmışlardı. Bu yüzden çok beklemedim. Babam Morven, şatonun lider odasındaki masada oturmuş, son kontrolleri yapıyordu. Benim odaya girdiğimi görünce hemen gözlerini bana dikti. "Hazır mısın Nyra?" Dedi.
"Ne zaman hazır olmadım ki?" Dedim şakayla karışık bir ciddiyetle. Babam tavrımı fark etmiş olacak ki hemen cevap verdi, "bu işin şakası yok kızım. Bu plan için çok çalıştık, en ufak ciddiyetsizlik planı bozabilir." Babam ciddi bir insandı ama babalığını hissediyordum. Konuyu değiştirmek için, "plana ne zaman başlayacağım? Ana kuleden haber bekliyorum. oranın lideri Vale daha bilgi göndermedi, Kuzey hanesini en iyi o görebiliyor, aksaklık çıkmadı değil mi baba? Senin haberin var mı?" Babam benin tereddüt etmemi sevmezdi. Keskin zekalı olduğumu söyler, bunu iyi kullanmam için fikir verirdi. Fakat ben ne kadar keskin zekalı olsam da, bazen panik yapar, tereddüt ederdim. Babam cevap verdi
"Panik yapma Nyra, artık geri dönüş yok." Dedi. Bunun farkındaydım ama hala parlayan hançer lideri olan Vale'den bilgi gelmemişti. Babam önünde duran kağıtlara göz atarken bir sinyal geldi telsizden. Muhtemelen Vale haber göndermişti. "Haber mi var?" Diye atıldım hemen. Babam telsizi kulağına götürdü ve hemen ne olduğunu sordu. Telsizden beklediğim haber gelince tereddütüm kaybolmuştu ama stres yapmıştım. "Nyra, planı etkinleştireceğiz kızım. Hazır mısın? Emin misin?" Herhangi bir varis plana çıkmadan önce bu iki soruyu alır, büyüğünden cevap beklerdi. Stresim bu soruyu duyunca kendini belli etmişti ama ben planları asla yarıda bırakmazdım. Ve konuşmaya başladım, "hazırım, eminim." Artık geri dönüş diye bir şey yoktu.

🏹

Iron isimli gri atımın üzerinde salınıyordum. Sınırı daha geçmemiş, güney hanesinin korumalarının yanında özgüvenimi topluyordum. Kuzey hanesinin sınrını geçmeden Iron'ı güney hanesinde bırakacaktım. Çünkü Iron, güneydeki en eğitimli ve zapt edilebilen attı. Iron benim atımdı. Babam bana Iron'ı, keskin zekamın geliştiğini düşündüğü zaman, eğitmem için vermişti. Şimdi ise artık en stratejik olan attı Iron. Atımın üzerinden indim ve onu okçulara teslim ettim. "Eğer Iron'a zarar gelirse sorumlusu sizsiniz! " Demeyi ihmal etmemiştim. O sadece sıradan bir at değildi, küçüklüğümden beri benimle büyüyen ve benim özel olarak eğittiğim, ruh bağımın olduğu attı. Benim tembihlememden sonra okçular Iron'ı aldı ve Kızıl diken'e götürmeye başladılar. Diğer korumaların yanında kalmıştım. Saçlarım rüzgarın etkisi ile savrulurken gücümü toplamaya çalışıyordum. Zarar görmemem için üzerimde zırhlar vardı. Kendimi artık hazır hissediyordum. Sınırı geçmek için adım atmaya başladım. Adımlarım sarsak değil, aksine sağlam basıyordu taşlar ve toprağa. Kuzey hanesinin korumalarını daha net görmeye başladığımda adımlarım hızlandı. Korumaların benim yaklaştığımı gördüğünde elleri, bellerinde duran telsizlere gitmeye başlamış, bana doğru hamle yapmak için hazırlanmaya başlamışlardı. Kuzey hanesi benim güney hanesinden varis olduğumu bilmiyorlardı. Çünkü varislerin sadece adı bilinir yüzleri sızdırılmadıysa bilinmezdi. Benim yüzümün sızdırılmadığından emindim. Ama kuzey hanesindeki varisler için aynı şeyi diyemeyecektim. Kuzey hanesinin sınırındaki korumalar benim, onların demir sınır kapısına dayandığımı gördüklerinde bana doğru düşmanca konuşmaya başladılar. Gerçi biz zaten düşmandık. Aralarından birisi "geri dön güneyli. Ailene veda etmek zorunda kalırsın yoksa!" Dedi. Onu ciddiye almadım. Çünkü ben babam Morven dışındaki kimse ile can bağı kurmamıştım. Yani düzgün bir ailem olduğu söylenemezdi. "Ailem olduğunu nereden çıkardın kuzeyli koruma? Bir saniye sen... Şey değil misin?" Bu adam bana bir yerden tanıdık gelmişti. Ah! Bu adam güneyli bir kadını kuzeye çekmeye çalışandı! Eğer planda olmasaydım şuan onu oklayıp leşini denize atmıştım. Ama sırası değildi. Adam endişe ile bana baktı. "Sen beni tanıyamazsın güneyli. Geri bas!" Deyince tehlikeyle gülmeye başlamıştım. "Seni tanımamak elde değil. Umarım başka kadınlarımızı manipüle etmezsin." Dedim. Adam işaret verince diğer okçuların okları da bana dönmüştü. Benim biraz daha onların canını sıkmam ve rehin düşmeye çalışmam lazımdı. Onların sınırına daha da yaklaştım ve koşarak demir kapıdan atladım. Kapıdaki diğer korumalar arkamdan koşmaya başlamıştı. Bilerek kendi koşma hızımda koşmadım. Eğer kaçmak isteseydim bir jaguar gibi hepsini atlatır ve aldatırdım. Çok cüsseli olmayan bir koruma benim kolumdan tutarak sendeletti. Sonra bizim kadınımızı manipüle etmeye çalışan adam arkadan bağırdı, "Rehin alın şu güneyliyi!" İşte asıl oyun şimdi başlıyordu.

🏹

Korumalar beni götürürken, kuzey hanesinin duvarına yaslanmış, beni tehlikeli bir sakinlikle izleyen birisi vardı. Bu kişi bana hiç tanıdık gelmemişti. Sadece... Ben bunu bir yerde görmüştüm. Korumalar beni çekiştire çekiştire götürürken o benim görüş açımdan çıkıyordu. Tabii ya! Bu güney hanesinde yüzü sızdırılan baş varis, aynı zamanda lider! Bu Keal Noxvar! Bu varis, babası öldükten sonra lider olmak için başa geçen varisti. Güney hanesinde herkes onu, "boşa kan dökmeyen, rehineleri kulanan" Olarak biliyordu. Fakat aptal Kuzey'liler, onlardan kimsenin yüzünün sızdırılmadıklarına inanıyorlardı. Sanırım Kuzey'lilerin en zayıf yanı, kendilerine ve düşüncelerine fazla güvenmesiydi. Keal Noxvar görüş açımdan çıkmıştı ama içimden bir ses, onun benden şüphelenceğini söylüyordu. Sonuçta Kuzey hanesinin lideri oydu, ve ben Kuzey hanesine rehin gideceksem, illaki onu görecektim. Korumalar beni, ana şato olduğunu düşündüğüm, aynı zamanda babamın haritaya bakarken gördüğüm yer, "İnci Tozu'na" Götürüyorlardı. Ayrıca bu kormalar beni doğru düzgün götüremiyorlardı. Balık etli birisi değildim, Yani beni götürürken zorlanmalarını düşünemezdim. Bir saniye. Bu adamlar alkol kokuyordu! Lanet olsun ki adamlar, çeyrek sarhoştu! Bu adamların kafası leylayken nasıl çalışıyorlardı? Sanırım ben bu korumaları fazla gözümde büyütmüştüm. Korumanın adımlarına baktığımda sarsak adımlar attığını, adımlarının benim gibi olmadığını gördüm. İşin ironik tarafı ise, benim korumalardan daha net adımlarımın olmasıydı. Nihayet beni 5 kişi, zor şatoya getirdiklerinde, aralarından birisi yere yığıldı. Gerçekten bu Keal Noxvar nasıl bir liderdi? Bu kadar sarhoş birisi nasıl çalışabilirdi ki? Bunu düşününce, Güney'in lideri babam Morven'a minnet duymaya başladım. Korumalar beni hapis gibi bir yere getirdiklerinde zorluk çıkarmadım. Ana şato olduğunu düşündüğüm yerde zindan, daha doğrusu rehin tutanağı olduğuna şaşırmıştım. Korumalar birşeyler konuşurken tutanağın kapısını kapatıp kilitlediler. Sonra da bu tutanağın olduğu yerden çıkıp, konuşarak oranında kapısını kapadılar. Hava kararmaya başlıyordu. Günün en sevdiğim saati, yani yıldızların olduğu saat "gece" Oluyordu. Burada o kadar fazla ışıklandırma olmadığı için yıldızlar fazla, gökyüzü renkli görünüyordu. Oturduğum yerden kalktım ve tutanağın parmaklıklarını tutarak, bu odada bulunan cama doğru çevirdim başımı. Gökyüzü beni her seferinde büyülüyordu. Ben gökyüzünü izlemeye dalmışken odanın kapısı açıldı.

🏹

Kapı açıldığı an bakışlarım sesin geldiği yere dikkat kesildi. Tahmin ettiğim şeyler olmuştu tabii ki. Sanırım aptal kuzey'lilerden daha fazla kendi hislerime güvenmeliydim. Kapıdan bana doğru bakan kişi kuzey'in lideri, Keal Noxvar'dı. Bu adamın zaten peşimi bırakacağını düşünmemiştim. -ki zaten o kuzeyin lideri ve kendi hanesini korumak için tabii ki bana bakacaktı. Aptal kuzeyli dudaklarını aralayarak konuşmaya başladı. "Bilerek haneme girmek nasıl hissettiriyor, rehineciğim?" Bu ne diyordu böyle? Anlamış olmasına ihtimal vermek istemiyordum. Beni tanımadığı için bazen deli fişek olduğumu bilemezdi. Daha fazla düşünceleri dalmak istemediğim için ben de bir soru sordum. Soruya soruyla cevap vermeyi sevmezdim ama bunu yapmak zorundaydım. "Ne diyorsun sen aptal Kuzey'li!" Eğer sakin kalırsam şüphe uyandırabileceğim için yeteneklerime sığındım ve yalancı bir öfke sundum.
Aptal Kuzey'li bana, "sence biraz fazla mı gerginsin orman gözlü güzel çıtır dişi hanımefendi?" Dedi. Neden daha önce bir kadın görmemiş gibi davranıyordu? "Daha önce kadın görmedin mi hiç, yabani aptal!" Diye karşılık veririm ona. "Daha önce kadın gördüm ama senin gibi cesur birini ve bu kadar güzel gözlü birini görmemiştim." Gözleri üzerimde dolanırken bakışları en son, bahsi geçen gözlerimde durdu. Gözlerim abarttığı kadar anormal değildi. Bildiğimiz yeşil gözdü ve itiraf etmek gerekirse, onun siyah gözleri, benim yeşil gözlerimden daha güzeldi. Renkli gözler benim hoşuma gitmezdi çünkü küçükken, her ne kadar bir liderin kızı olsam bile beni renkli gözlerim ve sarı saçlarım yüzünden zorbalamışlardı. Yaptıkları şeyler kesinlikle büyüktü ve bir çocuğa asla yapılaması gereken şeylerdi. Bu zorbalıklar, bende kendime karşı önyargı üretmiştir. "Bir daha o çirkin bakışlarını üzerinde fark edersem oyarım gözlerini!"
"İşte bahsettiğim şey buydu rehineciğim. Anlayamadığım şey şu; aptal mısın, cesur musun?" Aptal olamayacak kadar cesurdum. "Şimdi seninle ne yapsak? Seni ana şatoya götürüp leydi'im mi yapsam?" Dalga geçiyordu embesil. Bunu söyledikten sonra alayla gülmüştü. Açıkçası bunu kendime itiraf edemiyordum ama daha önce bababım bana gösterdiği fotoğrafında böyle değildi. Her ne kadar bunu söylemek istemesemde, Gerçekten yakışıklıydı. Ama konumuz bu değildi. "Şimdi ben birilerini çağıracağım ve onlar sana haddini bildirecek orman gözlü." Aptal Kuzey'li benim canıma kast edeceğini düşündüğüm kişilere çağıracakken bile gözlerimden bahsediyordu. Acaba bu aptal Kuzey'liyi gebertmek istemem normal miydi? İki üç dakika geçtikten sonra odaya, benim artık "Aptal Kuzey'li" Lakabını koyduğum Keal ile dört kişi girdi. Lanet olsun ki benim uğurlu sayım dörtdü ve bunlar beni sanırım benzeteceklerdi! Bunların beni dövmesini bekliyordum ama içeri giren kişiler Keal kadar olmasa da benim için cüsselilerdi. Daha önce böyle kişiler çok görmüştüm ama onlar beni koruyorlardı, dövmüyorlardı! "Şimdi, ben sana haddini bildirmemiz gerektiği kararını verdim, rehineciğim." Aptal kuzeyli hem beni dövdüreceğini söylüyordu ama bunu söylerken nazikliğinden ödün vermiyordu. Bu adamlar cüsseliydi ve her ne kadar benim gözümü korkutmuş olsalar bile, benim bildiğim dövüş sanatları ve ince vücudumda sakladığım güçten haberleri yoktu. Adamlar benim olduğum rehin tutanağına doğru yaklaştıklarında, Kuzey'e ait olamayacak kadar şanlı, ve bir o kadar da güçlü bir at kişnemesi geldi. Bu kişneme bana tanıdık geldi. Bu Iron'ın kişnemesi değil miydi?

🏹

Dışarıdan gelen tanıdık kişneme Keal ile diğerlerinin dikkatini dağıtmıştı. Keal'ın yanındaki adamlar benim olduğum rehin tutanağının kapısını açmışlardı ama, gelen kişneme, ben dahil herkesin dikkatini dağıtmıştı ve şaşırıp sesin geldiği yere dönmüşlerdi. Onlar Iron'ın kişnemesi olduğunu düşündüğüm kişnemeye odaklanmışken ben hızla toparlanmıştım. Benim olduğum rehin tutanağının kapısı açık olduğu için hızla buradan çıkabilir, ve at kişnemesinin geldiği yere doğru hızla koşabilirdim. Bunu yapmak için kendime güveniyordum, çünkü bildiğim teknikler onları alt etmeme hızla yardım ederdi. Ama bunu yapmadım. Eğer at o "Iron" İse, onun yanına gittiğimde hem onu tehlikeye atmış olurdum, hem de bana yapacakları şeyleri iki katına, hatta dört katına bile çıkabilirdi. Kimseyi tehlikeye atmadan planın düzgün işlemesini sağlamalıydım. Güney hanesi en az dört günde atağa geçerlerdi. bu süre zarfında beklemeli ve plan olduğunu sırıtmaması için biraz onları sinir etmeliyim. Keal ve diğer adamlar nihayet sesin geldiği yöne bakmayı bırakmış, beni göz haphisine almışlardı. Keal karadelik'e benzeyen gözleri ile beni tekrar süzdü ve bakışları gözlerimde durdu. "Şimdi senin icabına bakacağız, orman göz." Dedi. Aptal hala benim gözlerimden bahsediyordu.
"Eğer o bahsettiğin gözlerin sana bakacağını düşünüyorsan, yanılıyorsun." Dedim ona karşılık olarak. Bana duygu içeriyormuş gibi cümleler kuruyordu. Duygularını üstü kapalı anlatıyormuş gibi geliyordu, ama yanıldığımı düşünüyordum.
"Nerden çıktı bu, rehineciğim? Ayrıca düşman haneden birinin kızına aşık olmak bana göre değil. Sadece gözlerin beni büyülüyor. Bu arada ben Keal Noxvar," Dedi ve açık olan rehin tutanağı kapısını kapatarak, parmaklıkların arasından bana elini uzattı. Ayrıca bu salak niye adını bana söylemişti? Ve ek olarak niye kapıyı kapatmıştı? Benden korkuyordu, ama ben korkunç göründüğünü sanmıyordum.
"Ben Kuzey hanesinin lideri. Burada uzun soluklu kalmadan öleceğini düşünüyorum. Bu yüzden adımı söyledim orman göz." Bu adam benim öleceğim mü düşünüyordu? Gerçekten gülünçtü. Beni tanımadığını buradan gösteriyordu.
"Eğer aklın varsa benim olduğum yerlere gelmezsin, Noxvar! Aksi takdirde ölen ben değil, sen olacaksın!" Babam beni bu konularda eğitmişti, öleceğimi sanmıyordum.
"Tamam, sen tehlikesin, tehlikenin içinden geliyorsun. Ama düştüğün yer Kuzey hanesi ve senin tutan kişi Keal Noxvar. Kendine çok güvenme rehineciğim, çünkü melekler bu dünyaya ait değiller." Ben bu adamın akıllı mı, salak mı olduğunu anlamıyordum. Ayrıca bana iltifat mı etmişti o? Kusacağım şimdi! "Düzgün konuş, aptal! İltifatlarını başkalarına sakla ve benden köşe bucak kaç!" Bu adam beni anlamıyor, ve anlamak istemiyordu. "Gerçekten çok gevezesin. Artık işimize dönelim. Korumalar, ne yapacağınızı biliyorsunuz. Şu orman perisine emrinimi uygulayın." Dudağının sol yanı kıvrıldı ve konuşmaya devam etti, "Gözlerine dikkat edin, o gözler için Kuzey hanesini verebilirim." Dedi ve odadan çıkıp kapıyı kapattı. Ne diyordu bu! Adamlar, Keal'ın kapattığı Rehin tutanağının kapısını tekrar açtılar ve içeri doğru girdiler. Onlardan korkumuyordum. Ben onlardan değil, onlar benden korksundu yani. Adamlar içeri girdiğinde bana doğru yaklaştılar. Aralarından diğerlerine göre daha az cüsseli olan, bana ilk yumruğu attı ve beni geriye doğru sendeletti. Ben ise hiç karşılıksız kalmadan anında toparlandım ve onun karnına tekmeyi geçirdim. Bulunduğumuz tutanak, bu tutanağın bulunduğu odadan biraz küçüktü. Yani büyük bir tutanaktı. Diğer adamlar benim verdiğim karşılığa şaşırmışlar, hatta afallamışlardı. Sonra toparladılar ve bana topluca dalmaya başladılar. Ben bir yandan bir adama yumruk atarken, diğer adama kafa atıyordum. Sanırım onbeş dakika boyunca dövüştük ve onların son hali şöyleydi, birinin kolu kırık ve kaşı yarıktı, diğerlerinden daha az cüsseli olanın ise kolu kırık ve bir bacağı çatlak, diğer ikisinin ise her yeri kan içindeydi. Yaptığım hamleleri ve teknikleri iyi bildiğim için onlara ne olduğunu biliyordum. Ama o kadar fazla dövüşmüştük ki birbirimizle, ben diğer ikisine ne yaptığımı bilmiyordum. Ben ise, kaşımın yarılması ve bir yerlerimin morarması ve kanaması ile atlatmıştım. Adamlar cüsseleri olmasına rağmen yere yığılmışlardı. Sonra hepsi ayağa kalktı ve tutanağın olduğu odadan çıkmışlardı. Sanırım sevgili Keal'a rapor vereceklerdi. Aptal Kuzeyli'nin korumalarını ne güzelde benzetmiştim. Düşündükçe gülesim geliyordu.
🏹

Bir kaç dakika geçtikten sonra içeri Keal girdi. İfadesi şaşkındı ve sinirli görünüyordu. Ben aynı şekilde ona nefretle bakıyordum, ama bir yanım eğleniyordu. Bu adamın korumalarını dövmek, En az Keal'ı dövmüş gibi hissettirmişti. Eğer tutanağın içine o da girerse ona da aynı şeyler olurdu. Bu tutanak benim için bir ring gibiydi.
"Bunu nasıl yaptın!" Dedi sinirle Keal. Masum bir ifade takındım ve, "ne yapmışım?" Dedim ben de alayla. "Alay etme orman perisi! Bu sefer oraya ben gireceğim!" Girsinde görsün. Onun karşısında korkudan titreyen bir peri değil, sinirden eli ayağı titreyen bir bomba vardı. Ve patlarsa kimse için iyi olmazdı. Ama Keal benim iç sesini duymadığı için hemen tutanağın kapısını açıp içeri girdi ve ellerini yumruk yapıp yüzüme geçirdi. Ben ise sinirden gülmüş ve patlayan dudağımından akan kanı dilim ile ağzıma çekmiştim. Ağzımda oluşan kan tadı her an Keal'ın yüzünü parçalamak için bana bir fitne veriyordu sanki. Ben Keal'ın hamlesine karşılık olarak yakasını tuttum, ve karnına dizimi geçirdim. Beni kendinden ayrımaya çalışan Keal, benim onun yüzüne attığım yumruk ile afallamıştı. Keal'ın afallamasını fırsat bilerek bacak arasına tekme geçirmiştim. fakat "Kuzey'in lideri" Rahat durmadı ve benim yüzüme bir yumruk daha attı. Aslında sanki istese dağa fazlasını yapacakmış gibiydi. bana karşı tedbirlimiydi? Bu sefer yediği yumrukla afallayan Keal değil bendim. Keal benim göğüs kafesime bir tekme geçirdi ve sanki kaburgalarım kırılmış gibi hissettim yediğim yumruk ile yere doğru savrulurken Keal'ın tedirgin olan bakışlarını gördüm. Sonra hemen yanıma geldi ve umursamaz görünmeye çalışırken, "kalk ayağa, orman perisi." Dedi. Ben ise sinirle onun yüzüne tokat attım. Keal zaten benden dayak yediği için, bir de üstüne tokat geldiği için ağzından küçük bir inleme kaçırdı. Benim attığım tokat ile başı sağ omzuna düşmüştü. "Öyle olsun, orman perisi." Dedi ve sırıtarak komple odadan dışarı çıktı. Bu neler karıştırıyordu böyle?

🏹

Gözlerimi açtığımda gökyüzü aydınlıktı. Sabah mı olmuştu? Gözüme vuran günışığı ile gözlerimi kıstım ve esnedim. Tutanağın içinde olan sert yatağa yatıp uyumuştum. Tutanağım içi büyüktü fakat gri renkli duvarlar ile çevrili alanda sadece bir yatak vardı. Bu da bir mahkum gibi hissetiriyordu. Ben daha ayılmaya çalışırken odanın kapısı sertçe açıldı ve içeri Keal girdi. Yüzünde saçma bir sırıtış ve siyah gözlerinden akan bir tehlike vardı. Ben uyumadan önce bana yumruk atmıştı ve biz kavga etmiştik. Kavgamızdan sonra ise arkasında adeta bir şüphe bırakarak gitmişti. Şimdi ise yüzünde olan sırıtış bende daha fazla şüphe uyandırıyordu. Keal tutanağa daha çok yaklaştı ve cümlesine başladı, "sana ilk geldiğinde ki sorunun aynısını sorucağım,"
İlk geldiğimde bana ne sormuştu? "Neden haneme bilerek girdin Nyra?" Ne diyordu bu! Benim isminin Nyra olduğunu bilmesi imkansızdı! Aptal Kuzey'li bunu nereden öğrenmişti? "Neden bu kadar endişe ettin, orman perisi? Bana 'Benden köşe bucak kaç' derken oldukça cesur görünüyordu oysa." Deyince ona belermiş gözlerle baktığımı daha yeni fark ettim. "Ben Nyra değilim. Ayrıca benim ağzımı bıçak açmaz."
"Acaba senin Nyra olduğu kanıtladığımda ne yapacaksın?"
"Ben Nyra değilim!" Bu adam yüzünden kendi kimliğimi itiraz ediyordum. Keal cebinden bir fotoğraf çıkardı ve bana doğru uzattı. "Buna ne diyeceksin Nyra Veil?" Derken oldukça zevk alıyorsu. Fotoğrafta Iron'ın üzerine binmiş bir şekilde duruyordum. Bu fotoğraf iki gün önce çekilmişti çünkü biz planı harekete geçirmek için ilk hamleyi dün yapmış, bu haneye girmiştim. Ondan önceki gün ise Iron'ı kumvadi'de parkura sokmuştum. Kumvadi'de özel olarak benim isteğimle parkur yapmışlardı. Fakat oraya nasıl gelmiş, ve en önemlisi nasıl fotoğrafımı çekmişlerdi? Bu demek oluyor ki Güney hanesinde bir köstebek saklanıyordu. "Artık benim tarafımda, Kuzey'de olacaksın, Nyra." Böyle bir şeyi asla yapmazdım! "Şimdi benimle geliyorsun." Onunla hiçbir yere gitmezdin! "Seninle gelmiyorum, Aptal!" Gerçi Güney hanesine köstebek sokan bir adama "Aptal" Demek ne kadar doğruydu bilmiyorum.

🏹

Keal beni zorla, itip kakarak aşağı kata indirmiş, orada bir odanın kapısının önünde bekletiyordu. İçerden sesler geliyordu. Aradan geçen birkaç dakikadan sonra kapı açıldı. İçeride kuzey korumaları vardı. Keal benim omzumdan tutup odaya doğru yönlendirdi ve, "geç, orman perisi." Dedi. Bana ne zaman "orman perisi" Demeyi bırakacaktı? "Madem adımı öğrendin, o halde artık şu lakaptan vazgeç!" Beni sinir ediyordu. İçeride bırakalım sandalye, masa ve kağıtlar vardı. Keal başı ile oturmamı göstersidinde hiç istemesemde oturdum. Sorma Keal, masadaki kağıtları karıştırsu ve bir kağıt çıkardı. Eski görünen, sararmış, kalın bir kağıttı. "Oku." Dedi Keal. "Bana ne zaman emir vermeyi bırakacaksın! Şu emirlerden vazgeç!"
"Oku dedim Nyra! Artık itiraz etme! Bu önemli bir mesele!" Onu hiç bu kadar korkunç görünmüyordu. Kağıdı onun elinden çektim ve eski kağıdı ellerimin arasında uygun bir konuma getirdim. Sonra okumaya başladım. Kağıtta yazanlar şöyleydi:
"Kuzey ve Güney hanesinde yapılacak olan sessiz anlaşma gereği, Veil soyundan doğacak kız çocuğu ile Noxvar soyundan doğacak erkek çocuğu, ileride iki hanenin dengesini sağlayacaktırlar. Eğer bu kabul edilir ise bunu yapmak zorunludur. Şayet eğer, imzaladıktan sonra fikir değişir ise, varisler iki haneyede istediği gibi saldırır. Bunun için onlar sorunlu tutulamaz, hakları vardır."
Bu sözleşme de ne neyin nesiydi? Bu varisler biz oluyorduk sanırım, çünkü ben tek çocuktum ve Keal'da tek çocuktu. Kağıdın sol alt köşesinde, "Morven Veil, Drewan Noxvar" Yazıyordu. Babalarımızın ismiydi bunlar. "Gördüğün gibi. Biz planın parçasıyız, orman perisi. Ve baban sözleşmeyi bozdu. Yani Güney hanesine saldıracağız."
"Bunu yapamam! Babama ihanet edemem!"
"Onlar bizi kullanmış, Nyra! Onlara saldırma hakkımız var! Ayrıca yapamam diyorsun, yapmam değil."
"Belki yapamam, Ama deniyebilirim. Seninle çalışmak zorunda mıyım?"
"Evet."
"Neden"
"Çünkü bahsi geçen varisler biziz. Planı hazırlamaya geçelim mi?"
"Tamam."
Aslında onu kandıracaktım. Bunu yapmayacak, Keal'ı devirecek ve babamdan kendim intikam alacaktım. Sonuçta benden o sözleşmeyi saklamıştı.

🏹
Keal Noxvar

Nyra’nın benimle bu planı yapmayacağını biliyordum.
Ama başka seçeneği de yoktu. Ve neden, "Nyra" İsmi bana tanıdık geliyordu? Yakında kokusu çıkardı.
🏹