14. bölüm · KÜLLERDEN DOĞAN

ATEŞİN KANI

Deniz Clidam

Ateşi ilk hissettiğimde yanmadım.
Bu tuhaftı.
Çünkü ateş yakmalıydı.
Avuçlarımın içinde kıpırdayan sıcaklık bu kez gölgeye benzemiyordu. Işık da değildi. Daha canlıydı. Daha… öfkeliydi.
Nefesim hızlandı. Göğsümde bir ritim vardı. Kalbim değildi bu. Daha eski bir şeydi.
Toprak çatladı.
Ve ateş yükseldi.
Geri çekilmedim. Çünkü ateş bana saldırmıyordu. Bana aitti.
Bir ses duydum. Bu kez uzaktan değil. İçimden.
“Sonunda hatırladın.”
Dizlerimin üzerine çöktüm. Görüntüler zihnime doldu.
Ejderhalar. Gökyüzünü yırtan kanatlar. Ateşten doğmuş periler. Ve bir tanesi…
Ben.
“Ben…” diye fısıldadım.
“Ateş perisiyim.”
Ses güldü.
“Hayır,” dedi.
“Sen bir Ejderha Ateşi Perisisin.”
Alevler etrafımı sardı. Ama canım yanmadı. Saçlarım ateş gibi dalgalandı. Gözlerimde kıvılcımlar yandı. Kanım… uyanmıştı.
“Bu yüzden gölgeler sana itaat etti,” dedi ses.
“Bu yüzden taht seni tanıdı.”
Gökyüzünde bir gölge belirdi. Devasa. Kanatları yıldızları örttü. Bir ejderha, yukarıdan bana baktı.
Ve başını eğdi.
O an anladım:
Ben sürgün edilmemiştim.
Uykudan uyandırılmıştım.
Vaveyla beni geri istemiyordu.
Vaveyla… bana hazırlanıyordu.
Ve artık biliyordum:
Taht, beni yönetemezdi.
Çünkü ateş…
asla zincirlenmezdi.