KOLEKSİYONER kitap kapağı

11. bölüm / 11

KOLEKSİYONER

11.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Aden Larosa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 11.BÖLÜM

Pelin tam bir şeyler söylemeye hazırlanırken Louis rahatça sandalyesine yaslandı ve keyifli bir ifadeyle söze girdi.

Ah, bizim hikâyemiz tam bir film gibi, değil mi sevgilim?

Pelin gözlerini kısmış, "Bu adam kesin saçmalayacak" bakışı atıyordu ama Louis gayet kendinden emin bir şekilde devam etti. Aslında Paris uçağından sonra ikinci kez karşılaşmıştık işte şimdi detaylıca anlatayım.

Şimdi şöyle düşünün, Paris’teyiz. Şehir ışıkları yanıyor, hafif bir yağmur çiseliyor. Pelin, küçük bir kafede oturmuş, elinde bir kitap, kahvesini yudumluyor. Bir anda içeriye ben giriyorum. Üstüm başım ıslak ama hâlâ inanılmaz karizmatik görünüyorum—

Pelin kaşlarını kaldırdı.
Gerçekten mi?

Louis umursamazca omuz silkti.
Evet, gerçekten. Neyse, ne diyordum… Ah, evet! İçeri giriyorum ve Pelin’le göz göze geliyoruz. O an… zaman duruyor.

Pelin içini çekti.
Bu gerçekten mi oluyor?

Lale kahkahasını gizlemek için elini ağzına götürdü.
Devam et, Louis. Sonra ne oldu?

Louis kaşlarını çattı, dramatik bir hava takındı.
Tam o sırada, kader bizi bir araya getirmek için devreye giriyor! Çünkü Pelin’in kahvesi yanlışlıkla benim montuma dökülüyor.

Pelin kollarını kavuşturdu.
Tabii ki suçlu ben oluyorum.

Louis başını salladı.
Kesinlikle. Ama sonra, o da fark ediyor ki bu sadece bir bahane! Çünkü asıl hikâye, ben tam çıkarken, Pelin’in peşime düşmesiyle başlıyor!

Pelin kaşlarını kaldırdı.
Ben mi peşine düşüyorum?

Louis göz kırptı.
Elbette, çünkü montumda unuttuğun çok önemli bir şey vardı.

Lale heyecanla sordu.
Ne vardı?

Louis yüzünü ciddileştirdi.
Bir not. Küçük, buruşturulmuş bir kağıt parçası. Üzerinde sadece tek bir kelime yazılıydı… ‘Tekrar’.

Masadakiler dikkat kesildi. Pelin bile istemsizce hikâyeye kapılmıştı.

Lale merakla sordu.
Ve sonra?

Louis iç çekerek devam etti.
Pelin, notu bulunca şok oldu. Çünkü bir yerlerden tanıdık geliyordu. Sonra birden hatırladı! O kelimeyi, yıllar önce, lise defterinin köşesine yazmıştı. Ve kaderin bir cilvesiyle, ben de o defteri bir şekilde ele geçirmiştim!

Pelin dayanamayıp kahkaha attı.
Aman Tanrım, sen gerçekten durmayacaksın, değil mi?

Louis gülümseyerek başını iki yana salladı.
Hayır, sevgilim. Hikâyemizi anlatıyorum işte.

Lale gülümseyerek başını salladı.
Bence harika bir hikâye. Çok romantik!

Pelin derin bir nefes aldı, sonra Louis’e döndü.
O zaman şu kısmı da ekleyelim. Ben sana o kağıdı verince, sen de bana dedin ki…

Louis eğlenceli bir ifadeyle ona baktı.
Ne dedim bakalım?

Pelin dramatik bir şekilde gözlerini kıstı ve kısık bir sesle mırıldandı:
“Öyleyse, tekrar deneyelim.”

Lale hayranlıkla elini göğsüne koydu.
Aman Tanrım, bu gerçekten film gibi!

Louis kaşlarını kaldırarak Pelin’e baktı.
Görüyor musun? Sen de yeteneklisin.

Pelin içini çekti.
Birimizin gerçekçi olması gerekiyordu.

Louis hafifçe gülümsedi.
O zaman gerçek şu: Seninle ilk kez uçakta tanıştık ve bana kulaklık çarptın. Ama ben hâlâ bunun kader olduğunu düşünüyorum.

Pelin’in gülümsemesi hafifledi, ama içindeki sıcak hisleri bastırarak başını iki yana salladı.

Lale onları gözlemleyerek gülümsedi.
Siz ikiniz gerçekten çok tatlısınız.

Pelin ve Louis aynı anda cevap verdi.

Biz--

Göz göze geldiler. Sonra Pelin hızla düzeltti.
Biz… fena bir ikili sayılmayız.

Louis hafifçe gülümsedi.
Bazen harikayız bile.
Louis kulağına fısıldayıp sevgilim beş dakikalığına bir kaçamak yapalım mı? " diyerek fısıldadı.
Pelin umursamayınca Louis elinden tutarak onu ilerletti. Merdivenlerin biraz gerisinde kalan odayı gördüğünde kartı okutup içeriye doğru geçerek Pelin'i de ardından odaya alırken kapıyı hızla kapattı. Odada loş bir ışık hakimdi. Pelin sırtını kapıya yaslanıp iç çektiğinde Louis çoktan ona doğru dönmüş bir eli elbisenin üzerinden kayarak beline oturmuştu. Sevgilim dedi bir elini de Pelin'in yüzüne koyarak,okşamaya devam etti daha da yaklaşırken.
Aşkım,
Ruhum
Nefesim
Umudum
Güzelim
Gözlerini devirdi Pelin. Aynen diye mırıldandı. Kim bilir kaç kıza böyle şeyler söylemişsindir "Bay Züppe".
Şaşırdığını belli etmemeye çalıştı Louis.
Derin bir iç çekti Louis.Bu hale düşecek adam mıydı asla sanmazdı.

Karsu diyerek fısıldadım pembe gloslu parıldayan dudaklara.
Diğer adımı nerden biliyordu ki?
Sekteye uğrayan bakışlarına bakarken,
Daha da yaklaştım irademi sikmişti çoktan ama onun izni olmadan onu asla öpemezdim. Pelin diyerek yanağındaki elimi boynuna doğru indirdim. Beni durdurmasını bekliyordum ama durdurmuyordu. İzninle diyerek tam dudaklarına yaklaştığımda bir bacağını iç bacağıma sürttüğünde dudaklarım keyifle kıvrıldı.
Durmuyorsa yanardık beraber cayır cayır.
Sarı saçlarından dolu dolu bir nefes çektim içime mis gibi kokuyordu. Saçlarının üzerinden öptüğümde çoktan mayıştığımı hissediyordum.
Bin yıl burada soluklanabilirdim.
Gelen kıkırdamaya alınsam da dudaklarımı bu defa da alnına bastırdım.
Pelin'in bir eli Louis'in çenesine çoktan dokunmuş belli belirsiz okşuyordu alayla.
Soluklanmak adına dudaklarımı dudaklarına yaslamak üzereyken çoktan yüzünü çevirmişti. Yan tarafa çevirdiği yüzüne dokunup belli belirsiz okşadım. Pelin diyerek kulağına fısıldadım. Pelin'im
Bıkkın bir nefes verip yüzünü yüzüme doğru çevirdiğinde, içli bir nefes firar etti dudaklarımdan...
Fazlasıyla güzeldi. Bu defa irademe yenilerek o tatlı çenesinden kavradım ve yüzünü kendime çevirdim. Parıldayan gözlerle bana bakması kalbime kurşun yemekleri eşdeğerdi.
Minik burnuna öpücük kondurup ardından dudaklarının köşesinden öptüm. Dudaklarımı tam dudaklarına yaslayacakken Ruhum diyerek soludum.
İradeymiş sikerlerdi Yanıyordum diri diri cayır cayır napsındı. Dudaklarım dolgun dudaklarına değdiğinde bacak arama attığı tekmeyle iki büklüm oldum.
Elim çenesinden çıkıp bacak arama giderken.
"ÇOCUKLARIM!"Diyerek acıyla izledim.

"DOĞMAMIŞ ÇOCUKLARIMIZ" Diyerek iki büklüm kaldım.

Ben acıyla kıvranırken alayla gülen kadına
en dik bakışlarımı sundum.

Siktir fazla güzel gülüyordu.
Gülme bile diyemedim gülme krizine adeta bodoslama giren güzelime.

Aynen böyle devam et Pelin hanım.
Gör bak neler oluyor acım artmaya başlamış diz çökmüştüm adeta.

Normalde acıya fena katlanan ben iki büklüm olmuştum.

"ÇOCUKLARIMIZ DIYO BİDE AGAGAGAAHAHAAHAHA

AYNEN ÇOCUKLARİMİZ DİYE DİRETTİM.

BENİ NE SANDIN HA LOUİSCİK O HER KUYRUK SALLAYIP PEŞİNDE FIR GEZEN ORUSPULARA BENZER YANIM Mİ VAR HE!!!

Acılı sızılarım kahkahalara dönüşürken
Piç gülüşü AL BAK NERDE GÖRSEM TANIRIM.

SİZ ERKEKLER HEPİNİZ AYNISINIZ İŞTE diyerek bağırdı.

Şimdi aşağıya inip herkese sevgili olmadığımızı söylüyorsun

Ellerim kasıklarımdayken pek ciddiye alamıyordum onu.

Sanırım dudaklarımı birbirine bastırdım.

Ne sanırım

Yürüyebileceğimi sanmıyorum

Ne?!

Telaşla bana doğru ilerleyip üzerime eğildiğinde hala konuşmaya devam ettim.

Yürüyemem... yürüyemiycem gibi off şurası çok ağrıyor diyerek elimle kasıklarımı gösterdim.

Aynen diyerek gözlerini devirdi.

Soyumu kuruttun be kızım!

Oh olsun diyerek diretti pelin.
Az bile yapmışım. Tekrar vurayım mı?!

Sakın diyerek kasıklarımı ellerimle örterken acıyla inledim. Elin ağırmış hemde çok zarif parmaklarına bakışlarımı diktim. Çok narin bir şeysin nerden çıkıyo bu güç amına koyayım.

Gerçekten o kadar acıyormu?! Endişeyle sorduğunda affalladım.

Yok ya ne acıması beton gibi Betonn

Gözlerini devirdi tekrar
Dokuz doğuruyor gibi oturmuşsun seni ciddiye alamıyorum....

Sana dokuz doğurtacağım şimdi diyerek ayaklandım.

Bana arkasını dönmüş volta atıp konuşutordu.
Yani ne bilim pek tatlı canın varmış, iki büklüm kaldın kıkırdadı, ayy yüzünü ekşitti iki metre adamsın hala küçük bir çocuk gibisin, kıkırdayıp bana doğru döndüğünde ayakta olduğum için şaşırsada bakışlarını kaçırdı.

Masaya geçmemiz gerek bitti tantana bu kadar hadi diyerek kapıya yöneldiğimde kolumdan kavramasıyla durdum.
Dudakların,

Ne der gibi kaşlarım havalanırken bıkkınlıkla soludu.

"Bu halde aşağıya inemeyiz dudaklarında rujum var."

Ee
Ne ee si sil şunu

Saçmalama

Dudaklarımı dilimle ıslattığımda rujun tadıyla gözlerim kapandı.

Gidelim diyerek döndüğümde beni kapının arkasına yaslamasıyla şaşkınlığım artarken parmak ucunda bana yükseldiğinde dudaklarım kıvrılırken elini dudaklarıma bastırıp ruju silmeye çalışmasıyla hayal kırıklığına uğradım.

Tam bir hayal kırıklığısın Karsu diyerek ona doğru başımı eğdim.

Gülümseyişi içimi titretirken güldüm.

Şimdi aşağıya iniyoruz ve masadakilere ayrıldığımızı söylüyoruz.

Onaylamadan kapıyı açıp çıktığımda ardımdan geldiğini topuklu seslerinden anlıyordum.

Çok geçmeden masaya geçmiştik.

Size söylememiz gereken bir şey var diyerek konuşmaya başladığımda herkes keyifli bir şekilde sohbete devam ederken, bütün bakışlar anında bana döndü Pelin’in telefonu çaldığında ona döndü bakışlarım. Bir an için bakmamazlıktan gelmeyi düşündü pelin ama ekranında restoranın adı yanıp sönüyordu. İçinde kötü bir hisle telefonu açtı.

Alo?

Karşı taraftan gelen ses endişeliydi. Restoranın müdürü Bay Jack nefes nefese konuşuyordu.

Pelin Hanım, hemen buraya gelmeniz lazım. Babanızla biri arasında büyük bir tartışma çıktı. Adam çok agresif, işler çığırından çıkıyor!

Pelin’in kanı dondu. Sandalyede doğrulup hızla sordu:
Kim? Kim bu adam?

Tam olarak bilmiyorum ama restoranı kapattırmakla tehdit ediyor! Lütfen acele edin!

Pelin hızla ayağa kalktı. Louis kaşlarını çattı.

Ne oldu?
Seni ilgilendirmez demek vardı ama masada hala bütün bakışların odağı olduğumuzu idrak etmemle konuştum.
Restoranda kavga çıkmış. Gitmem lazım.

Bunu der demez, Louis de hemen kalktı. Ceketini alırken gözlerini ona dikti.
Peki, ne duruyoruz? Hadi gidelim.

Pelin bir an tereddüt etti. Louis’in bu işe karışmasını istemiyordu ama o çoktan hesabı ödemek için garsona işaret etmişti bile. Lale ve Bay Arman endişeyle baktılar.

Bir sorun mu var? Yardım edebilir miyiz? diye sordu Lale.

Pelin başını iki yana salladı.
Hayır, halledeceğiz. Teşekkür ederiz.

Louis, Pelin’in kolundan hafifçe tutarak onu kapıya yönlendirdi.
Gidip bakalım şu meseleye.

Pelin içinden "Bu adama ne oluyor? Benim ailem, benim meselem" diye düşünse de Louis’in kendiliğinden yanında olmasına şaşırmıştı. Birlikte aceleyle restorandan çıktılar.

Paris Sokaklarında

Hava serinlemişti, sokak lambaları ıslak kaldırımlara yansıyordu. Pelin’in adımları hızlandı. Louis yanında ona yetişerek sordu:

Bana biraz bilgi verecek misin? Baban kiminle tartışıyor?

Pelin nefesini düzenlemeye çalışarak cevap verdi:
Bilmiyorum. Ama eğer restoranı kapattırmakla tehdit ediyorsa, büyük ihtimalle belediyeden biri ya da bir yatırımcı. Babam burayı satmayı reddettiği için çok kişi gelip gitti.

Louis başını salladı.
Anladım.

Ama bu senin problemin değil, Louis. Bunu tek başıma halledebilirim.

Louis hafifçe güldü.
Yok canım? O zaman neden ben de koşarak geliyorum?

Pelin gözlerini devirdi.
Çünkü her şeye burnunu sokmak gibi bir alışkanlığın var.

Louis omuz silkti.
Ve genelde haklı çıkıyorum.

Pelin ona ters ters baktı ama tam o sırada restoranın önüne varmışlardı. İçeriden yükselen bağrışmalar, konunun gerçekten ciddi olduğunu gösteriyordu.

Louis kapıya yaklaşıp kaşlarını çattı.
Hazır mısın?

Pelin derin bir nefes aldı ve başını salladı.

Hadi bakalım.

Ve ikisi de aynı anda içeri adım attılar.

Restorana girdiklerinde içerideki hava adeta bıçakla kesilecek kadar gergindi. Masaların etrafında toplanmış çalışanlar, kenarda endişeyle bekleyen Pelin’in babası ve tam karşısında öfkeli bir adam…

Adam, koyu renkli takım elbisesiyle sert bir duruş sergiliyordu. Sinirle ellerini masaya vurdu.

Sana son kez söylüyorum! Burayı satacaksın. Senin gibi küçük işletmelerin Paris’in merkezinde işi yok!

Pelin’in babası gözlerini kısmış, derin bir nefes alıyordu. O sırada Pelin öne atıldı.

Bu ne cüret? Babamla böyle konuşamazsınız!

Adam başını çevirip onu tepeden tırnağa süzdü. Alaycı bir gülümsemeyle konuştu.

Sen de kimsin?

Tam Pelin bir şey söylemek için ağzını açtığında, Louis yanına geçti ve soğukkanlı bir şekilde gülümsedi.

O, bu restoranın varisi. Ve sizi dışarıya kadar uğurlamaktan memnuniyet duyar.

Adam kaşlarını çattı, Louis’i süzdü.

Sen de kimsin?

Louis başını yana eğdi, hafif bir gülümsemeyle ama sesindeki soğuklukla konuştu.

Ben mi? Ben sana benim kim olduğunu göstereceğim sana ama sen hanımlara dua et.

Pelin’in içi tuhaf bir sıcaklıkla doldu ama bu anlık bir histi çünkü adam kahkaha atarak konuştu.

Beni tehdit mi ediyorsun?

Louis yavaşça adama doğru bir adım attı.

Tehdit mi? Hayır. Ben sadece size gerçeği söylüyorum. Burası bir ailenin evi. Emekle, sevgiyle, alın teriyle büyütülmüş bir yer. Siz gelip burada birkaç kaba sözle bu insanların hayatlarını mahvedebileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Adam alayla güldü.

Burası ticaret dünyası, duygusallığın yeri yok.

Louis hafifçe başını eğdi, sonra buz gibi bir ses tonuyla konuştu:

Siz öyle sanın. Ama Paris’te kimin nerede, nasıl bağlantıları var, bilemezsiniz. O yüzden burayı satın almak için tehdit etmek yerine, başka bir yol denemenizi öneririm. Çünkü bu restoranın arkasında artık sadece bir aile değil… başka insanlar da var.

Adam kaşlarını çattı.

Beni korkutabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Louis gülümsedi ama bu gülümseme tehditkârdı.

Bence bunu kendiniz deneyip görmek istemezsiniz. Çünkü ben bir şeye sahip çıkmaya karar verdiysem, onu kaybetmem. Sesi otoriter ve buz gibiydi.

Pelin’in babası ve çalışanlar şaşkınlıkla Louis’e bakarken, Pelin bir an nefesini tutmuştu. Adam, Louis’in gözlerindeki kararlılığı fark ettiğinde hafifçe geri çekildi.

Bu iş burada bitmedi. dedi dişlerini sıkarak.

Louis başını salladı.

Hayır, bitti. Dedi keyifle. En azından sizin için.

Adam sinirle kapıya yönelirken Pelin derin bir nefes aldı. Kalbi hızla çarpıyordu. Babasına döndü.

Baba, iyi misin?

Babası başını salladı, sonra Louis’e bakarak hafifçe gülümsedi.

Bu delikanlı kim?

Pelin bir şey söylemeye fırsat bulamadan Louis rahatça elini uzattı.

Ben mi? Louis. Sadece Louis dedi imayla Pelin'e bakarken.

Ama Pelin’in içinde, Louis’in söylediklerinden sonra bir şeylerin değişmeye başladığını hissediyordu.

Adam kapıya yönelmiş gibi yapıp birden geri döndü. Yüzünde küçümseyici bir ifadeyle Pelin’i süzdü.

Ah, şimdi anladım. dedi alaycı bir sesle. Demek bu restoranı savunmaya çalışan kişi sensin? Küçük hanım, ailesinin eskimiş hayallerini yaşatmaya mı çalışıyor?

Pelin öfkeden yumruklarını sıktı ama konuşmaya fırsat bulamadan Louis bir adım öne çıktı. Sesi alçaktı ama kelimeleri bıçak gibi keskin ve tehditkârdı.

Siz gerçekten aptalca bir hata yapıyorsunuz. Bedelini ağır bir şekilde ödemenizi istemiyorum

Adam kaşlarını kaldırdı.

Öyle mi?

Louis, başını hafif yana eğerek devam etti:

Evet. Karşınızdakini küçümseyerek başladınız. Birini zayıf gördüğünüzde üstün olduğunuzu sanıyorsunuz. Ama bilmediğiniz şey şu; bu restoran sadece bir mekân değil. Burası yılların emeğiyle, alın teriyle, fedakârlıkla var olmuş bir yer. 1980’lerden beri burada bir kültür yaşatılıyor. Ve siz gelip burayı üç beş kuruşluk bir yatırım olarak görüyorsunuz?

Adam dudak büktü.

Olanı söylüyorum. Burası modası geçmiş bir yer. Artık Paris’te böyle işletmelere yer yok. Kendi kendinize nostalji oynamaya devam edin bakalım.

Pelin ağzını açıp bir şey diyecekti ama Louis bir adım daha yaklaşıp bakışlarını adamın gözlerine sabitledi. Sesindeki alay tamamen yok olmuş, yerine buz gibi bir ciddiyet gelmişti.

Sanırım anlamıyorsunuz. Burası bir aile yadigârı. Burada, her masada bir anı var. Bu duvarlar, insanların kahkahalarını duydu. Bu mutfaktan çıkan yemekler, nesiller boyu süren bir geleneğin ürünü. Sizin gibi parayla her şeyi satın alabileceğini sanan adamlar bu ruhu anlayamaz.

Adam dişlerini sıkarak cevap verdi:

Pek duygusal konuşuyorsun ama iş dünyasında duygular değil, kâr eder.

Louis kıkırdayarak başını salladı.

Demek kâr? Peki, Paris’te bir restoranı batırabilecek kaç şey biliyorsunuz? Medya gücünü? İnsanların sadakatini? Küçük bir işletmeyi tehdit eden açgözlü bir yatırımcının haberlerinin ne kadar hızlı yayılacağını? Beni iyi dinleyin, bayım. Eğer bu restoranın üzerine gölgenizi düşürmeye devam ederseniz, adınızın hangi gazetenin ekonomi sayfasında skandal olarak yer alacağını tahmin edebilir misiniz?

Adamın yüzü gerildi.

Bana meydan mı okuyorsun?

Louis hafifçe gülümsedi. Ama gözleri hiç gülmüyordu.

Hayır. Size sadece kaderinizi seçme şansı veriyorum. Buradan sessizce çıkarsanız, sadece kötü bir iş fikrinden vazgeçmiş olursunuz. Ama devam ederseniz… O zaman gerçekten boynunu kütletti.canımı sıkıyorsunuz kibar olmaya çalışıyorum. Şiddet çözüm değil dimi?

Restorandaki herkes nefesini tutmuştu. Adam bir an düşündü, sonra gözlerini kıstı ve Pelin’e bakarak küçümseyici bir kahkaha attı.

Demek böyle. Yine de şunu bilin küçük hanım, siz benim gözümde hâlâ babasının mirasına tutunan bir zayıflıktan ibaretsiniz. Ve bu zavallı savunmanızı bir adamın arkasına saklanarak yapıyorsunuz. Çok yazık.

Pelin’in gözleri öfkeyle parladı. Ama Louis ondan önce davrandı.

Eğer bir kadının yanında durmak, onu savunmak sizin için bir ‘zayıflık’ göstergesiyse… o zaman hayatınız boyunca yalnız kalmanıza şaşırmamak gerek jonas!

Adam bir şey söylemeye çalıştı ama Louis onu susturdu.

Şimdi, çıkın. Ve bir daha bu restoranın kapısından içeri adım atmayın.

Adamın yüzü öfkeyle gerildi ama ortamın gerginliği, Louis’in duruşu ve içerideki herkesin sessiz ama dikkatle onu izleyişi karşısında sonunda geri adım attı.

Bunu unutmayacağım. diye tıslayarak kapıya yöneldi.

Louis hafifçe başını yana eğdi.

Ah, ne güzel. O zaman bu geceyi hatırlamak için bir nedeniniz olacak.

Adam kapıyı çarpıp çıkarken, restoranın içinde bir an için derin bir sessizlik oldu. Sonra çalışanlar hafifçe rahat bir nefes aldı. Pelin’in babası derin bir iç çekerek Louis’e döndü.

Genç adam… Ne diyeceğimi bilemiyorum.

Louis hafifçe gülümsedi.

Bir şey demenize gerek yok. Elini omzuna dokunup iki kere dostane bir tavırla vurdu.

Pelin, hala olanları hazmetmeye çalışıyordu. Ama bir şey kesindi… Louis onun tahmin ettiğinden çok daha farklı biriydi.

Restorandaki gerginlik yerini sessizliğe bırakmıştı. Pelin derin bir nefes alıp sandalyeye oturdu. Louis ise hala kapıya bakıyordu, sanki adamın söylediklerini kafasında tartıyormuş gibi.

Bu insanlar gerçekten inanılmaz. dedi Pelin, başını iki yana sallayarak. Sırf daha fazla para kazanmak için başkalarının yıllarını, anılarını yok etmeye o kadar hazırlar ki…

Louis hafifçe başını çevirdi, gözleri Pelin’e odaklandı.

Dünya böyle işliyor, Pelin. İnsanlar güçlü olduklarını düşündüklerinde, zayıf gördüklerini ezmeye çalışırlar. Ama bazen… beklemedikleri bir duvarla karşılaşırlar.

Pelin gözlerini ona dikti.

Ve sen, o duvar oldun?

Louis hafifçe gülümsedi, sonra kollarını göğsünde kavuşturup duvara yaslandı.

Bazen birine sadece ‘hayır’ demek yetmez. Gerekirse, onların zihnine kazınacak bir ders vermek gerekir.

Pelin derin bir nefes aldı, sonra gözlerini Louis’in üzerine dikti.

Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim. dedi içtenlikle. Ve… kulaklığını bana verdiğin için. Klasik müzik iyi geldi.

Louis’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

Bana da. dedi sakince. İlginçtir ki, müzik bazen hiç konuşmadan iki insanın aynı hissi paylaşmasını sağlayabiliyor.

Pelin ona bir an baktı ama tam bir şey söyleyecekken telefonu çaldı. Asena arıyordu. Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra cevapladı. masadan biraz uzaklaşıp aramayı cevapladığında Louis hala oturuyordu.

Alo?

Ekranda Asena’nın yüzü belirdi. Gözlerinin altında hafif yorgunluk vardı ama hala dikkat çekici bir duruş sergiliyordu.

Pelin, yarın katalog çekimleri var. Konuşmamız gerek.

Pelin biraz dikleşti.

Sorun mu var?

Asena derin bir nefes aldı.

Kilo verdim. Ve defilede giyeceğim elbisenin ölçüsüne nasıl uyacağımı bilmiyorum. Tasarımcılar değişiklik yapmak istemiyor ama ben de içine giremeyecek kadar inceldim.

Pelin kaşlarını çattı.

Stres yüzünden mi?

Asena başını hafifçe salladı.

Hem stres, hem de olanlar… Açıkçası pek iştahım yoktu.

O sırada Louis de Pelin’in yakınında oturduğu için konuşmayı duyabiliyordu. Hafifçe kaşlarını çattı ama bir şey söylemedi.

Bir yolunu bulacağız. dedi Pelin kararlı bir sesle. Sana uygun bir çözüm buluruz, merak etme.

Asena başını salladı ama sesi hala biraz durgundu.

Bu arada Mert Paris’e geliyor. dedi bir an sonra. Yaklaşık bir saat içinde burada olacak.

Pelin şaşırdı.

Mert mi? Hayırdır?

Asena omuz silkti.

Babamın davası bitti. Ve… bazı konular hakkında konuşmamız gerekecek.

Pelin dikkat kesildi.

Ne gibi konular?

Asena bir an tereddüt etti ama sonra açık konuştu.

Yakın zamanda halamlarla görüşeceğimi onlara söyledim ve sanırım gidip konuşup halledeceğim. Onu... Oliver'ı görmek istiyorum...

Yani… uzun zamandır görüşmediğin insanlar bir araya mı gelecek?

Asena başını salladı.

Evet. Ve dürüst olmak gerekirse, nasıl hissedeceğimi bilmiyorum.

Louis o ana kadar sadece dinlemişti ama şimdi hafifçe eğilip konuşmaya dahil oldu.

Kendini kötü hissetmek için sebebin var. Ama unutma, seni tanımıyorlar. Ve eğer seni gerçekten görmek istiyorlarsa, senin geçmişinle değil, şu an kim olduğunla ilgilenmeleri gerekiyor.

Asena bir an sessiz kaldı, sonra hafifçe gülümsedi.

Sanırım haklısın. dedi sakince.

Pelin derin bir nefes aldı.

Mert geldiğinde sana haber veririm. Ve yarınki çekimi de halledeceğiz.

Asena başını salladı.

Teşekkürler Pelin. Ve Louis… ilginç birisin.

Louis hafifçe gülümsedi.

Genelde öyle söylerler.

Asena gözlerini devirdi, sonra telefonu kapattı.

Pelin telefonu indirip Louis’e döndü.

Ne dersin? Aile meseleleri her yerde aynı mı?

Louis hafifçe başını salladı.

Aile her zaman karmaşıktır. Ama eninde sonunda, en önemli şey kimin gerçekten yanında olduğu.

Pelin iç çekti.

Bakalım… Bu buluşma nasıl geçecek.

Louis, Pelin’le geçirdiği gergin ama anlamlı gecenin ardından telefonuna gelen bir mesajla gözlerini devirdi.

Harika. dedi hafif alaycı bir sesle.

Pelin kaşlarını kaldırdı.

Ne oldu?

Louis telefonunu cebine koyarken hafifçe gülümsedi.

Alex, Michael, Sam ve Joe’yla cumartesi gecesi video oyunları gecesi yapacağız. Ama bazı şeyleri almam gerektiğini unuttum. Şimdi gidip onları halletmeliyim.

Pelin başını salladı.

Yani, iş yemeklerinden video oyunlarına… İlginç bir hayatın var.

Louis hafifçe eğilerek ona baktı.

İ Her zaman dengede tutmak lazım. dedi hafif bir gülümsemeyle. Görüşürüz Pelin.

Sonra dönüp sokağın köşesindeki siyah arabasına binerek caddede kayboldu.

Alex’in Toplantısı – Mücevher Koleksiyonu

Paris'in en lüks semtlerinden birinde, geniş camlarla çevrili bir toplantı odasında Alex, tasarımcılarla bir araya gelmişti. Önünde, masaya yayılmış bir dizi çizim ve bilgisayar ekranında dönen 3D tasarımlar vardı.

Bu koleksiyon özel olmalı. dedi Alex ciddi bir sesle. Sadece pahalı taşlar ve altın kullanarak bir şey yapmayacağız. Her parçanın bir hikayesi olmalı.

Karşısındaki tasarımcı, uzun boylu, sivri yüzlü bir adam olan Ken, başını salladı.

Sizin için anlamı olan bir şey mi arıyorsunuz?

Alex hafifçe sandalyesine yaslandı, ellerini birbirine kenetledi.

Benim için değil. Bir aile mirasını yeniden inşa ediyorum.

Ken gözlerini kıstı.

Eski koleksiyonun parçalarına dair elimizde çok az bilgi var. Ancak, elimizdeki fotoğraflar üzerinden bazı detayları modernize edebiliriz.

Yan tarafta oturan Michael, elindeki dosyayı kapatıp konuşmaya dahil oldu.

Gerçek şu ki, bu sadece bir mücevher koleksiyonu değil. Aynı zamanda bir mesaj. İnsanlar bu parçaları gördüğünde, Alex Winchester’ın sadece bir zarafeti yaşayan değil, aynı zamanda bir mirası yaşatan biri olduğunu anlamalılar.

Alex hafifçe gülümsedi.

Bu yüzden en iyi tasarımı istiyorum.

Ken dosyalara tekrar göz attı ve elindeki tabletten birkaç eskizi ekrana yansıttı.

Burada bazı modern dokunuşlar ekledik. Ancak klasik 1980’ler estetiğini koruduk. Özellikle şu parça, sizin için önemli olan kolyeye benzer bir tarza sahip.

Alex, ekrandaki tasarıma dikkatlice baktı. Kolyenin merkezinde yuvarlak, mavi bir taş vardı ve etrafı altın işlemelerle çevriliydi.

Bu… diye mırıldandı, hafifçe başını eğerek.

Lucas hafifçe ona doğru eğildi.

O kolye hakkında hâlâ kimseye bir şey söylemedin, değil mi?

Alex bakışlarını ekrandan ayırmadan cevap verdi.

Hayır. Ama zamanı geldiğinde, her şey açığa çıkacak.

Toplantı odasında sessizlik hakim oldu.

Ken en son tasarımları bir kez daha gözden geçirdikten sonra başını salladı.

Bu koleksiyon kesinlikle ses getirecek.

Alex derin bir nefes aldı, gözlerini ekrandan çekip ciddi bir ifadeyle başını salladı.

Öyle olmasını umuyorum.

Havaalanı

Mert, uçaktan indiğinde yorgun ama tetikteydi. Paris’in havası İstanbul’a göre daha serindi, hafif bir rüzgâr ceketinin yakasını kaldırmasına neden oldu. Bagajıı alırken cebinden telefonunu çıkardı ve bir mesaj attı:

"Paris’e indim. Asena’nın evi için yol tarifine ihtiyacım var."

Mesajı Emily e göndermişti. Beklerken çevresine göz gezdirdi. Havalimanının parlak ışıkları, hızla yürüyen insanlar, yükselen anons sesleri... Ama Mert’in aklı tamamen Asena’daydı. Son birkaç haftadır olaylar iyice karışmış, onun güvende olup olmadığı konusundaki endişeleri artmıştı.

Telefonu titredi. Ekranda Emily ’nin mesajı belirdi:

"Havalimanının çıkışında sağa dön, taksi durağını geç, büyük otoparkı görene kadar yürü. Oradan bir Uber çağır, Rue Saint-Dominique 47’ye git. Apartmanın kapı kodu 1902. İçeri girince sağdaki asansörü kullan, 4. kat. Görüşürüz."

Mert iç geçirerek mesajı okudu. "Kapı kodu bile var, ne kadar gizemli bir hayat yaşıyorsun Asena?" diye kendi kendine söylendi.

Telefonunu cebine koyup yönlendirildiği şekilde ilerlemeye başladı. Uber çağırdı, arabaya bindi ve Paris’in gece sokaklarını izlemeye koyuldu. Şehir ışıkları, modern binalar ve tarihi dokular iç içeydi. Ama Mert’in aklı yol boyunca başka bir yerdeydi:

Asena gerçeğin ne kadarını biliyordu?

Arabadan indiğinde eski taşlarla kaplı bir apartmanın önünde duruyordu. Siyah demir kapının yanındaki şifre paneline Emily’nin verdiği kodu girdi. Kapı bir klik sesiyle açıldığında içeri adım attı. Apartmanın içi modern ama bir o kadar da tarihi bir havaya sahipti. Mermer zeminler, eski ama zarif avizeler, hafif bir parfüm kokusu…

Asansöre bindi, 4. kata çıktı. Kapının önüne geldiğinde bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes alıp zile bastı.

Kapıyı açan kişi, Asena’ydı.

Asena, kapıyı açtığında Mert’i görünce hafif bir çığlık atarak sarıldığında konuşmaya başladı.

Bu kadar hızlı geleceğini düşünmemiştim.

Mert omuz silkti.

İ Beni tanıyorsun, beklemeyi sevmem.

Asena kapıyı açarak onu içeri aldı. Ev düzenliydi ama odanın köşesinde bavullar, masanın üzerinde birkaç dosya duruyordu. Mert kaşlarını çattı.

Gitmeye mi hazırlanıyorsun?

Asena başını iki yana salladı.

Hayır, tam tersi. Kalmaya karar verdim. Ama ne kadar güvenli olur bilmiyorum.

Mert iç çekti, kanepeye oturup ellerini dizlerine yerleştirdi.

Bunu konuşmalıyız. Davadan sonra ne olacak? her şey birbirine girdi. Ama en çok senin güvende olmanı istiyorum birtanem.

Asena derin bir nefes aldı, pencereye doğru yürüdü.

Beni korumak için çok uğraşıyorsun, biliyorum. Ama burada kalıp savaşmam gerekiyor. Geçmişte olanları çözmeden hayatıma devam edemem.

Mert onu dikkatle izledi.

Biliyorum ama bazen savaşmak en iyi seçenek olmayabilir. Bazen en akıllı hamle, beklemek ve doğru zamanı kollamaktır.

Asena gözlerini kıstı, Mert’in sözleri hoşuna gitmemişti.

Aç mısın abi? Yemek hazırlayayım hemen

Limonlu kek yapacaksan neden olmasın.
Çok özledim be burnumda tüttün.
Sende abi diyerek güldüm. Çok özlemişim, darılıcaktım sana ama Sevim Teyze'yi düşününce sustum. Özlemiştir seni.

Seni götürmediğim için çok üzüldü.

Öyle mi?

Öyle tabi
Ahu nasıl?

İyi , birkaç saaate çekimleri biter onunla buluşmaya gideceğim.

WİNCHESTER OFİSİ

Alex, ofisinde Michael ve Sam’le oturuyordu. Önlerinde açılmış büyük bir dosya, içi mücevher koleksiyonuna dair belgelerle doluydu.

Sam eliyle belgeleri işaret etti.

Koleksiyonun yarısı hâlâ kayıp. Düşmanlarımızın elinde olup olmadığını bile bilmiyoruz.

Alex başını salladı.

Öğreneceğiz. Ama onlardan önce biz bulmalıyız. Bu koleksiyon, babamın bıraktığı en önemli miras. Sadece maddi değeri için değil, içindeki sırlar yüzünden de.

Michael kollarını bağladı.

Sence düşmanlarımız bunun ne kadar farkında?

Alex gözlerini kıstı.

Fazlasıyla. Ve koleksiyonun her parçası, onların eline geçerse bize karşı bir silaha dönüşebilir.

Sam araya girdi.

O zaman bir an önce harekete geçmeliyiz.

Alex hafifçe gülümsedi, ama bu gülümsemenin altında büyük bir ciddiyet yatıyordu.

Harekete geçeceğiz. Ama önce, oyunu onların kurallarına göre değil, bizim kurallarımıza göre oynamalıyız.

Michael ona dikkatle baktı.

Ve bunun için bir planın var, değil mi?

Alex başını salladı.

Hem de çok iyi bir planım var....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18