1. bölüm · Kurtarıcı
Karakter Anlatım
Kadın (isim kitap içinde yazıyor.);
25 yaşında bir anaokulu öğretmeni. En çok, en rahat anlaşabildiği çocukların dünyasında mutluydu. Yetişkinler dünyasında ise kimliksiz ve görünmeyen bir çocuk gibiydi.
Kumral saçları, kahverengi gözleri ve buğday teniyle narin bir kadındı. Yeme bozukluğunun bedeninde bıraktığı izler, ruhundaki boşlukların birer yansımasıydı.
Kim olduğunu hâlâ ararken, iç dünyasında derin bir aidiyet savaşı veriyordu. İçinde iki kadın vardı: biri zifiri karanlık, diğeri rengârenk. Dışa yansıyan tarafı çoğu zaman renkliydi ama aslında içindeki karanlık, ağır basıyor; görünmemek için çırpınıyordu. Henüz yirmi beşinde olsa da, altmış yaşın yorgunluğunu taşıyordu omuzlarında.
Hayatının tadı, o garip adamla tanışana kadar böyleydi.
Kadın, karanlık tarafını göstermişti ona. Susturulmuş acılarla dolu o sessiz odayı.
Adam eline fırçayı aldı, yavaşça boyamaya başladı gri duvarları. Odaya bir müzik açtı: “Sevda Sinemalarda”. Gülümsedi ve şöyle dedi:
“Bu oda rengârenk olduğunda birlikte dans edeceğiz. Sen ve ben, karanlığı değiştirmeyeceğiz, dönüştüreceğiz. Olması gereken kadına çevireceğiz seni. İzle ve gör. Yaşamak için bir sebep veriyorum sana; burada, benimle kal.”
Gözleri yoğun kan kaybıyla kapanırken duyduğu son sözlerdi bunlar.
Bu karanlık odadan bir dönüş olabilir miydi?
Yoksa her şey çoktan bitmiş miydi?
——-
Ege Bozkurt;
Neredeyse otuzuna yaklaşan bu genç adam, fit bedeni, kumral, buğday tenli ve babasından miras kahverengi gözleriyle dikkat çekerdi. Ama artık hayatta hiçbir şey onu kolay kolay şaşırtmıyordu.
Yaşamında şaşkınlığa yer yoktu; çünkü merhamet meleğini çok erken yaşta geride bırakmıştı. Sulh mahkemelerinde cüppesiyle sonuca bağlanan dosyalar, onun gözünde bir vatandaş için olağan dışı olaylar ege için sıradandı.
Zamanla heyecan duygusunu yitirmiş, karşılaştığı yeni olayları ya da adaletsizlikleri artık garipsememeye başlamıştı. Yasak işleri örtbas edenleri, canlarını yitirenleri ya da suçlu babalarının peşinden sürüklenen evlatları izlemek, onun için günlük bir haberin ötesine geçmiyordu. Bu şekilde büyümüştü çünkü.
Günler geçerken, en sevmediği şey kahverengi gözleriyle ayna karşısında yüzleşmekti.
O gözler, babasını hatırlatıyordu.
Uzun bir aradan sonra, ilk kez yüreğini kıpırdatan biri olmuştu. İki çift kahverengi göz…
Derinliklerinde kaybolduğu, tarif edilemeyen bir heyecandı bu.
Kendini, bu tarifsiz duyguların peşinden giderken bulduğunda, kahverengi gözleri kaybetme ihtimalinin olması onu korkutuyordu.
O gözlerin gidişine izin verecek miydi?
Yoksa sevmediği kahvelerin yeniden yeşermesine sebep mi olacaktı?
Aileleri yüzünden ellerinden duyguları alınmış, bedenlerin içinde define arayan iki eski hazine…
Acaba bu ikili, duygularını yeniden keşfedip dönüşebilecekler miydi?
Belki de dönüşümden sonra, ikisi de artık var olmayacaktı.
Bunu yalnızca romanın sonuna kadar okuyanlar bilebilir.
——
Kitap öncesi farklı bir tanıtım diyelim biz buna.
Yıllar sonra bir şeyler yazmak adına ilk kalem alışım elime.
Heyecan hissiyatı ege’nin ki kadar bütün hücrelerimde yayılı.
Ben yazmayı çok sevdim.
Elimden gelenin en güzeliyle titizlikle yazacak sizlerle hikayemi buluşturacağım.
İnandığım şey herkes bu kitapta biraz kendinden parçalar bulacak ve kadının belkide erkeğin yerine koyacak.
Sevgilerle kalın sağlıcakla okuyun:)
