Küllerin Mührü kitap kapağı

4. bölüm / 8

Küllerin Mührü

Bölüm 3 : Kolyeniz...

Vaveyla Yazarı: elif oruç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Bölüm 3 : Kolyeniz...

🪼 INSTAGRAM: ellif.oruc

***

Nefesin son damlasına kadar. Cesaret aktı gözlerinden, yüreğinden.

“Fare cıyaklıyor sanmıştım. Meğersem bir kızmış.”

Ne? Bu kimdi ve benimle nasıl bu kadar hadsiz konuşabiliyordu? Mahzenin yüksek duvarlar içerisindeki ufak demir parmaklıklı penceresinden dolunayın ışığı , ortamı biraz aydınlatıyordu. “Fare mi sandın sen beni? ”

Kollarımı göğsümde bağlamış belki de ukala bir ses tonu ile “Bir Prenses ile konuşurken , kelimelerine dikkat etmelisin.” dedim.

Bugün yaşadığım şey ve mahzene düşmemden sonra konuştuğum konu gerçekten trajikomikti.

“Hmm…prenses olmanız, buraya düşünmenize engel değilmiş anlaşılan.”
dedi ve hafifçe güldü. Beni eziklemeye mi çalışıyordu şu an? Komik olan neydi? Ben mi , yoksa söylediği laflar mı?

Gözlerimi kısarak onu incelemeye başladım. Üstündeki askeri bir üniforma vardı. Bu mahkum Grand’ın sorumlu olduğu asker mahkum muydu?

“Komik olan nedir? ” diye sordum. O sırada oturacak bir yer arıyordum. Çoğu yer kurumuş kan lekesiyle doluydu. Yemek artıkları da cabasıydı. Gerçekten iğrençti.

“Hiç. ”

Daha fazla konuşmak istemiyordum. Çokta rahat görünmeyen bir yere oturdum. Elbisemi düzeltip sırtımı duvara yasladım. Bacaklarımı kendime çekip başımı demir parmaklıklı pencereye çevirdim. Pencere tam karşımdaydı. Yüzümü az da olsa ona karşı net gösteriyordu.

“Gerçekten Prenses misiniz?” diye sordu şaşırmış gibi.

“Evet.”

“Yani bu mahzenin üstündeki sarayda yaşayan bu ülkenin kralının kızı?”

Kaşlarımı çattım. “Evet öyleyim. Demek ki prenseslerde mahzene düşebilirmiş işte.”

Bir suçlu olarak değildim burada. İnsanlara yardım etmiş, haklarını vermiş bir prenses olarak buradaydım.

Baş kaldırdığım için, bu kast sistemini fark edip harekete geçtiğim için bu rutubetli mahzene atılmıştım.

Tam anlamıyla yaptıklarımdan pişman değildim. Pişman olduğum tek bir şey varsa kendi adımı kullanmamdı. Eğer ki kendi adımı kullanmasaydım belki daha çok yardımda bulunabilirdim. Üstelik bu yüzden bir daha saraydan adım dahi atamayacak ve insanlara bir kez olsun yardımda dahi bulunamayacaktım.

Lowen ile beni aceleye getirilmiş bir evlilikle bu krallıktan sonsuza dek uğurlayacaklardı. Ve Grand? “Ah , Tanrım sana yalvarıyorum. Ona bir şey olmasın.”

Ve gariptir ki karşımdakinin beni izlediğini hissetmiştim. Bu garip bir histi. Çünkü beni izlediği bile net değildi. Ancak bu tarafa baktığı oldukça aşikârdı. Genzimi bir iki kez yapmacık bir şekilde öksürdüm ve sonra “Beni mi izliyorsun?” Diye sordum. “Sadece ömrümde hiç prenses görmemiştim.”

Bana karşı bir çekingenliği yoktu. Özgüvenli ve kendinden emin duruyor, ses tonu bir kez olsun titremiyordu. Dudaklarını yavaşça araladı. Bir şey diyecekti. Lakin vazgeçti. Sonra tekrar araladı ve “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” Diye sordu.

“İnanmayayım mı?”

Omzunu kaldırıp indirdi. “Sadece sordum.”

Ve bakışlarını yere kaydırdı. Artık bana bakmıyordu fakat bu sefer ben ona bakıyordum. Yüzünü daha net görmeyi dilerdim. Çünkü benimle sınıf farkını önemsemeden konuşan nadir kişilerden olması hem hoşuma gitmişti. Hem de ona karşı ilgili olmamı sağlamıştı.

Aklımda Grand, gözlerim bu adamdaydı.
Saçları Grand’ın saçlarından daha uzun olduğu az da olsa belli oluyordu. Ve ondan daha konuşkandı.

Başını kaldırıp hemen üstündeki pencereye doğruldu. Ve boynunun sağ tarafındaki dövme bana göz kırpıyordu. Ne dövmesi olduğu çok belli değildi. Bunun üzerinde çok düşünmedim.

“Neden bana bakıyorsunuz?” diyerek tekrar konuştu.

“Bakamaz mıyım?” Diye sorusunu soruyla cevapladım.
Tekrardan omzunu kaldırıp indirdi.

“Bana kendinden bahset biraz. ”

Emir verir gibi konuşmuş olmalıydım. Olması gereken belki de buydu. Ne de olsa bir Prenses'tim ve artık bunun ekmeğini güzel bir şekilde yemek istiyordum.

Derin bir nefes verdi. “Merak ettiğiniz nedir?”

diye sordu. Kısa bir süre düşündüm. “Adından, yaşından, ülkenden bahset işte.”

“Adım Alleen Doryas Prenses…sizlerin adı nedir? ”

Gözlerimi kısarak baktım. “Ellysia. ” diye cevapladığım sırada onun adımı çok sessiz bir şekilde içinden tekrarladığını duydum.

“Devam et Alleen.”

“Ah Prenses tabii ki. Ben basit bir askerim. 24 yaşındayım. Asker olmadan önce çoğu insan gibi çiftçilik ile uğraşırdım…”

dedi ve sustu. Bu kadar mıydı? “Bu kadar mı?”

“Hayır. Ben sadece kısa bir süre düşündüm. Duygularımı sizlere dürüst bir şekilde aktarmalı mıyım, diye. Ancak sonra vazgeçtim. Sizin gibi asil bir prensesin yanında böyle konuşmam asla uygun olmaz. Bu yüzden vazgeçtim. ”

Kaşlarımı çattım. “Azıcık kenara kayar mısın? Yüzünü net görmek istiyorum. ”

“Kayamam. Maalesef sabahı beklemek zorundasınız. Ellerim ve ayaklarım zincirli.”

“Zincirli olduğunu fark edemedim.”

Sessiz bir şekilde güldü. “Ah, sorun değil tabii ki.” Ve fark ettim ki gülümsüyordum!

Olması gereken ciddi kalıp sorulara devam etmemdi. Surat ifademi hızlıca düzelttim ve “Ülken yıkıldı haberin var mı?”

diye acımasız bir soru yönelttim ona. Sessiz kaldı bir süre. Ortamda gergin bir ruh hali dolaşmaya başladı. Zincirler ses çıkarmaya ve sonra sinirli bir ses.

“Haberim var Prenses Ellysia. Ve ant içiyorum. İntikam alacağım. Halkım için, kraliyetim için. Ülkem için. ” dedi ve yumruk yaptığı eli ile yere vurdu.

Yutkundum ve sonra ona “Buradan çıkacağına emin misin?” diye bir soru yönelttim. O ise bu soruma güldü ve “Emin olmadığım şeyler hakkında ant içmem. ”

Dik başlı, özgüvenli, konuşma becerisi yüksek olan bu askerden fazlası ile etkilenmiştim desem yalan olmazdı.
Kendinden emindi. Kendine güveniyordu.
Bu bana bile cesaret vermişti.

“Ve bunu söylemem belki de uygun değildir. Ancak senin hafızanı kaybettiğini söylüyorlardı.”
Onayladı.
“Doğru. Geçici bir unutkanlık yaşadım. Ancak şu an iyiyim. ” dedi. “Anladım” dercesine kaşlarımla ona mimik yaptım ve bir daha fazla konuşmadım.

Gecenin geri kalanı sessiz geçti. Gözlerim ayın tüm hareketlerini izlerken , gün yavaş bir şekilde doğmaya başladı.

Uykum gün doğarken gelirken yavaş bir şekilde esnedim. Gözlerimi kapattığım sıra başıma bir ok atılmışçasına giren ağrı ile yerimde dikleştim. Elim ile başımın sağını tutup gözlerimi kapattım.

Bu ani ağrının sebebini bilmiyordum lakin bu sıralar çok oluyordu. “Prenses Ellysia, iyi misiniz? Belki de birilerini çağırmalıyız. ”

Gözlerimi yavaşça açtım ve ona baktım. Güneş doğarken onun yüzü de ortaya çıkıyordu. Gözleri koyu renkti. Yüzü kan lekeleri, savaştan çıkmış biri gibi duran yara izleri ve yılların verdiği bir askerin yüzü gibi pürüzlü gözüküyordu. Dudakları burnuna eş olarak oldukça uyumlu kalın ve az suyun getirdiği kuruluk ile göz kırpıyordu.

Dövmesi kulak memesinin biraz altında biten koyu kahverengi saçlarından net değildi. Dövme olmayan boynunda ise bir sargı bezi vardı.

“Prenses Ellysia, iyi misiniz?” diye sorusunu tekrarladı. Onu incelediğimi fark etmesin diyerek hızlıca başımı aşağı yukarı salladım.
Evet başım fena zonkluyordu ve iyiyim diyemezdim. Ama şu an herhangi birisini de çekecek değildim.

“Kolyeniz…”

“Ne olmuş kolyeme?” Kolyeme bir şey olma korkusu ile elimle yokladığım sıra kolyenin müthiş bir sıcaklık yaydığını ve parladığını gördüm.

Sıcaklıktan dolayı kolyeme dokunamaz haldeydim. Ve sonra anında söndü.
“Şey, güneş…güneş doğduğu için. Kullanılan taşlarla ilgili. Güneş doğunca böyle oluyor. ”

“Hmm…” mırıldanarak tekrar bana baktı. “Genede iyi görünmüyorsunuz. ”
“Gayet iyiyim. ” sertçe söylemiştim bunu. Bu yüzden o daha fazla üstelemedi ve sessiz kaldı. Köşeme sinerek baş ağrımın dinmesini bekledim.

Grand’ı artık daha çok merak ediyordum çünkü ona bir şey olmasaydı ne yapıp eder buraya gelirdi.

İhtimal veriyordum. Burada beni mahzene atmışlar, Grand serbest mi kalacaktı? Elbette hayır. Bu asla Belgraus kraliyeti içerisinde en azından mümkün olmazdı.

Düşüncelerim beni adeta boğarken demir kapının açılma sesini duymuştum. Aniden ayağa kalktım. Ve kapıya yöneldim. Dış kapıdan sonra iç kapıda açıldı ve Lowen ile göz göze geldim.

Beni küçümser bir edâ ile süzdü. Sıkılmış gibi bir nefes verdi ve eliyle dışarıyı gösterdi. O sırada içeriyi de süzüyordu.

Dışarı adımladım. “Sadece seni görmek için geldim. Ancak keşke gelmeseydim. Resmen burda yüreğim parçalanıyor. Seni bu halde görmek bir kâbus gibi!”

Sinirli bir şekilde yaptığı el kol hareketleriyle bana üstünlük kurmaya çalışıyordu. Onun yüreğinin parçalanmasının tek sebebi kendi onuruydu. “Prenses Ellysia hapse düştü!” bu yayılacak haber ile düşecek onuru(!)

“Sen bir Prenses’sin. Yakında bir düşes olacaksın hemde! Çocukça davranışlarından vazgeç.” inanamayarak ona baktım. “Babanız öldü mü?”

Hafifçe gülümsedi ve duruşunu dikleştirdi. “Doğru. Artık Dük Lowen oldum Ellysia. ”

Bu kadarını asla beklemiyordum. Evet babasını asla sevmeyen onun yerini arzulayan birisiydi Lowen. Ancak babasının ölümüne bir gram bile üzülmemiş olması ne kadar gaddar birisi ile evleneceğimi de gösteriyordu.

“Dinle,” dedi sakinleşmiş bir ifade ile eliyle hafifçe kolumu tuttu ve bütün sevgisizliği ile kolumu okşadı. “Sevgilim, Ellysia. Artık olgun tavırlar sergilemelisin. Böyle şeylerle ilgilenmek seni aşıyor. Sen siyaset ve halk ile uğraşmamalısın. Sana yakışacak şeyler : belki kanaviçe işleme. Hmm? Şimdi seni burdan çıkartmaları için Krala yalvaravağım. Ancak senden karşılığını bekliyorum.” dedi ve öpmek için yaklaştı. Kendimi anında geri çektim ve daha fazla onu dinlememek adına kendim mahzene geri döndüm. Şimdilik kibar davranıyordu.

Sıkıntı ile yerime otururken baş ağrım şiddetlenmişti. Elimle başımı ovuyordum. Başımı kaldırdım ve duvara yasladım. Nefesimi artık sadece burundan alıp veriyordum.

Kendimi iyi hissetmiyordum ve her an ağlayacak gibiydim. Tüm olanlar ağlamam için bir sebep olabilirdi ama ağlamamak için direndim. Alt dudağımı ısırırken gelen birkaç göz yaşını kolumla sildim.

Demir parmaklıklı kapı tekrar açıldı. Belki şu an gelen Grand ‘dı. Bir umutla kapıya bakarken Grand olmaması beni iyice hüzünlendirdi.

Muhafız elindeki iki bardak sudan birini bana diğerini Alleen’a uzattı. Ve birer de ekmek verince bir şey demeden sessizce gitti.

Elimde bir bardak su ve katı, bir dilim ekmek vardı. “Ekmeği suyla ıslatın. Daha yumuşak oluyor.” dedi Alleen. Ve ona baktım. Bir eli zincirle duvara bağlı olmasına rağmen diğer eliyle yemeye çalışmasını izledim.

Bakır bardağı yere koymuş tek eliyle ekmeği bölüyor ve bardağın içine bandırıp öyle yiyordu. Onun gibi yapmaya çalıştım. Daha önce yediklerimin dışındaydı. Alışkın değildim.

Ekmeği suya bandırıp ağzıma attığında ilk başta kusacak gibi olmuştum ancak sonraki lokmalar biraz daha kolay gelmişti.

“Hep ekmek mi veriyorlar?” diye sordum. “Bizlere ziyafet çektirmeyeceklerine göre, evet.”
“Neden hala buradasın peki? Bildiğin, gördüğün, düşüncelerin, hepsini anlatmış buradan çıkmış olman gerekirdi.”

Birkaç saniye sustu ve sonra “Doğru diyorsunuz.” diyerek beni onayladı. Ancak bu benim için net bir cevap değildi. Çıkacağına dair bir umut besliyordu. “Başka?”

“Teğmen Granden gelmedi.” dedi. Göğsüm sıkışıyordu. Grand ‘a karşı korku ve merak duyuyordum. “Grand, Grand, Grand.”

belki ne kadar çok anarsam o kadar gelmesi hızlanabilirdi. Ya da ben kendimi kandırıyordum. Dizlerimi kendime çekip kollarımı ve başımı dizlerime dayadığımda sadece ona ne olmuştu onu merak ediyordum.

Ya sonsuza dek hapse attılarsa? Ya artık benim arkadaşım olamazsa? Ya cepheye gönderdilerse?

“Teğmen Granden, en son ki geldiğinde anlattıklarımı krala anlatacağını söyledi ve bir sonraki seferde çıkabileceğime dair umut dolu sözler dedi.” derin bir nefes verdi ve boşluğa bakarak “Ancak gelmedi.” diyerek başını duvara yasladı.

“Kim bilir belki de yalan söyle-”

“Grand asla yalan söylemez!” sesimi yükseltmiş Grand’ı aniden savunmaya geçmiştim. Onun hakkında duymak istediğim tek kötü kelime dahi istemiyordum.

Kaşlarını havaya kaldırdı ve bana bu ani çıkışımı sorgularcasına baktı. Ancak istediği kadar bakabilirdi. Kimseye açıklama yapmak istemiyordum.

“Sakin olun.” dedi bana ve “Hasta görünüyorsunuz. O yüzden sinirlisiniz.” diyerek ekledi.

“O yüzden mi? Saçmalıyorsun. ”

“Hayır sadece olanı söyl-”

“Daha fazla konuşmak istemiyorum.”

Ona yüzümü dönmüş kafamı duvara yaslamıştım. Biraz uyursam belki baş ağrım geçebilirdi. Üstelik vakti de bir şekilde öldürürdüm.

“Bir şifacıya görünmen sizin için iyi olabilir.” kafamı kaldırmadan gözlerimle yan yan ona baktım.

“Şu an tek istediğim Grand’ı görmek ve sessizlik. Kimseyle konuşmak istemiyorum.”

“Ama benimle daha yeni konuşuyordunuz?”

Kaşlarımı çattım. “Bu kadar mantıklı konuşma çünkü şu an ben de mantıklı düşünemiyorum.” demek isterdim ama sadece gözlerimi devirdim.
Şifacıya gitsem büyük ihtimalle annem yanıma gelirdi ve bir posta daha azar yerdim.

Demir dış kapı bir kez daha açıldı. Kapıya son kez umutla bakmıştım ancak bu seferki gelen abimdi. Birileriyle konuşmak istemediğimi kast ettiğimde, birilerinde benimle konuşmamasını kast etmiştim.

“Prenses Ellysia, Prens Tylor sizlerle görüşmek istiyor. Buyurun.”

Muhafız başımda dikilirken Alleen’a baktım. O da muhafıza sonra bana baktı. Yavaşça yerimde doğrulurken daha mahzenden birkaç adım dışarı atmıştım ki abimin sert bakışlarına maruz kaldım.

Sağ Kaşı ve dudağının bir kenarı yaralanmıştı. Ya yolda avlanırken bir şey oldu ya da birilerinin saldırılarına maruz kalmış gibi görünüyordu. “Ellysia…seninle anlaştığımızı sanıyordum.”

Ağzımı açacak gibi oldum ancak tekrar konuştu. “Geldiğim gün, seninde saraydan ilk kaçışın değildi. Ancak ben ilkmiş gibi davrandım ve kimseye bir şey demedim. Yaptığın kraliyet ailesine karşı bir suç olsa da affettim. Ancak,” bana bir adım attı ve ses tonunu aşağılayıcı bir tona sokarak “...saray hazinesinden çalıp hiç bilmediğin köylere gidip insanlara dağıtıyorsun.”

“Onlara yardım etmek istemiştim.”

“Duyamadım?”

“Onlara yardım etmek istemiştim.”

Ve alaycı bir şekilde güldü. “O köyler, ülkenin en pis yerleridir. Her türden insan var orda. Tehlike,hırsızlık, kaçakçılık… ”

Ne annem , ne babam, Ne Grand…
Abimin kızması en zoruma gidendi.

“Onlara yardım etmene gerek yok Ellysia. Senin gerek yok.” diye özellikle belirtti. “Seni burdan çıkarması için kral ile konuşmayacağım. Burada cezanı çekeceksin.Zaten kralda benimle aynı fikirde. Lowen elinden gelenin fazlasını yaparak, onurunu hiçe saydı ve… ve…” sinirlenmişti. Derin bir nefes verdi. “Krala yalvardı Ellysia. Hemde diz çökerek. Kim için? Hah! Tabii ki senin için. Şimdi düşün ve akıllan. Keza yakında evleneceksin o zamana kadar içindeki çocuğu sakinleştir.”

“Bizler onların hakkını yiyoruz.” demek istedim ama ağzımı açmama rağmen kelimeler ağzından dökülmedi. Beynim yanıyormuş gibi bir his belirtirken, gözlerimde yaşlar birikti.

Abim bir şey dememi beklemişti ancak konuşamadım. Bir süre sonra hızlı ve sert adımlarla dışarıya çıktı.

Arkasından bakakaldım. Aklımın bildiği, yüreğimin hissettiği tek bir şey vardı ki “Abim artık çocukluğumdaki gibi değildi. O değişmişti.” büyümüştük. Zaman herkesi değiştirmişti. Bir tek ben değişememiştim. Küçüklüğümdeki gibi pasif ve karşılarında konuşamıyordum. Ardından mahzene geri dönmem söylendi. Karanlık ve küf ortamına geri döndüm.

Hava kararmak üzereydi. Uzun saatler boyunca ağzımı açıp tek kelime dahi etmemiştim. “Prenses Ellysia…”

Başımı zar zor kaldırıp ona baktım. “Ben şey demek istemiştim…”

Sorgularcasına baktım. “Sadece…kendinize güvenmiyorsunuz.”

“Ne demeye çalışıyorsun?”

Demeye çekiniyormuş gibiydi. “Şimdi bile. Normal bir prenses gibi emir vermeye çalışıyorsunuz. Demek istediğim ben…aslında yapmanız gereken sadece kendinize güvenmek. Evet birileri sizi üzse bile.”

Kendime güvenmek? Elimden geleni yapmaya çalışıyorum ama elimde olan tek şey hiçbir şey. Yapmak istediğim iyilikte bile batırdım her şeyi. Grand'ın başını belaya soktum. Ondan haber alamıyorum. Ve şu an…kendime güvenmekle elime ne geçecek? En doğrusu Lowen ile evlenmektir kim bilir?

“Kendime güvendiğim anlarda işleri berbat ediyorum. Artık bazı şeyleri kabullenmem gerek.”

Birden bana yaklaşmaya çalıştı ama zincirlerle bağlı olduğunu unutmuş olmalıydı. Olduğu yerde kaldı. “Sizlere akıl veremem. Basit bir askerim. Ancak inandığım şeyleri söyleyebilirim. ”

Başım ağrımaya devam ediyordu. Birde Alleen ‘ın söylediklerini düşünmek istemiyordum.
Demir kapılar açıldığında akşam yemeği getirmişlerdi.

Bu muhafız çok genç görünüyordu. Parlak sarı saçları mahzenin karanlığına rağmen görebiliyordum. Belki de henüz on sekiz on dokuz yaşlarındaydı ve neden hapishanede muhafızlık yaptığını merak etmiştim.

Ancak merak ettiğim öncelikli konu Grand’dı. Getirdiği şeye bakmadan direk “Teğmen Granden nerde?” diye sordum.

Muhafız ciddi bir şekilde “Teğmen Granden, ormandaki mahzende. ”

“Ne?” ne demek orman mahzenindeydi. Oraya hep ağır suçta olanlar gönderilirdi. Grand ağır bir suç işlememişti. Bunlar hepsi benim hatamdı. Hepsi.

“O…o iyi mi?” Sesimin titremesiyle bir damla göz yaşı elimin üstüne düşmüştü.

“Bilmiyorum.” nefesimi çekmiş ağlamamak adına hızlı konuşarak “Bana Grand ‘ın akıbetini öğrenirsen seni…seni ödüllendirim.” dedim.

Kaşlarını havaya kaldırdı ve “Ödül mü?” diye sordu. Başımı hızlıca salladım. “Evet. Senin geleceğini kurtaracak kadar çok para veririm.” diyerek onayladım.

“Elimden geleni yaparım.” dedi ve selam vererek gitti. Az sonra gelen yemeğe baktım. İğrenç duran bir lapaydı. Bir kaşık alarak kokladım. Kokusu bile miğde bulandırıcı olan bu şeyi yersem kesin kusardım. Oflayarak başımı arkaya yasladım.

Alleen bir kaşık lapa alıp yüzünü buruşturarak geri bıraktı. Komik yüz ifadesi ile hafifçe güldüm. “Tadı çok kötü , değil mi?” diye sordum.

Belki onunla konuşarak kafamda olan türlü düşünceler susardı. Ya da yavaşlardı bilemiyorum.

“Cephede yediğim şeyler bile daha güzeldi diyebilirim.”

“Yemek istesen… şu an ne yemek isterdin?”
Sorumla düşünmeye başladı. “Sanırım biraz tatlı patates ve kızarmış tavuk. Yanında da bir kadeh kırmızı şarap. Eh, uzun zaman oldu bunları yemeyeli. Ülkemde savaş patlak verdiğinden beri tatlı patatese bile ulaşmak zor oldu.” dedi ve gülümsedi.

Başımı salladım. Kişiliğini çözmeye başlamıştım. Konuşkan, pozitif, özgüvenli, cesur ve intikam almayı seven birisi duruyordu karşımda. Belki de onu örnek almalıydım. Grand ‘da böyle olmamı isterdi.

“Teğmen Granden’a çok düşkünsünüz gibi duruyor. Ve aklınızdaki düşünceleri unutmak için benimle konuşmaya çalışmanız da bunun cabası.”

Şaşırmıştım gerçekten bildiğine. Ancak gayet soğukkanlı bir tepki verdim. “Grand…abim, arkadaşım, dostum ve sırdaşım. Ve korumam tabi ki. Ona bir şey olmasını istemem Alleen.”

Anlıyormuşçasına başını salladı. “Doğru , o da sizi düşünüyordur Prenses. Bundan eminim. ”

“Bundan eminsin…”

“Evet.”

“Burada vakit geçmiyor.”

“İlk zamanlar öyleydi. Ancak alışıyorsunuz zamanla.”

Sıkılmış bir şekilde nefes verdim. “Sohbete devam edebiliriz.” diye basit bir öneride bulundu. Kafamı kaldırdım ve onun yüzünü incelemeye başladım.

Tanrım çok yakışıklıydı. Karısı fazlasıyla şanslı olmalıydı. Karısı? Onun evli olduğunu bile bilmiyorum. Hadi ama Ellysia.

Sor ona.

Tamam ona sorsam anında cevaplardı ama ya öldüyse? Saygısız olamazdım. Ama oldukça da merak ediyordum. “Evli misin?”

“Hayır.”

“Anladım.”

Ve bu konuşma on saniye içerisinde gerçekleşti. Sanırım bir süre susmalıydım çünkü prenses olmam birilerinin özel hayatı hakkında konuşmam anlamına gelmezdi.

“Kolyeniz…”

…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18