10. bölüm · KÜLLERDEN DOĞAN

LANET

Deniz Clidam

Kael’in gözleri açıldığında ilk gördüğü şey bendim.
Bu, beni rahatlatmalıydı.
Ama olmadı.
Çünkü bakışlarında sakladığı bir şey vardı. Uzun zamandır. Belki de en başından beri.
“Artık saklama,” dedim.
Sesim yumuşaktı ama geri dönüşü yoktu.
Sessiz kaldı. Sonra doğruldu. Yaraları iyileşmişti ama yüzündeki ifade… ağırdı.
“Ben sana ait değilim,” dedi.
“Ben… sana bağlıyım.”
O an hava soğudu.
“Bir muhafız yemini değil bu,” dedim.
“Bir lanet.”
Başını eğdi.
“Evet.”
Anlatmaya başladığında dünya sanki uzaklaştı.
Bir zamanlar, Vaveyla tahtı son kez sarsıldığında, koruyucular seçilmişti. Güçle değil. Fedakârlıkla. Kael, bir çocuktan fazlası değilken seçilmişti.
“Yaşaman için,” dedi.
“Bir gün sen doğ diye.”
Kalbim sıkıştı.
“Benim kaderim için seninkini mi aldılar?” diye fısıldadım.
“Benim kaderim,” dedi Kael, gözlerime bakarak,
“seni hayatta tutmak.”
Sustum. Çünkü söyleyecek hiçbir şey yeterli değildi.
“Eğer tahta oturursan,” dedi,
“ben yok olurum.”
İşte o an…
kırıldım.
Tahtın neden yalnızlık istediğini anladım.
Neden sevgiye izin vermediğini.
Elimi çektim. Geriye bir adım attım.
“Bunu kabul etmiyorum,” dedim.
“Kader buysa… değiştireceğim.”
Kael acı bir gülümsemeyle baktı.
“Bazı yazılar silinmez, Aylin.”
Ama ben kararlıydım.
Eğer Vaveyla beni istiyorsa,
ben de onu yeniden yazacaktım.