4. bölüm · KÜLLERDEN DOĞAN
İLK SINAV
Tapınak hâlâ nefes alıyordu.
Taşlar, az önce yaşananları unutmamıştı.
Avucumdaki ışık yavaşça sönüyordu ama içimdeki güç… uyanıktı. Tam o an, yer sarsıldı. Bu kez büyüden değil. Tehlikeden.
Kael kılıcını çekti.
“Geri çekil,” dedi.
Ama sesinde bir tereddüt vardı. Çünkü biliyordu… artık geri çekilecek biri değildim.
Duvarlar yarıldı. İçlerinden karanlık yaratıklar sızdı. Gözleri yoktu ama beni görüyorlardı. Beni tanıyorlardı.
Ve beni istiyorlardı.
Kalbim hızlandı.
Korkudan değil.
Sorumluluktan.
“Elimi tutma,” dedim Kael’e.
“Bırak… deneyeyim.”
İlk yaratık üzerime atıldığında refleksle elimi kaldırdım. Gölgeler kalkan gibi yükseldi. Çarpma sesi tapınağı doldurdu. Geri savruldular.
Ama bu bir oyun değildi.
Bu… savaştı.
Bir tanesi daha geldi. Sonra bir diğeri.
Nefesim kesildi. Gücüm titredi.
“Odaklan!” diye bağırdı Kael.
Gözlerimi kapadım. İçimdeki sesi buldum. Beni yakmayan, kaçmamı istemeyen sesi.
Ve çağırdım.
Toprak yarıldı. Işıkla örülmüş semboller havaya yükseldi. Gölgeler şekil değiştirdi; bu kez korkunç değil… itaatkârdı.
Bir hareketimle yaratıklar yere çakıldı. Sessizlik çöktü.
Ama o sessizlik… zafer değildi.
Gökyüzü karardı. Tapınağın tavanında bir yarık açıldı. Oradan bir ses indi. Ne kadın ne erkekti.
“Uyanan kan…” dedi.
“Henüz hazır değilsin.”
Dizlerim titredi.
İlk kez… güç yetmedi.
Kael yanıma geldi. Kılıcını önümde yere sapladı.
“Yalnız değilsin,” dedi.
Ve ilk kez, buna inandım.
Ses kayboldu. Yaratıklar kül oldu.
Ama içimde bir şey kaldı:
Bu sadece başlangıçtı.
İlk sınav bitmişti.
Ve ben… geçmiştim.
