2. bölüm · KURŞUN VE CÜBBE
2.BÖLÜM
Taksi sonunda havaalanına vardığında kulaklıklarımı çıkartıp şoföre baktım,parayı verdim ve bagajdan eşyalarımı alıp havaalanının içine girdim.
Girişte ve devamında gerekli işlemleri yaptıktan sonra uçağımın kalkış saatini beklemeye başladım.
Olur da anonsu duyamam diye kulaklıklarımı bile takmadım.
...
Ece'den mesaj geldi.
"Derin'im,nerdesin sen?"
Mesajı görünce gözlerim doldu,ellerim titreye titreye cevap yazdım.
"Ben bir yere gidiyorum da,sana şimdi cevap veremem.Varınca ararım."
"Tamam,ama arayacaksın.Söz mü?"
Yüzümde bir tebessüm oluştu.
"Derin sözü."
"Hayırlı yolculuklar Derin'im."
"Sağol."
Whatsapp'tan çıktım ve oturmaya başladım.
20 dakika sonra anons sesi duyuldu.
"İstanbul'a giden tek uçağımız 4 dakika sonra kalkışa geçecektir.İstanbul'a giden tek uçağımız 4 dakika sonra kalkışa geçecektir."
Anonsu duyar duymaz kalktım eşyalarımı aldım ve uçağa doğru ilerledim.
...
Bir kaç dakika sonra uçak kalkışa geçti.Yerim cam kenarıydı, hiçbir şey yapmadan öylece oturuyordum.
Sadece camdan dışarıyı seyrediyordum.Sabah erken kalktığım ve gece neredeyse hiç uyumadığım için zaten çok uykum vardı ve doğal olarak yarım saat sonra uyuya kalmışım.
Uyandığımda hostes başımdaydı.
"Hanımefendi,uyandıysanız acele eder misiniz? Uçağımız inişi yaptı,İstanbul'dayız."
"Anladım.Kusura bakmayın."
Valizimi aldıktan sonra uçaktan indim gerekli işlemleri orada da hallettikten sonra afalladım.
Burada nerede kalacaktım ki.Önceden bir ev de kiralamamıştım, İstanbul'da hiç akrabamız da yoktu.
Bir taksi tuttum ve ilk iş bir emlakçıya gittim.Kapıyı çaldım.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Ben İstanbul'a yeni taşındım da... kiralık bir yere ihtiyacım var."
"Anladım.Buyurun oturun da size ve isteğinize uygun bir daire bulalım."
Adamın gösterdiği sandalyeye oturdum.Önündeki bilgisayarda bir kaç işlem yaptıktan sonra bana döndü.
"Aradığınız dairede ne gibi özellikler olmasını istersiniz?"
"Pek bir şeye gerek yok aslında sadece badana boyalı ve eşyalı olması yeterli,bir de karşılayabileceğim kadar ucuz olmalı."
"Anladım,bu özellikte 4 tane dairemiz var.İsterseniz gelin hepsini tek tek gezelim."
"Olur."
Eşyalarımı alıp adamı takip ettim.Hâlâ valizimle dolaşıyordum.
Gezdiğimiz ilk daire fazla küçüktü,bu yüzden onu eledim,ikinci daire ise fazla büyüktü odaları dolduramazdım muhtemelen ayrıca girdiğiniz anda pahalı olduğu anlaşılıyordu onu da eledim.Üçüncü daire tam bana göreydi eşyaların bazıları eskiydi ama onu da kendim değiştirebilirdim,bu daire aklıma yattı.Son ev ise amerikan mutfak ve küçük bir daireydi, güzeldi fakat tıpkı ilk daire gibi fazla küçüktü.
3.daireyi kiralamaya karar verdim,anahtarı aldım ve eve yerleştim.İlk günümü markete gidip evin ihtiyaçlarını almak ve eve yerleşmekle geçirdim,az eşyam olduğu için çabuk yerleştim ve uyumaya vaktim kaldı.
Yani vaktim kaldı derken gece 01.55 gibi vaktim kaldı ve bende uyudum.
...
Uyandığımda saat 09.20 idi kahvaltımı ettim dişlerimi fırçaladım ve üzerimi giyindim.Saçlarımı dağınık bir topuz yaptım ve her zamanki gibi maskara ruj ve allık sürüp evden çıktım.
Kapıyı açtığımda bir de ne göreyim?
Bir sepet,içerisinde reçel ve kurabiye vardı.Sepetin üstündeyse bir not:
"No21'deki komşunuzdan bir hoşgeldin hediyesi.Umarım yakın zamanda tanışırız."
Söylendim.
"Allah Allah,neyse iyi bakalım akşam üstü gideriz tanışmaya."
Kestirip attım,ama gerçekten burada ilk benimle tanışmak isteyen kişiyi merak ediyordum.
Dışarı çıktım ve telefondan araştırarak güzel bir kafe buldum, yürüyerek telefonumdan yol tarifini açıp gitmeye çalıştım.İstanbul'un artık güvenli bir yer olmadığını biliyordum ama bugün gayet normal ve sakindi.
Kafeye sonunda vardım,bahçesinde bir masaya oturdum ve bekledim.Aslında bir şeyler yiyip içmesem de olurdu çünkü manzara o kadar güzeldi ki dalıp gitmiştim.
Tanımadığım bir adamın kolunu dürtmesiyle ona döndüm.
"Buyurun."
"Şey...içeride de başka boş masa kalmamış da buraya oturabilir miyim boşsa."
"Gördüğünüz gibi ben oturuyorum."
"Ama boş bir sandalye daha var."
"Bakın beyefendi yanımda biber gazım var ona göre."
Derin bir iç çekti.
"Yahu hanımefendi kötü bir niyetim yok,ben sadece sizi uzaktan gördüm.Bu şehre de yeni geldiğim için sizinle tanışmak istedim,hepsi buydu."
Ela gözleri güven vermek ister gibi bakıyordu.
Nedenini bilmediğim bir şekilde güvenmiştim.
"Peki,tanışalım."
Karşımdaki koltuğa oturdu.
Elini uzattı.
"Ben Kuzey."
Elini tuttum.
"Ben de Derin."
"Mesleğiniz?"
"Hakimim,ya siz?"
"Ben bir tim komutanıyım,buraya timdeki arkadaşlarla beraber yeni tayin olduk."
"İyiymiş."
Bir süre öylece durduk,bir şey söyleyecek ama heyecandan söyleyemiyor gibi duruyordu.
"Bir şey mi söyleyeceksiniz?"
"Aslında ben yanlış anlamazsanız yarın akşam bizim arkadaşlarla bir yerlere falan gidip İstanbul'u gezeceğiz,sende gelmek ister misin,hem timde Gamze' de var onunla iyi anlaşırsınız."
"Şey...yani bilmem ki,ama peki madem geleyim nasıl haberleşeceğiz."
"Yanlış anlamazsan birbirimize numaralarımızı verelim."
"Olur."
Birbirimize numaralarımızı verdikten sonra hesabı ödemek için garsona kartımı uzattığımda kartımı alıp bana geri verdi.
"Ben öderim Derin."
Ne diyeceğimi bilemedim,ilk defa bu kadar kolay ısınmıştım birine.
Bir anda Ece aradı.Telefonu hüzünle açtım.
"Alo."
"Alo.Derin'im daha varmadın mı aramadın."
"Vardım Ece...vardım ama aramaya vaktim olmadı."
"Anladım da senin sesinde bir gariplik var,bir şey mi oldu?"
"Ben...bir daha asla geri dönemeyeceğim bir yerdeyim."
"Ne!Derin ne diyorsun sen? Neredesin?"
"Ben..."
Gözlerim dolmuştu,sesim çatallı çıkıyordu.Kuzey'e baktım,bana bakıyordu endişeyle.Derin bir nefes alıp devam ettim.
"... İstanbul'a taşındım Ece'm."
"Ne!Ne İstanbul'u Derin?Nasıl bana haber vermeden bir günde böyle bir şey yaparsın!"
Kızgındı, haklıydı da.Ama sessizce cevap verdim.
"Ece...gitmek zorundaydım.Ama babam sebebini söylemedi bana."
"Derin,kapat telefonu ben Cengiz Amca'yı arayacağım."
Telefonu suratıma kapattı.Babamı arayacaktı,umarım yanlış bir şey söylemez diye geçirdim içimden.
Donakalmıştım,zorla bir şehre bırakıldığım yetmiyormuş gibi bir de Ece bana kızmıştı.Sadece gözümden yaşlar akıyordu.
Kuzey yanıma geldi,yere çöktü ve beni sarstı.
"Derin,Derin...iyi misin?"
Gözyaşlarımı sildim ve ona baktım.
"İyiyim.Sadece evime gitmeliyim."
Kalktım ve yürümeye başladım,kolumdan tuttu.
"Derin!Dur...bari evine kadar bırakayım bu hâlde gitme."
Başımla onayladım kolumdan tutup motoruna götürdü.Arkasına bindim.
"Benim kaskımı al."
"Hayır,gerek yok."
Cevap vermedi,sadece kaskını kafama geçirdi.
Giderken ona tutunmuyordum.Bileğimden tuttu ve ona sarılmamı sağladı.Ellerimi çektim ve dik durup omuzlarına tutundum.
"Evin nerede?"
Adresi söyledikten sonra tamam anlamında başını salladı.
Apartmanın önüne geldiğimizde benimle birlikte o da indi.Kaskını verdim.
"Teşekkür ederim."
"Bişey değil."
Benimle dairemin önüne kadar geldi.
"Tekrar teşekkür ederim, kendine iyi bak."
"Sende."
İçeri girdim ve kapı deliğinden bakmaya devam ettim.O da ne?
Karşımdaki daireye,No21'e girmişti.Yani sabah sepeti yollayan o muydu?
EVET,O KUZEY'Dİ.
Resmen şok olmuştum.Odama gittim duvardaki saate baktım.Saat akşam sekiz civarıydı ve ağlamaktan basım çok ağrıyordu.
Salonuna gittim, kanepeye oturdum ve televizyonumdan bir komedi filmi açtım.Gülmeye ihtiyacım vardı.
...
Uyandığımda kapı aralıksız çalıyordu.
"Bu kim şimdi ya alacaklı gibi calıyor kapıyı."
Gözlerimi zar zor açıyordum,el yordamıyla perdeleri açtım ve kapıya doğru ilerledim.
Kapıyı açtığımda sinirle bağırdım.
"Ne oluyor ya?"
Karşımda Kuzey'i gördüğümde şok oldum.Bana bu kız deli mi der gibi bakıyordu.Ama ne yapayım,sabahın köründe alacaklı gibi çalıyordu kapıyı.
"Günaydın Derin."
"Günaydın,bir şey mi oldu?"
"Hayır,ben sadece timdekilerle beraber güzel bir yerde piknik yapacağız da kahvaltıyı o şekilde yapmayı düşünüyoruz.Sende gelmek ister misin diye soracaktım."
Bir süre düşündüm.Gitmeye karar verdim.
"Tamam,bekle hazırlanayım."
"Bekliyorum."
O kapıda beklerken ben odamda üzerime bordo tişörtümü ve mavi kot şortumu giydikten sonra saçlarımı topladım.
Evden çıkarken aklıma bir şey geldi.
"Dur,Bir saniye."
"Tamam..."
Arkamdan bağırdı.
"...nolduu?"
Mutfağa gidip saklama kabına koyduğum Kuzey'in bıraktığı kurabiyeleri aldım ve dışarı çıktım.
Ayakkabılarımı giyerken sordu.
"Ne aldın yanına?"
"Senin bıraktığın kurabiyeleri."
"Yememiş miydin?"
"Hayır,bir akşam sohbet ederken yeriz diye düşünmüştüm.Komşuyuz sonuçta."
"İyi bakalım,hadi gidelim.Arkadaşlar bekliyor."
Aşağı indik,kapının önünde bir minibüs vardı tam Kuzey binecekken kolundan tuttum.
"Bununla mı pikniğe gideceğiz?"
"Doğru ya,ben sana detayları vermedim."
"Ne detayı?"
"Biz pikniği...Ordu'da yapacağız."
Suratında muzip bir ifade vardı.
"Ya ne Ordu'su saçmalama istersen.Ben şimdi sizinle Ordu'ya mı geleyim? Yani gelirim ama hem Ordu çok uzak nerede kalacağız ki?"
"Kızum ben Ordu'luyum ula,hayde!"
Otobüsten bir ses yükseldi.
"Sen kimsin?"
Kuzey cevapladı bunu.
"Bu bizim Fatih,sarı kafa deriz genelde.Ordu'lu,o istediği için gidiyoruz zaten.Hadi gel."
Tereddüt ederek de olsa bindim,tam minibüs hareket edecekti ki yaptığım en önemli hatayı fark ettim.
"Durun!İyi de kimse eşya falan almamış,bilmem kaç gün aynı kıyafetleri mi giyeceğiz?"
"Giyemez misun bacım?"
"Giyemem!"
"E peki madem in al eşyalruni hayde bekliyruk biz burda."
İndim ve hemen daireme çıktım daha kıyafetlerimi valizimden çıkarmamışım bile inanabiliyor musunuz?
Valizin kapağını kapattım ve elime aldım, aşağıya indim ve minibüse bindim.
Hemen en arkaya oturdum,orası her zaman benimdi.Herkes yan yana oturdu,Camdan dışarı bakıyordum ki yanıma biri oturdu. Gerçi "biri" demek haksızlık olur; tam bir devdi.
Yanıma oturan Kuzey'di.Bir süre birbirimize baktık.
"Ne yapayım,başka yer kalmadı.Rahatsız olduysan yere de otururum."
Güldüm.
"Hayır hayır,sadece birden oturunca...yani yanıma bir dev oturdu sandım."
Dalgalı kahverengi saçları ve ela gözleriyle bana bakıp güldü.
Tebessüm ettim...
...
Telefonumu elime aldım ve anneme merak etmemesi için mesaj attım.
"Anne,ben buradaki arkadaşlarımla Ordu'ya gidiyorum bir kaç gün orada kalacağız.Arkadaşlarımdan birisi de Ordu'lu zaten merak etme.Öptümm
