6. bölüm · Küllerin Mührü
Bölüm 5 : Kaçış Planı
Instagram // ellif.oruc
***
Kalben çoğu şeye yoksun olunca,
anlıyorsun yanında daha önce var olmamış insanın değerini
***
Bana gülümserken asker selamı verdi. Hemen yanımdan geçip giderken sadece bakakalmıştım. Beni dürten bir muhafızdı ve kralın beni huzuruna kabul ettiğini söylüyordu.
Onun arkasından hala bakıyor ve aynı anda başımı sallıyordum. Eteklerimin ucundan tutup kraliyet salonuna girdim.
Babam tüm ihtişamı ile tahtında oturuyor , otoriterli duruşu ve ciddi yüz ifadesi ile beni korkutuyordu. Ancak yapacağım tek şey teşekkür edip, özür dilemekti.
İyi bir şey yaptığım için özür dileyecektim.
Onun tam karşısına geçip prenses selamı vermiş başımı yavaşça ona doğru kaldırmıştım. Hala yüz ifadesi aynıydı. Bir Kral gibi yaklaşıyordu bana.
“Bana karşı merhametinizden dolayı sizlere teşekkür borçluyum sevgili kralım. ”
Yutkundum ve sakin bir ses tonu ile konuşmaya başladım. “Biliyorum, yaptığım kabul edilemezdi. Hatta eminim ki siz yine insaflı davrandınız ve beni mahzene attınız. Orada hatalı davranışlarımı düşündüm. Sizlere hem teşekkür ediyorum, hem de yaptığım bu saçma davranış adına özür diliyorum.”
Bir çırpıda konuştum. Asla içimdekileri söylememiştim. Dilim çok kolay yalan söylüyordu. Ancak kalbim bunu kabullenemiyordu. İnsanlar kalbimi göremiyordu. Sadece dilimin yalanlarını görebiliyorlardı. Ve bu da ikiyüzlü olduğumun bir kanıtıydı.
“Prenses Ellysia, yaptığının sonucunda aldığın bu dersten ötürü , ve aynı zamanda kızım olduğun için affediyorum seni.”
Bir süre bakıştık. Uzun süre babamın yüzüne bakmadığımı fark etmiştim. Yüzleri yaşlanmaktan ötürü kırışmıştı ve siyah saçlarına ak teller düşmüştü. Kahverengi gözleri hiçbir duygu ile bakmıyordu.
Babam bir keresinde ben küçükken resim dersinde boş zamanı olduğu için bizleri kontrole gelmişti ve onun ufak tebessümünü dudaklarında görmüştüm. Bana doğru “Annene benziyorsun.” diye mırıldanmıştı.
Bu çok acımasız bir gerçeği yüzüme çarpmıştı:
Zaman çok hızlı geçmişti. Ben büyümüştüm ve babamla bir kez bile normal sohbet etmemiştim.
Kendimi gülmeye zorladığım sıra gözlerim dolmaya başladı. Elbisemi sıkıca tutuyordum. Yüzüm yere bakıyordu ve daha fazla konuşursam ağlayacağımı biliyordum.
Bir şey demedim. Onun yerine benim çıkmama dair verdiği emirle salondan çıkıp derin nefesler almaya başladım.
Hiçbir şey düzelmeyecek gibi hissettiriyordu.
***
“Dük Lowen ne zaman gelecek?” diye sordum saçımı yapan hizmetçiye.
“Bir saate kadar burada olurlar Prenses…işte saçınız da bitti.” dedi neşeyle ve geriye çekildi.
İnci boncuklarla süslenmiş fildişi rengi aynaya baktım. Yüzüm hiç bu kadar ifadesizce bakmamıştı daha önce.
Artık dilimin yalanlarının sonucunda mutluluğumu da kaybediyordum. Başkalarını kandırıyordum en çokta kendimi. Bunun sonucunda istemediğim yaşamın canlı bir kurbanı olacaktım.
Ah, Tanrım bana bir işaret gönder. Bana yardım et. Beni bu durumdan kurtar.
****
“Sonunda, artık karım olacağın için mutluyum.” Kendimi gülümsemeye zorlayamadım bile. Çaresiz hissediyordum. Sarayın bu eşsiz doğa manzarasında her daim mutlu olmuştum. Ancak şimdi…
“Ve artık benimle evlendiğinde bir korumaya ihtiyacın da kalmaz. Ya da saçma hareketlerde bulunmaman beni mutlu eder Ellysia.” Dedi ve gözlerime imâlı bir şekilde baktı.
Yutkundum ve suyumdan bir yudum içtim.
“Yarın için fazlası ile heyecanlıyım. Artık tüm ülke senin benimle nişanlandığını öğrenecek. Bu güzel haberin herkeslere yayılması için özen göstereceğim.”
Gösteriş meraklısı budala.
Yemeğin geri kalanı benim sessizliğim ve hüznüm ; onun mutluluğu ve boş konuşmaları ile geçti.
Yemek bittiğinde derin bir soluk verdim ve peçete ile ağzımı sildim. “Sanırım çay vakti. ”
“Bugün çay içemeyecek kadar yorgunum Lowen. Sanırım yarın için de dinlenmeliyim.” dedim. İtiraz edecek gibi durmuyordu. “Hmm…evet yeni çıktın zaten mahzenden. Dinlensen iyi olacak sevgilim. O zaman görüşürüz.” gülümsedi ve elimi öpmek amacıyla tutup eğildi. Koyu mavi gözleri parlak bir şekilde bakmaya başladı. Elimi öpüp uzaklaşırken rahat bir nefes almıştım.
Ondan bir şekilde kurtulmalıydım.
Yanlış hatırlamıyorsam bununla ilgili tarihi bir kitapta kadınların kocalarına fiziki olarak güçleri yetmediği için veya cinayet suçundan idam ettirilmemeleri adına zehirlediklerini yazıyordu.
Lowen’a aniden sevgi patlatıp ona yemek hazırlasam şüphelenme olasılığı yüksekti.
Hem ben yapamazdım. Lowen’ı öldüremezdim.
Lowen ‘dan canlı bir şekilde kurtulmalıydım.
★
Ertesi gün
Bu sabah diğer sabahlara nazaran daha erken uyandırmışlardı beni. Tüm gece Lowen’a olan nefretim, Grand’a olan özlemin ve Alleen’a karşı merakımla taşmıştı. Bu üç erkek beni bir noktada fena halde delirtiyordu.
Ve kolyem…annemden bana kalan tek şey.
Muhtemelen mahzende kalmıştı ve artık oraya inip, almam imkânsızdı.
Beni oturtup her sabahki gibi elime bir bardak süt verdiler. Bir hizmetçi saçımı tararken diğerleri kulağımın arkasına, boynuma gül kokusu sürüyordu.
Resmen dört tane hizmetçinin ortasında mahsur kalmıştım. Bugün işler yoğundu. Bugün maalesef nişan törenim vardı ve en azından kahvaltı saatine kadar temizlenmiş olmam gerekiyordu.
Kapı birkaç kez tıklatıldıktan sonra içeri annem ve Bayan Therquin girdi. İkisi de bana gülümseyerek baktıklar.
Zorla tebessüm edip boş süt bardağını masaya koydum. “Harika olmuşsun Prenses Ellysia! Baban seninle gurur duyuyor!”
Annem sanki geçen onun yüzüne karşı dediğim şeyler hiç umrunda olmamış gibi gülümsüyordu bana. Abim özür dilememi istemişti ama babamdan dilediğim özür sonrası içim özrü hiç almamış kaldırmamıştı. Omuzlarımdan tutup kulağıma doğru eğildi. “Bu senin için çok güzel bir şans kızım.” dedi. Gözlerim dolmamalıydı hayır.
“Evet! Çok doğru Prenses. ” Bayan Therquin annemi onaylamıştı. Çocukluğumdan beri yanımda olan bu kadın ben evlendikten sonra ne yapacaktı acaba?
“Kahvaltı saatine daha yarım saat var. O zamana kadar saçlarına şifacıların yaptığı doğal ve güzel kokan yağlardan sürelim…”
Bir hizmetçiye döndü ve “Şifacıların bölümüne git ve onlara benim gönderdiğimi söyle. Sonra yağları al dikkatli bir şekilde geri dön.”
“Emredersiniz Kraliçem.”
Ve benimle ilgilenmelerine izin verdim.
★
Başım ağrıyordu.
Bu bu aralar fazlasıyla sık oluyordu.
Mahzendeki ağrımadan sonra ilk defa ağrıyordu ve kafamdaki taç beni aşırı derecede bunaltıyordu. Ancak tacı çıkarıp yere atmaya cesaretim yoktu.
Gözlerim Grand ‘ı arıyordu ama Grand yoktu. Salonun balkonunun korkuluklarını sıkıca tutuyordum çünkü bu ağlamamı bastırıyordu.
Ülkemiz yavaş yavaş savaşa girmesine rağmen herkes eğleniyordu. Salon hayli kalabalıktı. Omzuma dokunan eller ile yerimde sıçradım.
Bayan Therquin ‘di.
“Prenses Ellysia, on dakika içerisinde aşağı inmeniz gerekmektedir. Nişan merasimi az sonra başlayacak ve Dük Lowen sizleri soruyor.”
Bir şey demeden başımı sallayarak onayladım. Bayan Therquin gülümsedi ve merdivenlere doğru yürümeye başladım.
Daha fazla düşünecek bir şeyim yoktu. İşte tüm kaderim buydu.
Kendimi merdivenlere doğru yönlendiriyordum ama bacaklarım gitmiyordu. Durdum ve aşağıdan babamın sesi duyulmaya başladı.
Sonra alkış sesleri ve konuşma devam edildi. Ama konuşmaları anlayamayacak kadar buğulanmıştı zaman. Üstümdeki mavi dantelli ve ağır korseli bu elbise sanki canlıydı ve beni öldürmek istiyormuşçasına sıkıyordu, boğuyordu,nefes almamı engelliyordu.
Arka koridora döndüm ve ani bir kararla - ki bu kararın bedelini sonsuza dek ödeyebilirdim- yürümeye başladım.
Hızlı adımlar atıyor, kendi nişanımdan kaçıyordum. Birkaç hizmetçi dışında kimseyi görememiştim keza hepsi aşağıda insanlara hizmet ediyordu.
Bu birkaç hizmetçi şüphe ve merakla bana baktılar ama onları tek bakışımla önlerine döndürdüm.
Sarayın sadece benim bildiğim birkaç gizli çıkışı vardı. Bir tanesi mahzenler bölümündeydi ve bu gizli çıkışı daha önce hiç kullanmamıştım. Sadece keşfetmiştim ve sonra korkup kapatmıştım.
Şimdi o çıkış beni bekliyordu. Sağ koridora yürüdüm. Karanlıktan çok bir şey göremiyordum. Meşaleler yanmıyordu. Duvara tutunarak ilerliyordum. Gizli çıkışın olduğu zemine yaklaştığım sıra ve bir insan gölgesi görmemle adımlarımı durdurdum.
Elinde kandil olduğunu tahmin ediyordum ve beni görecekti. Ondan kaçmam artık çok geçti çünkü beni gördü ve göz göze geldik.
Nefesimi tutmuştum ve sertçe yutkundum.
“Prenses, yoksa kendi nişanınızdan mı kaçıyorsunuz?”
***
Devam edecek.
Instagram // ellif.oruc
🪶
