KÜLLER ve TAÇLAR kitap kapağı

4. bölüm / 16

KÜLLER ve TAÇLAR

Kapının Ardında

Yazar: TANEM DEMİREL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Kapının Ardında

At arabası yavaşladığında, tekerleklerin taş zeminde çıkardığı ses yankılanarak kesildi. Başımı kaldırdım. Karşımda uzanan yapı, bir saraydan çok bir efsaneye benziyordu.
Duvarları sanki gökyüzüne kadar uzanıyor, gri taşları bin yıllık bir sessizliği saklıyordu. Her bir taşın arasına sanki geçmişin fısıltıları sinmişti; eski savaşların, kralların ve ihanete uğramış ruhların hikâyeleri...
Dev kapılar, kara demirden yapılmıştı. Üzerlerinde öyle derin desenler vardı ki, baktıkça hareket ediyormuş gibi hissediyordum.
Karanlık bir ihtişamla çevriliydi her şey korkutucu ama gözlerimi alamadığım bir ihtişam.Pencereler uzun ve dar, tıpkı sarayın içindekilerin gözleri gibi; seni izliyor ama asla tümüyle göstermiyorlardı.
Kuleler, bulutları delip geçecek kadar yüksekti. Bir an rüzgâr esti, ve saç tellerim savruldu. O anda içimden geçen tek düşünce şuydu:
"Bu duvarların ardında bana ne olacağını bilmiyorum. Ama artık geri dönemem."
Tam sarayın büyülü atmosferi beni 8çine çekecekken muhafız " in artık" dedi ve ondan destek alarak inmem için elini uzattı.
Ayaklarım zemine temas etti. Muhafız önümden yürüyordu ve bende onu takip ediyordum.
Birkaç adımdan sonra sarayın büyük kapısına gelmiştik. Merdivenlerden yavaş yavaş çıktım karşımda yedi kisilik bir aile duruyordu. En önde kral vardı, yeşil gözlü bir adamdı. Yaşlı olmasına rağmen kır rengindeki saçları gürdü. Sakalları da aynı saçları gibiydi.
Kralın hemen arkasında da kraliçe vardı güzel mavi gözleri vardı dudaklarındaki rujun hafif parıltıları gözümden kaçmadı saçları oldukça koyu bir kahveydi krala nazaran onun yüzü hafiften sarkmış duruyordu.
Gözlerim biraz daha sağa kaydığında yüzümdeki şoku gizleyemedim prenses o kadar hoştu ki büyülenmiştim.
Pespembe dudakları beyaz teninde harika gözüküyordu anneinden aldığı mavi gözleri parlıyorduresmen sarı saçları omuzlarından aşağıya dökülüyordu ve alnını kapatan zarif bir kahkülü vardı.
Prensesin hemen yanında onun elinden tutan küçük kız kardeşi vardı. O da aynı ablasına benziyordu. Sarı omuzlarını Aşan saçları vardı Gözleri de maviydi Onun da bembeyaz bir teni ve pembe dudakları vardı. Yanakları hafif pembeleşmiş küçük kız çok tatlı gözüküyordu.
Zaten kıyafetlerinden bahsetmeme bile gerek yok sanırım ilk defa kendi kıyafetlerinden utanmıştım ikisinin de Elbisesi çok güzeldi ve yere kadar uzanıyordu.
Kafamı birazcık daha sola çevirdiğimde 3 tane erkek kardeş yan yana duruyordu. İlki Kumral ve hacimli saçlara sahipti aynı yanında duran kardeşi gibi mavi gözlüydü saçları kumraldı ama sarı yansımaları da vardı keskinli yüz hatlarına sahipti ve kız kardeşlerinin yanında onlardan daha uzun duruyordu.
Onun hemen yanında duran çocuk da mavi gözlüydü. Kumral saçları vardı solunda duran erkek kardeşinden boyu birazcık daha Kısaydı, ona göre daha yuvarlak yüz hatlarına sahipti büyük prensesle de oldukça benziyorlardı.
En sonunda duran çocuk ise kahverengi saçlı yeşil gözlüydü saçları hacimliydi gözlük kullanıyordu Ve Tahminimce erkek kardeşlerin en küçüğü oydu.
Kral bir adım öne çıktı ve bana doğru elini uzattı. Uzattığı elıni sıkdım ve "Mary,Mary Redwyne" dedim.
"Valeron Veldran, Shadowvale'in kralı. Zeten biliyorsundur"dedi. Ülkemi yöneteni bilmeyecek kadar salak mı duruyordum dışardan. Sonra kraliçe geldi yanıma ve "seni sarayımızda kısa bir süre misafir edeceğiz canım"dedi ve gülümsedi. Bende ona karşılık verdim.
Prenslerden birisi bana doğru yürüdü ve elini belime yerleştirdi. Kafamı ona doğru çevirdim napıyordu böyle
"Hoşgeldin Mary"
"Hoşbuldum prensim"
"Oğlum!" Arkamızı dönünce kralı gördük , bize tebessüm etti ve kafasını oğluna çevidi "hemen kapmışsın Mary'i" ne münasebet canım, ne diyor bu adam
"Bizim onla büyücü Eryndorun odasında ufak bir işimiz vardı. İstersen sende gel"
"Zevkle baba" dedi ve sağa dönüp yürümeye başladık. neredeyse gözden kaçabilecek kadar küçük bir kapı vardı; kapının üzerinde ince, eski tılsımlar kazınmış, ancak çok dikkatli bakılmadıkça fark edilmiyordu. Kapıyı açtığınızda, büyücünün odası sizi karşılıyordu:Oda küçüktü ama yoğun bir enerji yayıyordu. Duvarlar taş ve biraz rutubetliydi, ama raflar ve masalarla doluydu. Masanın üzerinde çeşitli iksir şişeleri, parşömenler ve kristal küreler vardı; şişeler farklı renklerde hafif bir ışık saçıyor, odadaki loş ışıkla birleşince odanın adeta nefes aldığını hissettiriyordu. Köşede, küçük bir niş içinde, vücutta işareti ortaya çıkaracak özel malzemeler ve tılsımlı şişeler düzenli bir şekilde yerleştirilmişti.Tavan alçaktı, tavana asılı ince zincirler ve birkaç kurumuş ot, odanın gizemli ve eski bir büyü atmosferi vermesini sağlıyordu. Her adımda hafif bir hışırtı geliyordu, sanki odanın kendisi sizin varlığınızı hissediyordu. Küçük odanın her köşesi dikkatle tasarlanmış gibiydi; büyücü için hem laboratuvar hem de gizli bir çalışma alanı işlevi görüyordu.
Büyücü sessizliği bazdu ve "hoşgeldiniz kralım, hoşgeldiniz hanımefendi" dedi
"Hoşbulduk Eryndor,hoşbuduk. Hadi yap işini" dedi ve solumuzdaki küçük koltuğa oturdu. nolucak bu odada şimdi bana.
Tanrı yardımcım olsun

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum eksik bulduğunuz ya da hikayeye eklememi istediğiniz şeyler olursa lütfen yazın😊😘

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…