23. bölüm · KÜLLERİN ARDINDAN

EREN'DEN SONRA

M3hm3t.akif yıldız

Sabahın ilk ışıkları, savaşın izlerini yavaşça ortaya çıkarıyordu. Sessizlik, bu kez farklıydı… artık korku değil, bir vedanın sessizliğiydi.
Eren Karaca’ın bulunduğu tepeye çıkan ekip, onu gördüklerinde hiçbir şey söyleyemedi.
Rüzgâr yavaşça esiyor, etraftaki kuru otları hafifçe sallıyordu. Eren, yıllar boyunca taşıdığı yükü sonunda bırakmış gibiydi. Yüzü sakindi… sanki ilk kez gerçekten huzur bulmuştu.
İçlerinden biri dizlerinin üzerine çöktü.
“Komutan…”
Ses titriyordu.
Eren’in yanında bıraktığı mektubu buldular. Açtıklarında sadece bir liderin değil, bir insanın son sözleri vardı:
“Bu savaş sadece cephelerde kazanılmadı ya da kaybedilmedi.
İnsanlar birbirini kaybetti… ama aynı zamanda kendilerini de kaybettiler.
Eğer bir gün bu satırları okuyorsanız… bilin ki doğru olanı yapmaya çalıştım.
Ve en önemlisi… yalnız değildiniz.”
Mektup okundukça herkesin gözleri doldu.
Sert duran askerler bile artık saklayamıyordu.
Çünkü Eren sadece bir lider değildi…
O, onların son umuduydu.
Günler geçti.
Savaş yavaş sona erdi.
Şehirler yeniden kurulmaya başladı.
İnsanlar, Eren’in başlattığı düzeni hatırlayarak birbirine güvenmeyi öğrenmeye çalıştı.
Bir meydanda küçük bir anıt yapıldı.
Üzerinde sadece bir isim yazıyordu:
Eren Karaca
Ziyaretçiler geldiğinde, çoğu sadece bir asker görmüyordu.
Bir dönemi görüyordu.
Bir fedakârlığı…
Bir kaybı…
Ve en önemlisi…
Bir hatırlatmayı:
“İnsan kalmak, her savaşın en zor zaferidir.”
Bir çocuk anıtın önünde durdu.
Annesine baktı.
“Bu adam kim?”
Kadın bir an sustu.
Sonra yavaşça cevap verdi:
“Bir gün herkesin unuttuğu şeyi hatırlayan bir adam.”
Rüzgâr esti.
Ve o rüzgâr, sanki hâlâ onun adını taşıyordu.
Eren Karaca…