14. bölüm · KUZEY VE GÜNEY
ORMAN YANGINI
Düşüncelerimi ona paylaştıktan sonra kafamı aşağı eğmiştim. Utançtan yanaklarımon kıpkırmızı olduğuna yemin edebilirdim.
"Kaldır kafanı, orman perisi," Dedi eğlenen bir sesle. Onu dinleyerek yavaşça kafamı kaldırarak gözlerine baktım.
"Sen bir kızarmışsın sanki?" Tabii ki kızatmıştım! Konutun acilen dağıtmalıydım.
"Plan yapacak mıyız?"
"Gerçekten tek düşündüğün planmı?" Aslında hayır. Ama düşündüklerimi bilmemeliydi bence. O plandan başka ne düşünüyorsu ki? İkimizde plan dışında bir şey düşünmemeliydik.
"Sen ne düşünüyorsun ki?" Birkaç saniye düşündü ve gözlerini kaçırara konuştu, ilk defa gözlerini kaçırıyordu.
"Boşver" Sağ elini ensesine attı ve biraz ovaladı. "Ne zaman yapıyoruz planı?"
"Bilmem. Şimdi mi?" Daha fazla planı ertelememeliydik.
"Şimdi?" Diye sordu.
"Ben ne bileyim Kuzey'in lideri sensin," Diye kızdım ona.
"Tamam. Gel seninle lider odasına gidelim. Gece vârisi'nde de lider odası var." Şuan ne yapacağımı bilmiyordum. O da ilk defa sıkışmıştı. Muhtemelen beni yönlendirmek için elimi tuttu ve oradan çıkardı. Eğer elimi tumak için bunu yapsaydı hiç acımazdım. Zaten daha önce sırf elimi tutmak için bunu yapan birine haddini bildirmişliğim vardı. Keal elimi hafifçe tutarak beni önden yürüttü. Beyazve sağlam kapılı bir odanın karşısına geldiğimizde bir anahtar çıkardı ve kapının anahtar deliğine soktu. İki kere sağa çevirerek kilidi açtı ve kapıyı iterek açtı. Sonra beni önden buyur etti ve sandalyeye oturdum. O ise bu sefer masanın başında lider koltuğuna oturmak yerine oturduğum sandalyenin karşısındaki sandalyeye oturdu. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışsamda bir mana çıkaramadım. Kim lider koltuğu varken sandalyeye otururdu ki? Sanırım düşüncelerimi mimiklerime fazla yansıttığım için cevap verdi,
"Artık eşit sayılırız. Ünvanların bir önemi yok. Şuan ne sen Veil'sin, ne ben Noxvar'ım."
"Sen plan ne söyle."
"Aslında birçok plan düşündüm. Ama sginle seçelim. Ya Güney hanesine döneceksin ve oradan bilgi vericeksin, ya da burada kalıp babanı buraya çekeceğiz. Hangisi?" İlla birini yapmak zorunda kalacaksam, babamı buraya çekmeyi daha yatkın bulmuştum.
"İkincisi."
"Bir sebep bulamamız lazım onun için. İlki zor görünsede, ikinci için daha fazla ince ayrıntı gerekir. İnce ayrıntılardan açık verebiliriz. Hala aynı mı düşünüyorsun." Keal gerçekten çok akıllıydı. Her ne kadar ona "Aptal Kuzeyli" Lakabını taksamda.
"Hala aynı düşünmüyorum. Ama çok kolay bir plan, daha fazla dikkat çeker."
"İlki de olabilir aslında."
"Bu planları birkaç lidere daha bildirmemiz lazım, biliyorsun değil mi?" Bilmiyordum. Ama muhtemelen her kale'nin farklı lideri vardı. Ama yönetici yine Keal'dı.
"Peki, bildir. Ama sadık olduklarına emin misin."
"Eminim, Nyra. Ama sen çok şüphecisin."
"O zaman bildir. Sonra planı kuralım."
"Bildirmeye benimle geleceksin." Kafamı sallayarak onu onayladım.
...
Keal kale'lerin liderlerini Gece vârisi'nde bu odaya çağırmıştı. Kale'ler o zamanda boş kaşmasın diye, yedek gözcüler onların yerine geçmişti. Keal onlar gelince lider koltuğuna oturmuştu, yanına da başka bir koltuk daha getirtip beni oturtmuştu. Şuan önümüzde beş koca adam vardı. Keal yarıda kalan konuşmasına devam ediyordu. Fakat kale liderleri beni asla kabul etmiyordu. Sonra sis kulesi'nin lideri bana laf attı, "bir Güney'li en fazla ne yapabilir ki? Düşmanın yapabileceği tek şey, ihanet!"
Öfke damarlarıma anında aktı. "İki saattir düşman düşman, geveleyip duruyorsun! Sen kendini yetenekli mi sanıyorsun? Kolunu bacağını teker teker kırarım senin!"
Sonra sesimi tehlikeli bir tona ayarladım, "ben düşmansam neden hala hayattasın?" Keal araya girerek, Kule liderini susturdu. Gerçi ona lider demek yakışmazdı, kule sünepesini susturmuştu.
Keal en sonunda sinirlenerek bağırdı,
"Ben ne dediysem onu yapacaksınız, kendinizi çok büyük bir lider sanmayın, hepinizi oraya ben koydum!" Keal'ın bağırışı ile hepsi susmuştu. Sonra Keal,
"Çıkın dışarı, sonra konuşacağız!" Diyerek onları göndermişti. Sonra bana dönmüştü. Bana döndüğü gibi sakinleşmişti. Ben ise masum masum, -tabii yapabiliyorsam- duruyordum.
"Onları ikna edeceğiz. Tabii seninde yapman gerekenler var, biliyorsun."
"Biliyorum. Ama ne yapacağım?"
"Bana güveniyor musun, Nya?" Birkaç saniye tereddüt ettim. İçimi yokladım. Sebepsiz güven içimi doldurdu.
"Güveniyorum," Dedim hafif kısık bir sesle.
"Kuzey'e uygun olacaksın."
"Nasıl yani?"
Sormam ile dudağının köşesi kıvrıldı.
"Yani, orman perisi değil, orman yangını olacaksın."
"Ne?" Ne anlatıyor du bu?
🏹
