1. bölüm / 4
Kusursuz Görünen 🖤Kusursuz Kız
Bölümler 4Şu an: Kusursuz Kız
- 1 Kusursuz Kız733 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Herkesin Bildiği Sırlar1.721 kelime
- 3 Herkesin Önünde981 kelime
- 4 Kusursuzluğun Ardında818 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1. Bölüm
Prestij Akademisi’nde bazı şeyler asla değişmezdi.
Sabahları okulun önünde sıralanan lüks arabalar, koridorlarda yankılanan topuk sesleri, herkesin birbirini tanıdığı hâlde arkasından konuşmaktan vazgeçmediği öğrenciler…
Ve Melisa Çelik.
Prestij Akademisi’nin merdivenlerinden çıkan Melisa, etrafındaki bakışlara alışkındı. İnsanların ona bakması için özel bir şey yapmasına gerek yoktu. Uzun, küllü açık kahverengi saçları omuzlarından aşağı dümdüz dökülüyor, buz mavisi gözleri etrafındaki insanları dikkatle süzüyordu. Lacivert blazerinin düğmeleri kapalıydı, gri çizgili kravatı kusursuz biçimde yerindeydi.
Melisa Çelik hiçbir zaman sıradan görünmezdi.
Zaten sıradan olmak, onun sözlüğünde başarısızlıkla eş anlamlıydı.
“Melisa!”
Beren’in sesi kalabalığın arasından yükseldi. Birkaç saniye sonra Beren, İrem ve Ece yanına geldi.
Beren, Melisa’yı baştan aşağı süzdü.
“Yemin ederim, okulun girişine senin fotoğrafını assalar kimse yadırgamaz.”
Melisa çantasının askısını omzunda düzeltti.
“Bence de. En azından duvarlar biraz güzelleşir.”
Ece güldü. İrem de gülümseyerek Melisa’nın koluna girdi.
“Bu arada bugün müdür yardımcısı sınıflara burslu öğrencilerin listesini dağıtacakmış.”
Melisa’nın yüzündeki gülümseme hafifçe değişti.
“Eee?”
“Yeni gelen kız var ya,” dedi Beren. “Yağmur. Onun adı da listede olacakmış.”
Melisa, okulun kapısına doğru baktı.
Yağmur’u tanıyordu. En azından onun hakkında yeterince şey duymuştu. Sessiz kalması gerektiği yerde konuşan, herkesin ondan beklediği gibi davranmayan, karşısındaki kişi Melisa Çelik bile olsa gözlerini kaçırmayan bir kızdı.
Melisa böyle insanlardan hoşlanmazdı.
Çünkü bazı insanlar, kendilerine verilen yeri kabul etmezdi.
Ve Melisa, herkesin yerini bilmesi gerektiğine inanırdı.
“Güzel,” dedi sonunda.
Ece kaşlarını kaldırdı.
“Ne güzel?”
Melisa gülümsedi.
“Okulun bu yıl biraz eğlenceye ihtiyacı vardı.”
---
Yağmur, okulun kapısından içeri girdiğinde ilk fark ettiği şey binanın büyüklüğü olmadı.
İnsanlardı.
Kimin kiminle konuştuğu, kimin kime selam verdiği, kimin bir başkasına bakıp fısıldaştığı…
Sanki herkes görünmez çizgilerle birbirinden ayrılmıştı. Yağmur ise o çizgilerin hiçbirine ait değildi.
Sırtındaki siyah çantasının askısını düzeltti ve elindeki ders programına baktı.
“Harika,” diye mırıldandı. “Daha ilk günden sınıfımı bulamazsam bursumu kaybetmeden önce okuldan atılmayı başaracağım.”
“On birinci sınıf mı?”
Yağmur başını kaldırdı.
Karşısında, yüzünde sıcak bir gülümseme olan bir kız duruyordu.
“Evet.”
“Ben Zeynep. Sen Yağmur olmalısın, değil mi?”
Yağmur şaşırdı.
“Bu kadar hızlı mı yayıldı haberim?”
Zeynep kahkaha attı.
“Canım, burası Prestij Akademisi. Burada birinin ayakkabısının bağcığı çözülse öğle arasına kadar herkes öğrenir.”
Yağmur istemeden güldü.
“Bunu bilmek rahatlatıcı oldu.”
“Gel, sınıfını göstereyim. Elif de birazdan gelir. Biz de on birinci sınıftayız.”
Yağmur rahat bir nefes aldı. Belki de düşündüğü kadar kötü olmayacaktı.
Tam o sırada koridorun diğer ucunda bir kalabalık oluştu.
Zeynep’in gülümsemesi biraz soldu.
“Ah. İşte onlar.”
“Kim?”
“Melisa ve ekibi.”
Yağmur başını çevirdi.
Melisa, Beren, İrem ve Ece’yle birlikte koridorda ilerliyordu. İnsanlar onlara yol açıyor, bazıları selam veriyor, bazılarıysa dikkat çekmemek için telefonlarına bakıyordu.
Melisa’nın bakışları kalabalığın üzerinden geçti.
Sonra Yağmur’da durdu.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirine baktı.
Melisa’nın dudaklarında küçük, kendinden emin bir gülümseme belirdi.
Yağmur ise gözlerini kaçırmadı.
Zeynep, Yağmur’un koluna hafifçe dokundu.
“Bir tavsiye verebilir miyim?”
“Ver.”
“Melisa’yla uğraşma.”
Yağmur yeniden Melisa’ya baktı.
“Ben onunla uğraşmıyorum ki.”
Zeynep iç çekti.
“Umarım o da aynı şeyi düşünüyordur.”
Ama Melisa çoktan onlara doğru yürümeye başlamıştı.
“Yeni öğrencimiz.”
Melisa’nın sesi sakindi. Hatta ilk duyulduğunda oldukça nazik bile sayılabilirdi.
Yağmur ona döndü.
“Öyle görünüyor.”
Beren, İrem ve Ece birbirlerine baktılar. Zeynep ise sessizleşti.
Melisa başını hafifçe yana eğdi.
“Yağmur, değil mi?”
“Evet. Sen de Melisa olmalısın.”
Ece’nin kaşları havalandı.
Beren dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalıştı.
Melisa’nın gülümsemesi bir anlığına dondu.
“Demek adımı biliyorsun.”
“Okulda herkes senden bahsediyor. Bilmemek biraz zor.”
Yağmur bunu sıradan bir tespit gibi söylemişti.
Fakat Melisa, sıradan bir cevap almaya alışkın değildi.
“Umarım güzel şeyler duymuşsundur.”
Yağmur kısa bir an düşündü.
“Dürüst olayım mı?”
Melisa’nın gözlerindeki ifade sertleşti.
“Lütfen.”
“Henüz karar vermedim.”
Koridorda kısa bir sessizlik oluştu.
Sonra Ece hafifçe güldü.
“Ne kadar cesur.”
“Cesaretle ilgisi yok,” dedi Yağmur. “Sadece birini tanımadan onun hakkında karar vermeyi sevmiyorum.”
Melisa bir adım yaklaştı.
“Burada uzun süre kalacaksan bazı şeyleri öğrenmen gerekecek.”
“Mesela?”
Melisa gülümsedi.
“Kimlerle konuşacağını. Kimlere güveneceğini. Ve en önemlisi, haddini.”
Yağmur’un yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bunları kendim öğrenebilirim, teşekkürler.”
Bu kez Melisa hiçbir şey söylemedi.
Yalnızca Yağmur’a baktı.
Sonra arkasını dönerek arkadaşlarına işaret etti.
“Gidelim.”
Beren, İrem ve Ece onun peşinden giderken Yağmur yerinde kaldı.
Zeynep yavaşça nefes verdi.
“Sen gerçekten ne yaptığının farkında mısın?”
Yağmur kaşlarını çattı.
“Ne yaptım ki?”
“Melisa Çelik’e karşılık verdin.”
Yağmur omuz silkti.
“Benden korkmamı bekliyorsa yanlış kişiyi seçmiş.”
Zeynep ona baktı.
Keşke bu sözleri birkaç hafta sonra da aynı rahatlıkla söyleyebilseydi.
Çünkü Prestij Akademisi’nde Melisa Çelik’e karşı gelmek, yalnızca bir tartışmayı kazanmak anlamına gelmiyordu.
Bazen bütün okulun sana karşı dönmesi anlamına geliyordu.
Ve Yağmur, henüz ilk dersine bile girmemişti.
Bölüm etkileşimi
